Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
G, g i. 1. G, İngiliz alfabesinin yedinci harfi. 2. müz. sol notası. 3. argo bin dolar.
gab f. (--bed, --bing) k. dili çene çalmak. i. çene çalma. 
gabardine i. gabardin.
gabble f. çabuk ve anlaşılamayacak bir şekilde konuşmak. i. çabuk ve anlaşılmaz konuşma.
gaberdine i. cüppe.
gabfest i., k. dili çene çalma.
gable i. bina duvarının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. 
gable roof  beşikçatı.
Gabon i. Gabon.
Gabonese i. (çoğ. Ga.bon.ese) Gabonlu. s. 1. Gabon, Gabon´a özgü. 2. Gabonlu.
gad f. (--ded, --ding) about/around başıboş dolaşmak.
gadfly i. atsineği.
gadget i. alet, küçük aygıt.
Gaelic i., s. Gaelce; İrlandaca; İskoçça.
gaffe i. gaf.
gag 1 i. susturmak için ağıza sokulan tıkaç. f. (--ged, --ging) 1. ağzını tıkamak. 2. (haberin) yayılmasına engel olmak, susturmak. 
gag 2 i. şaka; gülüt.
gag on  (bir şey) boğazını tıkamak.
gaga s., k. dili budala, deli. 
gage i., f., bak. gauge.
gaiety i. neşelilik, şenlik, neşe.
gain i. 1. kazanç, kâr. 2. artma, artış. f. 1. -i elde etmek, -e sahip olmak. 2. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak, aradaki mesafeyi kapatmak. 
gain an advantage over  (bir başkasından) daha kuvvetli olmak.
gain ground  rağbet kazanmak. 
gain ground  1. (askerler) ilerlemek. 2. (hastanın durumu) iyiye gitmek. 3. kazanç sağlamak. 
gain momentum 1. büyümek. 2. hızı artmak.
gain the upper hand  avantaj (birine) geçmek, avantaj (birinde) olmak. 
gain time  1. vakit kazanmak. 2. (saat) ileri gitmek. 
gain weight kilo almak.
gain weight/put on weight  kilo almak, şişmanlamak. 
gainsay f. (gain.said) inkâr etmek.
gait i. yürüyüş, gidiş.
gaiter i. tozluk, getr.
gal i., k. dili kadın.
gal kıs. gallon.
galaxy i., gökb. galaksi, gökada.
gale i. kuvvetli rüzgâr, bora, fırtına.
gall 1 i. safra. 
gall 2 f. sinir etmek, sinirlendirmek.
gallant s. centilmen, efendi.
gallantry i. kahramanlık, yiğitlik.
gallbladder i., anat. safra kesesi.
galleon i. kalyon.
gallery i. 1. sanat galerisi. 2. balkon, galeri. 3. mad. galeri.
galley i. 1. kadırga. 2. gemi mutfağı.
galling s. sinir edici, sinirlendirici.
gallivant f. gezip tozmak.
gallon i. galon, A.B.D. 3,78 litre; İng. 4,55 litre.
gallop f. dörtnala gitmek. i. dörtnala gidiş.
gallows i. darağacı.
gallstone i. safra taşı.
galore s. çok miktarda, bol: You can find blackberries galore there. Orada böğürtlenden geçilmiyor.
galosh i. galoş, kaloş, lastik.
galvanise f., İng., bak. galvanize. 
galvanize f. 1. galvanizlemek. 2. hemen harekete geçirmek.
Gambia i. Gambiya. 
Gambian i. Gambiyalı. s. 1. Gambiya, Gambiya´ya özgü. 2. Gambiyalı.
gamble f. kumar oynamak. i., k. dili çok riskli iş, kumar.
gamble for high stakes  büyük para için kumar oynamak. 
gambler i. kumarbaz.
gambling i. kumar, kumar oynama. 
gambling den  kumarhane.
gambol f. (--ed/--led, --ing/--ling) sıçrayıp oynamak. i. sıçrayış, zıplama.
game 1 i. 1. oyun, eğlence; spor. 2. oyun, karşılaşma; (bazı oyunlarda) parti. 3. av hayvanı, av. 4. k. dili iş, faaliyet; meslek.
game 2 s. 1. yiğit, cesur. 2. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. Are you game? Biz futbol oynayacağız. Sen de var mısın?
game 3 s. sakat (bacak).
game preserve  av hayvanları için ayrılmış yer.
gamekeeper i. avlak bekçisi.
gamma i. 
gamma rays  gamma ışınları.
gammon i., İng. (domuz budundan yapılmış) jambon.
gammy s., İng. sakat (bacak).
gamut i. (of) her çeşit, her tür. 
gander i. 1. erkek kaz. 2. A.B.D., k. dili bakış. 
gang i. 1. çete. 2. takım; güruh. 
gang up on  1. (birine) karşı cephe oluşturmak. 2. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya hazırlanmak.
gangling s. fasulye sırığı gibi, leylek gibi.
gangplank i. iskele, iskele tahtası, sürme iskele.
gangrene i., tıb. kangren.
gangrenous s. kangrenli.
gangster i. gangster.
gangway i. ünlem Destur!/Yol ver!
gantlet i., bak. gauntlet.
gaol i., f., İng., bak. jail.
gaoler i., İng., bak. jailer.
gap i. 1. aralık; boşluk, gedik. 2. eksiklik.
gape f. 1. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. 2. açılmak.
garage i. garaj. f. garajda bırakmak. 
garage sale  evde istenilmeyen eşyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satış.
garb i. kılık, kıyafet, giysiler.
garbage i. 1. çöp; süprüntü. 2. pis ve değersiz şey. 
garbage can  çöp tenekesi. 
garbage man  çöpçü. 
garbage truck  çöp kamyonu, çöp arabası.
garbanzo i. nohut.
garble f. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek.
garden i. bahçe; bostan. f. bahçede çalışmak, çiçeklerle uğraşmak. 
garden party  gardenparti. 
gardener i. bahçıvan.
gardenia i., bot. gardenya.
gargantuan s. çok büyük, kocaman.
gargle f. gargara yapmak. i. gargara.
garish s. 1. çiğ, cart, cırlak, parlak (renk). 2. cafcaflı.
garland i. çelenk.
garlic i. sarımsak, sarmısak.
garment i. giysi, elbise.
garner f. toplamak.
garnet i. grena, lal taşı.
garnish f. garnitürle süslemek. i. garnitür.
garret i. tavanarası; tavanarasındaki oda.
garrison i., ask. garnizon.
garrulous s. geveze, lafazan, çenebaz.
garter i. jartiyer.
gas i. (çoğ. --es/--ses) 1. benzin. 2. gaz. 3. (midede) gaz. 4. havagazı; doğalgaz. f. (--sed, --sing) 1. gazla zehirlemek. 2. k. dili çene çalmak. 
gas mask  gaz maskesi.
gas meter  gaz sayacı, gaz saati. 
gas meter havagazı/doğalgaz sayacı. 
gas station  benzin istasyonu. 
gas station  benzin istasyonu. 
gas up  benzin deposunu doldurmak. 
gaseous s. gaz gibi; gazlı.
gash i. derin yara. f. -de derin yara açmak; -i kesmek.
gasket i. conta.
gaslight i. gaz ışığı.
gasoline i. benzin.
gasp f. 1. soluk soluğa kalmak, nefesi daralmak, nefesi kesilmek. 2. solumak. 3. soluk soluğa söylemek. i. soluma, nefes.
gastric s., tıb. mideye ait, midevi.
gastritis i., tıb. gastrit.
gastronome i. gastronom.
gastronomic s. gastronomik.
gastronomy i. gastronomi, iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanatı.
gasworks i. gazhane.
gate i. 1. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). 2. kanal kapağı. 3. (maç, konser, sirk v.b.´nde bilet satışından sağlanan) hâsılat; gişe hâsılatı.
gatecrasher i., k. dili parasız/davetiyesiz giren kimse.
gatepost i. kapı dikmesi; kapı sövesi. 
gateway i. 1. kapı aralığı, kapı. 2. giriş.
gather f. 1. toplamak, bir araya getirmek; toplanmak, bir araya gelmek. 2. devşirmek, toplamak. 3. anlamak, sonuç çıkarmak. 4. büzmek. 5. (irin) toplanmak. i. büzgü. 
gather speed  hız kazanmak. 
gathering i. toplantı.
GATT kıs. General Agreement on Tariffs and Trade.
gauche s. 1. pot kıran, gaf yapan. 2. uygunsuz, münasebetsiz.
gaudy s. 1. çiğ (renk); çiğ renkli. 2. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü.
gauge i. 1. çap; ölçü; kalınlık. 2. d.y. ray açıklığı. 3. ölçme aleti. f. 1. ölçmek. 2. ölçümlemek.
gaunt s. sıska, çok zayıf ve kuru.
gauntlet 1 i. iş eldiveni. 
gauntlet 2 i. 
gauze i. gaz bezi, gazlı bez.
gave f., bak. give.
gavel i. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak.
gawk f. aval aval bakmak, bön bön bakmak.
gawky s. kolları, bacakları uzun, biçimsiz ve hantal.
gawp f. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek; aval aval bakmak, bön bön bakmak.
gay s. 1. neşeli, şen. 2. canlı, parlak ve güzel (renk); parlak ve güzel renkli. 3. eşcinsel, homoseksüel. i. eşcinsel, homoseksüel.
gaze f. (at) gözünü dikip bakmak, seyretmek. i. dik bakış.
gazebo i. belveder; güzel manzaralı kameriye, çardak, pavyon; bir yapının üzerindeki teras/pavyon.
gazelle i. ceylan, ahu, gazal.
gazette i. resmi gazete.
gazetteer i. 1. yer adları sözlüğü. 2. (atlasta) yer adları dizini.
