Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
C Romen rakamları dizisinde 100 sayısı, C.
C kıs. Celsius.
C of C kıs. Chamber of Commerce.
C, c i. C, İngiliz alfabesinin üçüncü harfi.
c, C kıs. circa, cent, centigrade, century, city, copy, copyright.
c/f kıs. carried forward.
ca kıs. circa.
cab i. 1. taksi. 2. tek atlı binek arabası. 3. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturduğu kapalı bölüm.
cabbage i. lahana.
cabin i. 1. kulübe. 2. kamara, kabin. f. 1. kabin veya kamarada yaşamak. 2. küçük bir yere kapamak, tahdit etmek. 
cabin boy  kamarot. 
cabin class  ikinci sınıf.
cabinet i. 1. (camlı ve raflı) dolap. 2. kabine, bakanlar kurulu. 3. küçük özel oda.
cabinetmaker i. ince iş yapan marangoz. 
cabinetmaker´s glue  tutkal.
cabinetwork i. ince marangozluk.
cable i. 1. kablo. 2. den. gomene, palamar. 3. telgraf. 
cable car  1. teleferik. 2. kablo ile çekilen araba. 
cable television  kablolu televizyon.
cablegram i. sualtı kablosu ile çekilen telgraf.
caboose i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon.
cabstand i. taksi durağı (taksilerin bekleme yeri). 
cacao i. 1. bot. kakao ağacı, hintbademi. 2. kakao çekirdeği. 
cacao bean  kakao çekirdeği. 
cacao butter  kakao yağı.
cackle f. 1. gıdaklamak. 2. kesik kesik gülmek. 3. gürültülü bir şekilde konuşmak, gevezelik etmek. i. 1. gıdaklama. 2. gevezelik.
cactus i., bot. kaktüs.
cad i. aşağılık herif.
cadaver i. ceset, kadavra.
caddie i., golf oyuncunun sopalarını taşıyan kimse. f., golf oyuncunun sopalarını taşımak.
cadence i. 1. ritim, ahenk. 2. sesin yavaşlaması. 3. müz. perdenin derece derece inmesi, nağmenin sonu, kadans.
cadet i. 1. askeri lise/okul öğrencisi. 2. küçük erkek kardeş veya oğul. 3. en küçük erkek çocuk.
caesarean i., s., bak. cesarean.
café i. küçük lokanta.
cafeteria i. kafeterya.
caffeine i. kafein.
caftan i. kaftan.
cage i. 1. kafes. 2. hapishane. 3. asansör. 4. (inşaatlarda) iskele. f. kafese kapamak, hapsetmek.
cagey s. 1. çok dikkatli. 2. kurnaz, uyanık.
cajole f. tatlı sözlerle kandırmak.
cajolement i. tatlı sözlerle kandırma.
cajolery i., bak. cajolement. 
cake i. 1. pasta, kek, çörek. 2. kalıp. 3. küspe. 
cake rack  üstüne sıcak kek konulan çubuklu altlık. 
calamitous s. felaketli, felaket getiren, vahim, belalı; felaket, çok kötü.
calamity i. felaket, afet, bela.
calcification i. 1. tıb. kireçlenme. 2. jeol. kalkerleşme, kireçleşme. 3. kim. kalsifikasyon.
calcify f. 1. tıb. kireçlenmek; kireçlendirmek. 2. jeol. kalkerleşmek, kireçleşmek; kalkerleştirmek, kireçleştirmek.
calcium i. kalsiyum.
calculate f. 1. hesap etmek, hesaplamak. 2. saymak. 3. ayarlamak.
calculation i. 1. hesaplama, hesap. 2. tahmin.
calculator i. 1. hesap makinesi. 2. hesap eden kimse. 3. hesap cetveli.
calendar i. takvim. 
calendar year  takvim yılı. 
calendar year  takvim yılı. 
calf 1 çoğ. calves (kävz) i. dana, buzağı. 
calf 2 çoğ. calves (kävz) i., anat. baldır.
calf love  k. dili çocukluk aşkı. 
calfskin i. vidala, vaketa.
caliber i. 1. çap, kalibre. 2. yetenek, kabiliyet, kapasite.
calibre i., İng., bak. caliber.
calico i. (çoğ. --es/--s) 1. pamuklu bez, basma. 2. İng. patiska. s. 1. basmadan yapılmış, basma. 2. İng. patiskadan yapılmış, patiska. 3. benekli. 
calico cat  beyaz, siyah ve turuncu renkli dişi kedi.
calif i., bak. caliph.
caliph i. halife.
caliphate i. halifelik, hilafet.
call 1 i. 1. bağırma, çağırma, bağırış, haykırma: I heard a call for help. Birinin ´´İmdat!´´ diye bağırdığını duydum. 2. telefon konuşması, konuşma. 3. ötüş, ötme (kuş). 4. (av hayvanlarını çağırmak için kullanılan) düdük veya başka bir alet. 5. kısa ziyaret: They paid me a call. Beni ziyaret ettiler. 6. ask. çağrı. 7. lüzum, ihtiyaç: There was no call for you to do that. Onu yapmanın hiç gereği yoktu. 8. istem, talep: We don´t get any calls for that anymore. Artık kimse onu talep etmiyor. 
call 2 f. 1. (out) seslenmek, çağırmak; bağırmak: Did you just call me? Bana demin seslendin mi? He called out for help. ´´İmdat!´´ diye bağırdı. 2. uğramak; (on) (birine) uğramak; (at) (bir yere) uğramak: He calls once a day. Günde bir defa uğrar. Let´s call on Demet. Demet´e uğrayalım. Does this boat call at Gökçeada? Bu gemi Gökçeada´ya uğrar mı? 3. telefon etmek: When did you call me? Bana ne zaman telefon ettiniz? 4. (out/off) söylemek, yüksek sesle okumak: He called out the names of the winners. Kazananların isimlerini yüksek sesle okudu. 5. çağırmak, davet etmek: We´ll call him as a witness. Onu tanık olarak çağıracağız. Call the witness to the stand. Tanığı kürsüye çağırın. 6. (toplantı, seçim, grev v.b.´nin yapılacağını) ilan etmek. 7. uyandırmak. 8. isim koymak; diye hitap etmek: What shall we call him? Ona hangi ismi koyalım? Her real name´s Fatma but they call her Fatoş. Gerçek adı Fatma, fakat kendisine Fatoş diyorlar. 9. demek, düşünmek, saymak; iddia etmek: Do you call this dump beautiful? Bu çöplüğe güzel mi diyorsun? He called her a dumbbell. Ona kaz kafalı dedi. How can you call yourself a friend of mine? Benim dostum olduğunu nasıl iddia edebilirsin? 10. (bir miktarı) yuvarlak bir sayıya çevirmek: Your bill´s 5,150,000 TL; let´s call it 5,000,000 TL. Hesabınız 5,150,000 TL tutuyor; buna yuvarlak hesap 5,000,000 TL diyelim. 
call a halt to  -i durdurmak, -i kesmek, -e son vermek.
call a spade a spade  k. dili doğruya doğru, eğriye eğri demek, gerçekleri sakınmadan söylemek, dobra dobra konuşmak.
call box İng. telefon kulübesi. 
call for  1. -i istemek. 2. -i gerektirmek, -i icap ettirmek. 
call forth  çıkarmak, ortaya çıkarmak. 
call girl  telekız. 
call in  1. (yardımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. 2. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. 3. (borcun) ödenmesini istemek. 4. (parayı) tedavülden kaldırmak. 
call in question  1. -in doğruluğundan şüphe etmek. 2. -e gölge düşürmek. 
call into being  yaratmak, halketmek. 
call it a day  paydos etmek. 
Call it what you want.  Ne derseniz deyin.
call number  kütüphanelerde kitapları sınıflandıran numara. 
call off  -i iptal etmek. 
call on the carpet  k. dili azarlamak.
call out  (askerleri, grevcileri v.b.´ni) devreye sokmak.
call s.o. (a name) for short birine kısaca ... demek: They call him “Memo” for short. Ona kısaca Memo diyorlar. 
call s.o. back  1. birini geri çağırmak. 2. birine tekrar telefon etmek; kendisini telefonla arayıp bulamayan birine telefon etmek. 
call s.o. down  k. dili birini azarlamak. 
call s.o. long-distance şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak.
call s.o. names birine/biri için (yalancı, korkak, köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. Ona kötü şeyler söylüyor. 
call s.o. to account  birinden hesap sormak. 
call s.o. up  1. birine telefon etmek. 2. birini askere çağırmak.
call s.o.´s attention to  birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. 
call s.t. into question  bir şeyden şüphe duymak.
call s.t. to mind  (birine) bir şeyi hatırlatmak.
call the game off  oyunu iptal etmek. 
call the shots  k. dili borusu ötmek, sözü geçmek, (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. Buranın şefi o. 
call to mind  hatırlamak; hatırlatmak, akla getirmek. 
call to order  (toplantıyı) açmak. 
calligrapher i. kaligraf; hattat.
calligraphy i. kaligrafi; hat sanatı, hat, hüsnühat.
calling card  kartvizit. 
callous s. 1. katı, duyarsız, hissiz. 2. nasırlı, nasır tutmuş. f. nasırlanmak.
callously z. umursamayarak, aldırış etmeden, duyarsızca.
callousness i. duyarsızlık, aldırışsızlık.
callow s. 1. toy, tecrübesiz. 2. tüyleri bitmemiş (kuş). 3. basık. i. basık arazi.
callowness i. toyluk, tecrübesizlik.
calm s. sakin, durgun, dingin. i. sükûnet, durgunluk, dinginlik. f. 1. yatıştırmak, sakinleştirmek; yatışmak, sakinleşmek. 2. (fırtına) dinmek; (deniz) sakinleşmek. 
calm down yatışmak; yatıştırmak.
calmative s., i. yatıştırıcı (ilaç).
calmly z. sakince, heyecan göstermeden.
calorie i. kalori.
calory i., bak. calorie.
calumniate f. iftira etmek, çamur atmak, kara çalmak.
calumny i. iftira, kara çalma.
calve f. buzağı doğurmak, buzağılamak.
calves i., çoğ., bak. calf 1, calf 2.
cam i., mak. kam.
Cambodia i., bak. Kampuchea.
Cambodian i., s., bak. Kampuchean.
cambric i. 1. ince beyaz pamuklu/keten kumaş. 2. patiska. 
cambric tea  sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır).
came f., bak. come.
camel i. deve.
camel hair  deve tüyü.
cameleer i. deveci.
cameleon i., zool., bak. chameleon.
camellia i., bot. kamelya.
camera i. fotoğraf makinesi, kamera. 
cameraman çoğ. cam.er.a.men (käm´ırımen) i. kameraman.
Cameroon i. Kamerun.
Cameroonian i. Kamerunlu. s. 1. Kamerun, Kamerun´a özgü. 2. Kamerunlu.
camomile i., bot., bak. chamomile.
camouflage i., ask. kamuflaj, saklama, gizleme. f., ask. kamufle etmek, gizlemek.
camp 1 i. 1. kamp. 2. ordugâh.
camp 2 f. kamp yapmak.
camp chair  portatif sandalye.
campaign i. 1. sefer, seferberlik. 2. kampanya. f. 1. kampanya yapmak. 2. kampanyaya katılmak. 3. for ... için mücadele etmek.
campaigner i. kampanyacı, kampanyaya katılan kimse.
camper i. 1. kampçı. 2. ufak kamp karavanı; karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet.
campfire i. kamp ateşi.
campground i. kamp sahası.
camphor i. kâfur, kâfuru.
camping i. kamp yapma; kampçılık.
campsite i. kamp yeri.
campus i. kampus. f. okulda kalma cezası vermek.
camshaft i., mak. eksantrik mili, kam mili.
can 1 yardımcı f. (could) 1. -ebil-, yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu işi yapabilir misin? I couldn´t find my hat. Şapkamı bulamadım. (Can fiilinin gelecek zamanı yoktur, yerine will be able to kullanılır.). 2. k. dili izinli olmak: Can I go? Gidebilir miyim?
can 2 i. 1. konserve kutusu, teneke kutu. 2. argo klozet; hela taşı. 3. argo tuvalet, memişhane, yüznumara. 4. argo hapishane, kodes. f. (--ned, --ning) 1. konserve yapmak. 2. argo işten atmak, sepetlemek. 
Can he sit a horse?  Ata binmeyi biliyor mu?
Can it!  argo Kes artık! 
can opener  konserve açacağı.
Can you drop by tonight?  Bu gece bize uğrar mısın? 
can`t kıs. cannot.
can´t help  She can´t help shouting at people; it´s just the way she is. Onun insanlara bağırması elinde değil, huyu öyle. 
Canada i. Kanada.
Canadian i. Kanadalı. s. 1. Kanada, Kanada´ya özgü. 2. Kanadalı.
canal i. kanal.
canapé i., ahçı. kanepe.
canary i., zool. kanarya.
cancel f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. iptal etmek. 2. üstüne çizgi çekmek, silmek. 3. mat. kısaltmak.
cancelation i., bak. cancellation.
cancellation i. 1. iptal etme, iptal. 2. iptal olunan şey.
Cancer i., astrol. Yengeç burcu.
cancer i. kanser.
cancerous s. 1. kanserli. 2. kanser gibi.
candid s. 1. açık, asıl fikrini gizlemeyen; açık yürekli, samimi, içten. 2. gerçek, asıl (fikir). 3. dürüst. 4. tarafsız.
candidacy i. adaylık.
candidate i. aday, namzet.
candidateship i. adaylık, namzetlik.
candidly z. açık yürekle, samimiyetle, içtenlikle.
candidness i. açıklık, asıl fikrini söyleme; açık yüreklilik, samimiyet, içtenlik.
candied s. 1. şekerle kaplı, şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. 2. tatlı dilli.
candle i. mum. 
candlelight i. mum ışığı.
candlestick i. şamdan.
candor i. 1. açıklık, asıl fikrini söyleme; açık yüreklilik, samimiyet, içtenlik. 2. dürüstlük. 3. tarafsızlık.
candour i., İng., bak. candor.
candy i. şeker, şekerleme; bonbon; çikolata. f. 1. şekerleme yapmak. 2. şerbet içinde kaynatmak. 3. şekerleme haline getirmek. 
candy store şekerci dükkânı, şekerci.
cane i. 1. baston, değnek. 2. kamış, bambu; şekerkamışı. f. 1. baston ile dövmek. 2. kamışla kaplamak, hasırlamak. 
cane sugar  şekerkamışından elde edilen şeker.
canine s. 1. köpekgillere özgü. 2. anat. köpekdişine ait. i., zool. köpekgillerden bir hayvan.
canine tooth  köpekdişi.
canister i. (çay, kahve v.b. konulan) teneke kutu.
canker i. pamukçuk, aft.
canned s. konserve: canned chickpeas konserve nohut.
cannery i. konserve fabrikası, konserve yapılan yer.
cannibal i. yamyam.
cannibalism i. yamyamlık.
canning i. konserve yapma.
cannon i., ask. top.
cannonball i. top güllesi.
cannot yardımcı f. -amam, -amazsın(ız), -amaz, -amayız, -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır; konuşma dilinde çoğu zaman can´t şeklinde kullanılır.).
canny s. 1. dikkatli, uyanık. 2. tedbirli. 3. açıkgöz.
canoe i. kano.
canon i. 1. kilise yetkililerinin çıkardığı bir kanun. 2. kural. 3. bir katedrale bağlı olan papaz. 
canon law  kilise hukuku.
canonical s. 1. kilise hukukuna ait. 2. kurallara uygun; geleneklere uygun.
canonisation i., İng., Hrist., bak. canonization. 
canonise f., İng., Hrist., bak. canonize.
canonization i., Hrist. azizlik mertebesine yükseltme.
canonize f., Hrist. azizlik mertebesine yükseltmek. 
canopy i. 1. sayvan; karyola sayvanı; baldaken; markiz. 2. gök kubbe.
cant i. boş laf, laf.
cantankerous s. aksi, geçimsiz, huysuz.
cantankerously z. huysuzluk yaparak.
cantankerousness i. aksilik, huysuzluk.
canteen i. 1. matara. 2. kantin, büfe.
canter i. eşkin gidiş. f. 1. eşkin gitmek. 2. eşkin sürmek.
canvas i. 1. branda bezi, branda. 2. tuval.
canvass f. (anket yapmak/oy toplamak amacıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak.
canyon i. kanyon, derin vadi.
cap i. 1. kep, takke, kasket, başlık. 2. zirve, doruk, tepe. 3. kapak, kapsül, tapa. 4. büyük harf, majüskül. 5. tabanca mantarı. f. (--ped, --ping) 1. başlık geçirmek. 2. kaplamak, örtmek. 3. k. dili -den fazlasını/iyisini yapmak. 
capability i. 1. yetenek, kabiliyet, istidat. 2. iktidar, güç. 3. kapasite. 4. ehliyet.
capable s. yetenekli, kabiliyetli, ehliyetli.
capacious s. geniş, büyük, içi çok şey alan.
capacity i. 1. hacim, oylum. 2. istiap haddi. 3. yetenek. 4. güç, iktidar. 5. görev; mevki, sıfat: He did this in his capacity as president. Bunu başkan sıfatıyla yaptı.
cape 1 i. pelerin, kap.
cape 2 i., coğr. burun.
caper 1 f. hoplayıp zıplamak. i. 1. k. dili yaramazlık. 2. argo iş, hırsızlık; suç.
caper 2 i. 1. bot. gebreotu, kebere, kapari. 2. gebre, kapari, gebreotunun yemişi.
capillary i. 1. anat. kılcal damar. 2. ince boru.
capital i. 1. başkent, başşehir. 2. büyük harf, majüskül. 3. sermaye, anamal, kapital. 4. sütun başı. s. 1. büyük (harf). 2. sermayeye ait. 3. k. dili mükemmel, fevkalade, çok iyi. 
capital account  sermaye hesabı. 
capital assets  sabit aktifler, sabit varlıklar. 
capital crime  failini ölüm cezasına çarptırabilen suç. 
capital dividend  sermaye kârı.
capital expenditure  sermaye masrafı.
capital letter  büyük harf, majüskül.
capital letter  büyük harf, majüskül.
capital levy  sermaye vergisi. 
capital punishment  ölüm cezası. 
capital stock  esas sermaye hisse senedi. 
capitalise f., İng., bak. capitalize.
capitalism i. kapitalizm, anamalcılık.
capitalist i. kapitalist, anamalcı.
capitalize f. 1. -i büyük harfle yazmak. 2. -e sermaye sağlamak. 3. -i sermayeye çevirmek. 
capitalize on  -i kendi menfaatine çevirmek, -den faydalanmak.
capitulate f. 1. teslim olmak. 2. silahları bırakmak.
capitulation i. şartlı teslim.
capitulations i., çoğ. kapitülasyonlar.
caprice i. kapris.
capricious s. kaprisli.
Capricorn i., astrol. Oğlak burcu.
caps i., çoğ., k. dili büyük harfler.
caps kıs. capital letters.
capsize f. 1. alabora olmak, devrilmek. 2. alabora etmek, devirmek.
capstan i. ırgat, bocurgat.
capsule i. kapsül.
captain i. 1. kaptan, reis. 2. deniz albayı, yüzbaşı. f. kaptanlık etmek, kumanda etmek.
caption i. manşet, başlık.
captivate f. büyülemek, cezbetmek.
captive i. esir, tutsak. s. esir düşmüş. 
captive audience  zoraki dinleyiciler.
captivity i. tutsaklık.
captor i. tutsak eden kimse, ele geçiren kimse.
capture f. 1. zaptetmek, ele geçirmek. 2. tutsak etmek. i. zaptetme, ele geçirme.
car i. 1. otomobil, araba. 2. vagon. 
car park İng. otopark. 
car wash oto yıkama yeri.
caramel i. 1. yanmış şeker. 2. karamela.
carat i. kırat, ayar (1 kırat = 200 mg.).
caravan i. 1. kervan. 2. üstü kapalı yolcu veya yük arabası. 3. İng. karavan.
caravansary i. kervansaray.
caraway i. Karaman kimyonu, frenkkimyonu.
carbide i., kim. karpit.
carbine i. karabina, kısa tüfek. 
carbohydrate i. karbonhidrat.
carbon i. 1. karbon. 2. karbon kâğıdı, kopya kâğıdı. 3. kopya. 
carbon black  is, lamba isi.
carbon copy  karbon kopyası. 
carbon dioxide  karbondioksit. 
carbon monoxide  karbonmonoksit. 
carbon paper karbon kâğıdı, kopya kâğıdı.
carbonate i. karbonat. f. karbonatlaştırmak. 
carbonated drink gazlı içecek. 
carbonated water  soda, maden sodası.
carbuncle i. çıban, şirpençe.
carburetor i. karbüratör.
carburettor i.,  İng., bak. carburetor.
carcass i. 1. leş, ceset. 2. enkaz (gemi v.b.). 3. bina iskeleti.
card i. 1. kart. 2. iskambil kâğıdı. 
card catalog  kart kataloğu. 
card index  kart fihristi. 
card index  kartotek. 
card table  kumar masası. 
cardamom i. kakule.
cardboard i. mukavva, karton.
cardiac s. 1. kalbe ait, kalple ilgili, kardiyak. 2. kalbi uyaran. 3. mide ağzına ait. i. 1. kalp hastası. 2. kalp ilacı. 
cardiac arrest kalp krizi. 
cardiac disease kalp hastalığı. 
cardiac failure kalp krizi. 
cardiac muscle anat. kalp kası.
cardigan i. hırka, ceket.
cardinal s. 1. belli başlı, ana, önemli. 2. parlak kırmızı. i. kardinal. 
cardinal numbers  asal sayılar.
cardiogram i. kardiyogram.
cardiologist i. kardiyolog.
cardiology i. kardiyoloji.
cardsharp i., isk. hileci, üçkâğıtçı.
care i. 1. dert, kaygı, tasa. 2. bakım: He´s in intensive care. O yoğun bakımda. He left him in his sister´s care. Onu kız kardeşine emanet etti. 3. dikkat; özen, itina. f. 1. umurunda olmak, umursamak: I don´t care whether she comes or not. Onun gelip gelmemesi umurumda değil. I could care less! Bana ne! 2. istemek: Would you care to take a stroll? Yürüyüşe çıkmak ister misiniz? 
care for  1. -e bakmak: Who will care for us in our old age? Yaşlılığımızda bize kim bakacak? 2. istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister misiniz? 3. -i sevmek, -den hoşlanmak: I don´t care for that sort of music. O tür müzikten hoşlanmam. (in) 
care of  eliyle: Write me care of Cengiz Göksel. Bana mektup postaladığında zarftaki ismimin altına Cengiz Göksel eliyle diye yaz. 
careen f. 1. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. 2. (hızla giderken) bir yana yatmak. 3. den. karina etmek, karinaya basmak. 4. den. kalafat etmek, kalafatlamak. 5. (gemi) yan yatmak. 
careen around the corner (motorlu araç) yan yatarak köşeyi dönmek. 
careen down the road (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek.
career i. kariyer.
carefree s. tasasız, kaygısız, dertsiz.
careful s. 1. dikkatli. 2. özenli, itinalı. 3. tedbirli. 4. ölçülü.
carefully z. 1. dikkatle. 2. özenle, itinayla.
carefulness i. 1. dikkat, dikkatli olma. 2. özen, itina.
careless s. 1. dikkatsiz. 2. bilgisiz, kayıtsız.
carelessly z. dikkatsizce.
carelessness i. dikkatsizlik, ihmal.
caress i. okşama, kucaklama. f. okşamak, sevmek, kucaklamak.
caretaker i. 1. (sahibi yokken malikâne, ev v.b.´ne bakan) bekçi. 2. İng. kapıcı. 
caretaker government  geçici hükümet.
careworn s. endişeden bitkin.
carfare i. (otobüste) bilet parası.
cargo i. kargo, yük.
Caribbean s. Karayip. 
caricature i. karikatür. f. karikatürünü çizmek.
caricaturist i. karikatürcü, karikatürist.
caries i. (dişte/kemikte) çürüme, yenirce.
carload i. 1. araba dolusu. 2. vagon dolusu.
carmine s., i. lal, kızıl.
carnage i. katliam, kırım, kan dökme.
carnal s. 1. şehevi. 2. cinsel. 3. bedensel.
carnation i., bot. karanfil çiçeği, karanfil.
carnival i. karnaval.
carnivore i. etobur.
carnivorous s. etobur, etçil.
carob i., bot. keçiboynuzu, harnup.
carol i. Noel ilahisi. f. Noel ilahisi söylemek.
carouse f. içki âlemi yapmak,  içki içip şamata yapmak.
carp i., zool. sazan.
carpenter i. marangoz; dülger; doğramacı.
carpentry i. marangozluk.
carpet i. halı. 
carpet sweeper gırgır (süpürge). 
carport i. yanları açık garaj.
carriage i. 1. at arabası. 2. İng. yolcu vagonu. 3. İng. nakliye ücreti. 4. nakliye, taşıma. 5. duruş, duruş biçimi.
carriageway i., İng. 1. (karayolunda) şerit, taşıt şeridi. 2. yol.
carrier i. 1. taşıyan, taşıyıcı. 2. nakliye şirketi, nakliyeci. 
carrier bag İng. büyük torba/poşet. 
carrier pigeon posta güvercini.
carrion i. leş, çürümüş et.
carrot i. havuç.
carry f. 1. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük taşıyabilir. 2. götürmek: Will you carry me to the station? Beni gara götürür müsün? He screamed and shouted as they carried him out of the courtroom. Onu mahkemeden çıkarırlarken bağırıp çağırıyordu. The wind can carry these seeds for miles. Rüzgâr bu tohumları kilometrelerce öteye götürebilir. 3. üzerinde (bir şey) taşımak: He´s started to carry a gun. Silah taşımaya başladı. 4. stokunda (bir şeyi) bulundurmak: We don´t carry pineapples. Bizde ananas bulunmaz. 5. mat. (toplama ve çarpma işlemlerinde) (sayıyı) (sonraki basamağa) geçirmek: Carry one. Elde var bir. 6. gazet., TV, radyo (bir olayı) yayımlamak. 7. (ses) uzaklardan duyulabilmek. 
carry an amount forward (to) hesaptaki bir miktarı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. 
carry away  alıp götürmek, sürüklemek. 
carry coals to Newcastle  k. dili tereciye tere satmak. 
carry on  1. (işi) sürdürmek; işi sürdürmek, devam etmek. 2. sızlanıp durmak; (kızgınlıktan) bağırıp çağırmak. 3. aşırı bir şekilde davranmak. 4. şamata etmek. 5. with (biriyle) gayrimeşru bir ilişki içinde olmak, aşna fişne olmak. 
carry one through  (bir şey) birini başarılı bir sonuca ulaştırmak; (bir şey) birini ayakta tutmak: Her patience will carry her through. Sabrı sayesinde bu işi başarır.
carry one´s point  amacına ulaşmak, istediğini elde etmek. 
carry out  1. yerine getirmek, gerçekten yapmak; uygulamak, tatbik etmek. 2. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. 
carry out/take reprisals misilleme yapmak.
carry s.t. through  bir şeyi yerine getirmek, gerçekten yapmak. 
carry s.t. too far  k. dili bir şeyin dozunu kaçırmak, aşırı gitmek. 
carry the day  k. dili kazanmak, galip gelmek. get carried away kendini kaptırmak, kapılıp gitmek; heyecanlanıp aşırıya kaçmak.
carry the day  üstün gelmek, kazanmak. 
carry through  k. dili 1. (on) -i yerine getirmek; -i bitirmek: She carried through on her promise. Sözünü yerine getirdi. 2. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) yapmak/başarmak: Their optimism will carry them through. İyimserlikleri sayesinde bu zor dönemi atlatacaklar. Two tons of wood are enough to carry us through the winter. Kışı geçirmek için iki ton odun yeter bize. 
carry weight  etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. Onları etkilemez o. 
carry/bear/have a grudge against  birine karşı kin beslemek.
carrycot i., İng. (saplı) portbebe. 
carsickness i. (kara taşıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı.
cart i. 1. atlı yük arabası. 2. el arabası. f. 1. at arabası ile taşımak. 2. taşımak; götürmek. 
cartilage i., zool. kıkırdak.
cartographer i. haritacı, kartograf.
cartography i. haritacılık, kartografi.
carton i. karton kutu, mukavva kutu.
cartoon i. 1. çizgi film. 2. karikatür. 3. büyük resim taslağı.
cartoonist i. 1. karikatürist, karikatürcü. 2. çizgi film çizen sanatçı.
cartridge i. 1. fişek. 2. foto. film kutusu, kaset. 3. kartuş. 
cartridge belt  fişeklik; palaska. 
cartridge case  (mermi için) kovan. 
cartridge pen kartuşlu dolmakalem.
cartwheel i. el yardımı ile yanlamasına atılan takla, yana dayanmalı aşma, çemberleme. 
carve f. 1. (ağaç, taş v.b.´ni) oymak. 2. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek, dilimlemek.
carver i. oymacı.
carving i. 1. oyma, oyularak yapılmış eser. 2. oymacılık. 3. oyma. 
carving knife (sofrada kullanılan) et bıçağı. 
casaba i. kavun.
casaba melon kavun.
cascade i. şelale, çağlayan.
case 1 i. 1. durum, vaziyet, hal. 2. hasta: I had five cases of syphilis this morning. Bu sabah beş frengili hastaya baktım. 3. vaka: a murder case cinayet vakası. 4. huk. dava. 5. dilb. ad durumu, isim hali. 
case 2 i. 1. kutu, sandık. 2. kutu, mahfaza: violin case keman kutusu. camera case fotoğraf makinesi mahfazası. 3. kın. 4. kasa. 5. çerçeve. 6. matb. kasa. f. kutu/mahfaza içine koymak, sokmak.
case ending  dilb. takı. 
casement i. 1. kanatlı pencere. 2. pencere kanadı.
cash 1 i. 1. nakit para, peşin para. 2. para. 
cash 2 f. 1. (çek) bozdurmak. 2. paraya çevirmek. 3. tahsil etmek.
cash dispenser bankamatik. 
cash in on  k. dili -den yararlanmak/faydalanmak; -den kazanç sağlamak.
cash on delivery  tesliminde ödenecek, ödemeli; kıs. C.O.D. 
cash on the barrelhead k. dili nakit para. 
cash point İng. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri, kasa. 
cash register  yazarkasa, kasa. 
cashew i. 1. bot. amerikaelması, biladerağacı. 2. mahuncevizi.
cashier i. 1. kasiyer, kasadar. 2. İng. (bankada) vezneci, veznedar.
cashmere i. 1. kaşmir, kaşmir yün. 2. kaşmir kumaş. s. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak.
casing i. kaplama, çerçeve.
casino i. kumarhane.
cask i. 1. fıçı; varil. 2. bir fıçı dolusu; bir varil dolusu.
casket i. 1. tabut. 2. küçük kutu, mücevher kutusu. f. kutuya koymak.
