ARAMA

     

  FORUMDA SON KONULAR  

 

 SİTE MENÜ

COĞRAYFA
TARİH KOKUSU
GÜZEL SÖZLER
TEKNOLOJİ
BİLGELİK
STRATEJİ
EDEBİYAT
FELSEFE
TARİHE DAİR

DOSYA KATEGORİ
  Dokümanlar  (258) 
  Eğitim Programları  (62) 
  Filmler  (24) 
  Günlük Planlar  (17) 
  Programlar  (25) 
  Sunular  (218) 
  Yıllık Planlar  (13) 
  Zümre Toplantıları  (8) 

MÂNÂ

Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o
sonunda topraga verilecek bir kurbandir.
Sen gönlünü beslemeye bak..! Yücelere gidecek,
şereflenecek odur.
RUMİ
OSMANLI DEVLETİ
Kuruluş Dönemi
Yükseliş Dönemi
Duraklama Dönemi
Gerileme Dönemi
Yıkılış Dönemi
Devlet Teşkilatı
Padişahlar
Savaşlar
Antlaşmalar
Kültür ve Sanat
Kronoloji
Önemli Olaylar
Türk Yurtları
Mimari Eserler
Albüm
Önemli Kişiler
Diğerleri
Önemli Açıklama.

 TARİHTE BUGÜN


 4 Temmuz 1918

- VI Mehmed Vahidüddin’in tahta çıkışı.

 4 Temmuz 1546

- Barboros Hayreddin Paşa'nın vefatı.

 4 Temmuz 1776

- ABD'nin kuruluşu.

 SON 10 KONU

 
SON GONDERILENLER
SULTAN 2. ABDÜLHAMİT HAN
İLK KADIN HEMŞİREMİZ
BU BİR SAVAŞ FERMANIDIR
AVRUPA TÜRKLERİ NİYE SEVMEZ
Beyin Kaslarını Çalıştıran 7 Egzersiz
Golü bir de Arap spikerle izleyin
Dr. Kallenback-Champagne öldü
OKS'de Çıkan Sorular ve Yanıtları
İNTERNET TEHLİKESİ
SBS HAKKINDA GENEL BİLGİLER


 
 SEÇKİN SİTELER

  Haber7.com
  Recitation by Ghamdi
  Dersizim Forum
  Harika Bir Radyo (AKRA)
  İslami Forum
  Pckolojik Danışman
  Tr Amatör Kare
  Renkli 1. Dünya Savaşı Resimleri
  Çeçenistan
  Necip Fazıl
  Karatay Anadolu Lisesi
  cyber-security Gerçek Ustaların Sitesi
  Namaz Saatlerini Öğren
  İslami Sanatlar
  Ehli Tevhid
  Çocukları İçin Pınar
  Konya Resim Galerisi
  Orta Öğretime Geçiş Sistemi (MEB)
  Atatürk
  Haydi Yarışalım Mı?
  Net Pano Tarih Haber
  Somuncu Baba
  Barbaros ve Türk Denizcilik Tarihi
  Genel Kültür Bilgi
  Ottoman historians ( Harvard Üniversitesi )
Site Ekle

 En Çok İndirilenler

1-   Cumhuriyete Nasıl Kavuştuk? (Sunu) 26596
2-   Ülkemizin Kaynakları Sunusu 23414
3-   Osmanlı Gerileme Dönemi Sunusu 10441
4-   1. Meşrutiyet - Uşi Antl. (sunu) 3069
5-   Sosyal Bilgiler 6. ve 7 Sınıf 1. ve 2 Yazılı Soruları AB şeklinde. Vatandaşlık ve TC İnkılap Tarihi 2. Yazılı Soruları 100'lerce Soru 2209
6-   Kurtuluş Savaşı Sunusu 1757
7-   Performans ve Proje Ödev Kapakları 1515
8-   Adım adım Türkiye Sunusu 1362
9-   1. Dünya Savaşı Sunu 1346
10-   Ermeni Sorunu Sunusu 1307
 
GAZETELER

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta

 


 

SULTAN 2. ABDÜLHAMİT HAN

Sultan İkinci Abdulhamid'in tahttan indirildikten sonra beş parasız ve çok zor durumda bırakılmış ve devlete dilekçe yazmak zorunda kalmış (!)..