GB kıs. Great Britain.
gear i. 1. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. 2. tertibat, düzen, aygıt. 3. dişli çark. 4. vites. 
gear down  vitesi azaltmak. 
gear up  vitesi yükseltmek. 
gear wheel  dişli çark. 
gearbox i. vites kutusu, şanjman, şanzıman.
gearshift i. vites. 
gearshift lever  vites kolu.
gee 1 ünlem (At/öküz sürerken “Sağa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır.) Deh!/Haydi!
gee 2 ünlem 1. Allah Allah! 2. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re swell! Sen bir harikasın!
geese i., çoğ., bak. goose.
Geiger i. 
Geiger counter Gayger sayacı.
geisha i. geyşa.
gel i. jel, pelte.
gelatin i. jelatin.
gelatine i., bak. gelatin.
geld f. iğdiş etmek, enemek.
gelding i. iğdiş edilmiş at.
gem i. 1. değerli taş, mücevher. 2. değerli kişi, cevher; değerli nesne.
Gemini i., astrol. İkizler burcu.
gemstone i. yontulmamış değerli taş.
gendarme i. jandarma.
gender i. 1. dilb. cins. 2. k. dili cinsiyet.
gene i., biyol. gen.
genealogy i. şecere, soyağacı.
general s. genel. i., ask. general. 
General Agreement on Tariffs and Trade  Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması. 
general election  İng. genel seçim. 
general of the army rütbesi orgeneralden yüksek bir general. 
general practice  tıb. pratisyen hekimlik. 
general practitioner  tıb. pratisyen hekim, pratisyen. 
general practitioner  pratisyen doktor, pratisyen.
general staff  ask. kurmay sınıfı. 
general strike  genel grev. 
generalisation i., İng., bak. generalization.
generalise f., İng., bak. generalize.
generality i. 1. genellik. 2. çoğunluk. 3. genelleme; genelleme içeren söz. 
generalization i. 1. genelleştirme. 2. genelleme, genelleme içeren söz.
generalize f. genelleştirmek.
generally z. genellikle.
generate f. üretmek; meydana getirmek; -e yol açmak.
generation i. 1. kuşak, nesil. 2. üretim; meydana getirme. 
generation gap  kuşak farkı, kuşaklar arasındaki fark.
generator i. jeneratör, dinamo.
generic s., i. ambalajında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). 
generosity i. cömertlik.
generous s. cömert, eli açık.
genesis çoğ. gen.e.ses (cen´ısiz) i. başlangıç.
genetic s., biyol. genetik.
genetics i., biyol. genetik.
genial s. 1. cana yakın, arkadaşça davranan, iyi huylu, güleryüzlü. 2. yumuşak (iklim).
genital s., tıb. üreme organlarına ait.
genitals i., çoğ., tıb. üreme organları, cinsel organlar.
genitive s., dilb. -in halindeki. i. -in halindeki sözcük.
genius i. (çoğ. --es) 1. deha. 2. dâhi. 3. istidat, yetenek. 4. özellik.
genocide i. soykırım, jenosit.
genome i., biyol. genom.
genre i. tarz, tür, nevi.
gent i., k. dili erkek, adam.
genteel s. efendilik/kibarlık taslayan.
gentian i., bot. centiyana, centiyan, kantaron.
gentile i. Musevi olmayan kimse. s. Musevi olmayan.
gentle s. 1. yumuşak ve nazik. 2. hafif (rüzgâr/yağmur). 3. meyli çok az (yokuş).
gentleman çoğ. gen.tle.men (cen´tılmîn) i. centilmen, efendi. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anlaşması.
gentlemanly s. centilmence, efendice, centilmene yakışan.
gentleness i. yumuşaklık, nezaket.
gently z. 1. yumuşak ve nazik bir şekilde. 2. hafifçe (esen). 3. yavaşça (yükselen yokuş).
gentry i., çoğ. sosyal statüsü iyi olanlar.
genuflect f., Hrist. (ibadette) diz çökmek.
genuflection i. (özellikle ibadet ederken) diz çökme.
genuine s. 1. gerçek, hakiki. 2. içten gelen. 3. içten, samimi.
genus çoğ. gen.e.ra (cen´ırı) i., biyol. (birkaç türden meydana gelen) cins.
geodesic s. geodezik, jeodezik, geodeziyle ilgili. 
geodesic dome geodezik kubbe.
geodesy i. geodezi, jeodezi.
geographer i. coğrafya uzmanı, coğrafyacı.
geographic s., bak. geographical.
geographical s. coğrafi.
geography i. coğrafya.
geologic s., bak. geological.
geological s. jeolojik, yerbilimsel.
geologist i. jeolog.
geology i. jeoloji, yerbilim.
geometric s. 1. geometrik, uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. 2. geometrik, eşçarpanlı: geometric series geometrik seri.
geometry i. geometri, uzambilgisi.
geophysics i. jeofizik.
geopolitics i. jeopolitik.
georgette i. jorjet.
Georgia i. Gürcistan.
Georgian i., s. 1. Gürcü. 2. Gürcüce.
geranium i., bot. sardunya.
Gerber i.
Gerber daisy bot.  gerbera.
geriatric s. geriatrik, jeriyatrik.
geriatrics i. geriatri, jeriyatri.
germ i. 1. mikrop. 2. tohumun özü. 3. başlangıç, tohum.
German s., i. 1. Alman. 2. Almanca.
German measles  kızamıkçık.
germander i., bot. 1. dalakotu, yermeşesi, yerpalamudu. 2. kurtluca, yerpalamudu, yermeşesi.
germane s. (to) (ile) ilgili.
Germany i. Almanya.
germicide i. mikrop öldürücü, antiseptik.
germinate f. (tohum) çimlenmek; (tohumu) çimlendirmek.
germination i. (tohum) çimlenme; (tohumu) çimlendirme.
gerrymander f. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak.
gerund i., dilb. fiilden türetilen isim.
gestalt i., ruhb. geştalt.
gestation i. 1. gebelik. 2. gebelik süresi.
gesticulate f. el/kol/baş hareketleri yapmak, jestler yapmak.
gesticulation i. 1. jestler yapma. 2. el/kol/baş hareketi, jest.
gesture i. 1. el/kol/baş hareketi, jest. 2. jest, güzel davranış. f. el/kol/baş hareketi yapmak, jest yapmak.
Gesundheit ünlem Çok yaşayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir.).
get f. (got, got.ten/got, --ting) 1. elde etmek; edinmek; kazanmak; almak; satın almak; yakalamak; ele geçirmek: He got it with difficulty. Zorla elde etti. I hear they´ve gotten a dog. Köpek edinmişler. I didn´t get much for it. Ondan pek bir şey kazanmadım. When will you get that book for me? Bana o kitabı ne zaman alacaksın? I´ve got him by the tail. Kuyruğundan yakaladım. 2. almak; yemek: She got a letter from Ferda. Ferda´dan mektup aldı. He got a blow on his jaw. Çenesine bir yumruk yedi. 3. bulup getirmek; getirmek; götürmek: Will you get me my walking stick? Bastonumu getirir misin? 4. (telefona/kapıya) bakmak: Will you get the door? Kapıya bakar mısın? 5. Belirli bir duruma geçişi gösterir: Let´s get moving! Haydi gidelim! Get going! Haydi yürü! He´s getting older. Yaşlanıyor. It´s gotten hot. Sıcak oldu. Get her dressed! Onu giydir! 6. Yardımcı fiil olarak başka fiilleri ettirgen yapar: Get him to get it for you. Ona aldır. 7. (bir yere) gitmek/varmak: How will you get there? Oraya nasıl gideceksin? When did you get there? Oraya ne zaman vardın? 8. Bir yere koyma, sokma veya bir yerden çıkarmayı gösterir: Get that animal out of here! O hayvanı buradan çıkar! 9. -ebilmek: He got to go on the trip. Seyahate katılabildi. When will I get to see him? Onu ne zaman görebilirim? At last he got to go too. Nihayet o da gidebildi. 10. (bir öğün yemek) hazırlamak: I´m getting breakfast. Kahvaltı hazırlıyorum. 11. (bir hastalığa) yakalanmak: He´s got a cold. Nezle oldu. 12. k. dili anlamak, çakmak: Don´t get me wrong! Beni yanlış anlama! Got it? Çaktın mı? 13. k. dili damarına basmak; sinirine dokunmak. 14. k. dili dokunmak, etkilemek. 15. (radyo/televizyon) (belirli bir istasyonu/kanalı) almak: I can´t get that station on my radio. Radyom o istasyonu almıyor. 16. mat etmek, çanına ot tıkamak. 17. k. dili (atılan bir şeyle) (birini) öldürmek, vurmak: Get him right between the eyes! Alnının tam ortasından vur! 18. (bir matematik işlemi sonucunda) (belli bir sayıyı) bulmak, çıkarmak: What did you get as an answer? Sen kaç çıkardın?
get (s.o.) into hot water  (birinin) başını belaya sokmak.