Caspian s. 
cassava i. 1. bot. manyok. 2. tapyoka, manyok kökünden çıkarılan nişasta.
casserole i. 1. fırında kullanılan toprak/cam kap; güveç. 2. toprak/cam kapta pişirilen yemek.
cassette i. kaset. 
cassette player/deck kasetçalar.
cassock i. papaz cüppesi.
cast 1 i. 1. atma. 2. (kırık kemiğe) alçı. 3. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler, oynayanlar. 4. kalıp, maket. 5. dış görünüş. 
cast 2 f. (cast) 1. atmak, fırlatmak, savurmak. 2. (bakış v.b.´ni) çevirmek, yöneltmek, atfetmek. 3. (oy) vermek. 4. rol taksimi yapmak. 
cast a horoscope  zayiçesine bakmak.
cast a shadow  gölge yapmak. 
cast a slur on -e leke sürmek, -i lekelemek.
cast a spell on  -i büyülemek, -e büyü yapmak.
cast a spell upon  büyü yapmak. 
cast a vote  oy vermek. 
cast about  -i düşünmek, -i tasarlamak. 
cast anchor  demir atmak. 
cast away  1. çöpe atmak. 2. ıssız adada bırakmak. 
cast down  1. devirmek. 2. canını sıkmak. 
cast in one´s lot with  k. dili -in kaderine bağlanmak.
cast iron  dökme demir, pik, font. 
cast iron  pik. 
cast loose  çözmek, ayırmak.
cast lots kura çekmek. 
cast of mind  düşünüş şekli.
cast off  1. reddetmek. 2. den. alarga etmek. 
cast one´s bread upon the waters  k. dili karşılığını beklemeden iyilik etmek. 
cast one´s lot in with s.o./cast in one´s lot with s.o./cast one´s lot with s.o. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak.
cast s.t. adrift  bir şeyi akıntıya bırakmak.
cast/drop anchor  demir atmak, demirlemek. 
castanet i. kastanyet, İspanyol çalparası.
castaway i. deniz kazasına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse.
caste i. kast.
caster i. 1. dökümcü. 2. (mobilyaya takılan) küçük tekerlek. 
caster sugar  İng. ince tozşeker.
caster/castor sugar  İng. pudraşeker, pudraşekeri.
castigate f. 1. paylamak, azarlamak. 2. kınamak.
castigation i. paylama, azarlama.
cast-iron s. 1. pikten yapılmış. 2. çok sağlam, çok dayanıklı.
castle i. 1. kale, şato. 2. satranç kale. 
castle in the air/castle in Spain  hulya, hayal.
castor 1 i., bak. caster.
castor 2 i. 
castor oil  hintyağı.
castrate f. hadım etmek; iğdiş etmek. 
castration i. hadım etme; iğdiş etme.
casual s. 1. tesadüfen olan. 2. kasıtlı olmayan, rasgele. 3. ilgisiz, kayıtsız, lakayt. 4. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. Ona şöyle bir göz attı. 5. resmi olmayan, rahat (giysi). 6. gündelikçi, gündelikle çalışan.
casual clothes  günlük elbiseler.
casualness i. ilgisizlik, kayıtsızlık.
casualty i. 1. (kazada/savaşta) ölen, ölü; yaralanan, yaralı. 2. İng. acil servis. 3. kaza. He was a casualty of the spending cutback. Tasarrufun ucu ona dokundu. 
casualty ward/department İng. acil servis. 
cat i. kedi. cat-and-dog fight kedi köpek kavgası.
cat kıs. catalog/catalogue, catechism.
cat nap  şekerleme. 
catafalque i. katafalk. 
Catalan i., s. 1. Katalan. 2. Katalanca.
catalog i. katalog. f. katalog yapmak, kataloğunu hazırlamak.
catalogue i., f., İng., bak. catalog.
Catalonia i. Katalonya.
catapult i. 1. İng. sapan. 2. mancınık, katapult.
cataract i. 1. şelale, büyük çağlayan, çavlan. 2. tıb. katarakt, perde, aksu, akbasma.
catarrh i. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma.
catastrophe i. afet, felaket.
catastrophic s. feci, felaket; felaketli.
catch 1 f. (caught) 1. yakalamak; tutmak. 2. (trene/vapura/uçağa) yetişmek. 3. takılmak; sıkışmak: I caught my sleeve on the door handle. Gömleğimin kolu kapının koluna takıldı. She caught her finger in the door. Parmağı kapıya sıkıştı. 4. duymak; anlamak; farketmek: I didn´t catch that. Onu duymadım. 5. (bir hastalığa) yakalanmak: You´ve caught a cold. Nezle olmuşsun. 
catch 2 i. 1. yakalama, tutma. 2. kilit dili. 3. av, bir partide yakalanan av/balık. 4. k. dili müstakbel eş olarak düşünülen uygun kişi. 5. parça, bölüm. 6. k. dili bityeniği.
catch at  -i yakalamaya/tutmaya çalışmak. 
catch cold  nezle olmak. 
catch fire  tutuşmak, ateş almak. 
catch fire  tutuşmak. 
catch forty winks  k. dili kestirmek, kısa bir süre uyumak. 
catch it  k. dili papara/zılgıt yemek. 
catch on  k. dili 1. anlamak, çakmak. 2. moda olmak, tutmak. 
catch one´s breath soluk almak, dinlenmek. 
catch one´s breath  nefes almak, soluk almak, soluklanmak, dinlenmek. 
catch one´s eye  dikkatini çekmek, gözüne çarpmak. 
catch s.o. in the act  birini suçüstü yakalamak.
catch s.o. napping  birini gafil avlamak, birini hazırlıksız yakalamak.
catch s.o. off guard  birini gafil avlamak. 
catch s.o. off guard  birini gafil avlamak. 
catch s.o. red-handed  birini suçüstü yakalamak.
catch s.o.´s attention/eye  birinin dikkatini çekmek. 
catch sight of  -in gözüne ilişmek, birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. Seda gözüme ilişti. 
catch sight of  gözüne ilişmek: At that moment I caught sight of her. O anda gözüme ilişti. 
catch the fancy of  -in hoşuna gitmek. 
catch up  1. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. Benden o kadar ileride ki ona yetişmemin imkânı yok. 2. on (arada olup biteni) öğrenmek. 3. on (biriken işleri, ertelenmiş/ihmal edilmiş bir işi) yapmak.
catch/get hell  k. dili fena halde haşlanmak, adamakıllı bir zılgıt yemek. 
catch/take s.o. unawares  birini gafil avlamak.
catcher i. 1. yakalayan şey/kimse. 2. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu.
catching s. sâri, bulaşıcı.
catchy s. hoş ve kolaylıkla akılda kalan.
catechise f., İng., Hrist., bak. catechize.
catechism i., Hrist. ilmihal.
catechize f., Hrist. ilmihale dayanarak din dersi vermek.
categorical s. kategorik, kesin, kati.
categorically z. kategorik olarak.
categorise f., İng., bak. categorize. 
categorize f. 1. sınıflandırmak. 2. vasıflandırmak.
category i. kategori, bölüm, sınıf, tabaka, zümre.
cater f. yiyecek tedarik etmek, yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak.
caterpillar i. tırtıl, kurt. 
caterpillar tread  tırtıllı palet, tırtıl. 
catfish i.,  zool. yayınbalığı.
catgut i., müz. kiriş. 
catharsis i. katarsis, rahatsız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma.
cathartic s. 1. katarsisle ilgili; katarsise yol açan. 2. müshil. i. müshil.
cathedral i. katedral.
Catholic i., s. Katolik.
catholic s. 1. liberal, açık fikirli. 2. evrensel, genel, umumi.
Catholicism i. Katoliklik, Katolik kilisesi.
catsup i., bak. ketchup.
cattle i., çoğ. sığırlar.
catty s. 1. kedi gibi. 2. k. dili iğneli (söz). 3. k. dili iğneli söz söyleyen.
Caucasia i. Kafkasya.
Caucasian s. Kafkas. i. Kafkasyalı.
Caucasus i. 
caught f., bak. catch.
caught in the act  suçüstü yakalanmış, cürmü meşhut halinde yakalanmış. 
cauldron i., İng. kazan.
cauliflower i. karnabahar.
causal s. neden oluşturan, nedeni olan, nedensel.
causality i. nedensellik.
cause 1 i. 1. neden, sebep, illet. 2. amaç, gaye, hedef. 3. dava, ülkü: That´s a cause worthy of one´s devotion. Kendini adamaya değer bir dava. 4. huk. dava konusu. 
cause 2 f. neden olmak, sebep olmak, yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan ne? Will it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten kamelyalarıma daha erken çiçek açtırır mı? What causes you to act like that? Niye böyle davranıyorsun? It caused them to shout. Onların bağırmasına neden oldu. 
cause s.o. to sin  birini günaha sokmak.
cause/create a stir  1. heyecan yaratmak; sansasyon yaratmak. 2. herkesin ilgisini çekmek. 
causeway i. 1. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. 2. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan taş/beton yol.
caustic i. kostik madde. s. 1. kostik, yakıcı. 2. acı (söz).
cauterise f., İng., tıb., bak. cauterize.
cauterize f., tıb. yakmak, dağlamak.
caution i. 1. tedbir, ihtiyat. 2. uyarma, ikaz. f. uyarmak, ikaz etmek.
cautionary s. uyarıcı.
cautious s. ihtiyatlı, tedbirli, sakıngan, dikkatli.
cautiously z. ihtiyatla.
cautiousness i. ihtiyatlılık.
cavalier i. atlı şövalye. s. 1. kendini beğenmiş, kibirli. 2. serbest, laubali.
cavalry i. 1. süvari sınıfı. 2. süvariler.
cavalryman çoğ. cav.al.ry.men (käv´ılrimîn) i. süvari.
cave i. mağara. f. 
cave in  çökmek. 
caveat i. ihtar, uyarı, ikaz.
caveman çoğ. cave.men (keyv´men)  i. mağara adamı.
cavern i. büyük mağara.
cavernous s. kocaman, ambar gibi (yer).
caviar i. havyar.
caviare i., bak. caviar.
cavil f. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak; at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with you. Seninle onu tartışmam.
cavity i. 1. oyuk. 2. anat. kavite, boşluk. 3. dişçi. çürük, oyuk.
cavort f. sıçramak, oynamak.
caw i. karga sesi, gak. f. karga gibi ötmek, gaklamak.
cayenne i. arnavutbiberi. 
cayenne pepper  arnavutbiberi.
cc kıs. cubic centimeters, carbon copy.
CD kıs. compact disk. 
CD player kompakt disk çalar.
CE kıs. Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer, Corps of Engineers.
cease f. 1. durmak, kesilmek. 2. bitmek, sona ermek. 3. bırakmak, devam etmemek, son vermek.
cease fire  ateş kesmek. 
cease-fire i., ask. ateşkes.
ceaseless s. aralıksız, sürekli.
ceaselessly z. durmadan, ara vermeden.
cedar i., bot. sedir, dağservisi.
cede f. 1. bırakmak. 2. terketmek. 3. devretmek, göçermek.
ceiling i. tavan. 
ceiling price  tavan fiyatı, azami fiyat.
celebrate f. 1. kutlamak. 2. bayram yapmak.
celebrated s. ünlü, meşhur, şöhretli.
celebration i. kutlama.
celebrity i. 1. ünlü, meşhur. 2. ün, şöhret.
celerity i. hız, sürat.
celery i. sapkerevizi. 
celery root  kereviz, kökkerevizi.
celestial s. 1. göğe ait, göksel, semavi. 2. kutsal, ilahi.
celestial pole  gökkutbu. 
celibacy i. (gen. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama.
celibate s., i. (gen. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse).
cell i. 1. hücre, göze. 2. küçük oda. 3. ünite. 4. elek. pil. 
cellar i. 1. bodrum, bodrum kat. 2. mahzen. 3. kiler. 4. şarap mahzeni. 5. şarap stoku. 
cellist i. viyolonselist.
cello i. viyolonsel.
cellophane i. selofan.
cellular s. 1. hücresel, gözesel. 2. hücreli, gözeli. i., k. dili cep telefonu. 
cellular phone/telephone cep telefonu.
celluloid i. selüloit.
cellulose i. selüloz.
Celsius thermometer santigrat termometresi.
Celt i. Kelt.
Celtic i. Keltçe. s. 1. Kelt, Keltlere özgü. 2. Keltçe.
cement i. çimento. f. 1. çimentolamak, çimento ile sıvamak. 2. beton ile kaplamak. 3. yapıştırmak. 4. sağlamlaştırmak. 
cement good relations with  ile dostluk kurmak. 
cement mixer betonyer, betonkarar, beton karıştırıcı.
cemetery i. mezarlık, kabristan.
censor i. sansürcü, sansür memuru. f. sansürlemek, sansürden geçirmek.
censorship i. sansür, sansür işleri.
censure f. kınamak, eleştirmek. i. kınama, eleştirme.
census i. sayım, nüfus sayımı.
cent i. sent (Amerikan dolarının yüzde biri).
cent kıs. centigrade, central, century.
centenary s., i., bak. centennial.
centennial s. 1. yüz yıllık. 2. yüz yılda bir olan. i. 1. yüzüncü yıldönümü. 2. yüzyıl, asır.
center i. 1. merkez, orta. 2. spor santr. f. 1. ortaya almak, bir merkezde toplamak. 2. ortasını almak, ortalamak. 3. ortada olmak, ortaya gelmek. 
center of attraction  1. çekim merkezi. 2. dikkat merkezi. 
center of gravity  ağırlık merkezi.
center of gravity  ağırlık merkezi. 
centigrade s., i. santigrat. 
centigrade thermometer  santigrat termometresi.
centigram i. santigram.
centigramme i., İng., bak. centigram.
centiliter i. santilitre.
centilitre i., İng., bak. centiliter.
centimeter i. santimetre.
centimetre i., İng., bak. centimeter.
centipede i., zool. kırkayak, çıyan.
Central s. 
central s. 1. merkezi, orta. 2. ana, belli başlı. i. 1. telefon santralı. 2. santral memuru.
Central America  Orta Amerika. 
central bank  merkez bankası. 
central heating  kalorifer, merkezi ısıtma.
centralisation i., İng., bak. centralization.
centralise f., İng., bak. centralize.
centralization i. merkezileştirme; merkezileştirilme.
centralize f. merkezileştirmek, merkezde toplamak; merkezileştirilmek.
centrally z. 
centre i., f., İng., bak. center.
centrifugal s. merkezkaç, santrifüj. 
centrifugal force  merkezkaç kuvveti.
centripetal s. merkezcil, merkeze doğru yaklaşan.
century i. yüzyıl, asır.
ceramic s. seramik. 
ceramic tile  fayans, karo fayans.
ceramics i. 1. tek. seramik sanatı ve tekniği. 2. çini, çini işleri. 3. çinicilik. 4. çoğ. seramik eşya, çini, çanak çömlek.
ceramist i. çinici, seramikçi.
cereal i. (mısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. 2. tahıl bitkisi. 3. tahıl, hububat, zahire. s. tahıla ait; tahıl türünden.
cerebellum i., anat. beyincik.
cerebral s. 1. anat. beyinsel. 2. ussal. 3. k. dili entelektüel, entel.
cerebrum i., anat. beyin.
ceremonial s. törensel, merasimle ilgili, resmi. i. 1. tören, merasim. 2. ayin.
ceremonially z. törensel olarak.
ceremonious s. 1. resmi, teklifli. 2. törensel.
ceremoniously z. çok resmi bir şekilde.
ceremony i. 1. tören, merasim. 2. ayin. 3. resmiyet, protokol. 
cert kıs. certificate, certified, certify.
certain s. 1. kesin, kati. 2. emin. 3. kaçınılmaz. 4. muhakkak, şüphesiz. 5. belirli, muayyen. 6. bazı. 
certainly z. elbette, tabii, baş üstüne.
certainty i. kesinlik, katiyet.
certificate i. 1. belge, vesika. 2. sertifika, tasdikname, şahadetname. 3. ruhsat. 4. diploma. 
certify f. 1. tasdik etmek, doğrulamak, teyit etmek; (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. 2. k. dili -in akıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. certified public accountant diplomalı/yeminli hesap uzmanı.
certitude i. kesinlik, katiyet.
cervix i., anat. 1. boyun. 2. rahim boynu.
cesarean i., s. sezaryen. 
cesarean section sezaryen.
cesium i., kim. sezyum.
cessation i. durma, kesilme, inkıta.
cesspool i. lağım çukuru.
Ceylon i., bak. Sri Lanka.
Ceylonese i., s., bak. Sri Lankan.
cf kıs. compare.
CF kıs. cost and freight.
CFI kıs. cost, freight, and insurance.
cg, cgm kıs. centigram(s).
ch kıs. chain, chancery, chapter, chief, child, church.
Chad i. Çad, Çat.
Chadian i. Çadlı. s. 1. Çad, Çad´a özgü. 2. Çadlı.
chafe f. 1. ovarak ısıtmak. 2. ovarak aşındırmak. 3. (ayakkabı) vurmak. 4. sinirlendirmek. 
chafe at the bit  k. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı.
chaff i. tahıl kabuğu; saman, çöp.
chagrin i. utanç; hayal kırıklığı; iç sıkıntısı. f. utandırmak, rezil etmek; hayal kırıklığına uğratmak.
chain i. 1. zincir. 2. silsile (dağ). f. zincirlemek, zincirle bağlamak. 
chain letter  zincirleme mektup. 
chain of command  komuta zinciri. 
chain reaction  zincirleme reaksiyon. 
chain smoker  sigara tiryakisi. 
chain store  aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. 
chain-smoke f. peş peşe sigara içmek; peş peşe (sigara) içmek.
chair i. 1. iskemle, sandalye. 2. kurul başkanı, başkan. 3. makam. 4. kürsü. 
chair lift telesiyej. 
chairman çoğ. chair.men (çer´mîn) i. (erkek) kurul başkanı, başkan.
chairmanship i. başkanlık.
chairperson i. kurul başkanı, başkan.
chairwoman çoğ. chair.wom.en (çer´wîmîn) i. (kadın) kurul başkanı, başkan.
chaise longue şezlong.
chalcedony i. kalseduan, kadıköytaşı.
chalice i., Hrist. (ayinde kullanılan) kadeh.
chalk i. tebeşir. f. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek.
challenge i. meydan okuma. f. meydan okumak. 
challenge match  spor çelenç.
challenger i. meydan okuyan kimse.
chamber i. 1. oda, yatak odası, özel oda. 2. daire. 3. mahkeme, komisyon. 4. kamara, İngiliz yasama meclisi. 5. fişek yatağı. 
chamber music  oda müziği. 
chamber music  oda müziği. 
chamber of commerce  ticaret odası. 
chamber of commerce  ticaret odası.
chamber orchestra oda orkestrası. 
chamber pot lazımlık.
chambermaid i. oda hizmetçisi.
chambers i., çoğ. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer.
chameleon i., zool. bukalemun.
chamois i. 1. zool. dağkeçisi. 2. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçası.
chamomile i., bot. papatya.
champ f. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. 
champ at the bit  çok sabırsızlanmak.
champagne i. 1. şampanya. 2. şampanya rengi. s. şampanya rengi.
champion i. 1. şampiyon. 2. savunucu, müdafi. s. şampiyon. f. 1. savunmak, müdafaa etmek. 2. tarafını tutmak, destek olmak.
championship i. şampiyona; şampiyonluk.
chance 1 i. 1. talih, şans. 2. kader. 3. ihtimal. 4. fırsat. 5. risk, riziko. s. şans eseri olan. 
chance 2 f. 1. k. dili (bir riski) göze almak. 2. tesadüfen olmak: She chanced to be there. Tesadüf eseri oradaydı. 
chance on/upon -e rastlamak, -e tesadüf etmek.
chancellor i. 1. rektör. 2. (Almanya´da) şansölye, başbakan.
chancy s., k. dili kesin olmayan, rizikolu.
chandelier i. avize.
change 1 i. 1. değişim, değişme, değişiklik. 2. dönüşüm, dönüşme, tahavvül. 3. yenilik. 4. bozuk para, bozuk, bozukluk, ufaklık. 5. paranın üstü. 6. aktarma, (taşıt) değiştirme. 
change 2 f. 1. değiştirmek, tahvil etmek; değişmek, değişikliğe uğramak. 2. (taşıtta) aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. Ankara´da aktarma yapmanız lazım. 3. (para) bozdurmak. 4. (döviz/altın) bozdurmak. 5. (çamaşır) değiştirmek, (üstünü) değişmek. 6. (yatak takımlarını) değiştirmek. 
change clothes üstünü değiştirmek, üstünü başını değiştirmek. 
change color  1. yüzü kızarmak. 2. yüzü solmak. 
change color  yüzü kızarmak. 
change hands  sahip değiştirmek, el değiştirmek. 
change hands  el değiştirmek, başkasının eline geçmek. 
change of address  adres değişikliği. 
change of air  hava değişimi. 
change one´s mind  caymak, fikrini/kararını değiştirmek. 
change one´s tune  k. dili ağız değiştirmek. 
change over (from/to) (bir uygulamadan başka bir uygulamaya) geçmek.
change purse  bozuk para çantası. 
change the guard  ask. nöbet değiştirmek.  
changeability i. değişkenlik.
changeable s. 1. değişken, kararsız, istikrarsız. 2. şanjanlı, yanardöner.
changeableness i., bak. changeability.
changeless s. hiç değişmeyen.
changeover i. (bir uygulamadan başka bir uygulamaya) geçiş.
channel i. 1. radyo, TV kanal. 2. yol; su yolu; boğaz. 3. nehir yatağı, akak, mecra. f. kanal açmak, oymak. 
channel s.t. into  bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek.
chant 1 f. 1. monoton bir melodiyle söylemek. 2. şarkı söylemek. 3. şarkı söyleyerek kutlamak.
chant 2 i. 1. monoton bir melodi. 2. monoton bir melodi eşliğinde söylenen sözler. 3. tilavet. 4. monoton ses tonu.
chaos i. 1. kaos. 2. karışıklık, kargaşa.
chaotic s. karmakarışık, düzensiz.
chap 1 i. (ciltte) çatlak, yarık. f. (--ped, --ping) 1. (soğuk) (cildi) çatlatmak, kızartmak, sertleştirmek. 2. (toprak, tahta v.b.´ni) yarmak, çatlatmak. 3. çatlamak, yarılmak, kızarmak.
chap 2 i., İng., k. dili adam, çocuk, delikanlı.
chapel i. şapel, küçük kilise.
chaperon i. şaperon.
chaplain i. (okul, ordu veya hastanede) papaz.
chapter i. (kitapta) bölüm, kısım.
char 1 f. (--red, --ring) 1. yakarak kömürleştirmek; -in dışını yakarak kömürleştirmek; yanarak kömürleşmek. 2. kavurmak; kavrulmak. 3. ateşe tutmak.
char 2 i., İng. hizmetçi kadın, hizmetçi; (kadın) hademe.
character i. 1. karakter, özyapı. 2. (roman, hikâye, oyun v.b.´nde) kişi, şahıs, karakter. 3. karakter, harf. 4. tip bir kimse, nevi şahsına münhasır bir kimse; eksantrik/komik kimse. 
characterisation i., İng., bak. characterization.
characterise f., İng., bak. characterize.
characteristic s. karakteristik, tipik. i. özellik, hususiyet, vasıf.
characterization i. karakterize etme, nitelendirme.
characterize f. karakterize etmek, nitelemek, nitelendirmek.
characterless s. karaktersiz.
charcoal i. 1. mangal kömürü. 2. karakalem.
chard i., bot. pazı.
charge 1 i. 1. (hizmet karşılığında ödenen) ücret. 2. barut hakkı. 3. suçlama, itham. 4. hücum, hamle. 5. elek. şarj. 
charge 2 f. 1. (bir masrafı birinin hesabına) geçirmek. 2. görevlendirmek. 3. suçlamak, itham etmek. 4. hücum etmek. 5. elek. şarj etmek.
charge account  tic. açık hesap. 
chargé d`affaires çoğ. char.gés d´af.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar, işgüder, şarjedafer. 
chariot i., tar. iki tekerlekli savaş/yarış arabası.
charisma i. karizma.
charitable s. hayırsever, yardımsever.
charity i. 1. hayırseverlik, yardımseverlik. 2. merhamet. 3. sadaka. 4. hayır işi. 5. hayır cemiyeti, yardım derneği.
charlady i., İng. hizmetçi kadın, hizmetçi; (kadın) hademe.
charlatan i. şarlatan.
charm i. 1. cazibe, çekicilik. 2. tılsım, muska. 3. büyü. f. büyülemek, cezbetmek.
charming s. çekici, hoş, sevimli, cana yakın.
chart i. 1. portolon, deniz haritası. 2. grafik, çizge. 3. çizelge; tablo. f. 1. göstermek, kaydetmek. 2. -in haritasını yapmak. 3. plan yapmak, plan çıkarmak.
charter i. 1. patent, imtiyaz, berat. 2. gemi kira kontratı. f. 1. (uçak, gemi v.b.´ni) kiralamak, tutmak. 2. berat/imtiyaz/patent vermek. 
charter flight  çarter seferi. 
charter member  kurucu üye. 
charter plane  kiralanmış ucuz tarifeli uçak.
charwoman çoğ. char.wom.en (çar´wîmîn) i., İng. hizmetçi kadın, hizmetçi; (kadın) hademe.
chary s. 1. dikkatli, tedbirli, ihtiyatlı. 2. of -i esirgeyen. 
chase f. kovalamak, peşine düşmek, izlemek, takip etmek. i. kovalama, peşine düşme, izleme, takip. 
chasm i. 1. kanyon, dar boğaz. 2. derin yarık.
chassis çoğ. chas.sis (şäs´iz) i. 1. oto. şasi. 2. top kızağı.
chaste s. 1. iffetli, namuslu, sili; yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmayan. 2. saf, bozulmamış. 3. lekesiz. 4. basit, sade.
chasten f. ıslah etmek için cezalandırmak, uslandırmak, yola getirmek.
chastise f. cezalandırmak; döverek cezalandırmak.
chastity i. iffet, saflık, temizlik; yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama.
chat f. (--ted, --ting) sohbet etmek, hoşbeş etmek, çene çalmak. i. sohbet, hoşbeş.
château i. şato.
chattel i. taşınır mal, menkul.
chatter f. gevezelik etmek, çene çalmak. i. gevezelik.
chatterbox i. geveze, çenebaz, dillidüdük.
chattiness i. konuşkanlık.
chatty s. konuşkan.
chauffeur i. özel şoför.
chauvinism i. şovenizm. 
chauvinist i. şoven.
chauvinistic s. şovence.
cheap s. 1. ucuz. 2. bayağı, adi. 
cheapen f. ucuzlatmak; ucuzlamak.
cheapskate i., argo pinti, cimri.
cheat f. 1. dolandırmak, aldatmak. 2. kopya çekmek. i. dolandırıcı, hilekâr, üçkâğıtçı.
cheater i. kopyacı, kopya çeken.
check 1 i. 1. kontrol, gözden geçirme, muayene. 2. durdurma; engelleme; yavaşlatma; gem vurma; ket vurma. 3. engel, ket, fren görevi yapan kimse/şey. 4. çek: bank check banka çeki. traveler´s check seyahat çeki. 5. fiş; numaralı kâğıt, numara: baggage check bagaj fişi; emanetçinin verdiği fiş/numaralı kâğıt. coat check vestiyercinin verdiği fiş/numara. 6. (lokanta, bar veya gece kulübünde yenilip içilen şeyler için) hesap: Will you bring the check please? Lütfen hesabı getirir misiniz? 7. (listedeki bir maddenin yanına konulan) işaret. 8. (damalı kumaştaki) kare veya kareli desen. 
check 2 f. 1. durdurmak; engellemek; yavaşlatmak; gem vurmak; ket vurmak: That defeat checked their advance. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. This will check the spread of the disease. Hastalığın yayılmasını yavaşlatacak bu. 2. kontrol etmek; (birini/bir şeyi) kontrolden geçirmek; muayene etmek; gözden geçirmek. 3. (bavulu) bagaja/emanete vermek; (paltoyu/şapkayı) vestiyere vermek. 4. satranç şah demek. 5. (bir şeyin) doğru olup olmadığını kontrol etmek. 6. (off) (listedeki bir maddenin) yanına işaret koymak. 
check for  (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the roof. Damın akıp akmadığını kontrol ediyorum. 
check in  1. (otel v.b.´ne girince) kaydını yaptırmak: First you have to check in at the hotel´s reception desk. İlk önce otelin resepsiyonunda kaydını yaptırman lazım. 2. (havaalanındaki uçak bürosunda) biletini kontrol ettirmek/kontrol etmek.
check into  (otel, pansiyon v.b.´nde) kaydını yaptırıp bir oda tutmak. 
check on  1. (kontrol etmek amacıyla) bakmak, göz atmak. 2. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. 
check out  1. hesabını ödeyip (otel, pansiyon v.b.´nden) ayrılmak. 2. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. 3. with (bir şey) (başka bir şeye) uymak, iki şey birbirini tutmak: Does Reha´s story check out with hers? Reha´nın anlattığı onunkini tutuyor mu? 4. (of/from) (kütüphaneden) almak için (kitabın) çıkış kaydını yaptırmak; kitabın çıkış kaydını yapmak. 5. (süpermarketteki gibi) (kasiyer) (alınan malların) hesabını yapıp parasını almak. 6. k. dili -e iyice bakmak; -e alıcı gözüyle bakmak. 
check up on  1. (kontrol etmek amacıyla) -e bakmak, -e göz atmak. 2. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. 
check valve  çek valfı.
check with  1. (birine) danışmak. 2. (birinden) izin almak. 
checkbook i. çek defteri.
checkered s. 1. kareli, ekose. 2. değişik olaylarla dolu.
checkers i. dama oyunu.
check-in i.
check-in counter/desk  hava terminalinde bilet ve bagajın kontrol edildiği tezgâh.
checking account  çek hesabı.
checklist i. kontrol listesi.
checkmate i. 1. satranç mat. 2. tam yenilgi. f. 1. satranç mat etmek. 2. yenmek.
check-out i. 
check-out counter  (süpermarketteki gibi) alınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh, çıkış tezgâhı.
checkpoint i. kontrol noktası.
checkroom i. vestiyer; emanet.
checkup i. çekap, genel sağlık kontrolü.
cheddar i. çedar (bir çeşit peynir).
cheek i. 1. yanak, avurt. 2. İng., k. dili cüret, yüzsüzlük, arsızlık. 
cheek by jowl  yan yana.
cheek by jowl  sıkı fıkı; yan yana.
cheekbone i., anat. elmacıkkemiği.
cheekily z., İng., k. dili  yüzsüzce, küstahlıkla.
cheekiness i., İng., k. dili  yüzsüzlük, küstahlık.
cheeky s., İng., k. dili yüzsüz, arsız, küstah.
cheep f. cıvıldamak, cik cik ötmek. i. cıvıltı.
cheer i. 1. (sözle yapılan) tezahürat. 2. neşe, keyif. f. 1. (sözle) tezahürat yapmak. 2. neşelendirmek. 
cheer s.o. up  birini neşelendirmek. 
cheer s.o./an animal on  birini/bir hayvanı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. 
cheer up  neşelenmek. 