Sultan ikinci Abdülhamid, tahttan indirildikten sonra, zor günler geçirir. Öldürülme ve beş parasız kalma tehlikeleri içinde Devlete, Millete, Meclise ve askere hitaben Selanik'ten mevcut durumuyla ilgili taleplerini belirten bir dilekçe gönderir. Aşağıda Sultan’ın dilekçesi yer almaktadır ;
 


” Devlet, Millet, Mebusan ve Askere Dilekçemdir.1908 nisanının dördüncü salı günü akşamı Ayan ve Mebusan tarafından seçilmiş tebliğ heyeti, hayatımın teminat altında olduğunu ve her türlü taarruzdan uzak bulunduğunu, oğlum Abdürrahim Efendi ve yakınlarımdan bir kısmının önünde, ailemin işitebileceği bir şekilde söylediler ve tebliğ ettiler. Gecesi de Ferik Hüsnü Paşa, beraberindeki ordu ileri gelenleri ve subaylarla gelerek Tebliğ Heyetinin sözlerini doğruladılar; hayatımın hiç bir surette tecavüzlere ve taarruzlara hedef olmayacağını, ikinci ve üçüncü Ordu ile asker, hayatımın korunmasının kefili bulunduklarım ve bütün milletin o yolda teminatta bulunduğunu ve Selanik'te hazırlanan yerde tam bir saygı içinde oturabileceğimi söyleyerek, şayet bu noktada tereddüt edilirse, birlikte arabaya binerek ve elime rovelver vererek -Tanrı esirgesin- bir tecavüz vukuunda önce kendisini öldürmekliğimi, vallah, billah, tallah kelimelerile yemin ve Kuran-ı şerifi de getirip ona da el basacağım söylemiş ise de, ‘ Haşa, Allah esirgesin, ben katil olamam ‘ diyerek teminat ve yeminlerine inanılıp hususî trenle Selanik'e gelindi.

Burada gördüğüm nazik muamele ve zabitlerin korunmam hususunda gösterdikleri gayretler gerçekten takdire değer. İyi ve kötü, fakat hâlis niyetle otuzdört sene, vallahi ve billahi, geceli-gündüzlü devlet ve millete hizmet eyledim, Şeyhülislâm Efendi vasıtasıyle ettiğim yemine aykırı bir hal ve harekette bulunmadım. Meşrutiyet aleyhine nüfuzumu kullanmadım, İstanbul'daki asker hâdisesinde vallahi malumatım yoktur, İşte buralarını yeminle temin ederim.

Biraderim rahmetli Sultan Murad hazretleri, yirmi altı yıl ömür sürüp maiyyetlerinde bir çok harem ağaları ve rahmetli Hayreddin Paşa'ya hizmet etmiş olan Server Ağa ve gereği kadar bendegan ve saire bulundurdu : Saray hazinesinden ve mutfağından her türlü yiyecek, içecek ve diğer gerekenler kendileri için tertip ve rahat ömür sürmeleri için her şekilde hazırlandı. Rusya askeri(nin) daha Ayastefons'ta bulunduğu bir kargaşalıkta Ali Suavi olayı çıkması üzerine Müşarünileyh hazretlerini hemen yanıma alıp, ortalık yatışınca yine eski yerine gönderildi ve vefatlarına kadar, korunması ve arkalanması noktasında ne ölçüde dikkat ve gayret harcandığı ve aileleri, benim ailem ölçüsünde aylık aldığı ve hasta ve illetli bir vücuda sahip oldukları halde, bunca müddet her türlü arzusuna ulaşmak suretiyle yaşadıkları apaçık ve sonra ölümleri ne yolda vuku bulduğu dahi hususi doktoru Rıza Paşa'nın raporu ile bellidir. Vefatlarından sonra, aileleri fertlerine kendi evladım gibi bakarak refahları ve huzurları için hiç bir şey esirgenmedi. Hatta, müşarünileyh hazretlerinin muhterem haremi baş kadınefendi, akıllı ve dindar olup, sözü geçen Server Ağa aracılığı ile ailemle birlikte maaş aldıkça, memnuniyetlerini bildirmek için yazdığı teşekkür mektupları, hala Saray'daki evrakım arasındadır.