get a bang on (a part of one´s body) k. dili darbe yemek: She got a bang on her head. Başına bir darbe yedi. 
get a bang out of k. dili -e bayılmak, -e bitmek.
get a fright  korkmak. 
get a good press basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. 
get a grasp on o.s.  kendine hâkim olmak, kendine gelmek.
get a hard-on  -in kuşu kalkmak/uyanmak, -in penisi beton olmak/dikelmek.
get a hustle on k. dili acele etmek, çabuk olmak.
get a kick out of  -den zevk almak. 
get a load of  argo -e göz atmak.
get a load of  k. dili 1. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. 2. (çok ilginç/güzel/tuhaf bir şeyi) dinlemek. 
get a lump in one´s throat  (üzüntüden) -in boğazı düğümlenmek.
get a lump in one´s throat  1. k. dili çok duygulanmak. 2. boğazı düğümlenmek. 
get a move on  1. başlamak. 2. acele etmek. 
get a move on  k. dili acele etmek. 
get a rise out of s.o.  k. dili birinin bamteline dokunup ağzını açtırmak. 
get a rise out of s.o.  k. dili dalga geçerek birini kızdırmak. 
get a sniff of  -den bir nefes çekmek.
get a swelled head  k. dili kendini bir şey zannetmek, başı dönmek, şımarmak.
get a whipping dayak yemek.
get a woman into trouble  k. dili bir kadını hamile bırakmak. 
get about  1. (haber/söylenti) yayılmak. 2. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. 3. seyahat etmek; gezmek. 
get above o.s. kendini bir şey sanmak. 
get across  anlatmak; açıklamak: He couldn´t get his point across. Ne demek istediğini anlatamadı. What he said obviously didn´t get across to them. Ne demek istediğini anlamadıkları belli. 
get after  çıkışmak, paylamak. 
get ahead  (maddi açıdan) daha iyi bir duruma girmek; iş hayatında ilerlemek. 
get ahead  1. başarılı olmak. 2. tasarruf etmek, para biriktirmek. 3. of (rakibi) geçmek. 
get along in/on in/up in years  k. dili yaşlanmak. 
get along with ile geçinmek, ile anlaşmak. 
get along/on  1. gitmek, ayrılıp gitmek. 2. (zaman/yaş) ilerlemek. 3. geçinmek, idare etmek. 4. (belirli bir şekilde) olmak, gitmek: I´m getting along just fine. Her şey iyi gidiyor. 5. (birbiriyle) geçinmek. 
get an erection  penisi sertleşmek.
get around  1. çok gezmek. 2. hareket etmek, yürümek. 3. (haber) yayılmak. 4. bir yol bulup -den kurtulmak; bir yol bulup (birini) atlatmak. 
get around to  vakit ayırıp (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? 
get at  1. -e ulaşmak, -e erişmek. 2. zarar vermek, kötülük etmek. 3. (bir şeyle) meşgul olmak. 4. kastetmek, demek istemek; ima etmek. 
get away  1. kaçmak. 2. çıkmak. 
get away with (s.t.) k. dili (yapılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. Yaptığı yanına kâr kaldı. I won´t let him get away with this. 1. Bunu yanına bırakmayacağım. 2. Bunu yapmasına izin vermeyeceğim. 
get away with murder  k. dili bir kötülüğün cezasını çekmemek.
get back at s.o. for s.t.  k. dili birine bir şeyi ödetmek, birinden bir şeyin öcünü almak. 
get behind in  1. (bir işte) gecikmek; (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. Ödemelerinde gecikti. They´ve gotten behind in their work. Çalışma programının gerisinde kaldılar. 2. k. dili arka çıkmak, desteklemek. 
get better  iyileşmek.
get bogged down in  (bir yerde) saplanıp kalmak.
get by  k. dili 1. geçmek. 2. ile atlatmak, ile geçirmek; ile idare etmek; (bir şeyi) durumu kurtaracak kadar yapmak: I can get by this year with these shoes. Bu ayakkabılarla bu seneyi atlatabilirim. She only studies enough to get by. Ancak durumu kurtaracak kadar ders çalışır. 3. vartayı atlatmak. 
get cracking  k. dili (gayretle) başlamak. 
get dark  akşam olmak, hava kararmak. 
get down off one´s high horse  k. dili kibiri bırakmak, kibirli davranmaktan vazgeçmek. 
get down to  k. dili (bir işe) bakmak/başlamak. 
get down to brass tacks  k. dili meselenin esaslarını ele almak; asıl meseleye gelmek. 
get down to brass tacks  k. dili asıl konuya geçmek.
get down to brass tacks/get down to business  k. dili asıl işe gelmek/bakmak, asıl işi ele almak. 
get down to work  ciddi olarak işe koyulmak. –– with a fever He is down with a fever. Ateşten yatağa düşmüş. 
get even with   -den intikam almak.
get even with  k. dili -den öç almak.
get going  k. dili 1. (gayretle) başlamak. 2. başlatmak, kızdırmak: Don´t get him going! Onu başlatma! 
get hold of  1. -i eline geçirmek. 2. (birini) bulmak. 
get hot  1. ısınmak. 2. kızmak, öfkelenmek. 
get in 1. (arabaya) binmek. 2. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. 3. with -in arkadaşlığını kazanmak. 
get in a state  İng., k. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. 
get in a stew k. dili telaşa/endişeye düşmek. 
get in a tizzy  gereksiz yere telaşlanmak/heyecanlanmak, eli ayağı dolaşmak, eteği ayağına dolaşmak.
get in good with  k. dili (birinin) gözüne girmek. 
get in on the ground floor  k. dili bir işe başlangıçta katılmak. 
get in one´s hair  k. dili -e musallat olmak, başından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 
get in one´s two cents worth  k. dili, bak. put in one´s two cents worth. 
get in one´s way  k. dili -e engel olmak, -in işlerini aksatmak. 
get in s.o.´s hair  birini rahatsız etmek. 
get in through/by the back door k. dili -e torpille girmek. 
get in with  k. dili (birinin) arkadaşlığını kazanmak; (birinin) gözüne girmek.
get into a predicament  sıkıya gelmek.
get into a scrape  zor duruma düşmek. 
get into mischief  yaramazlık etmek. 
get into one´s stride/hit one´s stride  k. dili bir işin havasına girmek. 
get into the swing of things k. dili işlere alışmak.
get into trouble  belaya çatmak, başı belaya girmek. 
get it  k. dili zılgıt yemek; gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya! 
get it in the neck  k. dili 1. ağır bir darbe yemek. 2. alabandayı yemek, fırçayı yemek. 
get it into one´s head that ...  -i kafasına koymak. 
get it together  k. dili 1. ne yapmak istediğine karar verip ona göre yaşamak. 2. hayatın ne olduğunu kavramak.
get loose  1. gevşemek. 2. kaçmak.
get lost yolunu kaybetmek.
get no credit for  He got no credit for what he had done. Onun o işteki rolü hiç dikkate alınmadı. 
get o.s. couthed up  k. dili süslenip püslenmek. 
get o.s. in a fix  kendini zor bir duruma sokmak.
get off  1. inmek. 2. from (işten) izin almak. 3. paçayı kurtarmak; (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nasıl kurtarabiliriz? 4. yollamak. 5. çıkarmak: Get that dirty shirt off this minute! O kirli gömleği hemen çıkar!
get off easy  k. dili hafif bir cezayla veya cezasız olarak kurtulmak; ucuz kurtulmak. 
get off on the wrong foot with s.o.  k. dili başlangıçta birini kızdırmak. 
get off s.o.´s back  k. dili birini rahat bırakmak, birini azarlamaktan/eleştirmekten vazgeçmek. 
get off s.o.´s tail  k. dili birini rahat bırakmak.
get off the ground  1. (uçak) havalanmak. 2. (bir iş) başlamak. 
get off the ground  k. dili başarılı bir şekilde başlamak. 
get on  1. (taşıta) binmek. 2. azarlamak. 3. geçinmek: They get on well. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. 
get on one´s nerves  birinin sinirine dokunmak. 
get on one´s nerves  -i sinir etmek. 
get on s.o.´s good side  birinin gözüne girmek. 
get on the ball  k. dili dikkat etmek, dikkatli olmak, uyanık olmak. 
get on the bandwagon  k. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. 
Get on the stick!  k. dili 1. Dikkat et!/Aklını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. Çabuk ol! 
get on the wrong side of s.o. k. dili birini kızdırmak. 
get one´s  second wind  1. (koşucu v.b.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. 2. k. dili toparlanıp yeniden gayrete gelmek. 
get one´s back up  k. dili öfkelenmek.
get one´s ducks in a row  k. dili hazırlıklarını yapmak. 
get one´s feet wet  k. dili başlamak, denemek. 
get one´s goat  k. dili sinirlendirmek, kızdırmak. 
get one´s hands on  1. -i yakalamak, -i eline geçirmek. 2. -e sahip olmak. 
get one´s knickers in a twist İng., k. dili heyecanlanmak.
get one´s knickers in a twist İng., k. dili endişeye/telaşa kapılmak.
get one´s money´s worth  k. dili ödenen paranın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. O dükkânda ödediğin paranın karşılığında iyi mal alırsın. 
get one´s number  k. dili birinin ne menem biri olduğunu anlamak. 
get one´s way  istediğini yaptırmak: She always gets her way. Hep onun istediği olur. 
get one´s wind up  k. dili 1. korkuya kapılmak, korkmak. 2. sinirlenmek. 
get one´s wits about one  aklını başına toplamak. 
get onto k. dili 1. (bir işe) bakmak, (bir işi) ele almak, (bir işle) meşgul olmak. 2. (bir konuya) girmek, (bir konudan) bahsetmeye başlamak. 3. (biriyle) temasa geçmek. 4. (bir kurula) seçilmek, seçim yoluyla girmek. 5. (birinin) suç işlediğini keşfetmek.
get oriented bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek.
get out  1. çıkmak. 2. çıkarmak, yayımlamak. 
get out of a scrape  beladan kurtulmak, yakayı kurtarmak. 
get out of debt  borçtan kurtulmak. 
get out of hand  çığırından çıkmak, idare edilememek. 