Cheer up!  Keyfine bak!/Geçmiş olsun! 
cheerful s. şen, neşeli, keyifli.
cheerfully z. neşeyle.
cheerfulness i. neşelilik.
cheerio ünlem, İng. Hoşça kal!
cheerleader i. amigo.
cheerless s. neşesiz, keyifsiz.
Cheers!  ünlem, İng. 1. Şerefe! 2. Hoşça kal! 3. (teşekkür olarak) Sağ ol!
cheery s. şen, neşeli, keyifli. 
cheese i. peynir.
cheeseburger i. çizburger, peynirli hamburger.
cheesecake i. peynirli kek.
cheesecloth i. tülbent.
cheesy s. peynire benzeyen; peynir kıvamında.
cheetah i., zool. çita, Acinonyx jubatus.
chef i. şef, ahçıbaşı, ahçı.
chem kıs. chemical, chemist, chemistry.
chemical s. kimyasal, kimyevi. i. kimyasal madde.
chemical compound  kimyasal bileşim. 
chemical compound  kimyasal bileşim.
chemical engineer  kimya mühendisi. 
chemical engineering  kimya mühendisliği. 
chemical reaction  kimyasal reaksiyon. 
chemical warfare  kimyasal savaş.
chemise i. kombinezon, kadın iç gömleği.
chemist i. 1. kimyager. 2. İng. eczacı.
chemistry i. kimya.
chemistry major asıl branşı kimya olan öğrenci.
chemotherapy i., tıb. kemoterapi.
cheque i., İng. çek.
chequered s., İng., bak. checkered.
cherish f. 1. aziz tutmak. 2. üzerine titremek, bağrına basmak. 3. beslemek, gütmek.
cherry i. kiraz; vişne. 
chess i. satranç.
chessboard i. satranç tahtası.
chessman çoğ. chess.men (çes´mîn) i. satranç taşı.
chest i. 1. göğüs. 2. sandık. 3. kutu. 
chest of drawers  şifoniyer. 
chestnut i. 1. kestane. 2. kestane rengi. s. kestane rengi, kestane.
chew f. çiğnemek. 
chew s.o. out  k. dili birini azarlamak. 
chew the cud  1. geviş getirmek. 2. k. dili derin derin düşünmek.
chew the fat  argo çene çalmak. 
chewing gum  çiklet.
chic s. şık, modaya uygun. i. şıklık.
chicanery i. hile, şike.
chick i. 1. civciv. 2. argo genç kız, piliç.
chicken i. piliç, tavuk eti. f. out argo korkudan çekinmek. 
chicken feed  argo bozuk para, az para. 
chicken pox  suçiçeği.
chicken-hearted s. korkak, ödlek.
chickpea i. nohut. 
chicory i., bot. hindiba, güneğik.
chide f. (chid/--d, chid.den/--d) azarlamak, kusur bulmak.
chief i. şef, amir, reis, baş. s. 1. en yüksek rütbede olan, baş. 2. belli başlı, ana.
chief justice  huk. danıştay başkanı. 
chief rabbi  hahambaşı.  
chiefly z. başlıca, en çok.
chieftain i. 1. kabile reisi. 2. başkan, şef.
chilblain i. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik.
child çoğ. chil.dren (çîl´drın) i. 1. çocuk; bebek. 2. çocuksu kimse. 3. çocuk, evlat. 
child´s play  kolay iş, çocuk oyuncağı. 
child´s play  çocuk oyuncağı, çok kolay iş. 
childbirth i. doğum.
childhood i. çocukluk dönemi, çocukluk.
childish s. 1. çocuksu, çocuğumsu. 2. çocukça.
childishly z. çocukça.
childless s. çocuksuz, çocuğu olmayan.
childlike s. çocuk gibi, çocuk ruhlu, çocuksu.
childminder i., İng. çocuk bakıcısı.
children i., çoğ., bak. child.
Chile i. Şili.
Chilean i. Şilili. s. 1. Şili, Şili´ye özgü. 2. Şilili.
chili i. 
chili pepper  kırmızıbiber.
chill i. 1. soğuk. 2. titreme, üşüme, ürperme. s. 1. üşütücü. 2. soğuk. f. 1. üşümek, ürpermek; üşütmek. 2. (yiyecek/içecek) soğutmak.
chilled to the marrow  soğuk iliğine geçmiş, iliğine kadar üşümüş. 
chilli i., İng., bak. chili.
chilliness i. 1. soğuk. 2. soğuk davranış.
chilly s. serin, soğuk, üşütücü. z. soğuk bir şekilde.
chime i. 1. madeni çubuklardan oluşan zil. 2. çan sesi; zil sesi. 3. melodi. 4. ahenk, uyum. f. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. 
chime in k. dili lafa karışmak.
chimerical s. hayali, gerçek olmayan.
chimney i. 1. baca. 2. lamba şişesi. 3. krater, yanardağ ağzı. 
chimney sweep  baca temizleyicisi.
chimpanzee i., zool. şempanze, Anthropopithecus troglodytes.
chin i., anat. çene.
China i. Çin. 
china i. porselen, seramik, çini. 
china closet  tabak dolabı.
Chinese i. 1. (çoğ. Chi.nese) Çinli. 2. Çince. s. 1. Çin, Çin´e özgü. 2. Çince. 3. Çinli.
chink i. ufak açıklık/yarık, çatlak.
chip i. 1. yonga, çentik. 2. çoğ., İng. kızarmış patates, patates kızartması, cips. 3. bilg. çip, yonga. f. (--ped, --ping) 1. yontmak, çentmek, budamak, şekil vermek. 2. kenarını/bir yerini kırmak; kenarından/bir yerinden parça koparmak. 
chip in 1. para vermek, bağışta bulunmak. 2. İng. lafa karışmak. 
chipmunk i., zool. amerikasincabı, Tamias.
chirp f. 1. cıvıldamak. 2. cırıldamak, cırlamak. i. 1. cıvıltı. 2. cırıltı.
chisel i. keski, kalem. f. kalemle oymak.
chitchat i., k. dili (sohbette geçen) sözler; yarenlik, muhabbet, çene çalma: Enough of this chitchat; we´d better get to work. Bu kadar muhabbet yeter. Artık çalışsak iyi olur. f. (--ted, --ting) yarenlik etmek, muhabbet etmek, çene çalmak.
chivalric s., bak. chivalrous.
chivalrous s. 1. şövalye gibi. 2. yürekli, cesur; cömert. 3. centilmen, nazik.
chivalry i. 1. şövalyelik. 2. yüreklilik, cesaret; cömertlik. 3. centilmenlik, nezaket.
chive i. frenksoğanı.
chlorinate f. klorlamak.
chlorine i., kim. klor.
chloroform i., kim. kloroform. f. kloroformla uyutmak.
chock i. takoz.
chock full  ağzına kadar dolu.
chockablock s., İng. dopdolu.
chockfull s. dopdolu.
chocolate i. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. s. çikolatalı. 
chocolate cake  çikolatalı kek. 
choice i. 1. seçme, seçiş. 2. seçilen kimse/şey: He was our choice. Bizim seçtiğimiz oydu. 3. seçenek, şık, alternatif; çare: You´ve no other choice. Başka çaren yok. Won´t you give me another choice? Bana başka bir alternatif tanımaz mısınız? s. 1. çok kaliteli, ekstra, lüks (sebze, meyve, et v.b.). 2. iyi seçilmiş. 3. iğneli, kırıcı (söz).
choir i. kilise korosu, koro.
choke f. boğmak, nefesini kesmek; tıkamak, boğulmak; tıkanmak. i. 1. boğulma; tıkanma. 2. oto. jikle. 
choke back one´s tears  gözyaşlarını tutmak. 
choke down one´s rage  öfkesini bastırmak. 
choke up  1. tıkanmak. 2. heyecandan konuşamamak, nutku tutulmak.
cholera i. kolera.
cholesterol i. kolesterol.
chomp f., bak. champ.
choose f. (chose, cho.sen) 1. seçmek. 2. tercih etmek. 3. istemek.
choosey s., k. dili, bak. choosy.
choosy s., k. dili titiz, zor beğenen, müşkülpesent.
chop f. (--ped, --ping) 1. (balta ile) kırmak. 2. (up) ince ince kıymak/doğramak. i. pirzola: lamb chop kuzu pirzolası. 
chop down  (ağacı) kesmek.
chopper i. 1. kısa saplı balta, satır. 2. argo helikopter.
choppy s. 1. değişken, yön değiştiren (rüzgâr). 2. çırpıntılı (deniz/göl).
chopstick i. (Uzakdoğuda kullanılan) yemek çubuğu.
choral s. 1. koro ile ilgili. 2. koro tarafından söylenen. 3. koro için yazılmış.
chorale i., müz. koral.
chord i. 1. çalgı teli, kiriş. 2. müz. akort.
chore i. 1. küçük bir iş. 2. çoğ. bir evin/çiftliğin günlük işleri. 3. güç ve tatsız iş.
choreographer i. koreograf, koregraf.
choreography i. koreografi, koregrafi.
chorus i. 1. koro, koro topluluğu. 2. (müzik eseri) koro. 3. koro, şarkının koro bölümü.
chose f., bak. choose.
chosen f., bak. choose. s. seçilmiş.
chow i., k. dili yemek.
Christ i. Mesih, İsa.
christen f. vaftiz etmek.
Christendom i. Hristiyanlık, Hristiyan âlemi.
christening i. vaftiz etme; vaftiz töreni.
Christian s., i. Hristiyan. 
Christian name İng. ilk ad.
Christian name  ad, isim: Her Christian name is Fanny, and her family name is Burney. Adı Fanny, soyadı Burney. 
Christianity i. Hristiyanlık.
Christmas i. Noel. 
Christmas Day Noel günü.
Christmas Eve  Noel arifesi. 
Christmas tree  Noel ağacı.
chromatic s. 1. renklerle ilgili, kromatik. 2. müz. kromatik.
chrome i. krom.
chromium i., kim. krom.
chromosome i. kromozom.
chronic s. kronik, müzmin, süreğen.
chronicle i. kronik, tarih.
chronological s. kronolojik.
chronologically z. tarih sırasına göre.
chronology i. kronoloji.
chronometer i. kronometre, süreölçer.
chrysanthemum i., bot. kasımpatı, krizantem.
chubby s. tombul.
chuck f., k. dili 1. atmak, fırlatmak. 2. (out) çöpe atmak. 
chuck it up k. dili bir işi bırakmak, bir işten ayrılmak/vazgeçmek. 
Chuck it! k. dili 1. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. Onu bırak!/Ondan vazgeç! 
chuck s.o. out k. dili 1. birini dışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. 2. birini işten atmak.
chuckhole i. (yolda oluşan) çukur.
chuckle f. kıkır kıkır gülmek, kıkırdamak. i. kıkır kıkır gülme, kıkırdama.
chuffed s., İng., k. dili mutlu; çok memnun.
chum i. yakın arkadaş, ahbap, dost. f. (--med, --ming) 1. dost olmak. 2. aynı odayı paylaşmak.
chummy s. 
chump 1 i. 1. kütük. 2. k. dili aptal, budala. 
chump 2 f. çiğnemek.
chunk i. 1. kalın bir parça. 2. külçe, yığın, topak. 3. k. dili büyük bir miktar. 4. k. dili tıknaz adam.
church i. 1. kilise. 2. kilise ayini. 3. Hrist. mezhep. 4. cemaat. 
church service ayin; ibadet.
churchwarden i. kilise idame amiri.
churchyard i. kilise avlusu/bahçesi.
churl i. 1. kaba adam. 2. köylü.
churlish s. kaba, terbiyesiz.
churn i. 1. yayık. 2. süt kabı. f. (sütü) yayıkta çalkalamak.
chute i. (üst kattan alt kata inen, çamaşır/çöp atılan) baca.
CIA kıs. Central Intelligence Agency.
CIF kıs. cost, insurance, and freight sif.
cicada i., zool. ağustosböceği.
cider i. elma suyu; elma şarabı.
cigar i. puro.
cigarette i. sigara.
cigarette lighter  çakmak.
cinch i. 1. at kolanı. 2. k. dili sıkıca tutma, kavrama. 3. k. dili elde bir; çantada keklik. 
cinder i. 1. cüruf, yanmış kömür artığı. 2. çoğ. kül. 
cinder block  cüruf briketi.
Cinderella i. 1. Külkedisi. 2. güzelliği ve değeri anlaşılmamış kız.
cinecamera i., İng. kamera.
cinema i., İng. sinema, sinema salonu. 
cinnamon i. tarçın.
cipher i. 1. sıfır. 2. solda sıfır, hiç. 3. (nüfuz açısından) önemsiz biri. 4. şifre. 
circa edat dolaylarında, takriben, aşağı yukarı: It was built circa 1650. 1650 dolaylarında yapılmış.
Circassian i., s. 1. Çerkez. 2. Çerkezce.
circle i. 1. daire, çember, halka. 2. çevre, muhit, grup. f. 1. -in etrafına daire çizmek, -in etrafını çizmek. 2. -in etrafını dönmek. 3. (bir yerin üstünde daire/daireler çizerek) dönmek/dönüp durmak. 4. etrafını çevirmek, kuşatmak. 5. halka olmak. 6. devretmek, dönmek. 
circuit i. 1. daire. 2. tur; ring seferi; devir. 3. elek. devre. 
circuit breaker  devre kesici anahtar. 
circuitous s. dolaylı, dolambaçlı.
circuitously z. dolaylı olarak.
circuitousness i. dolaylılık.
circular s. 1. dairesel, yuvarlak. 2. dolaylı, dolambaçlı. i. genelge, tamim; sirküler.
circular note  1. genelge, sirküler. 2. bir tür kredi mektubu. 
circular saw  yuvarlak testere.
circulate f. 1. (havanın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak; (kan/hava) dolaşmak; (motordaki sıvı) devridaim yapmak; (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını sağlamak; (kanı/havayı) dolaştırmak: The air in this room doesn´t circulate very well. Bu odadaki hava akımı pek iyi değil. 2. (haber) yayılmak; (haberi) yaymak. 3. (para) tedavülde/sürümde olmak; (parayı) tedavüle çıkarmak. circulating library dışarıya ödünç kitap veren kütüphane.
circulation i. 1. (hava/sıvı için) akım; (kan/hava için) dolaşım; (motordaki sıvı için) devridaim. 2. (para için) tedavül, sürüm. 3. tiraj.
circumcise f. sünnet etmek.
circumcision i. sünnet.
circumference i. daire çevresi; çember.
circumflex i. inceltme işareti; uzatma işareti.
circumnavigate f. denizden etrafını dolaşmak.
circumscribe f. 1. kısıtlamak. 2. -in etrafına daire çizmek.
circumspect s. dikkatli, sakıngan, ihtiyatlı, tedbirli.
circumspection i. dikkat, ihtiyat.
circumstance i. 1. durum, hal, keyfiyet, koşul, şart, vaziyet. 2. olay, vaka. 3. kader. 
circumstantial s. 1. durumla ilgili. 2. ikinci derecede önemi olan. 3. ayrıntılı. 
circumstantial evidence  huk. ikinci derecede kanıt.
circumvent f. 1. atlatmak, kaçınmak. 2. tekerine çomak sokmak, kösteklemek.
circus i. 1. sirk. 2. İng. daire çizen yol; meydan. 3. gösteri, numara.
cistern i. sarnıç, mahzen, su deposu.
cit kıs. citation, cited, citizen.
citadel i. hisar, kale.
citation i. 1. huk. celp, çağrı. 2. huk. celp kâğıdı. 3. takdirname. 4. -i kaynak/örnek olarak gösterme.
citizen i. 1. vatandaş, yurttaş. 2. uyruk, tebaa. 3. hemşeri.
citizenship i. 1. vatandaşlık, yurttaşlık. 2. uyrukluk, tabiiyet.
citric acid sitrik asit.
citron i. ağaçkavunu.
citrus s. turunçgillere ait. i. (çoğ. cit.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. 
citrus fruit  turunçgillerden bir meyve.
city i. şehir, kent. 
city block  kesişen sokaklarla ayrılan blok. 
city centre İng. kent merkezi. 
city council belediye meclisi. 
city councilor/father belediye meclisi üyesi. 
city hall 1. belediye. 2. belediye binası/konağı. 
city manager  belediye başkanı. 
city planner  şehir mimarı.
city-state i. şehir devleti, site.
civic s. 1. şehre ait, belediye ile ilgili. 2. yurttaşlık ile ilgili. 
civic center  hükümet binaları, mahkeme, kütüphane v.b.´nin bulunduğu şehir merkezi.
civics i. yurttaşlık bilgisi, yurt bilgisi.
civil s. 1. vatandaşlarla ilgili. 2. hükümete ait, milli. 3. sivil. 4. bireysel, ferdi. 5. uygar, medeni. 6. terbiyeli, edepli, nazik, kibar.
civil defense  sivil savunma. 
civil engineer  inşaat mühendisi. 
civil engineering  inşaat mühendisliği. 
civil law  1. medeni hukuk. 2. Roma hukuku. 
civil law medeni hukuk. 
civil liberty  insan hakları.
civil marriage  medeni nikâh. 
civil marriage  medeni nikâh.
civil rights  vatandaşlık hakları. 
civil servant  İng. devlet memuru. 
civil service  sivil devlet memurları. 
civil service  devlet memurluğu. 
civil war  iç savaş.
civilian i. sivil.
civilisation i., İng., bak. civilization.
civilise f., İng., bak. civilize.
civilised s., İng., bak. civilized.
civility i. terbiye, edep; nezaket, kibarlık.
civilization i. uygarlık, medeniyet.
civilize f. 1. uygarlaştırmak, medenileştirmek. 2. aydınlatmak.
civilized s. 1. uygar, medeni. 2. terbiyeli; nazik, kibar; hoş.
clad f., bak. clothe.
claim i. 1. talep, iddia. 2. hak. 3. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. f. 1. hak talep etmek, istemek. 2. iddia etmek. 3. sahip çıkmak. 
claim for damages  1. tazminat davası. 2. tazminat talebi.
claimant i. davacı; hak iddia eden; talep sahibi.
clairvoyance i. 1. kehanet. 2. gaipten haber verme.
clairvoyant i. kâhin.
clam i., zool. tarak, deniz tarağı.
clamber f. tırmanmak, güçlükle tırmanmak.
clammy s. 1. yapış yapış. 2. soğuk ve nemli.
clamor i. 1. haykırma, feryat, yaygara. 2. gürültü. f. haykırmak, feryat etmek, yaygara koparmak.
clamorous s. gürültülü.
clamour i., f., İng., bak. clamor.
clamp i. mengene, kenet, sıkıştırıcı, kıskaç. f. mengene ile sıkıştırmak.
clan i. klan, boy, kabile.
clandestine s. gizli, el altından yapılan.
clandestinely z. gizlice, el altından.
clang i. madeni ses; çınlama. f. 1. madeni ses çıkarmak; çınlamak. 2. çınlatmak.
clank i. şıngırtı; tangırtı. f. şıngırdamak; tangırdamak.
clap 1 i. 1. el çırpma. 2. elle vuruş, şaplak. f. (--ped, --ping) 1. el çırpmak, alkışlamak. 2. elle vurmak, şaplak indirmek. 
clap 2 i. 
clap eyes on İng., k. dili -i görmek. 
clap of thunder gök gürlemesi/gürültüsü.
clapped-out s., İng., k. dili 1. çok yorgun, bitkin, pestili çıkmış. 2. külüstür, hurdası çıkmış.
claret i. kırmızı Bordo şarabı.
clarification i. 1. açıklama; açıklık getirme, açıklığa kavuşturma, aydınlatma. 2. açıklanma; açıklık kazanma, açıklığa kavuşma, aydınlanma.
clarify f. 1. açık bir şekilde anlatmak, açıklamak; açıklık getirmek, açıklığa kavuşturmak, aydınlatmak. 2. açıklanmak; açıklık kazanmak, açıklığa kavuşmak, aydınlanmak.
clarinet i., müz. klarnet.
clarinetist i. klarnetçi.
clarity i. açıklık, berraklık, vuzuh.
clash f. 1. (madeni şeyler) birbirine çarpmak; (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. 2. çarpışmak, çatışmak, çarpışıp savaşmak; dövüşmek. 3. mücadeleye girişmek; birbiriyle mücadele etmek. 4. birbiriyle iyi gitmemek, yakışmamak; with ile iyi gitmemek, -e yakışmamak. 5. aynı zamana rastlamak; çatışmak; with ile çatışmak. i. 1. çarpışma, çatışma. 2. birbirine çarpan madeni şeylerin çıkardığı ses.
clasp i. 1. toka, kopça. 2. kucaklama, sarılma. f. 1. toka ile tutturmak, kopçalamak. 2. kucaklamak, sarılmak. 
clasp knife  büyük çakı, sustalı bıçak.
class i. 1. sınıf, tabaka, zümre. 2. kast. 3. çeşit, tür. 4. takım, grup. 5. sınıf; ders. f. 1. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. 2. -i sınıflamak, -i (kategorilere) ayırmak. 
class kıs. classic, classification, classify.
classic s. klasik. i. klasik eser, klasik.
classical s. klasik.
classification i. 1. sınıflama, sınıflandırma, tasnif, bölümleme. 2. kategori, sınıf.
classified s. 1. kategorilere ayrılmış, sınıflanmış, sınıflandırılmış, tasnif edilmiş, bölümlenmiş. 2. gizli (bilgi).
classified ads k. dili, bak. classified advertisements.
classified advertisements  (gazetede) küçük ilanlar.
classifieds i., k. dili (gazetede) küçük ilanlar.
classify f. -i (kategorilere) ayırmak, -i sınıflamak, -i sınıflandırmak, -i tasnif etmek, -i bölümlemek.
classmate i. sınıf arkadaşı.
classroom i. sınıf, dershane, derslik.
clatter f. takırdatmak, çatırdatmak; takırdamak. i. patırtı, takırtı, gürültü.
clause i. 1. madde, bent, hüküm, fıkra, şart. 2. dilb. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan kelime grubu.
clavicle i., anat. köprücükkemiği, köprücük.
claw i. pençe, tırnak. f. yırtmak, tırmalamak, pençe atmak. 
claw hammer  domuz tırnağı çekiç.
clay i. kil, balçık.
clean s. 1. temiz, pak. 2. halis, saf, arı. 3. kusursuz. 4. engelsiz, açık. 5. masum, temiz ahlaklı. 6. yenebilir (av eti v.b.). 7. düzgün, biçimli. f. temizlemek, paklamak, arıtmak; temizlenmek, paklanmak, arınmak. z. tamamen, bütünüyle. 
clean out  temizlemek. 
clean up  temizlemek.
cleaner i. 1. temizlikçi. 2. temizleyici madde. 3. kuru temizleyici. 
cleaning i. 1. temizleme, temizlik. 2. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v.b. 
cleaning fluid leke giderici (sıvı) ilaç. 
cleaning woman temizlikçi kadın. 
cleanliness i. temizlik.
cleanly z. temiz bir şekilde, temizce.
cleanse f. temizlemek.
cleanser i. 1. temizleyici madde. 2. sabun.
clear s. 1. şeffaf, saydam; duru. 2. bulutsuz, açık (gök). 3. pürüzsüz (cilt). 4. kolaylıkla anlaşılan/duyulan, net, açık: His instructions were quite clear. Verdiği talimat çok açıktı. She´s got a clear voice. Net bir sesi var. 5. belli, aşikâr, açık, belirgin, bariz: That´s a clear instance of what I was talking about. Bahsettiğim konunun açık bir örneğidir o. It´s clear you´ve made a mistake. Hata yaptığın belli. 6. açık, boş: The top of his desk is never clear. Yazı masasının üstü hiç boş kalmıyor. 7. açık, engelsiz: With all this snow the roads won´t be clear for days. Kar bu kadar çok olduğu için yollar günlerce açılmaz. 8. (zaman açısından) boş, dolu olmayan: This Tuesday´s a clear day for me. Bu salı benim için boş. z. to ta -e kadar: He could see clear to Vaniköy. Ta Vaniköy´e kadar görebiliyordu. i.
clear conscience  vicdan rahatlığı. 
clear off  k. dili sıvışmak, tüymek. 
clear out  1. k. dili sıvışmak, tüymek. 2. toplayıp atmak. 
clear the air  şüpheleri gidermek. 
clear the table  sofrayı kaldırmak.
clear thinker  mantıklı düşünen kimse. 
clear up  1. çözmek, halletmek, açıklığa kavuşturmak; çözülmek. 2. temizlemek. 3. (hastalığı) gidermek; (hastalık) geçmek.
clearance i. 1. temizleme. 2. açıklık yer. 3. gümrük muayene belgesi. 4. geminin limanı terketme izni. 
clear-cut s. 1. açık, net. 2. kesin. f. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek, (ağaçlık bir alanı) tıraşlama kesmek.