Oğulları Selahaddin Efendi'nin aleyhimde bulunacağına inanmam; düpedüz uydurmadır. İçinde bulunduğum felaketli halin anlaşılabilmesi, şöylece hülasa edilebilir ; Bir çok iyalim ve bir çok evladım olduğundan, İstanbul'da bulunan oğlum Nureddin Efendi, kendi annesi ile diğer yaşlı kadınlardan müteşekkil aile fertleri, bugün de bir ekmek parçasına muhtaç haldedirler. Maaşım, şimdilik burada (Selanik'te) idareye yetmekte ise de, İstanbul'dakilerin nafakalarına yardım edecek derecede değildir. Bununla beraber, bu mahrumiyetin kaldırılması hususunu Devlet ve Milletin dikkate alacağına eminim. Çünkü bütün servetim ve varlığım müsadere edildi. Perişan ve merhamet edilecek bir halde kaldım.Bu tafsilattan maksadım şunlardır:

Önce kendimin, sonra evlat ve ayalimin hayatı her türlü tecavüz ve taarruzlardan uzak olduğu hakkında yapılan vaitler ve teahhütler, Ayan vs Mebusan ve Devlet ve Asker tarafından teminat ve karar altına alınsın; bu karar da açık bir dille, resmî ve yazılı olarak tarafımıza tebliğ edilsin.
Daha sonra, oturmakta olduğum Alâtini köşkü, namıma satın alınsın ve hayatımın sonuna kadar oturmaklığım için bana tahsis edilsin.

Ve en sonra, hizmetimde bulunanların şahsî hürriyetleri kendilerine tanınsın...İşte dileğim şu üç şeyden ibarettir; zira, can korkusu insan için her an ölümdür. Hayat ise kutsaldır, ondan güvensizliğe düşmek gibi felâket olmaz. Bu sebeple, belirtilen üç şart karara bağlandığı ve yapıldığı takdirde, nasıl istenir ve kimin huzurunda gerekirse, bankadaki varlığımın teslimine dair kâğıdı yazmaya ve imzalamaya hazırım. Servetimin Asker için muhafaza edildiğini, bir gerçek olarak söyleyebilirim. Varlığım, keşke daha çok bulunsaydı da, hepsim birden Ordu'ya bırakmak şerefine erişebilseydim.

Cenabı Hakka kasem ederim ki, bu geçici dünyada tek maksadım yalnız Devlet ve Millete dua etmek ve sayılı günlerimi bulunduğum yerde tamamlamaktır. Kesinlikle başka bir fikrim yoktur. Arzu olunacak surette teminat vermeğe hazırım. Bu sebeple, işbu arzuhalimin Mebusan Meclisi'nde okunması ile, büyük milletimin ve meşrutiyet devletinin görünmekte olan haşmet ve atıfetine nisbetle, ehemmiyetten uzak olan sözü geçen dileklerimin kabulünü rica ederim. 29 Haziran 1909

İşte yıllarını devletine ve milletine hizmete adamış bir Sultan ve düşürüldüğü acıklı durum. Vefasızlığın bu kadarına da pes doğrusu… Senin hakkını nasıl ödeyeceğiz Koca Sultan ?
Konuyu Oku:  SULTAN 2. ABDÜLHAMİT HAN     Yorum Yaz  (0)
Yazan:  Tuncerhan  Email:  msn@sosyalci.org  Tarih: 02.07.2008 
 


 

İLK KADIN HEMŞİREMİZ

Florance Natingale'in hemşireliğin divası olduğunu hepimiz biliriz. Hatta adına Türkiye'nin en modern hastanelerinden bririne vermişiz. Ama çoğumuz, ilk Türk kadın hemşiresi kimdir, diye sorulduğunda bilmeyiz... Merak edenler için işte ilk Türk hemşiresi ve kahramanlıkları...

Türkiye'de sağlık sisteminin en önemli unsuru olan, hasta ve hasta yakınlarıyla en çok ilgilenen hemşirelerin tarihi dünyada 1862'de başlarken, Türkiye'de 1911'li yıllara kadar uzanıyor. O yıllarda başlayan Trablusgarp Savaşı'nda askerlerin ağır kayıp vermesi ve sağlık hizmetlerinin yeterince karşılanamaması nedeniyle o dönemde Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak adlandırılan Kızılay tarafından 1911 yılında Türkiye'nin ilk hemşirelik kursu açıldı.