Get out!  Defol! 
get over  1. üstünden geçmek. 2. (bir hastalık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. (bir üzüntüyü) unutmak. 4. (şaşırtıcı bir olaya) inanmak. 
get ready for  için/-e hazırlanmak. 
get rid of  -den kurtulmak; -i başından  savmak/atmak; -i defetmek/kovmak: How did you get rid of them? Onları nasıl başından savdın?
get rid of  -i yok etmek; -i ortadan kaldırmak, -i bertaraf etmek. 
get s.o. couthed up  k. dili birini süsleyip püslemek. 
get s.o. down  k. dili birinin moralini bozmak. 
get s.o. into trouble  birinin başını belaya sokmak. 
get s.o. off the hook  k. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. 
get s.o. out of the way  1. birini kenara çekmek. 2. birini devredışı etmek, etkisiz hale getirmek. 
get s.o. over a barrel k. dili birini köşeye sıkıştırmak. 
get s.o. under one´s thumb k. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. 
get s.o./s.t. in shape (for) birini/bir şeyi hazırlamak. 
get s.o./s.t. wrong  birini/bir şeyi yanlış anlamak. 
get s.o.´s goat  k. dili birini sinir etmek/kızdırmak.
get s.t. across to s.o.  k. dili bir şeyi birine anlatabilmek.
get s.t. by heart  bir şeyi ezberlemek. 
get s.t. off one´s chest  k. dili içini dökmek. 
get s.t. off one´s chest  k. dili derdini dökmek, içini dökmek/boşaltmak. 
get s.t. out of one´s system  1. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. 2. (biri) çok arzuladığı bir şeyi arzulamaz olmak; bir şeyden hevesini almak. 
get s.t. out of the way  1. bir şeyi kenara çekmek. 2. bir şeyi bitirmek. 
get s.t. over  bir şeyi bitirmek. 
get s.t. over with bir şeyi yapıp bitirmek; bir şeyi bitirmek. 
get s.t. right  bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. You´ve got it right this time! Bu kez başardın!/Bu kez doğru yaptın! 
get s.t. straight  1. bir şeyi doğru anlamak: Have you got this straight now? Şimdi bunu doğru anladın mı? 2. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. 
get s.t. through one´s head  bir şeyi anlamak/kafası almak: Why can´t you get this through your head? Kafan niçin bunu almıyor? 
get s.t. through s.o.´s head  bir şeyi birine anlatmak, bir şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get this through her head. Bunu onun kafasına sokamıyor. 
get set  hazırlanmak. 
get shot of k. dili -den kurtulmak. 
get showered on  k. dili yağmura yakalanmak. 
get shut of  k. dili -den kurtulmak. 
get snakebit  yılan sokmak.
get steamed up about  k. dili (bir şeye) kızmak, sinirlenmek.
get the ax  k. dili işten/okuldan atılmak, sepetlenmek. 
get the ball rolling  k. dili başlamak, işleri başlatmak. 
get the best of  -i alt etmek, -i yenmek. 
get the better of  galip gelmek, üstün olmak. 
get the better of/get the best of  1. -i yenmek, -in sırtını yere getirmek, -i alt etmek. 2. -den kazançlı çıkmak. 
get the blues  k. dili efkârlanmak. 
get the boot argo sepetlenmek, kapı dışarı edilmek, kıçına tekmeyi yemek, işten çıkarılmak.
get the brush off  k. dili (from) soğuk bir davranışla/sözle kovulmak; soğuk bir karşılık görmek: I got the brush off from her. Bana soğuk davrandı. 
get the cart before the horse  k. dili bir işi tersinden yapmak. 
get the cold shoulder  k. dili soğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. Bana karşı soğuktu.
get the cold shoulder  soğuk bir şekilde karşılanmak, soğuk bir karşılık almak. 
get the feel of  -e alışmak.
get the feel of  -e alışmak. 
get the goods on s.o.  k. dili biri hakkında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him. Onun hakkında elimizde kuvvetli deliller var. 
get the hang of  -in usulünü öğrenmek, -in esasını kavramak.
get the hang of  -i anlamak, -i kavramak; -in havasına girmek.
get the jitters  sinirli olmak, korku duymak.
get the jump on  k. dili -den önce davranmak. 
get the jump on s.o.  k. dili birinden önce davranarak avantajlı duruma girmek. 
get the message/get the picture  argo anlamak, çakmak. 
get the nod  argo 1. izin almak. 2. seçilmek.
get the push  k. dili sepetlenmek/işten atılmak. 
get the red carpet treatment k. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak.
get the runaround  argo kaçamak cevap almak. 
get the sack İng., k. dili işten kovulmak, sepetlenmek.
get the sack  k. dili işten atılmak, sepetlenmek. 
get the shaft  argo (birinin) canı yanmak. 
get the shakes  k. dili titremeye başlamak, titreme nöbetine tutulmak. 
get the short end of the stick  k. dili payına pek az bir şey düşmek. 
get the short end of the stick/of it  k. dili en az beğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. En kötü pay bana düştü. 
get the show on the road  k. dili başlamak; işleri başlatmak. 
get the upper hand  galip gelmek, üstün çıkmak.
get the upper hand  dizginleri ele geçirmek; öne geçmek.
get the worst of  1. yenilmek, sırtı yere getirilmek, alt edilmek. 2. -den kazançlı çıkmamak. 
get through  1. (to) -e varmak, -e ulaşmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs varamadı. 2. (tasarı, teklif v.b.) (meclisten) geçmek, onaylanmak. 3. (sınav, sınıf, kurs v.b.´ni) geçmek; (okulu) bitirmek. 4. to k. dili (birine) (bir şeyi) anlatmak, (bir şeyi) (birinin) kafasına sokmak. 5. (to) (biriyle) telefon bağlantısı kurmak; (birinin numarasını) telefonda çıkarmak. 6. (with) -i bitirmek. 7. -i tüketmek. 8. (zor bir durumu) atlatmak; (zor bir zamanı) geçirmek. 
get through to  1. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. Ona bir şey anlatamam. 2. kafasına girmek: I think it´s finally gotten through to him. Nihayet anladı galiba. 
get to  1. -e varmak/gelmek. 2. k. dili başlamak (Mastarla birlikte kullanılır.): They got to talking. Konuşmaya başladılar. 3. lazım olmak, gerekmek; şart olmak: I´ve got to go now! Şimdi gitmem gerek! 4. k. dili (birini) sinir etmek. 
get to know  -i tanımak. 
get to the bottom of  (meselenin) özünü öğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nasıl öğrenebiliriz? 
get to the bottom of  (bir şeyin) asıl sebebini bulmak, (işin) kökenine inmek. 
get to the finals/make it to the finals  finale kalmak
get to the heart of  -in özüne inmek, -in esas anlamını kavramak. 
get to the point  sadede gelmek. 
get to work  işe başlamak: Get to work! Haydi, iş başına! 
get together  1. toplamak, biriktirmek. 2. bir araya gelmek, buluşmak. 3. (on) (üzerinde) anlaşmaya varmak, mutabık kalmak. 
get under one´s skin  -i kızdırmak, -i sinir etmek. 
get under s.o.´s skin  k. dili birinin sinirine dokunmak. 
get up  1. yataktan kalkmak. 2. ayağa kalkmak. 3. hazırlamak, düzenlemek. 4. (birini) (belirli bir kıyafete) sokmak: She got herself up as a mouse. Kendini fare kılığına soktu. 5. -i çıkmak; -i çıkarmak: Can you get up these stairs? Bu merdivenleri çıkabilir misiniz? Can you get the piano up the stairs? Piyanoyu merdivenlerden çıkarabilir misin? 6. -i kaldırmak: Can they get it up with a winch? Onu vinçle kaldırabilirler mi? 7. to -e varmak: Which chapter have you gotten up to? Hangi bölüme vardın? 
get up on one´s soapbox  k. dili nutuk çekmeye başlamak.
get up on the wrong side of the bed  k. dili ters tarafından kalkmak. 
get up the nerve to  (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. 
get what´s coming to one  müstahakkını bulmak, hak ettiği cezayı yemek. 
get what´s coming to one  cezasını bulmak, layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! 
get wind of  k. dili -den haber almak, -i duymak. 
get wind of  -i duymak, -i öğrenmek, -den haberdar olmak. 
get wise  (to) k. dili (-in) farkına varmak. 
get wise to  k. dili (birinin) ne yaptığının farkına varmak, (birinin) ne yaptığını çakmak; (bir durumun) ne olduğunun farkına varmak, (bir durumun) ne olduğunu çakmak. 
get with it  k. dili uyanmak, kendine gelmek (Mecazen söylenir.).
get worse  daha kötü olmak. 
get/catch a whiff of  -in kokusunu duymak.
get/go to sleep  uyumak. 
get/have cold feet  k. dili tereddüde düşmek, kararsızlığa kapılmak, şüpheler duymaya başlamak. 
get/have one´s way  kendi istediğini yaptırmak. 
get/have s.o.´s number  birinin ne mal olduğunu öğrenmek/anlamak. 
get/put s.o./s.t. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. 
get/win the nomination adaylık seçimlerini kazanmak.
getup i. kıyafet, kılık.
geyser i. 1. gayzer, kaynaç. 2. İng. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben.