clearing i. 1. temizleme işi. 2. açığa çıkarma. 3. aydınlatma. 4. açıklık, meydan. 5. takas, kliring.
cleat i. 1. den. koçboynuzu. 2. kıskı, kama, takoz.
cleavage i. 1. yarık. 2. yarılma, çatlama. 3. (kadının) göğüs arası.
cleave 1 f. (--d/clove/cleft, --d/clo.ven/cleft) yarmak, bölmek; yarılmak, bölünmek.
cleave 2 f. (--d/clove/clave) to 1. -e yapışmak. 2. -e sadık kalmak; -den ayrılmamak/çıkmamak.
cleaver i. satır, balta.
clef i., müz. anahtar. 
cleft f., bak. cleave. i., s. çatlak, yarık, ayrık.
clemency i. 1. merhamet, şefkat. 2. havanın güneşli ve ılık olması.
clement s. 1. merhametli, şefkatli. 2. güneşli ve ılık (hava).
clench f. 1. (yumruğunu/dişlerini) sıkmak. 2. sıkıca yakalamak, kavramak.
clergy i. papazlar.
clergyman çoğ. cler.gy.men (klır´cimîn) i. papaz.
cleric i. papaz.
clerical s. 1. sekretere ait, sekreterlik. 2. papaza ait.
clerk i. 1. tezgâhtar. 2. sekreter.
clever s. 1. akıllı. 2. zeki. 3. becerikli.
cleverly z. akıllıca, zekice.
cleverness i. 1. akıllılık. 2. beceriklilik.
clew i., bak. clue. 
cliché i. 1. klişe, basmakalıp söz. 2. matb. klişe.
click i. 1. tık sesi, tık; tıkırtı. 2. çıt sesi, çıt; çıtırtı. f. 1. tık sesi çıkarmak; tıklatmak; tıkırdatmak; tıklamak; tıkırdamak. 2. çıt sesi çıkarmak; çıtlatmak; çıtırdatmak; çıtlamak; çıtırdamak.
client i. 1. müvekkil. 2. müşteri.
clientele i. 1. müvekkiller. 2. müşteriler.
cliff i. uçurum, sarp kayalık.
climate i. iklim, hava.
climax i. 1. doruk, zirve. 2. doruk noktası. 3. orgazm. f. doruğa ulaşmak; doruğa ulaştırmak.
climb f. 1. tırmanmak. 2. çıkmak. i. 1. tırmanacak yer. 2. tırmanış, tırmanma. 
climb down  inmek.
climber i. 1. bot. tırmanıcı sarmaşık. 2. k. dili toplumda yükselmek isteyen kimse.
clinch f. 1. perçinlemek. 2. sağlama bağlamak. 3. güreş, boks birbirine sarılmak. i. 1. perçinleme. 2. güreş, boks birbirine sarılma. 3. perçinlenmiş çivi.
cling f. (clung) 1. yapışmak, sıkıca sarılmak, tutunmak. 2. yakınında olmak. 3. (hatıra v.b.´ne) bağlı olmak. 
cling film İng. streç film.
clinic i. klinik.
clinical s. klinikle ilgili, klinik.
clink 1 f. 1. şıngırdamak; şıngırdatmak. 2. (bardak/kadeh) tokuşturmak. i. 1. şıngırtı. 2. tokuşturma.
clink 2 i. 
clinker i. cüruf parçası.
clip 1 f. (--ped, --ping) 1. kırkmak. 2. kırpmak. 3. uçlarını kesmek. 4. k. dili hızla gitmek. 5. (gazete, dergi v.b.´nden) kupür kesmek. 6. vurmak; çarpmak. i. 1. kırkma. 2. kırpma. 3. kesme. 4. k. dili hız, sürat. 5. sin., TV klip. 6. vuruş; çarpma. 7. defa, kere. 
clip 2 i. 1. ataş; klips; mandal, maşa. 2. (tüfekte) şarjör. f. 
clip s.o.´s wings  (ceza olarak) birinin hareket alanını sınırlamak. 
clip s.t. onto  bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 
clipboard i. klipsli kâğıt altlığı.
clipper i. 1. çoğ. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 2. tek. hızlı bir yelkenli gemi.
clipping i. 1. kırkma. 2. kırpma. 3. kesme. 4. kupür, kesik.
clique i. klik, hizip.
clitoris i., anat. klitoris, bızır.
cloak i. pelerin. f. 
cloak s.t. in a guise of  bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. 
cloakroom i. 1. vestiyer. 2. İng. tuvalet, lavabo.
clock i. saat. f. saat tutmak. 
clock in puantöre kaydettirerek işbaşı yapmak. 
clock out puantöre kaydettirerek paydos etmek. 
clockmaker i. saatçi.
clockwise s., z. saat yelkovanı yönünde.
clockwork i. saatin makinesi. 
clod i. 1. toprak/çamur parçası, kesek. 2. k. dili budala, sersem.
clog 1 i. 1. takunya, nalın; tahta ayakkabı; sabo. 2. engel, köstek.
clog 2 f. (--ged, --ging) 1. tıkamak; tıkanmak. 2. engel olmak, köstek vurmak; engellemek.
cloister i. 1. revaklı avlu. 2. revak, kemeraltı. 3. manastır. f. 1. manastıra kapatmak. 2. tecrit etmek, ayırmak.
close 1 s. 1. yakın, birbirine yakın. 2. samimi, yakın (arkadaş). 3. sıkı. 4. kapalı, kapatılmış. 5. dar. 6. havasız. 7. sıkı ağızlı.
close 2 i. 
close by yakında. 
close call  dar kurtulma. 
close call  k. dili paçayı zor kurtarma. 
close combat  göğüs göğüse çarpışma.
close contest/game  beraberliğe yakın oyun/yarış. 
close down  1. kapamak, kapatmak; kapanmak. 2. (işyerini) kapamak/kapatmak; (işyeri) kapanmak. 
close haircut  kısa saç tıraşı. 
close in on  -in etrafını çevirmek. 
close on hemen hemen. 
close out  hepsini satmak, indirimli satmak. 
close resemblance  yakın benzerlik. 
close shave  1. sinekkaydı tıraş. 2. k. dili paçayı zor kurtarma. 
close shave  sinekkaydı tıraş. 
close the deal  anlaşmaya varmak. 
close to 1. hemen hemen. 2. yakından. 
close up  1. kapamak, kapatmak; kapanmak. 2. (işyerini) kapamak/kapatmak; (işyeri) kapanmak. 3. birbirine yaklaşmak.
close up shop  1. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. 2. k. dili paydos etmek. 
closed s. kapalı. 
closed circuit  kapalı devre. 
closed circuit  kapalı devre. 
closed season  avlanmanın yasak olduğu mevsim. 
closed shop  yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika.
close-fisted s. cimri, eli sıkı.
close-fitting s. dar, üste oturan (giysi).
close-mouthed s. sıkı ağızlı, ağzı sıkı.
closet i. 1. (gardırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap, yüklük. 2. İng. klozet, helataşı. s., k. dili gizli, gizli tutulan; aleni olmayan. f. 
closet communist  gizli komünist. 
closet homosexual  gizli homoseksüel. 
close-up i. yakından çekilen fotoğraf.
clot i. pıhtı. f. (--ted, --ting) 1. pıhtılaşmak; top top olmak; (süt) kesilmek. 2. pıhtılaştırmak.
cloth i. kumaş, bez, örtü. 
clothbound s. bez ciltli.
clothe f. (--d/clad) 1. giydirmek. 2. üstünü örtmek, kaplamak.
clothes i., çoğ. giysiler, elbiseler. 
clothes basket  çamaşır sepeti. 
clothes moth  güve.  
clothes moth  güve.
clotheshorse i. çamaşır askısı.
clothesline i. çamaşır ipi.
clothes-peg i., İng. mandal.
clothespin i. mandal.
clothing i. giyim eşyası, giysiler, elbiseler.
cloud i. 1. bulut. 2. duman veya toz bulutu. 3. leke. f. 1. bulutlanmak, kararmak; bulutla kaplamak, karartmak, örtmek. 2. bulandırmak; bulanmak. 3. gölge düşürmek, bozmak. 4. lekelemek. 5. şüphe altında bırakmak. 
cloudburst i. sağanak.
cloud-capped s. bulutlu, bulutlarla kaplı (dağ tepesi).
cloudless s. bulutsuz.
cloudy s. 1. bulutlu. 2. dalgalı (mermer). 3. dumanlı. 4. bulanık. 5. karanlık, açık olmayan. 6. şüphe altında; töhmet altında.
clout i., k. dili 1. yumruk, tokat. 2. nüfuz. f. 1. k. dili yumruk indirmek, tokat atmak. 2. beysbol (topa) hızla vurmak.
clove 1 i. (sarımsakta) diş.
clove 2 i. karanfil (baharat). 
clove 3 f., bak. cleave.
clover i. yonca.
clown i. palyaço, soytarı. f. soytarılık etmek.
clownish s. soytarı gibi.
clownishness i. soytarılık.
club i. 1. sopa, çomak; cop. 2. kulüp, dernek. 3. isk. sinek, ispati. f. (--bed, --bing) coplamak; sopalamak.
clubfoot i. yumru ayak.
clubfooted s. yumru ayaklı.
cluck f. gıdaklamak. i. gıdaklama.
clue i. ipucu, iz, anahtar.
clump i. 1. yığın, küme. 2. ağır ağır atılan adımların sesi. f. 1. yığmak, kümelemek. 2. ağır adımlarla yürümek.
clumsily z. hantalca, beceriksizce, sakarca.
clumsiness i. hantallık, beceriksizlik, sakarlık.
clumsy s. hantal, beceriksiz, sakar.
clung f., bak. cling.
cluster i. 1. salkım; hevenk. 2. tutam, demet. 3. küme, grup. f. 1. salkım haline getirmek. 2. demet yapmak. 3. kümelenmek, bir araya toplanmak.
clutch i. 1. sıkıca tutma, kavrama. 2. mak. kenet, ambreyaj. 3. oto. debriyaj, kavrama; debriyaj pedalı. f. 1. sıkıca tutmak, kavramak. 2. at -i yakalamaya çalışmak. 
clutch at straws k. dili olmayacak duaya âmin demek. 
clutch at straws  k. dili ümitsizlik içinde her çareye başvurmak. 
clutch pedal  oto. debriyaj pedalı. 
clutter i. 1. düzensizce yayılmış eşya. 2. dağınıklık, karışıklık. f. 1. düzensiz bir şekilde doldurmak; yığmak, düzensizce atmak. 2. darmadağınık etmek. 
cm kıs. centimeter(s).
CO kıs. Commanding Officer.
Co kıs. company, county.
co, c/o kıs. 1. care of eliyle, vasıtasıyla. 2. carried over muh. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam).
coach i. 1. spor antrenör, çalıştırıcı. 2. özel öğretmen. 3. İng. otobüs, yolcu otobüsü. 4. İng., d.y. yolcu vagonu. f. 1. -i yetiştirmek; -i çalıştırmak. 2. antrenörlük yapmak. 3. -e özel ders vermek.
coagulate f. pıhtılaşmak; pıhtılaştırmak.
coal i. 1. kömür. 2. kor. 
coal mine kömür ocağı. 
coalesce f. birleşmek, bir olmak, yekvücut olmak.
coalescence i. birleşme, birleşim.
coalescent s. birleşmek üzere olan.
coalition i. koalisyon, birleşme.
coarse s. 1. kaba, iri taneli. 2. kaba (dokunmuş kumaş). 3. kaba saba, görgüsüz. 4. kaba, ince olmayan; adi, bayağı.
coarsely z. kabaca.
coarsen f. kabalaşmak; kabalaştırmak.
coarseness i. 1. kabalık. 2. terbiyesizlik.
coast i. sahil, deniz kıyısı. f. 1. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. 2. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. 3. den. kıyı boyunca gitmek. 
coast guard  sahil koruma. 
coastal s. kıyı, sahil, kıyısal.
coaster i. 1. den. koster. 2. bardak altlığı, altlık.
coastline i. kıyı boyu.
coat i. 1. palto, ceket. 2. kat, tabaka. 3. (hayvanın derisindeki) tüyler. f. kaplamak; bir tabaka (boya v.b.) sürmek. 
coat hanger  elbise askısı, askı. 
coat of paint  bir kat boya.
coat rack  portmanto, askılık. 
coating i. 1. tabaka, kat. 2. paltoluk kumaş.
coax f. 1. tatlı sözlerle kandırmak, gönlünü yapmak. 2. dil dökmek. 
coax s.t. out of s.o.  birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek.
cob i. mısır koçanı.
cobalt i. kobalt.
cobble i. kaldırım taşı. f. 1. kaldırım taşı döşemek. 2. ayakkabı tamir etmek.
cobbler i. ayakkabı tamircisi.
cobblestone i. parke taşı, kaldırım taşı.
cobra i., zool. kobra yılanı.
cobweb i. örümcek ağı.
cocaine i. kokain.
cock i. 1. horoz. 2. erkek kuş. 3. vana; valf; musluk. 4. tüfek horozu, tabanca horozu. 5. argo penis, kamış. f. tüfek horozunu çekmek. s. erkek (kuş). cock-and-bull story palavra, martaval. 
cock one´s hat  şapkayı yana yatırmak.
cock-a-doodle-doo i. horoz ötüşü, kukuriku.
cockchafer i. mayısböceği.
cockerel i. yavru horoz.
cockeyed i. 1. şaşı gözlü. 2. çarpık, eğri. 3. argo saçma. 4. argo küfelik.
cockfight i. horoz dövüşü.
cockpit i. 1. pilot kabini, kokpit. 2. den. alçak güverte, kokpit. 3. horoz dövüşlerinin yapıldığı yer.
cockroach i. hamamböceği.
cockscomb i. 1. horoz ibiği. 2. bot. horozibiği. 3. züppe.
cocksure s. kendinden fazla emin, kendine fazla güvenen.
cocktail i. kokteyl.
cocky s., k. dili kendini beğenmiş.
coco i. hindistancevizi.
cocoa i. 1. kakao. 2. kakao rengi. 3. sütlü kakao. 
cocoa bean  kakao tohumu. 
cocoa butter  kakao yağı.
coconut i. büyük hindistancevizi, hindistancevizi.
coconut palm hindistancevizi ağacı. 
cocoon i. koza.
cod i. morina. cod-liver oil balıkyağı.
COD, cod kıs. cash on delivery; collect on delivery.
coddle f. 1. üstüne titremek, ihtimam göstermek. 2. hafif ateşte kaynatmak.
code i. 1. kanun, kanunname. 2. şifre; kod. f. 1. kanun haline getirmek. 2. şifre ile yazmak; kodlamak.
code of honor  ahlak kuralları.
codeine i. kodein.
codger i., k. dili moruk, pinpon adam.
codification i. kanun halinde toplama.
codify f. 1. kanun halinde toplamak. 2. bir sisteme bağlamak.
coed i., k. dili karma bir üniversitede okuyan kız öğrenci. s., k. dili, bak. coeducational. 
coeducation i. karma eğitim.
coeducational s. karma eğitime ait; karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan; karma eğitim uygulayan.
coefficient i. katsayı.
coequal i. eş. s. 1. eşit, müsavi. 2. akran, denk.
coerce f. zorlamak, mecbur etmek.
coercion i. zorlama, baskı.
coercive s. zorlayıcı.
coexist f. bir arada var olmak.
coexistence i. bir arada var oluş.
coffee i. kahve. 
coffee bean  kahve çekirdeği. 
coffee cup  (alafranga) kahve fincanı. 
coffee grounds  kahve telvesi. 
coffee mill  kahve değirmeni. 
coffee of a kind  kahveye benzer bir şey. 
coffee shop  kahve, çay, tatlı, sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. 
coffee spoon  tatlı kaşığı. 
coffee store kurukahveci dükkânı, kurukahveci.
coffee table  sehpa.
coffeepot i. kahve demliği.
coffer i. sandık, kasa, kutu.
coffin i. tabut.
cog i. çark dişi, diş.
cogency i. inandırıcılık, ikna kuvveti.
cogent s. inandırıcı, ikna edici.
cogitate f. düşünmek, düşünüp taşınmak, tasarlamak.
cognac i. kanyak, konyak.
cognisance i., İng., bak. cognizance.
cognisant s., İng., bak. cognizant.
cognition i., ruhb. biliş.
cognizance i. 1. farkına varma. 2. kavrama. 
cognizant s. 
cogwheel i. dişli çark.
cohere f. 1. yapışmak, kaynaşmak. 2. uyum içinde olmak, uyuşmak. 3. birbirini tutmak, tutarlı olmak.
coherence i. tutarlılık, tutarlık, mantıklılık.
coherent s. 1. yapışkan. 2. tutarlı, mantıklı. 3. kolay anlaşılır. 4. fiz. koherent, eşevreli.
coherently z. tutarlı olarak.
cohesion i. 1. yapışıklık, yapışma. 2. uyum içinde olma, uyuşma. 3. fiz. kohezyon.
cohesive s. 1. yapışmış; birleşmiş. 2. uyum sağlayan. 3. fiz. kohezif.
cohort i. 1. hempa, suç ortağı. 2. yandaş, taraftar, destekçi. 3. (insanlardan oluşan) grup.
coiffeur i. kuaför, kadın berberi olan erkek.
coiffure i. saç biçimi, saç tuvaleti.
coil i. 1. kangal. 2. den. roda. 3. halka, kangal şeklinde boru. 4. halka şeklinde kıvrılmış saç. 5. elek. bobin. f. 1. sarmak, kangallamak; sarılmak, kangallanmak. 2. den. roda etmek.
coin i. madeni para. f. 1. madeni para basmak. 2. (sözcük/söz) türetmek.
coincide f. 1. with ile rastlaşmak, aynı zamana rastlamak, çatışmak. 2. uymak, bir olmak. 3. mat. çakışmak. 
coincidence i. rastlantı, tesadüf. 
coincidental s. rastlantı eseri olan, tesadüfi.
coincidentally z. tesadüfen, şans eseri.
coition i., bak. coitus.
coitus i. cinsel ilişki.
coke 1 i. kok kömürü, kok.
coke 2 i. 1. k. dili kolalı içecek. 2. argo kokain.
colander i. kevgir, süzgeç.
cold s. soğuk. i. 1. soğuk, soğukluk. 2. nezle. 
cold cream  yüz kremi, cilt kremi. 
cold cream  yağlı krem. 
cold cuts  söğüş et.
cold fish  soğuk kimse, frigo. 
cold snap  havanın aniden soğuması, ani soğuk. 
cold snap  aniden gelen soğuk hava.
cold sore  uçuk.
cold war  soğuk savaş. 
cold wave  soğuk dalgası. 
cold-blooded s. 1. duygusuz, acımasız, merhametsiz. 2. biyol. soğukkanlı.
coldhearted s. katı yürekli, merhametsiz.
coleslaw i. lahana salatası.
colic i., tıb. kolik, kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı.
colitis i., tıb. kolit, kalınbağırsak iltihabı.
collaborate f. birlikte çalışmak, işbirliği yapmak.
collaboration i. birlikte çalışma, işbirliği.
collaborationist i. işbirlikçi, kolaboratör.
collaborator i. 1. birlikte çalışan kimse, işbirliği yapan kimse, kolaboratör. 2. işbirlikçi, kolaboratör.
collage i. kolaj.
collapse f. 1. çökmek, yıkılmak; çökertmek, yıkmak. 2. (iskemle/masa) açılır kapanır olmak. 3. (proje/plan) suya düşmek; bir sonuca bağlanmadan dağılmak. 4. cesaretini kaybetmek. 5. (balon) sönmek. 6. tıb. çökmek. i. göçme, çökme, yıkılma.
collapsible s. açılır kapanır, katlanabilir.
collar i. 1. yaka. 2. gerdanlık. 3. tasma. f. 1. yaka takmak, tasma takmak. 2. yakalamak, yakasına yapışmak.
collar stud yakalık düğmesi. 
collarbone i., anat. köprücükkemiği, köprücük.
collate f. 1. (sayfaları) sıraya koymak; (formaları) harman etmek, harmanlamak. 2. karşılaştırarak okumak.
collateral s. 1. yan yana olan. 2. ikincil, tali, yardımcı, tamamlayıcı. 3. aynı soydan gelen. i. 1. (borca karşı gösterilen ve bir mülk, tahvil, senet v.b.´ne dayalı) teminat, karşı teminat. 2. soydaş. 
collateral security  (borca karşı gösterilen ve bir mülk, tahvil, senet v.b.´ne dayalı) teminat, karşı teminat.
colleague i. meslektaş, iş arkadaşı.
collect f. 1. toplamak; biriktirmek; derlemek; toparlamak; devşirmek; toplanmak; birikmek: He collects stamps. Pul biriktiriyor. They don´t collect trash on Saturdays. Cumartesi günleri çöp toplamıyorlar. Let me collect my papers. Kâğıtlarımı toparlayayım. They went out to the orchard and collected some pears. Bahçeye çıkıp armut devşirdiler. We´re collecting proverbs. Atasözü derliyoruz. A lot of dust has collected on this couch. Bu kanepenin üstünde epey toz birikti. 2. (gidip/gelip) almak: He has to collect his salary. Gidip maaşını alması lazım. He´ll collect you at six. Seni altıda alacak. 3. (para) toplamak, (borç/vergi) tahsil etmek. s., z. ödemeli. Send it collect. Ödemeli gönderin. 
collect call  ödemeli telefon konuşması. 
collect call  ödemeli telefon konuşması. 
collect o.s.  kendini toparlamak. 
collect one´s thoughts  kafasını toplamak. 
collected s. 1. toplu, hep bir arada, toplanmış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. 2. aklı başında.
collection i. 1. toplama. 2. koleksiyon. 3. (kilisede toplanan) para, iane.
collective s. kolektif; ortaklaşa; ortak.
collective agreement  toplu sözleşme. 
collective bargaining  (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 
collective farm  kolektif çiftlik.
collective memory ruhb. ortak bellek.
collective noun  dilb. topluluk adı. 
collective noun  topluluk ismi. 
collective ownership  ortaklaşa iyelik, ortak mülkiyet.
collector i. 1. koleksiyoncu. 2. alımcı, tahsildar. 3. kolektör, toplaç.
college i. 1. üniversite. 2. yüksekokul. 3. fakülte.
collide f. çarpışmak; with -e çarpmak.
collie i. İskoç çoban köpeği.
collier i., İng. 1. kömür gemisi. 2. kömür madeni işçisi.
collision i. çarpışma. 
colloq kıs. colloquial, colloquialism.
colloquial s. konuşma diline özgü.
colloquialism i. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz.
colloquially z. konuşma diliyle.
colloquy i. karşılıklı konuşma, mükâleme.
Colombia i. Kolombiya.
Colombian i. Kolombiyalı. s. 1. Kolombiya, Kolombiya´ya özgü. 2. Kolombiyalı.
colon 1 i., anat. kolon.
colon 2 i. iki nokta üst üste (:).
colonel i. albay.
colonial s. 1. kolonyal (sanat, mimari v.b.). 2. sömürgeci. 3. (anayurdundan ayrı) bir kolonide yaşayana özgü.
colonialism i. sömürgecilik.
colonialist s. sömürgeci. i. sömürgecilik yanlısı.
colonise f., İng., bak. colonize.
colonist i. koloni kuran; kolonide yaşayan.
colonization i. 1. -de koloni/koloniler kurma. 2. koloni haline getirme; koloni haline gelme. 3. sömürgeleştirme; sömürgeleşme.
colonize f. 1. -de koloni/koloniler kurmak. 2. koloni haline getirmek. 3. sömürgeleştirmek.
colony i. 1. koloni. 2. sömürge, koloni.
color i. 1. renk; boya. 2. renk, canlılık. 3. çoğ. bayrak, sancak. f. 1. boyamak. 2. renklendirmek; renklenmek. 3. renk değiştirmek. 4. yüzü kızarmak. 
color filter  renk filtresi. 
color photograph renkli fotoğraf.
color photograph  renkli fotoğraf.
color photography  renkli fotoğraf çekme. 
color printing foto., matb. renkli baskı.
color television/TV renkli televizyon. 
color-blind s. renkkörü.
color-blindness i. renkkörlüğü, akromatopsi, daltonizm.
colored s. 1. renkli. 2. kaba zenci, siyah.
colorfast s. solmaz.
colorful s. 1. renkli. 2.  renkli, canlı.
coloring i. renk, boya. 
coloring book  boyama kitabı.
colorless s. 1. renksiz. 2. soluk, solgun, renksiz. 3. sıkıcı, monoton, tekdüze. 4. silik, donuk; anlamsız. 5. tarafsız, yansız, renksiz.
colossal s. muazzam, kocaman, çok büyük, devasa.
colour i., f., İng., bak. color.
colt i. tay; sıpa.
column i. 1. mim. sütun; kolon. 2. direk. 3. gazet. köşe yazısı, fıkra. 4. ask. kol.
columnist i., gazet. köşe yazarı, fıkra yazarı.
coma i. koma.
comatose s. 1. komada. 2. yarı baygın.
comb i. 1. tarak. 2. (horoz v.b.´nde) ibik. 3. petek, bal peteği. f. taramak.
comb out  taramak, ayırmak.
combat 1 i. 1. muharebe, savaşma, savaş, çarpışma. 2. vuruşma, dövüşme. 3. ateşli bir tartışma.
combat 2 f. (--ted, --ting) 1. savaşmak. 2. dövüşmek. 3. mücadele etmek. 
combat troops  muharip birlikler. 
combat zone  ask. muharebe alanı. 
combat zone  savaş alanı. 
combatant i. 1. savaşçı, muharip. 2. dövüşçü. 3. ateşli bir tartışmaya katılan kimse.
combative s. kavgacı, dövüşken.
combination i. 1. birleşme, birleşim; birleştirme. 2. birlik. 3. (kilitte) şifre. 4. kim. bileşim. 5. kombinezon. 
combination lock  şifreli kilit.
combine 1 i. 1. tic. kartel. 2. biçerdöver.
combine 2 f. birleşmek; birleştirmek.
combustible s. kolay tutuşan, yanıcı. i. kolay tutuşan madde.
combustion i. yanma, tutuşma.
come f. (came, come) 1. gelmek. Come July and we´ll be swimming. Temmuz geldiğinde denize girmiş olacağız. 2. k. dili beli gelmek, boşalmak; orgazm olmak. 
come about  olmak, meydana gelmek. 
come across  -e rastlamak, -e rast gelmek, ile karşılaşmak. 
come along  1. ilerlemek. 2. iyileşmek, sağlığı gittikçe düzelmek. 3. (fırsat) çıkmak. 4. beraber gelmek. 
Come along.  Hadi canım. 
come around  1. kendine gelmek. 2. uğramak. 3. dediğine gelmek. 
come at  1. -e erişmek, -e ulaşmak. 2. -e varmak, -i keşfetmek. 3. üstüne yürümek, saldırmak. 
come back  1. geri dönmek, geri gelmek. 2. akla gelmek. 
come between  aralarına girmek. 
come by  1. elde etmek. 2. uğramak. 
come close to  He came close to losing his temper. Az kaldı tepesi atacaktı. 
come down  1. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. 2. (fiyat) düşmek. 3. çökmek, yıkılmak; düşmek. 
come down in one´s opinion  (birini) eskisi kadar saymamak. 
come down in one´s price  (kendi malının) fiyatını düşürmek. 
come down in price  (bir şeyin) fiyatı düşmek. 
come down in the world  (biri) (eskiden sahip olduğu) para ve prestijini kaybetmek. 
come down to earth hayal kurmaktan vazgeçmek, gerçekçi olmak. 
come down with a cold  nezle olmak. 
come forward  (belirli bir amaçla) ortaya çıkmak: Nobody came forward to claim that cat. Kimse çıkıp da o kedi benim demedi. 
come from afar  çok uzaklardan gelmek.
come hell or high water  ne olursa olsun, bütün zorluklara rağmen. 
come home to  kafasına dank etmek. 
come in  1. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. (yarışma sonunda) (belirli bir sırada) olmak: He came in first. Birinci oldu. 3. varmak, gelmek: Has the plane come in yet? Uçak geldi mi? 4. (met halindeki deniz) kabarmak, yükselmek. 5. moda olmak. 
come in handy  işe yaramak.
come into  1. (mirasa) konmak. 2. girmek, katılmak. 
come into collision with  ile çarpışmak.
come into force  yürürlüğe girmek.
come into play  meydana çıkmak, kullanılmaya başlamak, etkili olmak. 
come into possession of -in sahibi olmak. 
come into power  1. iş başına geçmek. 2. iktidara geçmek. 
come into prominence herkesin dikkatini çekmeye başlamak; ön plana çıkmak. 
come into sight  görünmeye başlamak. 
come into the picture  ortaya çıkmak. 
come into the world  dünyaya gelmek, doğmak. 
come into use  kullanılmaya başlamak. 
come into view  ortaya çıkmak, görünmek. 
come of  -den çıkmak. 
come off  1. kopmak, çıkmak, düşmek. 2. olmak, meydana gelmek. 