Müslüman kadınlardan gönüllülük esasıyla alınan hemşire adayları, 6 aylık kursun ardından sertifika alarak hemşire oluyorlardı. Bu kursu bitirenler 1912-1914 Balkan Savaşları'nda ve 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı'nda cephelerde görev almış, kurulan sahra hastanelerinde yaralanan askerlerin tedavilerinde birebir görev yapmışlardı. Ön cephelerde görev alan yüzlerce hemşire ise açılan top ateşi ve saldırılar sonucu şehit olmuştu.

Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hemşirelik okulu İstanbul'da açıldı. Bu okulu 1939 yılında Ankara'da açılan Askeri Hemşirelik Okulu izlerken, 1943'te Verem Savaş Derneği, 1946'da ise Sağlık Bakanlığı İstanbul'da birer hemşirelik okulu açtı. Bu okullar ortaokul düzeyinde 3 yıl, lise düzeyinde ise 4 yıl hizmet vermekteydi.


1912 yılında açılan hemşirelik kursundan ilk mezun olan hemşireler içinde yer alan Safiye Hüseyin, yaptığı hizmetler ve gösterdiği üstün çabası ile Türkiye'nin ilk hemşiresi olarak anılıyor.

İngiltere'de deniz ataşeliği görevinde bulunan Ahmet Paşa'nın kızı olan ve Avrupa'da eğitim görmüş Safiye Hüseyin, uluslararası alanda katılığı kongre ve toplantılarda Osmanlı Devleti'ni en iyi şekilde temsil etmiş, yabancı ülkelerde sayısız konferans vermiş ve birçok devlet tarafından onur nişanı ile ödüllendirilmişti.

1912'li yıllarda Kızılay'ın açtığı kursu bitiren ve Çanakkale Savaşları'na gönüllü hemşire olarak giden Safiye Hüseyin, Balkan Savaşları'nda hemşirelik yaptığı için Çanakkale'de yaralanan askerlerin tedavisi için hazırlanan Reşit Paşa Vapuru'nda baş hemşire olarak görevlendirildi.

Vapur, yaralılara ilk müdahaleyi yaptıktan sonra İstanbul'a gidiyor ve yaralıları hastanelere aktarıp, mühimmat ve erzak ile tekrar cepheye dönüyordu. Görevi sırasında Türk askerleri kadar yaralanan yabancı askerlerin de tedavisini yapan Safiye Hüseyin bir anısında ;

"Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti. Gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları en tesirli kelimelerden biri de budur: 'Su'.
Hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derce dikkat ederdik.

Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen 'öleceğim' diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu. Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm. Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim.

Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın. Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın. Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki, bir müddet sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü" diyordu...


Safiye Hüseyin, Kurtuluş Savaşı'nın ardından hayatını hemşireliğe adamış, ömrünün geri kalanını hemşirelikle ilgili yazılar ve konferanslar vererek geçirmişti. Safiye Hüseyin, 1964 yılında 83 yaşında gözlerini yine hemşirelerin kucağında kapadı.

Foto - Ilk Türk Hemsiresi

Florance Natingale'i gençlerimize hemşireliğin tanrıçası diye yutturmaya çalışanlara, biraz da Safiye anamızı ve onun gıyabında kurtuluş savaşında veya başka savaşlarda, yaralı askerlerimizin imdadına koşan binlerce isimsiz hemşirelerimizi de okumalarını tavsiye ediyor, kahraman kadınlarımızı saygıyla anıyoruz...

Konuyu Oku:  İLK KADIN HEMŞİREMİZ     Yorum Yaz  (0)
Yazan:  Tuncerhan  Email:  msn@sosyalci.org  Tarih: 02.07.2008 
 


 

BU BİR SAVAŞ FERMANIDIR

Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Hindistan Kralı
Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardım
isteğini karşılıksız bırakmaz ve 350 kişilik bir askeri birliği
gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda
şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle
savaşmaya başlarlar.


Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri bir kaç günlük
mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri
karsısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta
şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini,
İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi
Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir
yolunu bulup kaçarlar.
Bir süre sonra, adI Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah
olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakcioğlu Mehmet de
baba mesleği kasaplığa baslar.
1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri
olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.
Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya
devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş,
bundan dolayı bizde Avustralya devletine savaş açalım derler.
Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:
--------------------

 

irak_katliam_resimleri


Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,
Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki,
devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve
Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de
Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.
NOT : Bu bir "Osmanlı Savaş Fermanı "dır. Ekselanslarının
bilgilerine sunulur.
Kara hisar diyarından Tarakcioğlu Mehmet, Karadeniz diyarından
Menteşoğlu Abdullah

 


--------------------
iki Osmanlı askeri, Sidney' in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede
önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende
askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Ayni bölgede 8 karakol basar ve
karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.
Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı
askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker
gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük
araştırmadan sonra sıcak çatışma olur Ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.
iki askerin mezarı şu anda Sidney'e 250 km uzakta Karlı dağlar'da
ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki
Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan
asıllı diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı
diye bir bölge yok.
Bu bilgi Hindistan büyükelçiliğinin açıklamasından çıkarılmıştır.

Konuyu Oku:  BU BİR SAVAŞ FERMANIDIR     Yorum Yaz  (0)
Yazan:  Tuncerhan  Email:  msn@sosyalci.org  Tarih: 02.07.2008 
 


 

AVRUPA TÜRKLERİ NİYE SEVMEZ

"istanbul universitesi'nde ogretim uyesi Alman asilli Prof.
Naumark ile bir kisim talebesi Bogazicinde geziye cikarlar.
Talebelerden biri Prof. Naumark'a su soruyu sorar:
Avrupa bizi neden sevmez hocam?

Prof. Naumark su cevabi verir:
- cok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupali Turkleri sevmez
ve sevmesi de mumkun degildir. Asirlardir kilisenin Turk ve
islam dusmanligi Hiristiyanlar in hucrelerine sinmistir.
Sebeplerine gelince:

1. Musluman oldugunuz icin sevmez. Ama faraza laik soyle dursun,Hiristiyan olsaniz da size dusman olarak bakmaya devam eder.

2. Sizler farkinda degilsiniz ama, onlar su gercegin farkindadirlar:
Tarihten Turk cikarilirsa tarih kalmaz. Osmanli arsivi tam olarak ortaya cikarsa, bugunku tarihlerin yeniden
yazilmasi gerekir.

3. Avrupa'nin pazari idiniz. simdi Avrupa'yi pazar yapmaya basladiniz.

4. En az 400 yil Avrupa'da sirtimizda ve ensemizde at kosturdunuz.

5. Selcuklular Anadolu'yu, Osmanlilar ise orta Avrupa ve Balkanlari Hacli ordusuna mezar ettiler.



6. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sagladilar. once ahlaki degerlerinizi yipratmaya basladilar. Giyiminizden yasantiniza kadar...Sonra kendi icinizde sizi bolmeye basladilar. A-B-C-D gibi...

7. Selcuklu ve bilhassa Osmanli, islamiyet ugruna her seyini feda etmeseydiler, islamiyet bugun belki sadece Hicaz'da varligini devam ettirirdi. Kaldi ki Vehhabiligi kuranlar da, ingiliz Dominyon Bakanligi'nin adamlaridir. Bati her yerde islamiyet'i, sapik inanclara kanalize etti. Ama Osmanli, Asr-i Saadet'i devam ettirdi.

8. Kilise size kin kusmaktadir. Ve sebepleri yukaridadir.

9. Ben Turkiye'ye geldigimde 2 universiteniz vardi, simdi 119 universite var Osmanli zamaninda ise her yerde bir medrese vardi, tarihinize bakin her medresede bilim egitimi vardi. ilk denizaltini Osmanlinin yaptigini cogunuz bilmiyorsunuzdur belki de ama Avrupa bunu biliyor..

10. Sizler, gercek huviyetinize dondugunuz an Avrupa'nin refahi ve medeniyeti yikilir.Ama sizde bunun olmasi bu sartlarda cok zor.

11. Yine sizler, Avrupa'nin tarihi dusmanisiniz ve daima dusman olarak kalacaksiniz.

 

Konuyu Oku:  AVRUPA TÜRKLERİ NİYE SEVMEZ     Yorum Yaz  (0)
Yazan:  Tuncerhan  Email:  msn@sosyalci.org  Tarih: 02.07.2008 
 

 

 

dersimizforum.com 

Toplist site ekle iyi hit siteler

GENEL KÜLTÜR BİLGİ

 

Aşağıdaki Kodu Sitenize Ekleyip Bize destek olabilirsiniz. Teşekkürler.

Kodu İndirmek İçin Tıklayınız.

 

 

 
   
 
 

ÜYE GİRİŞİ