Ghana i. Gana.
Ghanaian i. Ganalı. s. 1. Gana, Gana´ya özgü. 2. Ganalı.
ghastly s. 1. beti benzi atmış. 2. korkunç. 3. k. dili berbat, çok kötü.
ghazi i. gazi.
gherkin i. kornişon.
ghetto i. (çoğ. --s/--es) getto.
ghost i. hayalet, hortlak. 
ghost town  ölü kent; terkedilmiş yerleşim yeri. 
ghostwriter i. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse.
ghoul i. gulyabani.
GHQ kıs. General Headquarters 1. ask. başkumandanlık karargâhı. 2. merkez, idare merkezi.
GI i., k. dili Amerikan askeri/eri. s. Amerikan erlerine özgü.
giant i. dev. s. dev gibi, kocaman.
giaour i. gâvur.
gibber f. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak.
gibberish i. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler.
gibbet i. darağacı.
gibe f. dokunaklı/incitici söz söylemek, alay etmek. i. dokunaklı/incitici söz.
giblets i., çoğ. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat.
Gibraltar i. Cebelitarık.
Gibraltarian i. Cebelitarıklı. s. 1. Cebelitarık, Cebelitarık´a özgü. 2. Cebelitarıklı.
giddiness i. 1. baş dönmesi. 2. hoppalık, havailik, terelellilik.
giddy s. 1. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). 2. hoppa, havai, terelelli. 
gift i. 1. hediye, armağan. 2. yetenek, istidat, Allah vergisi. 
gifted s. yetenekli, istidatlı.
gigantic s. dev gibi, kocaman.
giggle f. kıkırdamak, kıkır kıkır gülmek. i. kıkırdama.
gigolo i. jigolo.
gild 1 f. (--ed/gilt) yaldızlamak.
gild 2 i., bak. guild.
gilding i. yaldız.
gill i. solungaç. 
gilt f., bak. gild. s. yaldızlı. i. yaldız.
gimmick i. 1. numara, trük. 2. alet.
gin 1 i. cin (içki).
gin 2 i. çırçır (makine). f. (--ned, --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek.
ginger i. zencefil. s. kızıl (saç). 
ginger ale  zencefilli gazoz.
gingerbread i. 1. zencefilli, pekmezli kek. 2. zencefilli, pekmezli kurabiye.
gingerly z. büyük bir dikkatle.
gingham i. çizgili/damalı pamuklu kumaş.
ginkgo i. ginko, kızsaçı.
ginseng i. ginseng.
Gipsy i., bak. Gypsy.
gipsy i., bak. gypsy.
giraffe i. zürafa.
gird f. (--ed/girt) 1. çevrelemek, kuşatmak. 2. (on) (kılıç v.b.´ni) kuşanmak. 
gird o.s. for kendini -e iyice hazırlamak.
gird o.s. with -i takmak, -i takınmak, -i kuşanmak.
gird one´s loins (zor bir işe) hazırlanmak.
gird one´s loins  paçaları sıvamak, kolları sıvamak.
gird s.o. with  birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek.
girder i. putrel, potrel.
girdle i. 1. korse. 2. kuşak, kemer.
girl i. 1. kız. 2. k. dili kız arkadaş. 
girl friend  kız arkadaş.
girl guide  İng. kız izci. 
girl scout  kız izci.
girl scout  kız izci. 
girlhood i. kızlık çağı, kızlık.
girlish s. kız gibi; kızlara özgü.
girth i. 1. (semere ait) kolan. 2. çevre ölçüsü, çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. Ağacın çevresi doksan santimetreydi. 3. bel ölçüsü, bel.
gismo i., bak. gizmo.
gist i. ana fikir, esas anlam; başlıca fikirler.
give 1 f. (gave, giv.en) 1. vermek. 2. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. Varlığı ona mutluluk veriyor. It gave him a shock. Onu şoke etti. This noise is giving me a headache. Bu gürültü başımı ağrıtıyor. 3. göstermek: Can you give us some proof? Bize kanıt gösterebilir misiniz? 4. esnemek, açılmak, eğilmek. 5. esnek davranmak. 6. çökmek. 
give 2 i. esneklik.
give a good account of o.s.  Kendine düşen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. Bugün iyi savaştı. 
give a play  bir piyes oynamak. 
give a roundup of the news  önemli haberleri özet halinde vermek.
give a slip  k. dili sıvışarak birinin elinden kurtulmak. 
give a wide berth to  -den kaçınmaya dikkat etmek.
give affront to  -i kızdırmak, -i gücendirmek.
give an account of o.s. kendisi hakkında hesap vermek. 
give an edge to  1. -i bilemek. 2. (iştahı) açmak; (keyif, öfke v.b.´ni) artırmak. 
give away  1. hediye olarak vermek, hediye etmek: She gave her dog away. Köpeğini birine hediye etti. 2. ele vermek. 
give back  geri vermek, iade etmek. 
give back  geri vermek. 
give birth to 1. (çocuk/yavru) doğurmak. 2. doğurmak, meydana getirmek.
give birth to  -i doğurmak. 
give chase  1. (av köpeği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. 2. kovalamaya başlamak.
give credence to #AD?
give ear to  -e kulak vermek, -i dinlemek. 
Give her my love!  Ona sevgilerimi söyle!
Give her my regards.  Ona benden selam söyle. 
give in  teslim olmak, razı olmak, kabul etmek. 
give in to temptation/yield to temptation şeytana uymak.
give it one´s best shot  elinden geleni yapmak. 
give no leg to stand on  tutunacak bir dal bırakmamak. 
give notice  bildirmek. 
give o.s. airs çalım satmak. 
give o.s. airs  burnu havada olmak. 
give off  (koku, buhar v.b.´ni) yaymak, çıkarmak: Plants give off oxygen. Bitkiler havaya oksijen verir. 
give offense  gücendirmek. 
give offense  1. gücendirmek, darıltmak, incitmek. 2. sinirlendirmek. 
give one a black eye  bir gözünü patlatmak. 
give one a tickle in one´s throat  -e gıcık vermek, -i gıcıklamak. 
give out  çok yorulmak, bitmek. 
give preference to  -i tercih etmek. 
give priority to  -e öncelik tanımak. in order of priorities önem sırasına göre.
give rein to  -in dizginini salıvermek, -i başıboş bırakmak.
give rise to  -e yol açmak, -e sebebiyet vermek. 
give rise to  -e yol açmak, -e neden olmak, -i meydana getirmek. 
give s.o. a bath birini yıkamak. 
give s.o. a belt on k. dili birine yumruk indirmek. 
give s.o. a blessing out k. dili birine sapartayı çekmek/vermek.
give s.o. a blowjob birinin penisini ağızla uyarmak, supet/süpet yapmak; saksofon çalmak.
give s.o. a break birine bir fırsat vermek/bir şans tanımak. 
give s.o. a cold welcome  birini soğuk karşılamak. 
give s.o. a fair shake  birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. 
give s.o. a free hand birine geniş yetki vermek.
give s.o. a fright  birini korkutmak.
give s.o. a hand 1. birine yardım etmek. 2. birini alkışlamak. 
give s.o. a hard time  k. dili 1. (alay/tenkit etmek için) biriyle uğraşmak, birine çullanmak. 2. birini çok uğraştırmak. 
give s.o. a lift  birini arabasına almak.
give s.o. a piece of one´s mind  birinin ağzının payını vermek, birine verip veriştirmek. 
give s.o. a piece of one´s mind  k. dili birine ağzına geleni söylemek, birine verip veriştirmek. 
give s.o. a raw deal birine haksızlık etmek. 
give s.o. a ride  birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. k. dili İşleri yolunda/tıkırında. 
give s.o. a ring  birine telefon etmek. 
give s.o. a round of applause  birini alkışlamak. 
give s.o. a scare  birini korkutmak.
give s.o. a shampoo  birinin saçını şampuanla yıkamak. 
give s.o. a spanking  birinin kıçına şaplak atmak.
give s.o. a sporting chance  k. dili birine kazanma imkânı tanımak.
give s.o. a start  1. birini irkiltmek. 2. (birinin) arabasının motorunu çalıştırmak. 
give s.o. a start in life birinin hayata atılmasını sağlamak. 
give s.o. a swelled head  k. dili birinin başını döndürmek, birini şımartmak.
give s.o. a tickle  birini gıdıklamak. 
give s.o. a warm welcome  1. birini nezaket ve içtenlikle karşılamak. 2. birini pişman ettirmek. 
give s.o. asylum  pol. birine sığınma hakkı tanımak. 
give s.o. credit for  -in hakkını vermek. 
give s.o. credit for  (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. 
give s.o. custody of  birine (birinin) vesayetini vermek. 
give s.o. hell  k. dili birini fena halde haşlamak, birine adamakıllı bir zılgıt vermek. 
give s.o. his due  birine haksızlık etmemek.