Come off it!  k. dili Yalanı bırak!/Bırak!
come off worst/get the worst of it  k. dili 1. yenilmek, altta kalmak. 2. en çok zarara uğramak. 
come on  sahneye çıkmak. 
Come on!  1. Haydi! 2. Yok canım! 
come one´s way  k. dili (fırsat) eline geçmek. 
come out  1. çıkmak, görünmek, gözükmek. 2. (haber) yayılmak; (yayın) yayımlanmak. 3. (leke) çıkmak. 
come out of one´s shell  açılmak, suskunluğu bırakmak. 
come out on top  k. dili 1. muzaffer çıkmak. 2. birinci olmak. 3. başarılı bir sonuç almak; başarılı olmak; dört ayak üstüne düşmek. 
come through  gerekeni/beklenileni yapmak/becermek.
come through  k. dili 1. kendini göstermek, belli olmak. 2. kendinden bekleneni yapmak, başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. 3. (zor bir durumdan) sağ olarak çıkmak. 4. (bir haber) gelmek. 
come through with  k. dili (beklenileni) yapmak. 
come to  ayılmak, kendine gelmek.
come to a dead stop  tamamen durmak. 
come to a decision  karara varmak. 
come to a head  dönüm noktasına varmak. 
come to a head  son noktaya varmak. 
come to a point  (av köpeği) ferma yapmak, fermaya oturmak. 
come to a point/ make a point of  1. (bir şeyi) bilhassa yapmak. 2. -e özen göstermek, -e özenmek.
come to a stop durmak; stop/istop etmek. 
come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak.
come to blows  yumruk yumruğa gelmek.
come to blows  yumruk yumruğa gelmek. 
come to close quarters  göğüs göğüse dövüşmek, cenkleşmek. 
come to fruition gerçekleşmek.
come to grief  1. başı darda olmak. 2. başarısızlığa uğramak. 
come to grief  felakete uğramak, belasını bulmak.
come to grips (with) (ile) kapışmak, dövüşmeye başlamak. 
come to grips with  -in esaslarını ele almak. 
come to grips with  ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. 
come to hand  1. çıkmak, bulunmak. 2. gelmek, varmak. 
come to life  canlanmak. 
come to life  ayılmak.
come to light  keşfedilmek. 
come to mind aklına gelmek, hatırlamak. 
come to naught  boşa çıkmak. 
come to nothing  suya düşmek.
come to nothing/naught  başarısız kalmak.
come to one´s senses  aklı başına gelmek, aklını başına toplamak. 
come to pass  olmak, meydana gelmek. 
come to rest durmak.
come to s.o.´s rescue  birinin imdadına yetişmek.
come to stay  (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. Artık burada kalacak.
come to terms  1. (with) anlaşmaya varmak, mutabık kalmak. 2. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek.
come to terms  mutabık kalmak, anlaşmak.
come to terms with  (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. 
come to the fore  öne geçmek, sivrilmek.
come to the point  sadede gelmek. 
come true  gerçekleşmek. 
come true  doğru çıkmak, gerçekleşmek. 
come under  (-in yetki alanına) girmek. 
come undone açılmak, çözülmek. 
come unglued  k. dili telaşa kapılmak, etekleri tutuşmak, itidalini kaybetmek.
come untied  çözülmek, açılmak.
come up against  -e çatmak, ile karşılaşmak. 
come up in the world (birinin) para ve prestiji artmak.
come up to  1. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. 2. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. 
come up with  k. dili (bir plan, çare, cevap v.b.´ni) bulmak. 
come upon  -e rastlamak. 
come what may  ne olursa olsun.  
come what may  ne olursa olsun. 
come/draw to a close sona ermek, bitmek. 
come/run across  -e rastlamak, -e tesadüf etmek. 
come/run up against a blank wall k. dili çıkmaza girmek, açmaza düşmek.
comeback i. 1. eski formunu bulma. 2. argo zekice ve yerinde cevap.
comedian i. 1. komedyen. 2. komedi yazarı.
comedienne i. kadın komedyen.
comedown i. 1. düşüş. 2. hayal kırıklığı.
comedy i. komedi.
comely s. alımlı.
come-on i. 
comet i. kuyrukluyıldız.
comfort i. 1. rahatlık, ferahlık, konfor. 2. teselli. f. 1. rahat ettirmek. 2. teselli etmek. 
comfort station umumi hela.
comfortable s. rahat, konforlu.
comfortably z. rahatça.
comforter i. 1. rahatlatıcı şey. 2. teselli edici kimse/şey. 3. yorgan. 4. İng. emzik, kauçuk meme. 5. İng. kaşkol, atkı.
comic s. 1. güldürücü, gülünç, komik. 2. komedi ile ilgili. i. komedi oyuncusu. 
comic book  çizgi roman. 
comic opera operakomik. 
comic strip  bant-karikatür.
comical s. komik.
comics i. bant-karikatür.
coming i. geliş, yaklaşma. s. gelen, önümüzdeki, gelecek, yaklaşan.
comma i. virgül. 
command i. 1. emir, komut. 2. egemenlik, buyruk, hükümranlık. 3. bilg. komut: search command arama komutu. 4. komutanlık, kumandanlık: Air Defense Command Hava Savunma Komutanlığı. f. 1. emretmek; komuta etmek. 2. (bir yer) -e hâkim olmak, -e bakmak. 
commandeer f. 1. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. 2. askeri bir hizmete mecbur etmek.
commander i. 1. kumandan, komutan. 2. deniz binbaşısı. 
commander in chief  başkomutan.
commanding s. 1. emreden. 2. etkili. 3. hâkim.
commandment i. emir. 
commando i. 1. komando birliği. 2. komando.
commemorate f. anmak.
commemoration i. 1. anma, hatırasını yad etme. 2. anma töreni.
commemorative s. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. 
commemorative stamp  hatıra pulu.
commence f. başlamak.
commencement i. 1. başlama, başlangıç. 2. diploma töreni.
commend f. 1. tavsiye etmek, salık vermek. 2. övmek. 3. emanet etmek.
commendable s. övgüye değer.
commensurate s. orantılı, eşit.
comment i. 1. yorum, tefsir. 2. açımlama. 3. eleştiri, tenkit. f. söz söylemek; on hakkında fikrini söylemek, hakkında yorumda bulunmak.
commentary i. yorum, tefsir.
commentator i. 1. yorumcu. 2. eleştirmen.
commerce i. ticaret, alım satım. 
commercial s. ticari. i., radyo, TV reklam. 
commercial law  ticaret hukuku.
commercial law  ticaret hukuku. 
commercial traveller  İng. (gezici) satış temsilcisi.
commercialise f., İng., bak. commercialize.
commercialize f. -i ticaret aracı yaparak bayağılaştırmak.
commingle f. karışmak; katmak, karıştırmak.
commiserate f. -in derdini paylaşmak.
commiseration i. teselli, acıma.
commission i. 1. görev, vazife, iş. 2. işleme. 3. eylem. 4. komisyon ücreti, yüzdelik. 5. kurul, komisyon. 6. yetki. f. 1. atamak, tayin etmek. 2. görevlendirmek. 3. den. donanmaya katmak. 
commissioned s. 
commissioned officer subay.
commissioner i. 1. komisyon üyesi. 2. şube müdürü.
commit f. (--ted, --ting) 1. işlemek, yapmak. 2. emanet etmek, teslim etmek. 3. söz vererek bağlamak. 
commit an impiety  Allaha karşı saygısızlık etmek.
commit an offense  suç işlemek. 
commit o.s.  1. (bir konuda) ne düşündüğünü söylemek, fikrini söylemek. 2. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. Bunu yapmaya söz verdin. 
commit suicide intihar etmek.
commit to memory  ezberlemek. 
commit to prison  hapsetmek.
commit to writing  yazmak.
commitment i. 1. söz, vaat; taahhüt, üstenme. 2. kesin karar. 3. teslim etme; teslim olma. 4. bağlılık, sadakat. 
committee i. kurul, komite, heyet, komisyon, encümen.
commode i. 1. lazımlık iskemlesi. 2. klozet.
commodious s. ferah, geniş.
commodity i. mal, eşya. staple commodities başlıca satış ürünleri.
common s. 1. müşterek, ortak; beraber yapılan: common defense ortak savunma. common enemy ortak düşman. common grave ortak bir mezar. common prayer herkesin beraber okuduğu dua. 2. yaygın, sıkça rastlanan: a common sentiment yaygın bir his. 3. adi, bayağı, basit: There was something common about her. Onda bir adilik vardı. 
common fraction  mat. adi kesir, bayağı kesir. 
common ground  ortak bir zevk, görüş, tutku v.b.: There´s no common ground between them. Onların hiçbir ortak yanı yok. 
common knowledge  bilinen gerçek.
common law  örf ve âdete dayanan hukuk. common-law marriage resmi nikâhsız beraber yaşama. 
common law  örf ve âdet hukuku. 
common man  sıradan insan, sokaktaki adam. 
Common Market  Ortak Pazar. 
common noun  dilb. cins adı, cins ismi. 
common noun  cins isim. 
common property  ortak mal. 
common sense  sağduyu. 
common sense  sağduyu, aklıselim. 
common stock  adi hisse senetleri. 
common touch  sempatiklik. 
commonly z. çoğunlukla; genellikle.
commonplace s. 1. sıradan, bayağı. 2. olağan. i. 1. beylik laf, klişe, basmakalıp söz. 2. sıradan bir şey.
commonwealth i. 1. ulus. 2. cumhuriyet. 3. eyalet. 
commotion i. 1. şamata, gürültü patırtı. 2. karışıklık.
communal s. 1. toplumla ilgili, toplumsal, halka ait. 2. umumun malı olan.
commune 1 i. komün.
commune 2 f. sohbet etmek, söyleşmek.
communicable s. bulaşıcı.
communicate f. 1. iletmek, nakletmek, bildirmek. 2. (hastalığı) bulaştırmak, sirayet ettirmek. 3. (with) (ile) haberleşmek, iletişmek; (ile) iletişim kurmak. 4. (odalar) birbirine açılmak; with (bir oda) (başka bir odaya) açılmak. 5. Hrist. komünyon almak; (birine) komünyon vermek.
communication i. 1. iletme, iletim; iletilme, iletiliş. 2. (mektup, not, telgraf gibi iletilen) haber. 3. iletişim, haberleşme, komünikasyon. 4. çoğ. haberleşme; ulaşım.
communicative s. konuşkan.
communion i. 1. paylaşma. 2. katılma. 3. Hrist. komünyon. 4. Hrist. mezhep.
communiqué i. (kısa ve resmi) bildiri.
communism i. komünizm.
communist i., s. komünist.
community i. 1. toplum, cemiyet. 2. topluluk. 3. halk, kamu, amme. 4. müşterek tasarruf, ortak mal sahipliği.
commute f. 1. (cezayı) hafifletmek, çevirmek. 2. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelmek.
commuter i. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse.
comp kıs. companion, compare, compiled, complete.
compact 1 s. 1. yoğun, kesif, sıkı, sık. 2. kısa, özlü. 
compact 2 i. 1. pudriyer, pudralık. 2. oto. küçük araba.
compact 3 i. sözleşme, sözlü anlaşma. f. sözleşmek.
compact disk  kompakt disk. 
compact disk player kompakt disk çalar.
companion i. 1. arkadaş, yoldaş. 2. eş. 3. refakatçi. 4. elkitabı, rehber.
companionable s. sokulgan, cana yakın, yalpak.
companionship i. arkadaşlık, eşlik.
company i. 1. şirket, kumpanya, ortaklık. 2. topluluk, kumpanya. 3. eşlik, refakat, arkadaşlık. 4. misafirler; misafir. 5. beraberindekiler, arkadaşlar. 6. ask. bölük. 
comparable s. karşılaştırılabilir; benzer. 
comparative s. 1. karşılaştırmalı, mukayeseli. 2. orantılı, nispi. 3. dilb. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. i. 
comparative anatomy  karşılaştırmalı anatomi. 
comparative degree  dilb. üstünlük derecesi. 
comparative linguistics  karşılaştırmalı dilbilim.
comparative linguistics  karşılaştırmalı dilbilim.
compare f. 1. (with) (ile) karşılaştırmak. 2. to -e benzetmek; -e benzemek. 
compare notes  görüş alışverişinde bulunmak.
compare notes  fikir alışverişinde bulunmak, görüş alışverişinde bulunmak. 
comparison i. karşılaştırma, mukayese. 
compartment i. 1. bölme, bölüm. 2. d.y. kompartıman.
compartmentalize f. bölmelere ayırmak.
compass i. 1. pusula. 2. pergel. 3. çevre. 4. sınır. 5. alan, saha. 
compass needle  pusula ibresi, pusula iğnesi. 
compassion i. şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.
compassionate s. şefkatli, merhametli, başkalarına acıyan, sevecen.
compatibility i. uyumluluk, uyum, uyma, bağdaşma.
compatible s. 1. (with) (ile) uyumlu, (ile) bağdaşan. 2. geçimli.
compatriot i. vatandaş, yurttaş.
compel f. (--led, --ling) zorlamak, mecbur etmek.
compensate f. 1. tazmin etmek, bedelini ödemek. 2. telafi etmek. 
compensate for one thing by/with another  bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional rudenesses by frequently making us laugh. Bizi sık sık güldürerek arasıra yaptığı kabalıkları telafi ediyor. 
compensate s.o. for  -in bedelini birine ödemek.
compensation i. 1. tazminat parası, tazminat. 2. telafi. 3. fayda, faydalı taraf, olumlu taraf.
compere i. sunucu, takdimci.
compete f. 1. with ile yarışmak. 2. for için yarışmak. 3. with tic. ile rekabet etmek.
competence i. 1. yeterlik, kifayet. 2. yetenek, kabiliyet. 3. ehliyet, yetki.
competent s. 1. yeterli, ehil; yetenekli; işin üstesinden gelebilen. 2. yetkili.
competition i. 1. yarışma. 2. tic. rekabet.
competitive s. 1. rekabete dayanan. 2. başkalarıyla rekabet edebilir.
competitor i. 1. tic. rakip. 2. yarışmacı.
compile f. derlemek.
complacency i. kendinden hoşnut olma.
complacent s. kendinden hoşnut.
complain f. şikâyet etmek, yakınmak.
complainant i. şikâyetçi, davacı.
complaint i. 1. şikâyet, yakınma. 2. hastalık. 
complaisance i. yumuşaklık, yumuşak başlılık.
complaisant s. yumuşak, yumuşak başlı.
complement 1 i.1. tamamlayıcı. 2. dilb. tümleç.
complement 2 f. tamamlamak.
complementary s. tamamlayan, tamamlayıcı, tümleyici.
complete s. 1. tam, katıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. Senin dediklerine tamamıyla katılıyorum. It came as a complete surprise. Tam bir sürprizdi. He´s a complete idiot! Tam bir dangalak! 2. tamam, tamamlanmış. 3. tamam, eksiksiz: This book´s not complete. Bu kitap tamam değil. Dinner wouldn´t be complete without soup. Çorba olmadan akşam yemeği eksik olurdu. f. tamamlamak. 
complete with  ile beraber: You can buy the books complete with a book case for five billion liras. Kitapları, bir kitaplıkla beraber beş milyar liraya alabilirsiniz. 
complete works  bütün eserler: the complete works of Hüseyin Rahmi Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri.
completely z. tamamen, bütünüyle. 
completion i. 1. bitirme, tamamlama; bitme, tamamlanma, sona erme. 2. yerine getirme.
complex 1 i. 1. bileşik/karışık şey. 2. karmaşa. 3. ruhb. kompleks, karmaşa. 4. ekon. kompleks. 
complex 2 s. 1. karmaşık, kompleks. 2. mat. kompleks, karmaşık.
complex sentence  dilb. girişik cümle. 
complexion i. 1. cilt, ten, tenin rengi. 2. görünüş, görünüm.
complexity i. karmaşıklık.
compliance i. 1. uyma, riayet. 2. uyma, boyun eğme, itaat. 3. uysallık. 
compliant s. uysal, yumuşak başlı, itaatkâr.
complicate 1 f. karmaştırmak; çetrefilleştirmek, zorlaştırmak, güçleştirmek.
complicate 2 s. karmaşık; çetrefil.
complicated s. karmaşık; çetrefil, çapraşık, anlaşılması güç, çözülmesi güç.
complication i. 1. karmaşık hale getirme. 2. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel, pürüz, güçlük, zorluk. 3. karmaşıklık, karışıklık. 4. tıb. komplikasyon, ihtilat.
complicity i. 1. suç ortaklığı. 2. karmaşa.
compliment 1 f. (on) tebrik etmek, kutlamak; iltifat etmek, kompliman yapmak.
compliment 2 i. iltifat, kompliman. 
complimentary s. 1. hediye olarak verilen, ücretsiz, parasız. 2. iltifat eden; övgü dolu, övücü.
compliments i. 1. selamlar. 2. saygılar. 3. tebrikler. 
compliments of the season  İng. tebrikler. 
comply f. with -e uymak, -e riayet etmek.
component i. öğe, unsur, parça, eleman, cüz. s. bileşimde bulunan.
comport f. with -e uymak, -e uygun olmak: The results comport with our expectations. Sonuçlar beklediğimiz gibi oldu. 
comport o.s. davranmak, hareket etmek: She always comports herself with dignity. O her zaman ağırbaşlı bir şekilde davranır.
compose f. 1. (müzik/şiir) yazmak; beste yapmak; şiir yazmak. 2. (aralarındaki anlaşmazlıkları) gidermek. 
compose o.s.  kendine hâkim olmak, kendine gelmek. 
composer i. besteci, bestekâr, kompozitör.
composite s. 1. bileşik. 2. karma, karışık.
composition i. 1. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. 2. beste. 3. güz. san. kompozisyon. 4. kim. bileşim. 5. beste yapma; şiir yazma. 6. oluşum.
compositor i. dizgici, mürettip.
compost i. çürümüş yaprakla karışık gübre, komposto.
composure i. itidal, ılımlılık; sakinlik, soğukkanlılık.
compote i. komposto, hoşaf.
compound 1 i. içinde binalar bulunan etrafı duvarla çevrili yer.
compound 2 s. bileşik. i. bileşim, terkip. 
compound interest  bileşik faiz. 
compound sentence  dilb. birleşik cümle. 
compound word  dilb. birleşik sözcük.
comprehend f. 1. kavramak, anlamak. 2. kapsamak, içine almak.
comprehensible s. kavranabilir, anlaşılabilir.
comprehension i. 1. kavrayış, anlayış. 2. kapsam.
comprehensive s. kapsamlı, etraflı, geniş.
compress 1 f. sıkıştırmak. 
compress 2 i. kompres.
compressed air  sıkıştırılmış hava.
compression i. sıkıştırma, basınç, tazyik, kompresyon.
compressor i. kompresör.
comprise f. kapsamak, içermek, -den oluşmak; oluşturmak. 
compromise i. (tarafların karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma, uzlaşma, uyuşma. f. 1. karşılıklı ödün vererek anlaşmaya varmak, uzlaşmak. 2. uzlaştırmak. 3. şerefini tehlikeye atmak. 4. tehlikeye atmak. 
compromise on (bir konuda) uzlaşmak.
compromise with  ile uzlaşmak, ile uyuşmak.
compulsion i. 1. zorlama. 2. ruhb. dayanılmaz bir istek, içtepi, zorgu.
compulsive s. 1. zorlayıcı. 2. ruhb. zorgulu.
compulsory s. zorunlu, mecburi.
compunction i. vicdan rahatsızlığı/azabı.
compute f. hesap etmek, hesaplamak.
computer i. bilgisayar, kompüter. 
computer chip  bilgisayar çipi. 
computer engineer  bilgisayar mühendisi. 
computer engineering  bilgisayar mühendisliği. 
computer hardware  bilgisayar donanımı. 
computer operator  bilgisayar operatörü, sistem operatörü.
computer program  bilgisayar programı. 
computer programmer  bilgisayar programcısı. 
computer programming  bilgisayar programlaması. 
computer software  bilgisayar yazılımı. 
computerise f., İng., bak. computerize.
computerize f. 1. bilgisayara geçirmek. 2. bilgisayarla donatmak.
comrade i. yoldaş, arkadaş.
con 1 z. karşı, aleyhte. 
con 2 f. (--ned, --ning) aldatmak, kandırmak.
concave 1 s. içbükey, obruk, konkav.
concave 2 i. içbükey yüzey.
conceal f. gizlemek, gizli tutmak, saklamak, örtmek.
concede f. 1. kabul etmek, itiraf etmek, teslim etmek. 2. vermek, bırakmak.
conceit i. kendini beğenme, kibir, gurur.
conceited s. kendini beğenmiş, kibirli.
conceivable s. akla gelebilir; düşünülebilir; hayal edilebilir.
conceive f. 1. gebe kalmak. 2. anlamak, kavramak, idrak etmek. 3. düşünmek, tasavvur etmek. 4. tasarlamak, aklına gelmek.
conceive of  düşünmek.––d a dislike  I have conceived a dislike for him. Ona karşı içimde bir nefret uyandı.
concentrate f. 1. toplamak, bir araya getirmek, yığmak; toplanmak. 2. yoğunlaştırmak; yoğunlaşmak. 3. deriştirmek, koyulaştırmak. 4. düşünceyi/dikkati/gücü bir noktada toplamak, konsantre olmak. i. konsantre, derişik madde.
concentrated s. 1. konsantre, derişik. 2. yoğun.
concentration i. 1. dikkati bir noktada toplama, konsantrasyon. 2. toplama, bir araya getirme, yığma; toplanma, toplaşım. 3. konsantrasyon, derişim. 
concentration camp  toplama kampı.
concentric s. merkezleri bir, ortak merkezli.
concept i. 1. kavram, mefhum. 2. görüş, fikir.
conception i. 1. gebe kalma. 2. başlangıç. 3. kavram. 4. düşünce, fikir, görüş.
concern i. 1. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. Bizi en çok ilgilendiren şeylerden biri. 2. ilgi: I understand the reason for your concern. Duyduğunuz ilginin sebebini anlıyorum. 3. endişe, kaygı: That is not a cause for concern. Kaygılanılması gereken bir şey değil o. 4. firma. f. 1. ilgili olmak; ilgilendirmek; etkilemek: The article concerns the future. Makale gelecekle ilgili. This doesn´t concern you. Bu seni ilgilendirmez. 2. kaygılandırmak.
concern o.s. with  ile meşgul olmak, ile ilgilenmek. 
concerned s. 1. ilgili, alakalı. 2. endişeli, düşünceli. 
concerning edat ile ilgili olarak, -e dair, hakkında.
concert i. 1. konser, dinleti. 2. uyum, ahenk, birlik. 
concerted s. 1. birlikte yapılmış. 2. birlikte planlanmış.
concerto i. konçerto.
concession i. 1. kabul, itiraf, teslim. 2. taviz, ödün. 3. imtiyaz, izin.
conch i. büyük deniz kabuğu.
conciliate f. 1. gönlünü almak, yatıştırmak. 2. uzlaştırmak.
conciliation i. 1. gönlünü alma, yatıştırma. 2. uzlaştırma. 
conciliatory s. gönül alıcı, yatıştırıcı.
concise s. kısa, veciz; özlü, az ve öz.
concisely z. kısaca, az ve öz.
conclude f. 1. bitirmek, sona erdirmek; bitmek, sona ermek. 2. sonuca varmak, sonuç çıkarmak. 3. (bir işin) sonunu getirmek. 4. bir karara varmak, karar vermek. 
concluding s. son, bitiş.
conclusion i. 1. son, nihayet. 2. sonuç, netice. 3. karar. 
conclusive s. 1. kesin, kati. 2. son, nihai.
concoct f. 1. birbirine karıştırarak hazırlamak, tertip etmek, yapmak. 2. (hikâye/yalan) uydurmak, düzmek. 
concoction i. 1. karışım. 2. karıştırma.
concord i. 1. uyum, ahenk; barış. 2. anlaşma, antlaşma.
concourse i. 1. toplanma, bir araya gelme. 2. kalabalık, izdiham. 3. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu; meydan.
concrete s. 1. somut. 2. beton. i. beton. 
concrete mixer betonyer, betonkarar, beton karıştırıcı, malaksör. 
concur f. (--red, --ring) 1. aynı fikirde olmak, uyuşmak. 2. aynı zamana rastlamak, çatışmak.
concurrence i. 1. (fikir) aynı olma, birlik, uyuşma. 2. aynı zamana rastlama.
concurrent s. 1. aynı zamana rastlayan. 2. aynı olan, uyuşan.
concurrently z. aynı zamanda.
concussion i. 1. beyin sarsıntısı. 2. şiddetli sarsıntı.
condemn f. 1. kınamak, ayıplamak. 2. suçlu çıkarmak. 3. mahkûm etmek. 4. huk. -in kullanılmasını resmen yasaklamak. 5. huk. kamulaştırmak, istimlak etmek. 6. suçluluğunu açığa vurmak. 
condemn to death  idama mahkûm etmek.
condemnation i. 1. kınama, ayıplama. 2. kabahatli bulma. 3. suçlu çıkarma. 4. mahkûm etme; mahkûmiyet. 5. kamulaştırma, istimlak.
condensation i. 1. buğu. 2. buğulaşma. 3. kim., fiz. yoğunlaştırma; yoğunlaşma, kondansasyon. 4. sıvılaştırma; sıvılaşma. 5. kısaltma, özet.
condense f. 1. kim., fiz. yoğunlaştırmak, koyulaştırmak; yoğunlaşmak, koyulaşmak. 2. (buharı/gazı) sıvılaştırmak; (buhar/gaz) sıvılaşmak. 3. (yazıyı/sözü) kısaltmak, özetlemek. 
condensed milk  şekerli konsantre süt.
condenser i. 1. fiz. kondansatör, yoğunlaç. 2. kim. yoğuşturucu.
condescend f. tenezzül etmek, sözde alçakgönüllülük göstermek, lütfetmek.
condescending s. tenezzül eden.
condescension i. tenezzül.
condiment i. yemeğe çeşni veren şey.
condition i. 1. şart, koşul: It´s one of the conditions of the agreement. Anlaşmanın şartlarından biri. What are living conditions like there? Oradaki hayat şartları nasıl? 2. hal, durum: This house is not in very good condition. Bu evin hali pek iyi değil. 3. sağlık durumu: He´s in good condition. Sağlığı yerinde. This player´s in great condition. Bu oyuncunun kondisyonu çok iyi. Does she have a heart condition? Kalbinden mi rahatsız?/Kalbi mi var? What do you think of his mental condition? Onun akli durumu hakkında ne düşünüyorsun? f. 1. şartlandırmak, koşullandırmak. 2. etkilemek: Such teachings will condition his attitude to life. O gibi öğretiler onun hayata bakışını etkileyecek. 3. (oyuncuyu) iyi bir kondisyona getirmek. 4. (birini) (belirli bir duruma) getirmek: You can´t condition him to accept that. Kendisini onu kabul edecek duruma getiremezsiniz. 
conditional s. koşullu, şartlı, şarta bağlı, kayıtlı. i., dilb. şart kipi. 
conditional mood  dilb. şart kipi. 
conditional sale  şarta bağlı satış.
conditionally z. şartlı olarak.
condole f. with başsağlığı dilemek, taziyede bulunmak.
condolence i. başsağlığı, taziye. 
condom i. prezervatif, kaput.
condone f. göz yummak, görmezlikten gelmek.
conduce f. to/toward -e neden olmak, -e vesile olmak.
conducive s. 
conduct 1 i. 1. davranış, tavır, hareket. 2. yönetim, idare.
conduct 2 f. 1. yürütmek; yönetmek, idare etmek: You´ve conducted this siege well. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. You can´t conduct such experiments here. Burada böyle denemeler yapamazsınız. They conduct a college. Bir koleji yönetiyorlar. Who´s going to conduct the orchestra? Orkestrayı kim yönetecek? 2. rehberlik etmek. 3. (sesi/elektriği) iletmek. 
conduct o.s.  (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party. Partide iyi davrandı.
conduction i., fiz. iletme, geçirme, nakletme.
conductive s., fiz. iletici, geçirici, iletken, geçirgen.
conductivity i., fiz. iletkenlik, geçirgenlik.
conductor i. 1. kılavuz, önder, lider, şef. 2. d.y. biletçi, kondüktör. 3. (orkestra/koro için) şef. 4. iletken madde, iletken.
cone i. 1. geom. koni. 2. mak. koni biçiminde makara. 3. bot. kozalak, kozak. 4. (dondurma için) külah.
confection i. şekerleme, şeker.
confectionary i., bak. confectionery.
confectioner i. şekerci. 
confectioner´s sugar  pudra şekeri.
confectioners´ sugar  pudraşeker, pudraşekeri. 
confectionery i. 1. şekerleme imalathanesi. 2. şekerleme.
confederacy i. konfederasyon, ittifak, birlik. 
confederate 1 s. birleşik, bağlaşık, konfedere. i. suç ortağı. 
confederate 2 f. birleşmek, bağlaşmak; birleştirmek.
confederated s. birleşik, bağlaşık, konfedere.
confederation i. konfederasyon, birleşik devletler.
confer f. (--red, --ring) 1. (with) (ile) görüşmek, müzakere etmek; müzakere yapmak: I conferred with him on the matter. Meseleyi onunla görüştüm. 2. (on/upon) (-e) (unvan, akademik derece) vermek.
conference i. 1. görüşme. 2. toplantı; konferans, kongre. 
confess f. 1. itiraf etmek. 2. günah çıkartmak.
confession i. 1. itiraf. 2. günah çıkartma.
confessional i. günah çıkartma hücresi.
confessor i. günah çıkartan papaz.
confidant i. sırdaş, dert ortağı.
confide f. to (sırrını) -e söylemek. 
confide in s.o.  birine sırrını söylemek.
confidence i. güven, itimat. 
confidence game  dolandırıcılık, üçkâğıtçılık. 
confidence in  I have confidence in him. Ona güvenirim./Ona itimadım var. 
confidence man  dolandırıcı, üçkâğıtçı. 
confident s. emin, inanan.
confidential s. gizli kalması gereken, gizli: This is confidential. Bu aramızda kalsın.
confidentially z. sır olarak.
confidently z. güvenle.
configuration i. 1. düzenleniş, düzen. 2. görünüm, biçim. 3. geom., bilg. konfigürasyon.
confine f. 1. to -e hapsetmek, -e kapatmak. 2. to (bir hastalık) (birini eve/yatağa) bağlamak. 3. sınırlamak, sınırlandırmak. 4. to -e hasretmek.
confinement i. 1. hapis, hapsedilme. 2. (eve/yatağa) bağlı kalma. 3. sınırlama, sınırlandırma. 4. doğum sonrası yatakta kalma süresi.
confirm f. 1. doğrulamak, tasdik etmek, teyit etmek. 2. (rezervasyonu) konfirme etmek; kesinleştirmek; sağlama bağlamak. 3. (birini) kutsayarak kiliseye üye olarak kabul etmek. 4. onaylamak, tasdik etmek. 
confirmation i. 1. doğrulama, tasdik, teyit. 2. konfirmasyon; kesinleştirme; sağlama bağlama. 3. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye olarak kabul edilme; kiliseye üye olarak kabul töreni.
confirmed bachelor  müzmin bekâr.
confiscate f. 1. (mala) el koymak, -i müsadere etmek; (yasaklanmış şeyi) toplamak. 2. -e haciz koymak, -i haczetmek. 3. kamulaştırmak, istimlak etmek.
confiscation i. 1. mala el koyma, müsadere; (yasaklanmış şeyi) toplama. 2. haciz. 3. kamulaştırma, istimlak.
conflagration i. büyük yangın.
conflict 1 i. 1. uyuşmazlık, anlaşmazlık, ihtilaf. 2. savaş, harp; (silahlı) çatışma. 3. ruhb. çatışma. 
conflict 2 f. with ile uyuşmamak, ile çatışmak, ile çelişmek.
conflict of interest  çıkar çatışması. 
conflict of laws  kanuni ihtilaf.
conflicting s. çelişkili.
conform f. (to) (-e) uymak, (-e) riayet etmek.
conformism i. konformizm, uymacılık.
conformist i. konformist, uymacı.
conformity i. uygunluk, uyma. 
confound f. şaşırtmak, şaşkına çevirmek. 
Confound it! Allah kahretsin!
confounded s., k. dili kör olası, kahrolası.
confront f. 1. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. Bana gelip meseleyi anlattı. 2. karşısına çıkmak; önünü kesmek. 3. -in üstüne gitmek; ile uğraşmak: Are you ready to confront this problem? Bu sorunla uğraşmaya hazır mısın?
confrontation i. 1. meydan okuma; karşılıklı meydan okuma. 2. huk. (sanığı, kendisini suçlayanla) yüzleştirme.
confuse f. 1. kafasını karıştırmak, şaşırtmak. 2. with (bir şeyi/birini) (başka şeyle/biriyle) karıştırmak.
confused s. 1. kafası karışmış, şaşkına dönmüş. 2. karışık, düzensiz; karman çorman. 3. ayırt edilemez, seçilemez. 
confusion i. 1. kafa karışıklığı, şaşkınlık. 2. karışıklık, düzensizlik. 3. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma.
congeal f. 1. dondurmak; donmak. 2. pıhtılaştırmak; pıhtılaşmak.
congenial s. sempatik, sevimli; hoş. 
congeniality i. 1. sempatiklik, sevimlilik. 2. uygunluk.
congenital s. doğuştan, yaradılıştan.
congested s. 1. tıkanık. 2. kalabalık, tıklım tıklım. 3. tıb. kan toplamış.
congestion i. 1. tıkanıklık. 2. kalabalık, izdiham. 3. tıb. kan toplanması, kan hücumu.
conglomerate i. 1. küme. 2. tic. şirketler grubu. 3. jeol. yığışım, konglomera.
conglomeration i. birikinti, yığın, küme.
Congo i. 
Congolese i. (çoğ. Con.go.lese) Kongolu. s. 1. Kongo, Kongo´ya özgü. 2. Kongolu.
congratulate f. tebrik etmek, kutlamak.
congratulation i. tebrik, kutlama. 
Congratulations!  Tebrikler!/Tebrik ederim.
congregate f. 1. toplamak, bir araya getirmek. 2. toplanmak, bir araya gelmek, birikmek.
congregation i. 1. toplama, toplantı. 2. cemaat.
congress i. kongre.
congressional s. kongreye ait.
congressman , çoğ. con.gress.men (kang´grısmîn) i., pol., A.B.D. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek).
congresswoman çoğ. con.gress.wom.en (kang´grıswîmîn) i., pol., A.B.D. Temsilciler Meclisi üyesi (kadın).
congruent s. 1. uygun, münasip, yerinde. 2. mat. benzer.
congruous s., bak. congruent. 
conic s., mat. konik.
conifer i., bot. kozalaklı ağaç.
conjectural s. tahmini, varsayımsal, farazi.
conjecture i. zan, sanı; tahmin, varsayım, farz. f. zannetmek, sanmak; tahmin etmek, farzetmek.
conjugal s. evlilik ile ilgili, karıkocalığa ait.
conjugate f., dilb. çekmek.
conjugation i., dilb. fiil çekimi.
conjunction i. 1. dilb. bağlaç. 2. birlik; birleşme. 3. gökb. kavuşum. 
conjunctive s., dilb. bağlayıcı.
conjunctivitis i., tıb. konjonktivit, konjonktiv iltihabı.
conjure f. 1. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. 2. büyü yoluyla (ruh) çağırmak. 
conjure up  1. hayal etmek; icat etmek. 2. -i anımsatmak, -i akla getirmek, -i uyandırmak. 3. hokkabaz gibi -i yapıvermek.
conjurer i. 1. hokkabaz, sihirbaz. 2. büyücü.
connect f. 1. bağlamak, birleştirmek; bağlanmak, birleşmek, bağlı olmak. 2. (with) (iki şey arasında) bağ kurmak. 3. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. 
connected s. 1. bağlı, birleştirilmiş. 2. with -e bağlı, ile ilgili, -e ait.
connecting link  1. halka. 2. (iki şey arasındaki) bağlantı, ilgi.
connecting rod  oto. biyel, biyel/piston kolu. 
connection i. 1. bağlantı, bağ, ilişki. 2. bağlama, birleştirme. 3. tanıdık, arkadaş. 4. akraba, hısım. 5. bağlantılı sefer. 
connexion i., İng., bak. connection. 
connivance i. 1. göz yumma. 2. suç ortaklığı.
connive f. 1. at -i görmezlikten gelmek, -e göz yummak. 2. with ile dolap/entrika çevirmek. We connived together in the plot. Komployu birlikte hazırladık.
connoisseur i. eksper, erbap, uzman.
connotation i. yananlam, bir sözcüğün çağrıştırdığı şey.
connote f. akla getirmek, anlamına gelmek, demeye gelmek, göstermek, ifade etmek.
conquer f. 1. fethetmek, zaptetmek. 2. yenmek.
conqueror i. fatih.
conquest i. 1. fetih, zapt. 2. zafer.
conscience i. 1. vicdan. 2. vicdanlılık. 
conscientious s. 1. vicdanlı. 2. özenli, itinalı. 3. işine bağlı, vazifeşinas. 
conscientious objector savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse.
conscientiously z. 1. vicdanına dayanarak; vicdanen. 2. özenle, itina ile.
conscious s. 1. bilinci yerinde, şuuru yerinde. 2. farkında olan. 3. bilinçli. 
consciously z. bile bile, bilinçli olarak.
consciousness i. 1. of -in farkında olma, -i bilme. 2. bilinç, şuur.
conscript 1 s., i. askere alınmış (kimse).
conscript 2 f. askere almak.
conscription i. 1. askere alma. 2. mecburi askerlik.
consecrate f. 1. kutsamak, takdis etmek. 2. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. 3. to -e adamak.
consecration i. 1. kutsama. 2. kutsama töreni.
consecutive s. 1. arka arkaya gelen, ardıl. 2. mat. ardışık.
consecutively z. arka arkaya, art arda, ardışık olarak.
consensus i. fikir birliği, oybirliği.
consent i. rıza: They´ve finally given their consent. Nihayet rıza gösterdiler. How can we gain her consent? Onun rızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it without my consent. Rızam olmadan onu yapamaz. f. (to) (-e) razı olmak, (-e) rıza göstermek. 
consequence i. 1. sonuç, netice. 2. semere. 3. önem. 
consequently z. bu/o yüzden, bu/o nedenle, dolayısıyla, binaenaleyh.
conservation i. 1. koruma, himaye. 2. doğal kaynakları koruma.
conservationist i. doğal kaynakları koruma yanlısı.
conservatism i. tutuculuk, muhafazakârlık.
conservative s. 1. tutucu, muhafazakâr. 2. hiç aşırıya kaçmayan, ılımlı. i. tutucu kimse.
conservatory i. 1. limonluk, sera. 2. konservatuvar.
conserve 1 f. korumak, muhafaza etmek.
conserve 2 i. reçel.
consider f. 1. üzerinde düşünmek; düşünmek. 2. göz önünde tutmak, dikkate almak, hesaba katmak. 3. saymak, addetmek. 
considerable s. 1. önemli, hatırı sayılır. 2. büyük, hayli, fazla, oldukça çok.
considerably z. epeyce, oldukça.
considerate s. 1. düşünceli, saygılı, hürmetkâr. 2. nazik.
consideration i. 1. nezaket, saygı, düşünce. 2. üzerinde düşünme. 3. karşılık, bedel; ücret. 4. önem. 5. itibar, saygınlık. 6. etken, faktör. 
considering edat, bağ. göz önünde tutulursa. z., k. dili her şey göz önünde tutulursa.
consign f. 1. göndermek; vermek. 2. teslim etmek, emanet etmek.
consignee i. malın gönderildiği kimse.
consigner i., bak. consignor.
consignment i. 1. mal gönderme, sevkıyat. 2. gönderilen mal. 
consignor i. mal gönderen kimse.
consist f. 1. of -den meydana gelmek, -den oluşmak, -den ibaret olmak. 2. in -e dayanmak, -e bağlı olmak.
consistency i. 1. tutarlık, tutarlılık, insicam. 2. kıvam; koyuluk; yoğunluk.
consistent s. tutarlı.
consistently z. 1. tutarlı bir şekilde. 2. sürekli olarak, devamlı olarak, mütemadiyen.
consolation i. teselli, avunç. 
consolation prize  teselli mükâfatı.
console f. avutmak, avundurmak, teselli etmek. 
consolidate f. 1. pekiştirmek, takviye etmek, sağlamlaştırmak; pekişmek, sağlamlaşmak. 2. birleştirmek; birleşmek. 3. tic. konsolide etmek.
consonant i. ünsüz, sessiz, konson, konsonant. s. 1. to/with -e uygun, ile uyumlu. 2. ahenkli, uyumlu.
consort f. with ile arkadaşlık etmek.
consortium i. konsorsiyum.
conspicuous s. göze çarpan, dikkati çeken. 
conspiracy i. komplo.
conspirator i. komplocu.
conspire f. komplo kurmak.
constable i., İng. polis, polis memuru.
constabulary i., İng. polis teşkilatı.
constancy i. 1. vefa. 2. sebat. 3. değişmezlik.
constant s. 1. değişmez, sabit. 2. sürekli, devamlı. 3. sadık. i. 1. sabit şey. 2. mat. değişmez nicelik, sabit sayı, sabite.
constantly z. sürekli, daima.
constellation i., gõkb. takımyıldız.
consternation i. şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.
constipation i. kabızlık, peklik.
constituency i. 1. bir seçim bölgesindeki seçmenler. 2. seçim bölgesi.
constituent s. bütünü oluşturan. i. 1. seçmen. 2. öğe, unsur.
constitute f. 1. oluşturmak, teşkil etmek. 2. meydana getirmek, kurmak, tesis etmek. 3. atamak, tayin etmek.
constitution i. 1. anayasa. 2. tüzük, nizamname. 3. yapı, bünye. 4. bileşim, terkip.
constitutional s. 1. anayasal. 2. bünyesel, yapısal. i. sağlık için yapılan yürüyüş.
constrain f. 1. zorlamak, mecbur etmek. 2. engellemek, menetmek.
constrained s. zoraki.
constraint i. 1. sınırlama, tahdit. 2. kendini tutma.
constrict f. sıkmak, sıkıştırmak, büzmek, daraltmak.
constriction i. 1. sıkma, büzme. 2. boğaz, dar geçit.
construct f. 1. yapmak, inşa etmek, bina etmek, kurmak, tertip etmek. 2. geom. çizmek.
construction i. 1. yapım, inşa, inşaat. 2. yapı, inşaat. 3. yorum, tefsir. 4. dilb. yapı, inşa, tertip. 5. geom. çizim. 
construction site inşaat alanı/sahası. 
constructive s. 1. yapıcı, olumlu, müspet. 2. yapısal.
construe f. 1. yorumlamak, tefsir etmek, mana vermek, anlamak. 2. (cümleyi) tahlil etmek.
consul i. 1. konsolos. 2. (eski Roma´da) konsül. 
consul general  başkonsolos.
consular s. 1. konsolosa ait. 2. konsüle ait. 
consular agent  fahri konsolos.
consulate i. konsolosluk, konsoloshane.
consult f. 1. danışmak, başvurmak, müracaat etmek, sormak. 2. göz önünde tutmak, hesaba katmak. 3. with ile görüşmek.
consultant i. danışman, müşavir.
consultation i. 1. danışma, müzakere, istişare. 2. tıb. konsültasyon.
consultative s. danışmanlıkla ilgili, istişari.
consultative committee  danışma kurulu.
consume f. 1. tüketmek, yoğaltmak, istihlak etmek. 2. yakıp yok etmek. 
consumed with jealousy  kıskançlıktan deliye dönmüş.
consumer i. tüketici, yoğaltıcı. 
consumer durables  dayanıklı tüketim malları. 
consumer goods  tüketim maddeleri. 
consumer nondurables  dayanıksız tüketim malları.
consummate 1 s. tam, mükemmel, dört dörtlük.
consummate 1 s. tam, mükemmel, dört dörtlük.
consummate 2 f. tamamlamak, ikmal etmek.
consumption i. tüketim, yoğaltma, istihlak.
cont kıs. contents, continent, continue.
contact i. 1. temas, değme, dokunma: It mustn´t have any contact with the air. Havayla hiç teması olmamalı. 2. temas, ilişki; irtibat, bağlantı: Have you ever had any sort of contact with them? Onlarla herhangi bir temasınız oldu mu? We´ve been in contact for some time. Epey zamandan beri temastayız. We´ve finally established radio contact with them. Onlarla nihayet radyoyla irtibat kurduk. 3. (faydalı olabilecek) tanıdık; kaynak, haber veren kimse; aracı, aracılık yapan kimse. 4. k. dili kontakt lens, lens. f. 1. ile temasa geçmek, ile temas etmek. 2. temas etmek, değmek, dokunmak. 
contact lens  kontakt lens, lens.
contact lens  kontakt lens, lens. 
contagious s. 1. tıb. bulaşıcı, bulaşkan, sâri. 2. çabuk yayılan.
contain f. 1. kapsamak, içermek, içine almak. 2. kontrol altına almak, tutmak.
contain/have overtones ... izleri taşımak, -de ... izleri/havası olmak: This story has political overtones. Bu hikâyede siyasi bir hava var.
container i. 1. (kutu, şişe v.b.) kap. 2. konteyner.
contaminate f. (mikrop, zehir v.b. ile) kirletmek; bulaştırmak.
contamination i. (mikrop, zehir v.b. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme; bulaştırma.
contemplate f. 1. düşünmek; düşünüp taşınmak. 2. niyetinde olmak, tasarlamak. 3. dikkatle seyretmek/izlemek.
contemplation i. 1. düşünme, tefekkür; düşünüp taşınma. 2. tasarlama. 3. dikkatle seyretme/izleme.
contemplative s. 1. uzun uzun düşünmeyi seven. 2. dalgın, düşünceye dalmış.
contemporaneous s. çağdaş, aynı zamanda olan.
contemporary s. çağdaş, muasır. i. 1. yaşıt, akran. 2. çağdaş.
contemporary with  ile çağdaş.
contempt i. küçük görme, hor görme. 
contempt of court  huk. mahkemeye itaatsizlik. 
contemptible s. aşağılık, alçak, rezil.
contemptuous s. hakir gören, hor gören.
contend f. 1. for için yarışmak, çekişmek. 2. with ile uğraşmak, mücadele etmek. 3. iddia etmek, ileri sürmek.
content 1 i. 1. içerik. 2. miktar: This coal has a high sulfur content. Bu kömürün kükürt miktarı yüksek. 
content 2 s. hoşnut, memnun. i. hoşnutluk, memnuniyet. f. hoşnut etmek, memnun etmek, tatmin etmek.
contented s. hoşnut, memnun; rahat, mutlu.
contention i. 1. sav, iddia, tez. 2. yarışma, müsabaka. 3. kavga, münakaşa.
contentment i. memnuniyet; rahatlık.
contents i., çoğ. içindekiler, içerik, muhteviyat.
contest 1 f. 1. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. 2. yarışmak.
contest 2 i. 1. yarışma. 2. mücadele, çekişme.
contestant i. yarışmacı.
context i. bağlam, kontekst.
Continent i. 
continent 1 i. kıta, anakara.
continent 2 s. idrarını tutabilen; bağırsaklarına hâkim olabilen.
Continental s. Avrupa kıtasındaki ülkelere özgü.
continental s. kıtasal.
contingency i. 1. olasılık, ihtimal. 2. beklenmedik olay. 
contingency fund  ihtiyat fonu.
contingent s. on/upon -e bağlı.
continual s. sürekli, devamlı.
continually z. sürekli, devamlı, sık sık, boyuna, habire.
continuation i. devam, devam etme, sürme.
continue f. devam etmek, sürmek. 
continuity i. süreklilik, devamlılık.
continuous s. sürekli, devamlı, aralıksız.
continuously z. sürekli, devamlı, durmadan, aralıksız.
contort f. burmak, bükmek, eğmek, çarpıtmak; -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak.
contorted s. buruşuk, bükük. 
contortion i. burulma, bükülme, eğilme; -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma.
contour i. dış hatlar, çevre, şekil.
contra- önek karşı, zıt, aksi.
contraband s. kaçak, ithal veya ihracı yasaklanmış. i. 1. kaçak mal. 2. kaçakçılık.
contraception i. gebelikten korunma.
contraceptive s., i. gebeliği önleyici (hap/alet).
contract 1 i. 1. sözleşme, mukavele, kontrat, akit. 2. sözleşme metni, mukavelename. 
contract 2 f. 1. kasmak, daraltmak, kısaltmak, büzmek; kasılmak, daralmak, kısalmak, çekmek, büzülmek. 2. (hastalık) kapmak. 3. sözleşme yapmak. 
contraction i. 1. kasılma, daralma, kısalma, çekilme, büzülme. 2. doğum sırasında rahim kaslarının kasılması. 3. dilb. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) kısaltma.
contractor i. müteahhit, üstenci, üstlenici, yüklenici.
contradict f. 1. yalanlamak, tekzip etmek, aksini iddia etmek. 2. ters düşmek, çelişmek.
contradiction i. 1. aykırılık, çelişki, çelişme, tutarsızlık. 2. yalanlama. 
contradictory s. çelişkili, çelişik, tutarsız.
contrary s. 1. kıntrer´i) aksi (kimse). 2. (kan´treri) karşıt, aksi, zıt, aykırı. 3. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). i. (kan´treri) zıt, karşıt, aksi, ters. z. (kan´treri) aksine, tersine. 
contrary to -in tersine/aksine. 
contrast 1 i. 1. karşıtlık, zıtlık. 2. foto. kontrast.
contrast 2 f. 1. (aradaki farkı göstermek üzere) karşılaştırmak, mukayese etmek, kıyas etmek. 2. (with) (ile) çelişmek, (-e) ters düşmek.
contribute f. (to) 1. (bağış olarak) vermek, bağışlamak. 2. katkıda bulunmak, -in payı olmak. 3. (gazete, dergi v.b.´ne) yazı vermek.
contribution i. 1. bağış. 2. yardım, katkı, pay. 3. makale, yazı.
contributor i. 1. bağışçı. 2. (gazete, dergi v.b.´ne) yazı yazan kimse. 3. katkıda bulunan kimse.
contrite s. pişman, nadim, tövbekâr.
contrive f. 1. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak, için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. Kendisini partiye davet ettirmenin yolunu buldu. 2. from (bir şeyi) (başka bir şeyden) uydurup yapmak.
contrived s. uydurma, uyduruk.
control 1 i. 1. kontrol, denetim. 2. yönetim, idare, egemenlik, hâkimiyet. 
control 2 f. (--led, --ling) 1. kontrol etmek, denetlemek. 2. idare etmek, hâkim olmak.
control tower  kontrol kulesi. 
controversial s. tartışmalı, çekişmeli.
controversy i. tartışma, çekişme, anlaşmazlık.
convalesce f. nekahet döneminde olmak, iyileşmek.
convalescence i. nekahet.
convalescent s. nekahet döneminde olan. i. nekahet dönemindeki hasta.
convection i., fiz., kim. konveksiyon, ısı yayımı, iletim.
convene f. 1. (toplantı) yapılmak; toplanmak. 2. (toplantıya çağırarak) toplamak.
convenience i. 1. uygunluk, rahatlık, kolaylık, elverişlilik. 2. çoğ. konfor. 3. İng. tuvalet, WC, lavabo. 
convenient s. uygun, elverişli, müsait; rahat; kullanışlı.
convent i. kadınlar manastırı.
convention i. 1. kongre; konvansiyon. 2. anlaşma, konvansiyon. 3. gelenek, âdet.
conventional s. 1. geleneksel. 2. beylik, basmakalıp, sıradan.
conventional weapons  konvansiyonel silahlar.
converge f. 1. bir noktaya yönelmek. 2. geom. yakınsamak.
conversant s. with -e aşina, -i iyi bilen.
conversation i. konuşma, sohbet.
conversational s. 1. konuşmaya özgü. 2. konuşma dilinde. 3. konuşmaya hazır, konuşkan.
conversationalist i. hoşsohbet biri.
converse 1 f. (with) (ile) konuşmak, sohbet etmek.
converse 2 s. karşıt, zıt, aksi, ters. i. karşıt anlamlı söz/sözcük.
conversion i. 1. çevirme, bir durumdan başka duruma getirme; değiştirme, dönüştürme; çevrilme; değişme, dönüşme. 2. din değiştirme. 3. ihtida.
convert 1 i. 1. din değiştiren kimse. 2. dönme, mühtedi.
convert 2 f. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek, (bir durumdan) (başka duruma) getirmek; (-e) değiştirmek, (-e) dönüştürmek.
converter i., elek. çevirgeç.
convertible s. 1. çevrilebilir, başka duruma getirilebilir; değiştirilebilir. 2. konvertibl (para). i. 1. üstü açılabilen araba. 2. çekyat.
convex s. dışbükey, konveks.
convey f. 1. taşımak, götürmek, iletmek, nakletmek. 2. iletmek, bildirmek. 3. huk. devretmek.
conveyance i. 1. taşıma, nakil, nakletme. 2. taşıt. 3. devretme, devir. 4. huk. temlikname; feragatname.
conveyer i., bak. conveyor.
conveyor i. 1. taşıyıcı. 2. konveyör. 
conveyor belt  taşıyıcı kayış/bant, taşıma kayışı; bantlı konveyör.
convict 1 i. mahkûm, hükümlü.
convict 2 f. 1. mahkûm etmek, hüküm giydirmek. 2. suçlu bulmak.
conviction i. 1. mahkûm etme, hüküm giydirme. 2. mahkûmiyet. 3. inanç; kanaat. 
convince f. ikna etmek, inandırmak.
convincing s. inandırıcı.
convivial s. neşeli, şen, keyifli.
conviviality i. şenlik ve ziyafet, eğlenti, eğlence.
convoke f. toplantıya davet etmek.
convolution i. kıvrım.
convoy i. konvoy.
convulse f. şiddetle sarsmak. 
convulsion i. çırpınma, ihtilaç, ıspazmoz.
convulsive s. çırpınmalı.
coo f. (kumru/güvercin) ötmek, kuğurmak, üveymek. i. kumru ötüşü.
cook 1 i. aşçı, ahçı.
cook 2 f. 1. pişirmek; pişmek. 2. k. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. 
cook one´s goose  k. dili işini bozmak. 
cook s.o.´s goose  k. dili -i mahvetmek, -in canına okumak. 
cook up  k. dili uydurmak. 
cookbook i. yemek kitabı.
cooked rice pilav.
cooker i., İng. fırın (üstü ocak, altı fırın olan mutfak aleti).
cookery i. yemek pişirme sanatı; aşçılık.
cookie i. kurabiye, (tatlı) çörek, (tatlı) kuru pasta; (tatlı) bisküvi.
cooking i. 1. yemek pişirme/pişme. 2. yemek pişirme sanatı. s. yemeklik, yemek pişirmede kullanılan.
cookstove i. fırın (üstü ocak, altı fırın olan mutfak aleti).
cooky i., bak. cookie.
cool s. 1. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. cool water serin su. 2. insanı serin tutan (giysi). 3. serinkanlı, soğukkanlı, sakin. 4. soğuk, ilgisiz: He gave me a cool reception. Beni soğuk karşıladı. 5. k. dili harika, çok güzel, çok iyi. i. serinlik: the cool of the evening akşam serinliği. f. 1. serinletmek; soğutmak; serinlemek, serinleşmek; soğumak: Cool the liquid in the refrigerator. Sıvıyı buzdolabında soğut. It´s cooled off. Hava serinledi. 2. (öfke, arzu v.b.´ni) söndürmek; (birini) sakinleştirmek, yatıştırmak; (öfke, arzu v.b.) sönmek; (biri) sakinleşmek: That will cool her growing desire. Onun büyüyen arzusunu o söndürür. You need to cool off. Sakinleşmen lazım. 
cool as a cucumber  k. dili serinkanlı, soğukkanlı.