give s.o. money under the table  k. dili birine rüşvet vermek. 
give s.o. no quarter  birine aman vermemek. 
give s.o. one´s illness  birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bulaştırma! 
give s.o. one´s word  birine söz vermek. 
give s.o. pause birini düşündürmek, birinin düşünmesine yol açmak.
give s.o. pleasure birine zevk/haz/keyif vermek. 
give s.o. rope  birini serbest bırakmak, birini kendi haline bırakmak. 
give s.o. shelter  birini korumak. 
give s.o. the benefit of the doubt k. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.
give s.o. the bird  k. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. 
give s.o. the boot argo birini sepetlemek, birini kapı dışarı etmek, birinin kıçına tekmeyi atmak, birini işten çıkarmak.
give s.o. the bum´s rush İng., k. dili birini yaka paça çıkarmak; birini âdeta kapı dışarı etmek.
give s.o. the bum´s rush k. dili birini yaka paça etmek/götürmek.
give s.o. the cold shoulder  k. dili birine soğuk davranmak. 
give s.o. the cold shoulder  birine soğuk davranmak. 
give s.o. the come-on  -e pas vermek.
give s.o. the creeps birinin tüylerini ürpertmek. 
give s.o. the glad eye  birine pas vermek, birine davetkâr bir bakış yöneltmek. 
give s.o. the glad hand  sahte bir sıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.
give s.o. the jumps  argo birini çok sinirlendirmek, birinin tepesini attırmak. 
give s.o. the once-over   birini tepeden tırnağa süzmek. 
give s.o. the pip  İng. 1. birinin sinirine dokunmak. 2. birinin canını sıkmak.
give s.o. the push  k. dili birini sepetlemek/işten atmak. 
give s.o. the red carpet treatment k. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak.
give s.o. the sack  İng., k. dili birini işten atmak, birini sepetlemek. 
give s.o. the shaft  argo birinin canını yakmak. 
give s.o. the shirt off one´s back  çok cömert olmak. 
give s.o. the shivers  birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek.
give s.o. the slip  k. dili sıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak.
give s.o. the third degree  1. birini konuşturmak için işkence yapmak. 2. birini sıkı bir sorguya çekmek. 
give s.o. the willies  birinin tüylerini ürpertmek, birinin tüylerini diken diken etmek.
give s.o. tit for tat  k. dili birine misilleme yapmak, birine aynı biçimde karşılık vermek.
give s.o. to understand s.t.  birine bir şeyi ima etmek.
give s.o. what for  k. dili 1. birini haşlamak, birine zılgıt vermek. 2. birine dayak atmak. 
give s.o./s.t. a trial birini/bir şeyi denemek.
give s.t. a lick and a promise  bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak.
give s.t. a press bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. 
give s.t. a stir bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır!
give s.t. a swirl  bir şeyi çalkalayarak döndürmek.
give s.t. a whirl  k. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene!
give s.t. one´s consideration bir şey üzerinde düşünmek. 
give s.t. prominence bir şeyi ön plana çıkarmak.
give s.t. some thought  bir şeyi iyice düşünmek. 
give s.t. the benefit of the doubt k. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.
give s.t. the once-over 1. bir şeyi gözden geçirmek. 2. etrafı şöyle bir düzeltmek.
give short notice  (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. 
give solace to  -i teselli etmek, -e teselli vermek. 
give thanks  şükretmek. 
give the alarm  tehlike işareti vermek.
give the land a wide berth  karadan çok uzakta bulunmak.
give the lie to  -in yalan/yanlış olduğunu göstermek.
give the start signal spor start vermek.
give umbrage to  -i gücendirmek. 
give up  1. vazgeçmek. 2. pes etmek. 
give up the ghost  1. ölmek, son nefesini vermek. 2. (makine/motor) bozulmak. 
give up the ghost  1. ölmek, son nefesini vermek. 2. (makine/motor) bozulmak. 
give up thought of  -i aklından çıkarmak.
give vent to  -i belli etmek, -i göstermek.
give voice to  -i anlatmak, -i ifade etmek, -i dile getirmek. 
give witness bak. bear witness. 
give/lend s.o. a helping hand  birine yardım elini uzatmak.
give/make a speech  bir konuşma yapmak.
give-and-take i., k. dili karşılıklı özveri, karşılıklı fedakârlık.
given f., bak. give. s. belirli, muayyen. i. veri. 
given name  küçük isim.
gizmo i. aygıt; alet.
gizzard i. 1. biyol. taşlık, katı. 2. şaka mide. 
glacial s. 1. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. 2. buz gibi, çok soğuk.
glacier i. buzul.
glad 1 i., k. dili, bak. gladiolus.
glad 2 s. (--der, --dest) mutlu, memnun: He was glad to see us. Bizi gördüğüne sevindi. I´ll be glad to do it. Onu memnuniyetle yaparım. 
glad rags  bayramlıklar, en iyi giysiler. 
glad rags  k. dili süslü giysiler.
glad to meet you  I´m glad to meet you. Tanıştığımıza memnun oldum. 
gladden f. sevindirmek.
glade i. orman içindeki açık alan.
glad-hand f. sahte bir sıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.
gladiator i. gladyatör.
gladiolus çoğ. glad.i.o.li (glädiyo´lay) i., bot. glayöl, kuzgunkılıcı.
gladly z. memnuniyetle.
gladness i. memnuniyet.
glamor i. romantik bir çekicilik.
glamorise f., İng., bak. glamorize.
glamorize f. 1. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. 2. romantik ve çekici bir hava vermek.
glamorous s. romantik bir çekiciliği olan.
glamour i., İng., bak. glamor.
glamourise f., İng., bak. glamorize.
glamourize f., İng., bak. glamorize.
glamourous s., İng., bak. glamorous.
glance f. at -e göz atmak. i. bakış. 
glance off  -i sıyırıp geçmek. 
gland i., anat. bez, beze, gudde.
glare f. 1. göz kamaştıracak bir şekilde parlamak. 2. at -e ters ters bakmak. i. 1. göz kamaştırıcı parıltı. 2. ters bakış.
glaring s. 1. göz kamaştırıcı. 2. çok parlak, çiğ (renk). 3. çok göze çarpan. 4. ters ters bakan.
glass 1 i. 1. cam. 2. bardak: a glass of water bir bardak su. a water glass su bardağı. 
glass 2 f. cam takmak, camlamak. 
glass cutter elmastıraş, elmas.
glass in  -i camla kapatmak.
glass wool  cam yünü.
glassblower i. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse.
glasses i., çoğ. gözlük. 
glasses frames  gözlük çerçevesi.
glassful i. bardak dolusu.
glasshouse i. 1. cam fabrikası. 2. İng. sera.
glassware i. zücaciye.
glassworks i. cam fabrikası.
glassy s. 1. cam gibi. 2. durgun ve parıldayan (deniz, göl v.b.). 3. donuk (bakış).
glaucoma i., tıb. glokom, karasu.
glaze f. 1. (pencereye) cam takmak. 2. (seramik nesneleri) sırlamak. 3. (bakış) donuklaşmak. i. (seramikte) sır.
glazier i. camcı.
gleam i. pırıltı. f. pırıldamak, parıldamak, parlamak. 
glean f. 1. hasattan sonra ekin toplamak; hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. 2. azar azar (bilgi) toplamak.
glee i. neşe. 
glee club  koro.
gleeful s. neşeli, neşe dolu.
glen i. küçük vadi, dere.
glib s. (--ber, --best) 1. cerbezeli. 2. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz).
glide f. süzülerek gitmek, süzülmek; sessizce ve kayıyormuş gibi gitmek.
glider i. planör.
gliding i. 1. süzülerek gitme, süzülme. 2. planörcülük.
glimmer f. hafifçe pırıldamak. i. hafif pırıltı. 
glimpse i. anlık bakış, kısa bakış. f. (birini/bir şeyi) bir an için görmek.
glint f. pırıldamak, parıldamak. i. pırıltı.
glisten f. pırıldamak, parıldamak. i. parıltı.
glitter f. pırıldamak, parıldamak. i. pırıltı. 
gloat f. over -den şeytanca bir zevk duymak, (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek; “Oh olsun!” demek.
glob i. 1. damla. 2. topak.
global s. 1. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. 2. global.
globe i. 1. küre, yuvarlak, yuvar. 2. yerküre, yeryuvarlağı, yeryuvarı. 3. küre, yerküreyi simgeleyen model. 4. (lamba için) karpuz.
globe-trotter i. sık sık dünyayı dolaşan kimse.
gloom i. 1. karanlık; loşluk. 2. kasvet, hüzün.
gloomy s. 1. karanlık; loş. 2. kasvetli, hüzünlü.
glorification i. 1. hamdederek (Allahı) yüceltme. 2. yüceltme.
glorify f. 1. hamdederek (Allahı) yüceltmek. 2. yüceltmek.
glorious s. 1. çok şerefli, yüceltilmeye değer. 2. fevkalade güzel, harikulade, muhteşem.
glory i. 1. şan ve şeref. 2. ihtişam, görkem. 3. medarı iftihar. f. in 1. -e çok sevinmek. 2. ile çok övünmek. 
gloss 1 i. 1. parlaklık. 2. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. Onun nezaketi sadece bir gösterişti. f. over (bir yanlışı, doğru olmayan bir şeyi) doğru/makul göstermek.
gloss 2 i. 1. açıklama. 2. yorum. f. 1. açıklamak. 2. açıklayıcı yazı eklemek.
glossary i. lügatçe, kitabın sonundaki sözlük bölümü.
glossy s. parlak.
glove i. eldiven. 
glove compartment  torpido gözü. 
glow f. 1. (kor) parlamak; kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. Kedinin gözleri karanlıkta kor gibi parlıyordu. 2. (yüzü/yanakları) kızarmak. i. 1. parıltı. 2. kızarıklık.
glower f. ters ters bakmak. i. ters bakış.
glowworm i. ateşböceği.
gloxinia i., bot. gloksinya.
glucose i. glikoz.
glue i. zamk. f. zamklamak.
glum s. (--mer, --mest) 1. asık suratlı, somurtuk. 2. kasvet veren.
glut i. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. Piyasa şalgama boğuldu. f. (--ted, --ting)
glut o.s. with/on  -i tıka basa yemek: They glutted themselves on pears. Armutları tıka basa yediler. 
glut the market with  piyasayı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with bananas. Piyasayı muza boğdu.
glutinous s. tutkala benzer, yapış yapış.
glutton i. obur.
gluttonous s. obur.
gluttony i. oburluk.
glycerin i. gliserin.
glycerine i., bak. glycerin.