Cool it!  k. dili Sakin ol!/Ağır ol!
cool one´s heels  k. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. Beni en az kırk beş dakika bekletti.
coop i. kümes. f. kümese sokmak. 
co-op i., k. dili kooperatif.
coop up in  k. dili -e kapatmak, -e hapsetmek, -e tıkmak.
cooperate f. birlikte çalışmak, işbirliği yapmak.
cooperation i. birlikte çalışma, işbirliği.
cooperative s. 1. işbirliği yapan. 2. ortak, müşterek. i. kooperatif.
coordinate 1 s. aynı derecede, eşit. i., mat., den., gökb., kim. koordinat.
coordinate 2 f. koordine etmek, eşgüdümlemek, birbirine göre ayarlamak.
coordination i. koordinasyon, eşgüdüm, birbirine göre ayarlama.
cop i., k. dili polis, aynasız.
cope f. (with) (ile) baş etmek, (ile) başa çıkmak, (-in) üstesinden gelmek.
copier i. fotokopi makinesi.
copious s. bol, çok, bereketli.
copiously z. bolca, bol miktarda.
copper i. 1. bakır. 2. ufak para. s. 1. bakır. 2. bakır renginde.
coppersmith i. bakırcı.
coppice i., bak. copse.
copse i. koru, ağaçlık, baltalık.
copter i., k. dili helikopter.
copulate f. çiftleşmek.
copy 1 i. 1. kopya. 2. adet, tane; (yazılı eserler için) nüsha.
copy 2 f. 1. kopya etmek. 2. taklit etmek. 3. (sınavda) kopya çekmek. 4. bilg. kopyalamak.
copyright i. telif hakkı. f. telif hakkı almak.
coquette i. fettan kadın.
coquettish s. fettan, cilveli.
cor kıs. corner, coroner, corpus, correct, correspondence.
coral i., s. mercan. 
coral reef  mercan kayalığı.
cord i. 1. ip, sicim, kaytan; kordon. 2. (çalgı için) tel. f. iple bağlamak.
cordial s. samimi, içten, yürekten, candan. i. likör.
cordiality i. samimiyet, içtenlik. 
cordially z. candan, samimiyetle.
cordon i. kordon (görevli veya araçlardan oluşan dizi). 
cordon off kordon altına almak.
corduroy i. (fitilli) kadife. s. fitilli kadifeden yapılmış.
corduroys i., çoğ. kadife pantolon.
core i. 1. (etli meyvelerde) göbek, iç. 2. nüve, öz, esas; merkez. 
coriander i. kişniş.
cork i. 1. (mantarmeşesinin kabuğu olan) mantar. 2. mantar tapa, mantar. f. mantarla tapalamak.
corkscrew i. tirbuşon, tapa burgusu.
cormorant i., zool. karabatak, Phalacrocorax.
corn 1 i. 1. mısır. 2. İng. buğday; hububat, tahıl. 
corn 2 i. nasır.
corn bread mısır ekmeği. 
corn muffin mısır unundan yapılan ufak, yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü.
corn silk  mısır püskülü. 
corn syrup  mısır pekmezi.
corncob i. mısır koçanı.
cornea i., anat. saydam tabaka, kornea.
cornelian cherry kızılcık.
corner i. 1. köşe, köşe başı. 2. futbol korner, korner vuruşu, köşe atışı. 3. futbol korner, oyun alanının dört köşesinden biri. f. 1. köşeye sıkıştırmak, kıstırmak. 2. (konuşmak/konuşturmak için) yakalamak. 3. ... piyasasını ele geçirmek. 4. viraj almak. 
corner kick  futbol korner vuruşu, köşe atışı. 
cornet i. 1. müz. kornet. 2. İng. (dondurma için) külah.
cornetist i. kornetçi.
cornflakes i. mısır gevreği.
cornflour i., İng. mısır nişastası. 
cornhusk i. mısır kabuğu.
cornice i. 1. korniş. 2. mim. saçak silmesi, korniş.
cornmeal i. iri taneli mısır unu.
cornstarch i. mısır nişastası. 
corny s. aptal.
coronary s., tıb. 1. kalple ilgili. 2. koroner. i. 1. koroner damar, taçdamar. 2. koroner tromboz; koroner oklüzyon. 
coronation i. taç giyme töreni.
coroner i. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur.
coronet i. küçük taç.
corporal 1 i., ask. onbaşı.
corporal 2 s. bedensel, bedeni, cismani.
corporal punishment  bedensel ceza, dayak.
corporate s. 1. ortak, kolektif. 2. anonim şirkete ait. 3. şirketleştirilmiş. 4. birleşik, birleşmiş.
corporation i. 1. anonim şirket. 2. tüzelkişi. 3. İng. belediye.
corps i., ask. 1. kolordu. 2. sınıf, teşkilat. 
Corps of Engineers  İstihkâm Sınıfı. 
corpse i. ceset, ölü.
corpuscle i., anat. yuvar.
correct 1 f. düzeltmek, doğrultmak, tashih etmek, ıslah etmek.
correct 2 s. 1. doğru, yanlışsız. 2. doğru, yerinde.
correct usage  doğru kullanış, yerinde kullanma. 
correction i. düzeltme, tashih, ıslah.
corrective s. düzeltici, ıslah edici.
correctly z. doğru olarak.
correctness i. doğruluk.
correlate f. 1. karşılıklı ilişkisi olmak. 2. aralarında uygunluk sağlamak, (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. i. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her biri.
correlation i. 1. karşılıklı ilişki. 2. mat. bağlılaşım, korelasyon.
correspond f. 1. (to/with) (-e) uymak, tekabül etmek: It corresponds with what she said. Onun dediklerine uyuyor. 2. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir şeyin) benzeri olmak: The Turkish il corresponds to the English county. Türkiye´deki ilin İngiltere´deki benzeri kontluktur. 3. (with) (ile) mektuplaşmak.
correspondence i. 1. benzerlik; benzer taraf. 2. mektuplaşma. 3. mektuplar.
correspondent i. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var mı? s. with -e uygun: It was correspondent with her wishes. İsteklerine uygundu.
corresponding s. 1. (bir şeye) karşılık olan: That century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. O yüzyılda İspanya´nın etkisinin azalıp buna karşılık Hollanda´nın etkisinin arttığına tanık olundu. 2. aynı: Our sales in the first quarter of this year were better than they were in the corresponding period of last year. Bu yılın ilk üç ayına ait satışlarımız, geçen yılın aynı dönemindeki satışlardan iyiydi. 3. mektuplaşmadan sorumlu olan. 4. toplantılara gelmeyip mektup yoluyla cemiyetin faaliyetlerine katılan (üye).
corridor i. koridor, geçit, dehliz.
corroborate f. (bir düşünce, ifade v.b.´ni) pekiştirmek, güçlendirmek, desteklemek, doğrulamak, teyit etmek.
corrode f. (pas, kimyasal madde) çürütmek, yemek, korozyona uğratmak; çürümek, korozyona uğramak.
corrosion i. 1. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme, korozyon. 2. jeol. aşınma/aşındırma, korozyon.
corrosive s., i. çürütücü, korozif.
corrugate f. kırıştırmak, buruşturmak; buruşmak.
corrugated s. oluklu (saç, karton v.b.). 
corrugated iron  oluklu saç.
corrupt s. 1. ahlaksız, ahlak kurallarına uymayan, soysuz. 2. rüşvet yiyen, rüşvetçi. 3. bozuk, yozlaşmış (dil). 4. yanlış dolu (metin). f. 1. (birini) doğru yoldan saptırmak, ayartmak. 2. -e rüşvet yedirmek. 3. (dili) bozmak, yozlaştırmak.
corruptible s. 1. ayartılabilir. 2. rüşvet almaya hazır.
corruption i. 1. (birini) doğru yoldan saptırma, ayartma. 2. rüşvetçilik. 3. ahlaksızlık, ahlaksız olma. 4. (dili) yozlaştırma.
corsage i. 1. korsaj. 2. (kadınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti.
corset i. korse.
cortege i. kortej, cenaze alayı.
cortex i., anat. beyinzarı, korteks.
cortisone i. kortizon.
cos i. 
cos lettuce marul.
cos/romaine lettuce  marul.
cosine i., mat. kosinüs.
cosmetic i., s. kozmetik.
cosmic s. evrensel, kozmik.
cosmonaut i. kozmonot.
cosmopolitan s., i. kozmopolit.
cosmos i. evren, kâinat, kozmos.
cost 1 i. 1. masraf, harcanan para; fiyat. 2. maliyet. 
cost 2 f. (cost) 1. -e mal olmak; (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyatı ne? It costs ten million liras. Fiyatı on milyon lira. It´ll cost you a lot. Sana pahalıya mal olacak. It cost them their lives. Hayatlarına mal oldu. 2. (bir şeyin) (kaça) mal olacağını hesap etmek: Have you costed it? Onun kaça mal olacağını hesap ettiniz mi? 
cost a bomb İng., k. dili pahalıya patlamak. 
cost a pretty penny  epey pahalıya mal olmak. 
cost an arm and a leg  k. dili çok pahalı olmak.
cost of living  hayat pahalılığı. 
cost of living  yaşam maliyeti.
cost price  maliyet fiyatı. 
cost price maliyet fiyatı. 
cost sheet  maliyet cetveli. 
cost, insurance and freight  tic. sif, bir malın bedeli, sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. 
Costa Rica i. Kosta Rika.
Costa Rican i. Kosta Rikalı. s. 1. Kosta Rika, Kosta Rika´ya özgü. 2. Kosta Rikalı.
costly s. çok pahalı; masraflı.
cost-of-living index  geçim indeksi.
costume i. 1. kıyafet, elbise. 2. kostüm. 
costume ball kıyafet balosu.
cosy s., i., İng., bak. cozy.
cot i. 1. (üzerine bez gerili) portatif karyola. 2. İng. bebek karyolası.
coterie i. zümre, grup.
cottage i. 1. küçük ev, kulübe. 2. yazlık ev, sayfiye evi.
cotton i. 1. pamuk; (hidrofil) pamuk. 2. İng. pamuk ipliği. 3. pamuklu kumaş, pamuklu. s. pamuklu. f. 1. (on) (to) -i kavramak/anlamak, -in farkına varmak. 2. to -i sevmek, -den hoşlanmak. 
cotton candy  ketenhelva, ketenhelvası. 
cotton gin  çırçır. 
cotton wool  İng. (hidrofil) pamuk. 
cottonseed i. çiğit.
couch 1 i. kanepe, sedir, divan.
couch 2 f. ifade etmek, beyan etmek.
cougar i., zool. puma, Felis concolor.
cough i. öksürük. f. öksürmek. 
cough drop  öksürük pastili.
cough up  argo vermek, sökülmek, uçlanmak. 
could yardımcı f., bak. can.
could do with  ... ise iyi olur, ...  ise fena olmaz: He could do with a bath. Banyo yapsa iyi olur. 
couldn`t kıs. could not.
council i. 1. kurul, komisyon; konsey, danışma kurulu. 2. İng. belediye meclisi; ihtiyar heyeti. 
Council of Ministers  Bakanlar Kurulu, Kabine. 
Council of State  Danıştay, Devlet Şûrası.
councillor i., İng., bak. councilor.
councilman çoğ. coun.cil.men (kaun´sılmîn) i. belediye meclisi üyesi (erkek).
councilor i. 1. kurul üyesi, komisyon üyesi; konsey üyesi. 2. İng. belediye meclisi üyesi; ihtiyar heyeti üyesi.
councilwoman çoğ. coun.cil.wom.en (kaun´sılwîmîn) i. belediye meclisi üyesi (kadın).
counsel i. 1. tavsiye, fikir, görüş; nasihat, öğüt. 2. avukat. f. nasihat vermek, öğüt vermek. 
counselor i. 1. rehber, danışman. 2. avukat. 3. k. dili kurul üyesi, komisyon üyesi; konsey üyesi.
counselor-at-law çoğ. coun.sel.ors-at-law (kaun´sılırz.ätlô´) i. avukat.
count 1 i. kont.
count 2 f. 1. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten. Ancak birden ona kadar sayabiliyor. 2. saymak, sayısını bulmak: I counted twenty people. Yirmi kişiyi saydım. Count the money now! Parayı şimdi say! 3. saymak, addetmek: They count themselves lucky. Kendilerini şanslı sayıyorlar. I count her among the greatest. Onu en büyüklerden biri sayıyorum. 4. önemli olmak: My opinion doesn´t count for much around here. Sözüm burada pek kale alınmıyor. That´s what really counts! Esas önemli olan o!
count 3 i. 1. sayma, sayım. 2. huk. (dava dilekçesi veya iddianamede sayılan) suçlama. 
count down  geriye doğru saymak. 
count noses  k. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. 
count on  1. -e güvenmek. 2. -i beklemek, -i hesaba katmak. 
count one´s chickens before they´re hatched  k. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. 
count out money  paraları birer birer saymak.
count s.o. in  k. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to, don´t count me in! Yapmayı planladığınız oysa beni o işe katmayın! 
count s.o. out  1. k. dili birini (bir işe) katmamak: You can count me out of that! Beni o işe katma! 2. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt olduğunu ilan etmek.
countdown i. geriye doğru sayma.
countenance i. 1. çehre, yüz, sima, görünüş; yüz ifadesi. 2. destek, onama, tasvip. f. uygun bulmak, desteklemek, onamak, tasvip etmek; müsamaha etmek; göz yummak.
counter 1 i. 1. tezgâh. 2. fiş, marka. 3. sayaç, sayıcı. 
counter 2 i. 1. karşıt şey. 2. karşılık. s. 1. ters, zıt, aksi. 2. karşı, mukabil. z. 1. (to) -e karşı, -in tersine. 2. aksi yönde. 3. tersine, aksine. f. 1. karşı koymak. 2. karşılık vermek, karşılıkta bulunmak. 
counteract f. karşı koymak, önlemek, etkisiz hale getirmek.
counterattack i. karşı saldırı.
counterbalance f. (kauntırbäl´ıns) 1. (karşılıklı olarak) dengelemek, denkleştirmek. 2. -e denk olmak. i. (kaun´tırbälıns) eş ağırlık, denk.
countercharge i. karşı suçlama.
counterclockwise s. saat yelkovanının ters yönünde. z. sola (dönmek).
countercurrent i. ters akıntı.
counterdemonstration i. karşı gösteri.
counterespionage i. karşı casusluk.
counterfeit s. sahte, kalp. i. taklit. f. 1. kalp para basmak. 2. taklit etmek, sahtesini yapmak.
counterfeiter i. kalpazan.
countermand f. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. i. (kaun´tırmänd) iptal emri.
countermeasure i. karşı tedbir.
counteroffensive i., ask. karşı saldırı.
counterpane i. yatak örtüsü.
counterpart i. 1. taydaş. 2. karşılık, mukabil. 3. kopya, ikinci nüsha, suret.
counterpoint i., müz. kontrpuan.
counterproposal i. karşı öneri.
countersign f. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak.
counterspy i. karşı casus.
countess i. kontes.
counting ...  ... dahil: That makes ten, counting me. Ben dahil on kişi eder. That´s sixteen people, not counting the children. Çocuklar hariç, on altı kişi oluyor.
countless s. sayısız, hesapsız, pek çok.
country i. 1. ülke, memleket; yurt, vatan. 2. arazi. 3. huk. jüri, yargıcılar kurulu. s. taşraya özgü; kırsal; kırsal bölgede bulunan. 
countryman çoğ. coun.try.men (k^n´trimîn) i. 1. taşralı. 2. vatandaş, hemşeri.
countryside i. kırsal yerler/bölgeler.
county i. 1. A.B.D. ilçe. 2. İng. kontluk. 
county seat ilçe merkezi. 
county town İng. ilçe merkezi.
coup i. darbe; askeri darbe; hükümet darbesi. 
coup d´état  (ku deyta´) hükümet darbesi.
couple i. 1. çift. 2. çift, karı koca. f. 1. bağlamak, bitiştirmek, birleştirmek. 2. bağlantı kurmak. 3. çiftleştirmek. 
coupling i. bağlama, kavrama.
coupon i. kupon.
courage i. cesaret, yüreklilik, yürek, yiğitlik, mertlik. 
courageous s. cesur, cesaretli, yürekli, yiğit, mert.
courageously z. cesaretle, mertçe.
courgette i., İng., bak. zucchini.
courier i. kurye, ulak.
course i. 1. izlenen yol; rota; seyir; gidiş; yön. 2. yol, plan. 3. kurs (dersler dizisi). 4. ahçı. yemek, kap, servis. f. 1. köpekle (av) kovalamak. 2. hızla akmak. 
court i. 1. avlu, iç bahçe. 2. kort. 3. saray, hükümdar ve maiyeti. 4. huk. mahkeme. f. 1. kur yapmak, ile flört etmek. 2. (tehlike, hastalık v.b.´ni) davet etmek. 
court fool saray soytarısı. 
court of appeals  huk. istinaf mahkemesi. 
court of common pleas  huk. medeni hukuk mahkemesi. 
court of first instance  huk. asliye mahkemesi. 
court of first instance  huk. asliye mahkemesi.
courteous s. nazik, kibar, ince, saygılı. 
courtesan i. zenginlerle düşüp kalkan fahişe.
courtesy i. nezaket, kibarlık, incelik.
courthouse i. 1. adliye sarayı, mahkeme binası. 2. ilçe hükümet binası.
courtier i. hükümdarın maiyetinde bulunan kimse.
courtly s. 1. sarayla ilgili. 2. zarif, nazik.
court-martial çoğ. courts-martial (kôrts´marşıl) i. askeri mahkeme. f. askeri mahkemede yargılamak.
courtroom i. mahkeme salonu.
courtship i. kur yapma.
courtyard i. avlu, iç bahçe.
cousin i. dayı oğlu/kızı; teyze oğlu/kızı; amca oğlu/kızı; hala oğlu/kızı; kuzen; kuzin.
cove i. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi.
covenant i. akit, sözleşme, mukavele. f. 1. akdetmek. 2. sözleşmek.
cover 1 f. 1. with ile örtmek; ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. Ekmeği bir bezle ört. Cover that pan with a lid. O tencereyi bir kapakla kapat. You should cover your mouth with your hand when you cough. Öksürürken ağzını elinle örtmelisin. 2. kaplamak; bütünüyle kaplayacak bir şekilde sürmek: Trees covered the sides of the mountain. Dağın yamaçları ağaçlarla kaplıydı. Cover the wound with salve. Yaraya merhem sür. 3. kapsamak, kaplamak: The farm covers one hundred hectares. Çiftlik yüz hektarlık bir alanı kaplıyor. Does that book cover the nineteenth century? O kitap on dokuzuncu yüzyılı kapsıyor mu? 4. (belirli bir miktarı) tamamlamak, bitirmek; (yolu) katetmek: We´ve only covered a small part of the book. Kitabın ancak az bir kısmını bitirdik. How many kilometers do you want to cover today? Bugün kaç kilometre katetmek istiyorsun? 5. (bir olayı) izleyerek onun hakkında bilgi vermek: Sırma´s covering the election for a news agency. Sırma bir haber ajansı için seçimi izliyor. 6. (bir miktar) (bir masrafı) ödemeye yetmek: Will ten million liras cover the cost of the tickets? On milyon lira biletler için kâfi mi? 7. against (bir şeye) karşı sigortalı olmak. 8. ateşli bir silahla birine nişan alarak (başka birini) korumak; başkasını korumak için ateşli bir silahla (birine) nişan almak; başka birine ateş ederek (birini) korumak, ateşle korumak. 9. (bir yeri) gözetim altında tutmak. 10. for (geçici olarak) (başkasının) işine bakmak: Can you cover for me while I´m out this afternoon? Bu öğleden sonra ben yokken işime bakabilir misin? 
cover 2 i. 1. kapak; örtü. 2. cilt, kapak. 3. sığınak, barınak. 4. maske, paravana, perde. 5. tic. karşılık. 
cover charge  (lokantaya/gece kulübüne) giriş ücreti. 
cover girl  kapak kızı. 
cover ground  1. yol katetmek. 2. hızlı gitmek. 3. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. 
cover letter açıklayıcı mektup. 
cover one´s tracks  k. dili 1. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. 2. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. 
cover to cover  He read the book from cover to cover. Kitabı başından sonuna kadar okudu. 
cover up  gizlemek; örtbas etmek. 
cover up for  (birinin) hatasını/suçunu gizlemek. Don´t move; I´ve got you covered! Kıpırdama; elimdesin!
coverage i. 1. sigorta miktarı ve kapsamı. 2. gazet., TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman.
coveralls i. (giysi olarak) tulum.
covering i. örtü. 
covering letter İng., bak. cover letter.
coverlet i. yatak örtüsü, örtü.
covert s. gizli, örtülü.
covertly z. gizlice.
covet f. imrenmek, gıpta etmek, göz dikmek.
covetous s. açgözlü, hırslı, haris.
covetousness i. açgözlülük.
cow 1 i. inek.
cow 2 f. yıldırmak, gözünü korkutmak, sindirmek.
coward i. korkak, ödlek.
cowardice i. korkaklık, ödleklik.
cowardliness i., bak. cowardice. 
cowardly s. korkak, ödlek, yüreksiz.
cowboy i. kovboy, sığırtmaç.
cower f. sinmek, korkup çekilmek.
cowslip i., bot. çuhaçiçeği, Primula veris.
coxcomb i. züppe.
coxswain i., den. filika veya kik serdümeni, dümenci.
coy s. 1. cilveli, nazlı. 2. çekingen, utangaç, mahcup.
cozy s. rahat, sıcak, samimi, hoş. i. çaydanlık örtüsü.
cp kıs. compare.
CPA kıs. Certified Public Accountant.
Crab i. the astrol. Yengeç burcu.
crab i. yengeç, pavurya. f. (--bed, --bing) mızırdanmak, homurdanmak, sızlanmak, sızıldanmak.
crab louse  kasıkbiti, kılbiti.
crabby s. huysuz.
crack i. 1. çatlak, yarık. 2. çatırtı, şaklama. 3. hızlı darbe; çarpma. 4. bir çeşit eroin. f. 1. çatlamak, yarılmak, kırılmak; çatlatmak, yarmak, kırmak. 2. (kasayı) açmak. 3. (şifreyi) çözmek. 4. (ses) çatallaşmak. 
crack a joke  şaka yapmak, takılmak. 
crack a joke  şaka etmek, şaka yapmak.
crack down (on) k. dili 1. (son vermek için) -in üstüne gitmek. 2. müsamaha etmekten vazgeçip sert davranmaya başlamak. 
crack up  1. k. dili delirmek, oynatmak. 2. gülmekten katılmak. 3. (arabayı) kazada paramparça etmek. 4. kaza geçirmek. 
crackdown i., k. dili (son vermek için) -in üstüne gitme.
cracked s. 1. çatlak. 2. k. dili kaçık, çatlak, deli.
cracked wheat yarma buğday.
cracker i. kraker, bisküvi.
crackle f. çatırdamak. i. çatırtı, çıtırtı.
cradle i. beşik. f. beşiğe yatırmak.
craft i. 1. zanaat, el sanatı. 2. tekne, gemi; gemiler.
craftily z. şeytanca, kurnazca.
craftiness i. kurnazlık.
craftsman çoğ. crafts.men (kräfts´mîn) i. zanaatçı, zanaatkâr.
craftsmanship i. 1. zanaatçılık. 2. hüner.
crafty s. aldatmakta usta olan, kurnaz, hilekâr, şeytan.
crag i. sarp kayalık.
cram f. (--med, --ming) 1. tıkmak, tıkıştırmak, sıkıştırmak. 2. tıkınmak, tıka basa yemek. 3. sınav öncesi ineklemek.
cramp 1 i. 1. kasınç, kramp. 2. şiddetli karın ağrısı. f. kasmak; kasılmak.
cramp 2 i. kenet, mengene. f. (hareketi/gelişimi) kısıtlamak, sınırlandırmak.
cranberry i. yabanmersini, keçiyemişi.
crane i. 1. turna. 2. vinç, maçuna. f. 1. vinçle kaldırmak. 2. (boynunu) uzatmak.
crank i. 1. krank, kol, manivela. 2. k. dili garip fikirleri olan kimse. f. krankla hareket ettirmek. 
crank up  k. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek, hareket ettirmek.
crankshaft i., mak. krank mili.
cranky s. 1. garip, tuhaf, acayip, eksantrik. 2. huysuz, ters.
cranny i. yarık, çatlak.
crap i., argo bok. f. (--ped, --ping) argo sıçmak. 
crape i. krepon.
craps i. çift zarla oynanan bir oyun.
crash 1 i. 1. şangırtı; gürleme, büyük bir gürültü. 2. İng. araba kazası. 3. hızla gelen büyük iflas. 4. bilg. arıza. f. 1. (kaza sonucu olarak) çarpmak/düşmek: The plane crashed into the mountainside and burst into flame. Uçak dağın yamacına çarpıp alev alarak yandı. 2. çarpa çarpa şiddetli ve gürültülü bir şekilde gitmek/koşmak: A bull was crashing around in the china shop. Zücaciye dükkânında bir boğa etrafı kıra döke koşuyordu. 3. büyük bir gürültüyle çalmak/çarpmak/vurmak: She crashed the dishes down on the table. Tabakları büyük bir şangırtıyla masanın üstüne çaldı. 4. atarak paramparça etmek: He crashed his glass against the wall. Bardağını duvara atarak paramparça etti. 5. gürlemek, büyük bir gürültü yapmak: The thunder crashed. Gök gürledi. 6. (işyeri) hızla iflas etmek/top atmak. 7. k. dili (bir yere) davetsiz/izinsiz/biletsiz girmek/dalıvermek/katılmak. 8. at k. dili (bir yerde) gece kalmak: Can I crash at your place tonight? Bu gece sende kalabilir miyim? 9. bilg. arızalanmak. 
crash 2 i. havlu ve perde yapımında kullanılan kaba bez.
crash course  yoğun kurs. 
crash diet  sıkı rejim. 
crash helmet  kask. 
crash of thunder  gök gürültüsü. 
crash repairs İng. karoser tamiratı. 
crash the gate  ücret vermeden girmek; izinsiz/davetsiz girmek/katılmak. 
crash-land f. (uçak) zorunlu iniş yapmak. 
crass s. kaba, incelikten yoksun, görgüsüz.
crate i. sandık, kasa. f. sandıklamak, kasalamak.
crater i. 1. krater. 2. bombanın açtığı çukur.
crave f. 1. çok istemek, -e içi gitmek, -e can atmak. 2. rica etmek, istirham etmek.
craving i. şiddetli arzu, özlem.
crawfish i., zool., bak. crayfish.
crawl f. 1. sürünmek; emeklemek. 2. dalkavukluk etmek. i. sürünme; emekleme. 
crawl stroke  kulaçlama yüzüş, kravl. ––ed with The rock crawled with insects. Taşın üstünde böcekler kaynıyordu.
crayfish i., zool. kerevit, kerevides, karavide, tatlısuıstakozu, Astacus fluviatilis.
crayon i. 1. mum boya, pastel. 2. mum boya ile yapılan resim, pastel. f. mum boya ile resim yapmak.
craze f. çıldırtmak. i. geçici moda.
crazily z. çılgınca, delice.
craziness i. delilik, çılgınlık.
crazy s. deli, kaçık, çılgın. 
creak i. gıcırtı. f. gıcırdamak.
cream i. 1. kaymak, krema. 2. kremalı tatlı. 3. (merhem olarak) krem. 4. öz, en iyisi. 5. krem rengi, açık bej. 
cream cheese  bir tür yumuşak beyaz peynir.
cream of tartar  krem tartar. 
cream of tartar  krem tartar, beyaz tartar.
cream of the crop  bir şeyin en âlâsı.
cream of the crop  en iyisi. 
cream pitcher (ufak sürahi biçiminde) sütlük.
cream sauce  beyaz sos. 
creamer i. sütlük.
creamery i. süthane, sütçü dükkânı.
creamy s. 1. kaymaklı. 2. kaymak gibi, kaymak kıvamında olan.
crease i. 1. kırma, pli, pasta, kat. 2. çizgi, buruşuk. 3. ütü çizgisi, kat yeri. f. 1. kırma yapmak. 2. buruşturmak. 3. katlanmak, buruşmak.
create f. 1. yaratmak. 2. meydana getirmek, oluşturmak. 3. yapmak.
creation i. 1. yaratma; yaratılış. 2. yaratı, kreasyon. 3. evren, kâinat.
creative s. yaratıcı.
creatively z. yaratıcı bir şekilde.
creativity i. yaratıcılık.
Creator i. the Yaradan, Allah, Tanrı.
creator i. yaratıcı, yaratan, kreatör, mucit.
creature i. yaratık, mahluk.
crèche i. kreş, çocuk yuvası, yuva.
credence i. güven, itimat. 
credentials i., çoğ. kimliği gösteren belgeler.
credibility i. güvenirlik, güvenilirlik.
credible s. inanılır, güvenilir.
credit 1 i. 1. tic. kredi. 2. saygınlık, itibar. 3. güven, itimat, emniyet. 4. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi, puan. 5. çoğ., sin. jenerik, tanıtma yazısı. 
credit 2 f. 
credit an amount to s.o.´s account  bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. 
credit and debit  tic. alacak ve verecek.
credit balance  tic. matlup bakiyesi. 
credit card  tic. kredi kartı.
credit line  tic. kredi limiti. 
credit rating  tic. kredi değerlendirmesi. 
credit s.o. with  sevilmeyen birinde (olumlu bir niteliğin olduğunu) kabul etmek.
credit to  You´re a credit to your parents. Annen baban seninle iftihar edebilir. 
creditor i. alacaklı; kredi açan kimse/kuruluş.
credulity i. saflık, her şeye inanma.
credulous s. saf, her şeye inanan.
creed i. 1. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade, amentü. 2. birinin veya bir grubun felsefesini yansıtan ilkeler. 
creek i. 1. çay, dere. 2. İng. koy, küçük körfez. 
creel i. balık sepeti.
creep f. (crept) 1. sürünmek, emeklemek. 2. sessizce gitmek/hareket etmek. 3. ürpermek. i., argo kıl/gıcık/pis herif; uyuz karı. 
creep up on  -e hissettirmeden yaklaşmak. 
creeper i. sürüngen bitki.
cremate f. (ölüyü) yakmak.
cremation i. ölüyü yakma. 
crematorium çoğ. cre.ma.to.ri.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. krematoryum.
crepe i. krep. 
crepe paper  krepon kâğıdı.
crept f., bak. creep.