GMT kıs. Greenwich Mean Time.
gnarled s. boğum boğum.
gnash f. (diş) gıcırdatmak.
gnat i. 1. tatarcık. 2. titrersinek. 
gnaw f. kemirmek.
gnome i. (peri masallarında) cüce.
GNP kıs. gross national product.
go (the) whole hog  (bir işi) tamamıyla yapmak, hiçbir şeyi atlamadan yapmak, esaslı bir şekilde yapmak. 
go (the) whole hog  (bir işi) tam yapmak.
go 1 f. (went, gone) 1. gitmek. 2. -e çıkmak: She´s gone shopping. Alışverişe çıktı. They´ve gone for a walk. Onlar yürüyüşe çıktı. 3. (bir şeyin) yeri (belirli bir) yer olmak: That book goes there. O kitabın yeri orası. 4. (makine) işlemek, çalışmak. 5. olmak: İrfan´s gone crazy. İrfan delirdi. That bank´s gone private. O banka özel sektöre geçti. 6. (belirli bir) durumda kalmak: Her screams went unheard. Çığlıkları duyulmadı. He went hungry all day. Gün boyunca aç kaldı. 7. gitmek, satılmak: The apartment went for a song. Daire çok ucuza gitti. 8. (on) (para) gitmek, harcanmak: One third of his salary goes on rent. Maaşının üçte biri kiraya gidiyor. 9. yok olmak, kaybolmak; (zaman/mevsim) uçup gitmek. 10. ortadan kaldırılmak; işten çıkarılmak; yürürlükten kaldırılmak: Nuri must go; that´s certain. Nuri gitmeli; orası kesin. 11. gitmek, ölmek: I know they´ll sell this farm once I´m gone. Ben gittikten sonra bu çiftliği satacaklarını biliyorum. 12. (zaman/toplantı) geçmek; (hayat/işler) (herhangi bir durumda) olmak, gitmek: How´d the meeting go? Toplantı nasıl geçti? How´s it going? İşler nasıl gidiyor? 13. (şiir, tekerleme v.b.´nin sözleri, müziğin nağmesi) (belirli bir biçimde) olmak: The first line of the rhyme goes like this: “Little Miss Muffet sat on a tuffet.” Tekerlemenin ilk satırı şöyle: “Minnacık Matmazel Muffet bir ot kümesi üstünde oturuyordu.” 14. into mat. (bir sayı) (başka bir sayıyı) bölmek: Five won´t go into four. Beş dördü bölemez. 15. (belirli bir ses) çıkarmak: Her heart went pit-a-pat. Yüreği güm güm attı. 16. in/into -e sığmak: It won´t go in the box. Kutuya sığmaz. 17. with -e uymak, -e uygun olmak: That hat doesn´t go with that dress. O şapka o elbiseye uymuyor. 18. (saat) (belirli bir zamanı) göstermek: It´s gone four. Saat dört oldu. 
go 2 i., İng. sıra: It´s your go. Sıra sende.
go a long way towards  (bir şey) çok katkıda bulunmak, çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. Bu, yaptığını affettirmeye bayağı yardımcı olur. 
go aboard  binmek.
go about  den. tiramola etmek. 
go about a task  bir işi ele almak, bir işe başlamak. 
go abroad  yurtdışına gitmek, dışarı gitmek. 
go after  (yakalamak/almak için) peşinden gitmek; kovalamak. 
go against  1. -e karşı gelmek, -e karşı olmak. 2. -e aykırı olmak. 3. (sonuç) -in aleyhinde olmak. 
go against the grain (birinin) tabiatına aykırı olmak.
go aground  karaya oturmak.
go ahead 1. devam etmek. 2. of -den önce gitmek. 
go ahead  1. (of) -den önce gitmek. 2. (with) -e devam etmek. 
Go ahead and smoke!  Buyur, sigaranı iç!
Go ahead! 1. Devam et! 2. Buyur! 
Go ahead!  Devam et! 
go all out k. dili elinden geleni yapmak. 
go all the way (with) 1. tamamıyla hemfikir olmak. 2. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. 3. cinsel ilişkide bulunmak, sevişmek: They´ve gone all the way. Mercimeği fırına vermişler. 
go all the way  1. son haddine varmak. 2. her naneyi yemek. 
go along with  1. ile beraber gitmek. 2. -e razı olmak, -i kabul etmek. 
Go along!  Haydi, git! 
Go along.  Hadi git. 
go ape over k. dili -e bayılmak, ... için deli olmak.
go around  1. herkese yetmek. 2. with ile arkadaş olmak, ile birlikte olmak. 3. (hastalık) çok kişiye bulaşmak.
go ashore karaya çıkmak.
go astray  1. (hayvan) sürüden çıkıp kendi başına gitmek, sürüden ayrılmak. 2. (insan) kötü yola sapmak, doğru yoldan sapmak. 3. yanlış yapmak, hata yapmak. 
go at  -e saldırmak. 
go away  gitmek, ayrılmak. 
go awry  ters gitmek.
go back  dönmek. 
go back on one´s promise/word  sözünden dönmek. 
go back on one´s word  sözünden dönmek.
go back on one´s word  sözünden dönmek. 
go back on s.o. birine ihanet etmek. 
go bad  (yiyecek) bozulmak. 
go bad  bozulmak. 
go bail for  -e kefil olmak. 
go bananas k. dili çıldırmak.
go bankrupt  iflas etmek, batmak.
go begging  istenilmemek, rağbet görmemek. 
go belly-up k. dili topu atmak, iflas etmek.
go berserk çıldırarak etrafı kırıp geçirmek.
go beyond  -in ötesine geçmek. 
go beyond reason makul sınırların dışına çıkmak.
go bust k. dili iflas etmek, sıfırı tüketmek, topu atmak.
go by geçip gitmek. 
go by  1. geçmek: Several hours went by. Birkaç saat geçti. I´ve never gone by your house. Evinin önünden hiç geçmedim. Don´t let that chance go by! O fırsatı kaçırma! 2. (bir şeyi) kılavuz saymak; (bir şeye) riayet etmek: Don´t go by what he says! Onun dediklerine göre hareket etme! 3. -e bakarak hükme varmak, -e bakmak: If you go only by appearances, you´d say he´s poor. Sadece görünüşüne bakarsan fakir olduğunu söylerdin. 
go by the board 1. (fırsat) kaçmak. 2. vazgeçilmek, bırakılmak. 
go by the board  (iyi şeyler) yok olmak, gitmek; (fırsat) kaçırılmak; (iş, tasarı v.b.) suya düşmek.
go down  1. (seviye/kalite) düşmek. 2. batmak. 3. (şiş/sular) inmek; (lastik) sönmek. 4. karşılanmak: The proposal went down well. Teklif iyi karşılandı. 5. to -e uzanmak. 
go down in history  tarihe geçmek. 
go down the drain  boşa gitmek, ziyan olmak.
go down the drain  k. dili (para) boşuna harcanmak, boşa gitmek. 
go downhill  (başarı, sağlık v.b.) düşüş göstermek, bozulmak; baş aşağı gitmek.
go Dutch  k. dili (bir eğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. 
go far  çok başarılı olmak. 
go far  çok başarılı olmak. 
Go fly a kite!  Çek arabanı!
go for  1. -e saldırmak,  -in üstüne varmak. 2. -i elde etmeye çalışmak. 3. -i seçmek; -i tercih etmek. 4. -den hoşlanmak. 5. için geçerli olmak: I´m fed up with all of you. And that goes for you too Kıymet. Hepinizden bıktım artık. Bu senin için de geçerli, Kıymet. 
go for a song  çok ucuza satılmak. 
go for a walk  yürüyüşe çıkmak. 
go for a walk/take a walk  yürüyüşe çıkmak, gezmeye gitmek. 