Crescent i. the İslam âlemi.
crescent i. hilal, ayça. s. hilal şeklinde.
cress i., bot. tere, Crucifer.
crest i. 1. tepe, tepelik, hotoz, sorguç. 2. ibik. 3. (miğfere takılan) sorguç. 4. (yokuş/dalga için) tepe; (dağ için) sırt.
crestfallen s. yılgın, süngüsü düşük.
crevasse i. büyük yarık; buz yarığı.
crevice i. yarık, çatlak.
crew 1 i. 1. tayfa, mürettebat. 2. ekip, takım. 
crew 2 f., İng., bak. crow.
crew cut  alabros tıraş, asker tıraşı.
crib 1 i. 1. (yanları yüksek) bebek karyolası. 2. yemlik. 3. tahıl ambarı. 4. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. 
crib 2 f. (--bed, --bing) 1. (sınavda) kopya çekmek; kopya etmek. 2. çalmak, aşırmak.
crib sheet  sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı.
crick i. kasılma, tutulma.
cricket 1 i., spor kriket.
cricket 2 i., zool. cırcırböceği, Gryllus.
crime i. 1. suç, cürüm. 2. günah, acımaya yol açacak kötü davranış.
Crimea i. 
Crimean s. Kırım, Kırım´a özgü.
criminal s. suça ait. i. suçlu. 
criminal code  ceza kanunu. 
criminal court  ağır ceza mahkemesi. 
criminal law  ceza hukuku.
criminologist i. kriminolog, suçbilimci.
criminology i. kriminoloji, suçbilim.
crimp i. kıvrım, dalga. f. 1. kıvırmak. 2. dalgalandırmak.
crimson s., i. koyu kırmızı, kızıl, fesrengi.
cringe f. 1. korkuyla çekilmek, sinmek. 2. yaltaklanmak.
crinkle f. buruşturmak, kırıştırmak; buruşmak, kırışmak. i. buruşukluk, kırışık, kırışıklık.
cripple i. topal; sakat. f. 1. sakat etmek, sakatlamak. 2. kösteklemek.
crippled s. topal, kötürüm; sakat, arızalı.
crisis çoğ. cri.ses (kray´siz) i. 1. kriz, bunalım, buhran. 2. tıb. kriz, nöbet.
crisp s. 1. gevrek. 2. taptaze ve sulu (meyve/sebze). 3. kuru ve soğuk (hava). 4. çabuk ve kendinden emin. i., İng. (bir parça) cips. f. gevrekleşmek, gevremek; gevretmek. 
crisper i. (buzdolabında) sebzelik.
crispy s. 1. gevrek. 2. taptaze ve sulu (meyve/sebze).
crisscross s. çaprazlama kesişen. i. çaprazlama kesişen doğrular. f. 1. çaprazlama kesişen doğrular çizmek. 2. çaprazlama gidip gelmek.
criterion çoğ. cri.te.ri.a (kraytîr´iyı) i. ölçüt, kriter, kıstas.
critic i. 1. tenkitçi, olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. 2. eleştirmen.
critical s. 1. tenkitçi; kusur bulmaya meyilli; kusur bulmak amacıyla söylenen/yapılan. 2. eleştirel, değerlendirme amacıyla yapılan. 3. kritik, tehlikeli.
critical point  nazik nokta, kritik nokta. 
criticise f., İng., bak. criticize. 
criticism i. 1. tenkit, kusur bulma. 2. eleştiri. 
criticize f. 1. -i tenkit etmek, -de kusur bulmak, -in olumsuz noktaları üzerinde durmak. 2. eleştirmek, tenkit etmek, değerini belirtmek için -i incelemek.
critique i. eleştiri, tenkit, kritik.
croak i. 1. kurbağa sesi, vırak. 2. gaklama sesi, gak. f. 1. vıraklamak. 2. gaklamak. 3. argo cartayı çekmek, cavlamak, ölmek.
Croat i., bak. Croatian.
Croatia i. Hırvatistan.
Croatian i., s. 1. Hırvat. 2. Hırvatça.
crochet i. kroşe, tığ işi; tığla işlenen dantel. f. kroşe yapmak, tığ ile işlemek. 
crochet hook  tığ.
crochet needle  tığ. 
crockery i. çanak çömlek.
crocodile i. timsah. 
crocodile tears  sahte gözyaşları, timsah gözyaşları.
crocus i., bot. çiğdem, Crocus.
croissant i. ayçöreği.
crone i. kocakarı.
crony i. kafadar, yakın arkadaş.
crook i. 1. çoban değneği; asa, sapı kıvrık baston. 2. kıvrım. 3. k. dili dolandırıcı, üçkâğıtçı, düzenbaz, madrabaz, hilekâr, dalavereci. f. kıvırmak, bükmek, eğmek. 
crooked s. 1. eğri, çarpık. 2. virajlı. 3. k. dili içinde bir dalavere olan, hileli (iş). 4. k. dili dolandırıcı, üçkâğıtçı, düzenbaz, hilekâr.
croon f. mırıldanmak, alçak sesle şarkı söylemek.
crop 1 i. 1. ürün, mahsul, ekin, rekolte. 2. zool. kursak. 3. binici kırbacı. 
crop 2 f. (--ped, --ping) kırkmak, kırpmak, kesmek, kesip kısaltmak. 
crop up  birdenbire oluşmak/ortaya çıkmak.
Cross i. the 1. Hz. İsa´nın çarmıhta ölümü. 2. Haç (Hristiyanlığın simgesi).
cross 1 i. 1. çapraz işareti. 2. haç, put, çarmıh, ıstavroz. 3. çile, cefa. 4. melez.
cross 2 f. 1. çaprazlamak. 2. karşıdan karşıya geçmek; -i geçmek: Look both ways before crossing the street. Karşıdan karşıya geçmeden önce iki yöne de bak. He crossed the bridge on a bicycle. Köprüyü bisikletle geçti. Georgians are crossing the border to sell their goods in Turkey. Gürcüler mallarını Türkiye´de satmak için sınırı geçiyorlar. 3. into -e geçmek/girmek: We´ve just crossed into Russia. Şu anda Rusya´ya girmiş bulunuyoruz. 4. over üstünden/üzerinden geçmek/geçirmek. 5. under altından geçmek/geçirmek. 6. bot., zool. melezlemek, çaprazlamak. 7. üstüne çizgi çizmek, -i çizmek. 8. -e karşı gelmek.
cross 3 s. 1. huysuzlanmış; kızgın, öfkeli; aksi, ters. 2. geminin/uçağın rotasına aykırı esen (rüzgâr). 
cross my heart  vallahi. 
cross o.s.  ıstavroz çıkarmak, haç çıkarmak. 
cross one´s arms  kollarını kavuşturmak. 
cross one´s fingers  şans dilemek.
cross one´s legs  ayak ayak üstüne atmak, bacak bacak üstüne atmak. 
cross one´s mind  hatırına gelmek, aklından geçmek. 
cross out  karalamak, silmek, üstünü çizerek iptal etmek. 
cross section  kesit.
cross swords  (with) (biriyle) atışmak, ağız kavgası etmek.
cross swords with  ile çekişmek, ile kavga etmek.
cross the Rubicon  dönülmeyecek bir karar vermek.
crossbar i. sürgü, kol demiri.
crossbred s. melez.
crossbreed f. (cross.bred) melezlemek, çaprazlamak. i. melez.
crosscheck f. 1. (kontrolden geçirilmiş bir şeyi) kontrol etmek. 2. mat. sağlamasını yapmak.
cross-country i. 1. kros, kır koşusu. 2. kros kayağı, kayak krosu. s. ülkeyi baştan başa kateden. z. bir uçtan öbür uca. 
cross-country skiing kros kayağı, kayak krosu.
cross-examine f. sorguya çekmek.
cross-eyed s. şaşı.
crossing i. 1. geçiş. 2. geçiş yeri, geçit. 3. yaya geçidi.
cross-legged z. bak. sit cross-legged.  
cross-purpose i.bak. at cross-purpose. 
cross-reference i. (kitapta) gönderme.
crossroad i. ara yol, yan yol.
crossroads i. 1. dörtyol; kavşak. 2. dönüm noktası.
crosswalk i. yaya geçidi.
crosswise s. çapraz. z. çaprazlama.
crossword puzzle bulmaca.
crossword puzzle  bulmaca.
crotch i. 1. çatal, dal ile gövdenin birleştiği yer. 2. anat. kasık. 3. terz. pantolon ağı.
crotchet i. 1. garip düşünce; tuhaflık. 2. İng. dörtlük, dörtlük nota.
crotchety s. 1. huysuz, dırdırcı. 2. tuhaf, acayip.
crouch f. çömelmek. i. çömelme.
croup i. krup hastalığı, boğak.
croupier i. krupiye.
crouton i. (çorbaya konulan) küp biçiminde doğranmış kızarmış ekmek.
crow 1 i., zool. karga, Corvus. 
crow 2 f. (--ed/İng. crew) 1. (horoz) ötmek. 2. (over) (-den dolayı) çok sevinmek.
crowbar i. levye, kaldıraç, manivela.
crowd i. kalabalık. f. 1. doluşmak, toplanmak, birikmek. 2. sıkıştırmak, doldurmak.
crowd into  -e doluşmak. 
crowd out  1. sıkıştırarak çıkarmak, dışarıya itelemek. 2. (birine) yer bırakmamak.
crowded s. kalabalık.
crown i. 1. taç. 2. hükümdarlık. 3. hükümdar. 4. tepe, baş. 5. kron (para birimi). 6. diştacı. 7. dişçi. kuron. f. 1. taç giydirmek. 2. tamamlamak. 3. tepesini süslemek, taçlandırmak. 4. (dama oyununda) dama yapmak. 5. (dişe) kuron takmak. 6. k. dili kafasına vurmak.
crucial s. çok önemli, can alıcı, kritik.
crucifix i. çarmıha gerilmiş İsa heykeli, krüsifi. 
crucifixion i. 1. çarmıha germe. 2. Hz. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. 
crucify f. çarmıha germek.
crude s. 1. ham, arıtılmamış. 2. kaba. 3. derme çatma, üstünkörü yapılmış. i. ham petrol. 
crude oil  ham petrol.
crudely z. kabaca.
crudeness i. kabalık.
cruel s. 1. zalim, acımasız. 2. dayanılmaz, acı.
cruelly z. zalimce, acımasızca, insafsızca.
cruelty i. zulüm, acımasızlık.
cruise f. 1. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. 2. (gemiyle) dolaşmak. 3. dolaşmak, dolanmak, gezinmek. 4. (polis, polis arabası) (etrafı kolaçan ederek) dolaşmak; (taksi şoförü, taksi) (müşteri arayarak) dolaşmak: The squad car cruises the streets of the neighborhood all night. Polis arabası gece boyunca mahalle sokaklarında dolaşıyor. 5. (fahişe) sokaklarda dolaşarak müşteri aramak. i. 1. (tatil amacıyla yapılan) deniz yolculuğu. 2. dolaşma, dolanma, gezinme. 3. (polis, polis arabası) (etrafı kolaçan ederek) dolaşma; (taksi şoförü, taksi) (müşteri arayarak) dolaşma.
cruiser i. kruvazör.
crumb i. 1. kırıntı, ekmek kırıntısı. 2. parça, zerre. 3. ekmek içi. f. ufalamak.
crumble f. 1. ufalamak; ufalanmak, un ufak olmak. 2. harap olmak, çökmek. 3. parçalanmak.
crumple f. 1. buruşturmak, kırıştırmak; buruşmak, kırışmak. 2. çökmek.
crunch f. 1. çıtır çıtır yemek, kıtır kıtır yemek, katır kutur yemek, hart hurt yemek. 2. çatırtı ile ezmek. 3. çatırdamak. i. 1. çatırtı. 2. k. dili güç durum. 
crusade i. 1. haçlı seferi. 2. din uğruna yapılan savaş, cihat. 3. kampanya, savaşım. f. against -e karşı savaşım vermek. 
crusader  i. 1. Haçlı. 2. bir davanın hararetli taraftarı.
crush 1 f. ezmek.
crush 2 i. 1. ezme. 2. kalabalık, izdiham. 
crust i. 1. ekmek kabuğu. 2. kabuk. f. 1. kabuklanmak, kabuk bağlamak. 2. kabukla kaplamak. 
crust of the earth  yerkabuğu.
crustacean s., i. kabuklu (hayvan).
crusty s. 1. kabuklu. 2. aksi, huysuz.
crutch i. 1. destek. 2. koltuk değneği.
crux i. 1. dönüm noktası, kritik an. 2. çözülmesi zor sorun/durum. 3. püf noktası.
cry f. 1. ağlamak. 2. (hayvan) bağırmak. i. 1. haykırış, haykırı; feryat. 2. (hayvana ait) ses. 
cry for   -i çok gerektirmek, -e çok ihtiyacı olmak: This country is crying for a leader. Bu ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyacı var. 
cry on s.o.´s shoulder  birine dert yanmak. 
cry one´s heart out  hüngür hüngür ağlamak. 
cry out bağırmak. 
cry out against #AD?
cry out for bak. cry for. 
cry quits  yeter artık demek. 
cry wolf  yalandan imdat diye bağırmak, yalandan imdat istemek.
crypt i., mim. kriptos, kripta.
cryptic s. 1. örtülü, gizli, kapalı. 2. gizemli. 3. şifreli.
crystal i. 1. kristal, billur. 2. saat camı.
crystalline s. 1. billur gibi, berrak. 2. kristal, billurdan yapılmış.
crystallise f., İng., bak. crystallize. 
crystallize f. billurlaştırmak; billurlaşmak.
cu kıs. cubic.
cub i. yavru (tilki/ayı/aslan). f. (--bed, --bing) yavrulamak. 
cub scout  yavrukurt.
Cuba i. Küba. 
Cuban  i. Kübalı. s. 1. Küba, Küba´ya özgü. 2. Kübalı.
cubbyhole i. 1. odacık; hücre. 2. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz.
cube i. 1. geom., mat. küp. 2. küp, küp biçiminde nesne. f. 1. küp biçiminde kesmek. 2. mat. (bir sayının) kübünü almak. 
cube sugar  kesmeşeker, küp şeker.
cube sugar  küpşeker; kesmeşeker. 
cubic s. kübik. 
cubic centimeter  santimetre küp. 
cubic foot  ayak küp (,028 m3). 
cubic inch  inç küp (16,4 cm3). 
cubic meter  metre küp.
cubical s. kübik, küp biçiminde.
cubicle i. kabin, kabine, odacık.
cuckold i. boynuzlanmış koca, boynuzlu koca. f. (kocasını) boynuzlamak.
cuckoo i., zool. guguk, gugukkuşu, Cuculus canorus. s., argo kaçık, deli. 
cuckoo clock  guguklu saat.
cucumber i. salatalık, hıyar. 
cud i. geviş. 
cuddle f. 1. kucağına alıp okşamak. 2. (birbirine) sokulmak. 
cuddle up  (birbirine/birine) sokulmak. 
cuddle up to  -e sokulup yaslanmak; -e sokulup sarılmak.
cudgel i. sopa, çomak. f. sopa atmak, sopa çekmek, sopalamak.
cue 1 i. 1. bilardo isteka. 2. sıra, kuyruk. 
cue 2 i., tiy. 1. oyuncunun sözü arkadaşına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. 2. sufle. f. sufle etmek.
cue ball  bilardo topu.
cuff i. 1. kol ağzı, kolluk, manşet. 2. sille, tokat. f. tokatlamak, tokat atmak. 
cuff link  kol düğmesi.
cuisine i. yemek pişirme sanatı, mutfak.
cul-de-sac i., İng. çıkmaz sokak. 
culinary s. yemek pişirme ile ilgili, mutfakla ilgili; yemekte/mutfakta kullanılan.
culminate f. 1. in ile sonuçlanmak, ile sona ermek, ile son bulmak. 2. en yüksek noktaya varmak, doruğuna yükselmek.
culmination i. 1. sonuç, son, bitiş. 2. doruk, zirve, en yüksek nokta.
culottes i. pantolon-etek.
culpability i. kusur, kabahat, suçluluk.
culpable s. kusurlu, kabahatli.
culprit i. suçlu, mücrim.
cult i. kült.
cultivable s. ekilebilir, yetiştirilebilir.
cultivatable s., bak. cultivable.
cultivate f. 1. (tarlayı) sürmek, (toprağı) işlemek. 2. yetiştirmek. 3. geliştirmek. 4. (biriyle) dostluk kurmaya çalışmak. 
cultivate a friendship  dostluk kurmaya çalışmak.
cultivated s. 1. işlenmiş (toprak). 2. kültürlü, görgülü.
cultivation i. 1. (toprağı) işleme; tarım. 2. yetiştirme. 3. geliştirme. 4. kültür, görgü.
cultivator i. ekici, yetiştirici.
cultural s. kültürel.
culture i. 1. kültür. 2. yetiştirme. 3. geliştirme. 4. biyol. kültür. f. kültür yapmak, laboratuvarda mikrop üretmek. 
culture gap  kültür farkı. 
culture shock  kültür şoku.
cultured s. kültürlü.
cultured pearl  kültive inci.
cumbersome s. 1. havaleli, lenduha gibi. 2. hantal. 3. kullanışsız, elverişsiz. 4. ağır; sıkıcı.
cumin i. kimyon. 
cumulative s. birikerek artan, birikmiş, kümülatif.
cumulus i. kümebulut.
cuneiform i. çiviyazısı.
cunning s. 1. kurnaz, şeytan, hin. 2. şirin, sevimli. i. kurnazlık, şeytanlık.
cunt i., kaba 1. *am. 2. *sikişme.
cup 1 i. 1. fincan, bardak, kupa, kadeh. 2. spor kupa. 3. litrenin dörtte biri, 236 cm3. 
cup 2 f. (--ped, --ping) şişe çekmek, hacamat yapmak, vantuz çekmek. 
cup final  kupa finali. 
cup one´s hands  avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak.
cup winner  kupa galibi.
cupboard i. dolap, yüklük.
cupidity i. hırs, tamah, açgözlülük.
cupola i. 1. ufak kubbe. 2. döküm ocağı.
cur i. 1. sokak köpeği, it. 2. it herif, it.
curable s. tedavi edilebilir, iyileşebilir.
curate i. stajyer papaz.
curator i. müze/kütüphane müdürü.
curb i. 1. kaldırımın kenar taşı. 2. engel, fren. 3. suluk, gem zinciri. f. tutmak, zaptetmek, frenlemek, hâkim olmak, yenmek, durdurmak.
curd i. kesmik. 
curd cheese  lor peyniri, lor.
curdle f. pıhtılaştırmak; pıhtılaşmak, kesilmek. 
curdle one´s blood  k. dili dehşete düşürmek, kanını dondurmak.
cure 1 i. 1. tedavi, sağaltım. 2. çare, derman, ilaç. 3. şifa. 4. kür.
cure 2 f. 1. iyileştirmek, tedavi etmek, sağaltmak, şifa vermek. 2.  -e çözüm getirmek, -e çare bulmak. 3. tütsülemek; tuzlamak; kurutmak.
curfew i. sokağa çıkma yasağı.
curiosity i. 1. merak. 2. nadir şey, tuhaf şey. 
curiosity shop  hediyelik eşya dükkânı. 
curious s. 1. meraklı. 2. acayip, tuhaf, garip.
curl i. 1. kıvrım, büklüm. 2. bukle, lüle. f. kıvırmak, bukle yapmak, bükmek; kıvrılmak, bükülmek. 
curl one´s hair  1. saçını kıvırmak. 2. k. dili yüreğini oynatmak, korkutmak. 
curl up  kıvrılmak. 
curler i. bigudi.
curling iron  saç maşası.
curly s. kıvırcık, kıvır kıvır.
currant i. 1. kuşüzümü. 2. frenküzümü.
currency i. 1. para, nakit, nakit para. 2. sürüm, geçerlik, tedavül, revaç.
current 1 i. cereyan, akım, akıntı. 
current 2 s. 1. şimdiki, bugünkü, güncel, aktüel. 2. geçer, yürürlükte olan, cari. 
current account  tic. cari hesap. 
current account  cari hesap. 
current events  güncel olaylar. 
current expenses  günlük masraflar, günlük giderler.
current market rate  rayiç, sürüm değeri.
current price  cari fiyat, piyasa fiyatı. 
currently z. halen, şu anda, bugünlerde.
curriculum i. müfredat programı. 
curriculum vitae  özgeçmiş.
curry 1 i. 
curry 2 f. kaşağılamak, tımar etmek. 
curry favor with  k. dili -e yaranmak, yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çalışmak.
curry favor with yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çalışmak. 
curry powder  toz haline getirilmiş kimyon, kişniş, zerdeçal v.b. baharat karışımı.
currycomb i. kaşağı.
curse f. 1. sövmek, sövüp saymak, küfretmek. 2. ilenmek, lanet etmek, beddua etmek. i. 1. ilenme, ilenç, lanet, beddua. 2. sövgü, sövme, küfür. 3. bela.
cursed 1 s. 1. körolası, melun. 2. lanetli, lanetlenmiş.
cursed 2 s. 
cursor i., bilg. kürsör, ışıklı gösterge, imleç.
cursory s. gelişigüzel, üstünkörü. 
curt s. ters ve kısa (söz).
curtail f. kesmek, kısaltmak, azaltmak.
curtain i. perde. f. perdelemek. 
curtain ring  perde halkası. 
curtain rod  perde rayı, korniş. 
curtsy i. reverans. f. reverans yapmak. 
curvature i. 1. eğrilik. 2. eğrilme.
curve 1 i. 1. eğri, kavis, kıvrım. 2. viraj.
curve 2 f. 1. eğmek, bükmek; eğilmek, bükülmek. 2. kıvırmak; kıvrılmak.
cushion i. 1. yastık, minder. 2. bir darbenin hızını kesen tampon. 3. bilardo masasının lastikli iç kenarı. f. 1. hafifletmek, azaltmak. 2. altına/arkasına yastık koymak; yastıkla beslemek. 3. yastıkla kaplamak.
cuspid i. köpekdişi.
cuss f., k. dili sövmek, küfretmek. i., k. dili 1. sövgü, küfür. 2. herif.
custard i. 1. süt, şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. 2. krem karamele benzeyen bir tatlı.
custodian i. 1. koruyucu, muhafız. 2. sorumlu kimse. 3. kapıcı. 
custody i. 1. vesayet. 2. gözetim; koruma. 
custom i. 1. gelenek, âdet. 2. alışkanlık, itiyat. 3. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş.
customary s. alışılmış, âdet olan, mutat.
customary usage  âdet. 
customer i. müşteri.
custom-made s. ısmarlama.
customs i. gümrük, gümrük resmi.
customshouse i. gümrük.
cut 1 i. 1. kesme, kesim. 2. kesik. 3. kesim, fason, biçim. 4. dilim, parça. 5. k. dili hisse, pay. 6. indirim. 7. kesinti. 8. yarma, yol geçirmek için açılan yar. 9. acı söz. 10. kırıcı davranış.
cut 2 f. (cut, --ting) 1. kesmek. 2. biçmek. 3. kesmek, azaltmak. 4. kesilmek: This stone cuts easily. Bu taş kolayca kesiliyor. 5. (ders, konferans v.b.´ni) asmak, -e gitmemek. 6. (fiyatını) indirmek. 7. k. dili (motoru) stop ettirmek, durdurmak. 8. (birini) görmezlikten gelmek. 9. isk. kesmek. 
cut 3 s. kesilmiş, kesik. 
cut a big/wide swath  k. dili 1. çok nüfuzlu olmak. 2. çok dikkat çekmek.
cut a tooth  (çocuk) diş çıkarmak. 
cut a tooth diş çıkarmak. It set my teeth on edge. Dişlerimi kamaştırdı. 
cut across  kestirmeden gitmek. 
cut across all boundaries  sınır tanımamak. 
cut an alcoholic drink with water  içkiyi sulandırmak. 
cut and run  bırakıp kaçmak. 
cut back  1. azaltmak. 2. kesip kısaltmak. 3. geri dönmek. 
cut both ways  hem lehine, hem aleyhine olmak.
cut corners  (bir işte) kestirme yollara başvurmak. 
cut corners  k. dili en kolay ve en ucuz yollara başvurarak yapmak. 
cut down a piece of clothing into  eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 
cut down a tree  ağaç kesmek. 
cut down on  -i azaltmak. 
cut glass  kristal, kesme cam.
cut in  (birinin) sözünü kesmek; araya girmek. 
cut in half/cut into halves  yarıya bölmek. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. go halves yarı yarıya bölüşmek. go off half-cocked k. dili yeterince düşünmeden hemen harekete geçmek. 
cut in on  -i azaltmak. 
cut into  -i azaltmak. 
Cut it out!  k. dili Yapma!/Bırak! 
cut loose  1. from (bir yerden/gruptan) ayrılmak; (denetim, baskı v.b.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. 2. k. dili gayrete gelmek, aşka gelmek. 3. k. dili kurtlarını dökmek. 
cut loose  ilişkiyi kesmek.
cut no ice  k. dili önemli olmamak. 
cut no ice  k. dili önemi/etkisi olmamak. 
cut of meat  (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. 
cut off  -i kesmek. 
cut off one´s nose to spite one´s face  k. dili gâvura kızıp oruç bozmak. 
cut off one´s nose to spite one´s face  k. dili gâvura kızıp oruç bozmak. 
cut one´s nails to the quick  tırnaklarını dibine kadar kesmek. 
cut one´s own throat  k. dili kendi kendine zarar vermek, bindiği dalı kesmek. 
cut out  1. -i kesmek; -i kesip çıkarmak. 2. (giysi) biçmek. 3. k. dili -i kesmek, -i bırakmak. 
cut s.o. down  birini öldürmek. 
cut s.o. off 1. birine miras olarak on para/hiç para bırakmamak. 2. birinin yolunu kesmek. 
cut s.o. short  birinin lafını kesmek. 
cut s.o. to the quick  birini (acı sözlerle) derinden yaralamak. 
cut s.t. into slices bir şeyi dilimlemek, bir şeyi dilim dilim kesmek.
cut short  kısa kesmek. 
cut the ground (out) from under one´s feet  (birinin) dayanak noktalarını çürütmek. 
cut the ground from under s.o.´s feet  birinin savunduğu noktaları çürütmek. 
cut the melon  argo kârı paylaşmak.
cut the wheels (of an automobile) sol yapmak; sağ yapmak. 
cut to the quick  k. dili içine işlemek, içini yakmak, acı vermek. 
cut up  1. parça parça kesmek, doğramak. 2. k. dili şaklabanlık yapmak, komik şeyler yapmak.
cutback i. 1. kesinti, azaltma, eksiltme. 2. sin. geriye dönüş.
cute s., k. dili şirin, sevimli.
cuticle i., anat. 1. tırnakların etrafını çevreleyen deri. 2. üstderi.
cutlery i. çatal bıçak takımı.
cutlet i., kasap. kotlet.
cutoff i. 1. kestirme yol. 2. sona erme tarihi. 
cutoff point  sona erme noktası.
cut-price s. 1. indirimli, tenzilatlı. 2. indirimli mal satan.
cut-rate s. 1. indirimli, tenzilatlı. 2. indirimli mal satan. 3. niteliksiz, kalitesiz.
cutter i. 1. den. kotra. 2. (belirli bir şeyi) kesen kimse. 3. kesici alet, kesici: wire cutters tel makası.
cutthroat s. kıyasıya, amansız. i. katil, cani.
cutting i. 1. kesme, kesiş. 2. sin. kesim. 3. bahç. aşı kalemi. s. 1. acı, incitici, kırıcı (söz). 2. acı, keskin, sert (rüzgâr).
cuttlefish i., zool. mürekkepbalığı, Sepia.
cutup i. şaklaban, şakacı.
cwt kıs. hundredweight 1. İng. 112 libre, yaklaşık 50 kg. 2. A.B.D. 100 libre, 45,5 kg.
#AD? isim belirten sonek: fluency akıcılık.
cyanide i. siyanür.
cybernetics i. sibernetik, kibernetik.
cyclamen i., bot. siklamen, tavşankulağı, buhurumeryem, Cyclamen.
cycle i. 1. elek. devre. 2. dönme, dönüş, devir. 3. bisiklet; motosiklet. f. bisiklete binmek.
cyclist i. bisikletçi; motosikletçi.
cyclone i. siklon, kiklon.
cylinder i. silindir.
cylindrical s. silindirsel, silindirik.
cymbal i., müz. büyük zil.
cynic i. kinik, sinik.
cynical s. kinik, sinik.
cynicism i. kinizm, sinizm.
cypress i., bot. servi, selvi, Cupressus.
Cyprian i., s., bak. Cypriot. 
Cypriot i. Kıbrıslı. s. 1. Kıbrıs, Kıbrıs´a özgü. 2. Kıbrıslı.
Cyprus i. Kıbrıs.
Cyrillic s.
Cyrillic alphabet Kiril alfabesi. 
cyst i., tıb. kist.
cystitis i., tıb. sistit.
czar i. çar.
Czech i., s. 1. Çek. 2. Çekçe. 
Czechoslovak i., s., tar., bak. Czechoslovakian.
Czechoslovakia i., tar. Çekoslovakya.
Czechoslovakian i., tar. Çekoslovakyalı, Çekoslovak. s., tar. 1. Çekoslovak. 2. Çekoslovakyalı.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)