Go for it!  Yallah! 
go for nothing  boşa gitmek, heder olmak. 
go from bad to worse  kötüyken daha kötü olmak. 
go from bad to worse  gittikçe/giderek kötüleşmek, kötüye gitmek. 
go gaga over  (bir şey için) deli olmak.
go green around the gills  k. dili benzi atmak.
go halves  k. dili paylaşmak, üleşmek. 
go haywire  k. dili 1. sapıtmak, delirmek. 2. bozulmak.
go hog wild  k. dili çılgınlaşmak, çılgınca davranmak, iyice azmak. 
go in  1. girmek. 2. girmek, uymak. 3. (güneş/ay) bulutla örtülmek. 
go in for  (bir şeyin) meraklısı olmak, (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. 
go in with s.o. on  (bir şeyde) biriyle ortak olmak. 
go into  1. (bir mesleğe) girmek. 2. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work have gone into the preparation of this project. Bu projeyi hazırlamak için beş yıl çalıştık. 3. (bir şeyi konuşmaya/tartışmaya/açıklamaya/araştırmaya) girmek. 
go into a decline  kuvvetten düşmek.
go into a skid (araba) kaymaya başlamak. 
go into action  harekete geçmek. 
go into detail  ayrıntılara girmek. 
go into details  ayrıntılara girmek.
go into effect  yürürlüğe girmek. 
go into one´s shell  kabuğuna çekilmek, susup insanlarla konuşmamak.
go into operation  yürürlüğe girmek. 
go it alone  kendi başına hareket etmek/yaşamak. 
Go it!  1. Koş! 2. Haydi gayret! 
go native  yerliler gibi davranmaya/düşünmeye/giymeye başlamak. 
go off  1. patlamak. 2. çalmaya başlamak. 3. (ışıklar/kalorifer) sönmek; (bir aygıt) durmak, işlemez olmak, çalışmamak. 4. (yemek) bozulmak. 5. (bir olay) (belirli bir şekilde) geçmek. 6. İng., k. dili -den hoşlanmamaya başlamak. 
go off at half cock  hazırlıksız iş görmek. 
go off one´s chump İng., k. dili aklını oynatmak, oynatmak, kafayı üşütmek. 
go off the air radyo, TV yayına son vermek. 
go off the deep end  k. dili kendini fazlasıyla kaptırmak. 
go off the deep end  k. dili 1. kendini bir işe fazlasıyla kaptırmak. 2. çok kızmak, kudurmak, köpürmek, kendini kaybetmek. 
go off the rails  1. raydan çıkmak. 2. k. dili aklını kaçırmak/oynatmak.
go on  1. olmak; devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. Parti gece boyunca devam etti. 2. (ışıklar/kalorifer) yanmaya başlamak; (aygıt) çalışmaya başlamak. 3. (bir işi sürdürebilmek için) (bir söze/kanıta) dayanmak: What are you going on? Neye dayanıyorsun? 4. devam etmek, gitmek: Go on; I´ll wait here for the others. Sen devam et; ben öbürlerini bekleyeceğim burada. 5. (zaman) geçmek. 6. (with) -e devam etmek. 7. (belirli bir şekilde) davranmaya devam etmek: If you go on like this you´ll end up in a loony bin. Böyle devam edersen tımarhaneyi boylarsın. 8. konuşmaya devam etmek. 9. (about) (hakkında) fazlasıyla konuşmak, bıktıracak kadar konuşmak. 10. (at) -i azarlamak, -in başının etini yemek. 
go on a diet  perhize başlamak. 
go on strike  grev yapmak. 
go on strike  greve gitmek.
go on the rampage (through) (-i) yakıp yıkmak, (-i) kasıp kavurmak. 
go on the road  (tiyatro topluluğu) turneye çıkmak. 
go on the rocks  k. dili 1. (evlilik) bozulmak. 2. (işyeri) topu atmak, iflas etmek. 
go on the stage  tiyatro oyuncusu olmak. 
go on the stage  oyuncu olmak, tiyatrocu olmak.
go on tour  turneye çıkmak.
Go on!  Aman sen de!/Haydi canım sen de! 
go one´s way  kendi yoluna gitmek, bildiğini okumak. 
go out  1. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak, çıkmak. 2. (with) ile flört etmek, ile gezmek, ile çıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. Tarık, Derya ile çıkmaya başladı. 3. (mektup, koli, ilan v.b.) yollanmak, gönderilmek. 4. (ateş/ışık) sönmek. 5. (deniz) çekilmek: The tide´s going out. Deniz çekiliyor. 6. demode olmak. 
go out of one´s way to do s.t.  k. dili özel bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. 
go out of sight  gözden kaybolmak. 
go over  1. -i incelemek, -i kontrol etmek. 2. -i tekrar anlatmak, -i tekrar açıklamak. 3. -i tekrar gözden geçirmek. 4. (belirli bir şekilde) karşılanmak: It went over well in the meeting. Toplantıda iyi karşılandı. 5. (bir grubu bırakarak) (başka bir gruba) girmek: He abandoned the Anglican church and went over to Rome. Anglikan kilisesini bırakıp Katolik oldu. 
go over the top  k. dili amaçlanan sınırı aşmak: We went over the top by seventy million liras. Amaçladığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik.
go overboard for/about  k. dili -e fazla tutkun olmak. 
go places  başarılı olmak; mesleğinde ilerlemek. 
go places  k. dili başarıya ulaşmak. 
go round  bak. go around.
go s.o. one better  birinin yaptığından daha iyisini yapmak, birini geçmek. 
go shares  paylaşmak: I´ll go shares with you in this. Bunu seninle paylaşırım. 
go shares with  ile paylaşmak, ile üleşmek. 
go shopping  çarşıya çıkmak, alışverişe çıkmak.
go short (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. Onlara yetecek kadar ekmek var. 
go soft in the head  k. dili aklını oynatmak, oynatmak. 
go sour 1. ekşimek. 2. bozulmak, kötüye gitmek. 
go stag  k. dili (bir erkek) (bir eğlenceye/partiye) damsız gitmek.
go steady  devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek; with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. 
go steady  k. dili birbirinden başka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. 
go steady with  k. dili sadece (belirli biriyle) çıkmak/flört etmek. 
go straight  1. düz/doğru gitmek. 2. doğru yoldan ayrılmamak, ahlaklı bir şekilde yaşamak. 
go sugary  (reçel, bal v.b.) şekerlenmek.
go swimmingly k. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek.
go the round ağızdan ağıza dolaşmak. 
go through  1. (hastalık, sıkıntı v.b.´ni) geçirmek. 2. (parayı) harcamak. 3. (bir kanun tasarısı v.b.) onaylanmak. 4. -i gözden geçirmek, -i kontrol etmek; (cepleri) yoklamak. 5. (bir şeyi) konuşmak: We´ve already gone through this once. Bunu zaten bir kez konuştuk. 
go through  1. (tasarı, teklif v.b.) (meclisten) geçmek, onaylanmak. 2. (bir taşıt) (durulması gereken bir yerden) durmadan geçmek. 3. -i incelemek, -i araştırmak, -i arayıp taramak. 4. (zor bir durumu) atlatmak; (zor bir zamanı) geçirmek. 5. (sınav, sınıf, kurs v.b.´ni) geçmek; (okulu) bitirmek. 6. with k. dili (bir şeyi) yapmak: Are you really going to go through with this? Bunu gerçekten yapacak mısın? 7. k. dili olmak, gerçekleşmek.
go through the mill  1. büyük zorluklar atlatmak. 2. feleğin çemberinden geçmek.
go through the roof  k. dili çok kızmak, küplere binmek. 
go through with  (planlanmış bir şeyi) gerçekten yapmak, gerçekleştirmek. 
go to all lengths/go to any length/go to great lengths  her çareyi kullanmak, her çareye başvurmak.
go to any extent  her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. Onu elde etmek için her şeye başvurur. 
go to bed  yatmak. 
go to bed (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. 
go to bed with  ile cinsel ilişkide bulunmak, ile sevişmek. 
Go to blazes!  k. dili Cehennem ol!
go to extremes  ifrata kaçmak.
go to great expense (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek, büyük masrafa girmek.
go to great expense  çok masrafa girmek. 
go to hell  cehennemin dibine gitmek. 
Go to hell!  Cehennem ol! 
go to one´s glory  ölmek. 
go to one´s head  1. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak, başını döndürmek. 2. (içki) başına vurmak. 
go to one´s head  başını döndürmek. 
go to pieces  (bir olay karşısında) kendini tutamayıp ağlamaya, fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli tuttuğu her şeyi ifşa etmeye başlamak. 
go to pieces  1. parçalanmak. 2. k. dili (kendini) dağıtmak. 
go to pot  berbat olmak. 
go to pot  k. dili bozulmak, mahvolmak.
go to press  (gazete v.b.) baskıya girmek. 
go to press  baskıya girmek. 
go to rack and ruin  harabeye dönmek, harap olmak; mahvolmak.
go to school 1. okula gitmek. 2. okula/üniversiteye devam etmek; tahsil/eğitim görmek. 
go to sea  denizci olmak. 
go to sea  1. denizci olmak. 2. deniz yolculuğuna çıkmak. 
go to see 1. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. 2. -in ziyaretine gitmek; ile görüşmeye gitmek; -i görmeye gitmek: They´ve gone to see him. Onu görmeye gittiler. 
go to seed  çaptan düşmek. 
go to seed  tohuma kaçmak. 
go to sugar  (reçel, bal v.b.) şekerlenmek. 
go to the dogs  k. dili 1. ahlaken çökmek. 2. bozulmak. 
go to the dogs  rezil olmak. 
go to the flicks  k. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek.
go to the movies  sinemaya gitmek. 
go to the wall  k. dili iflas etmek; iflasın eşiğinde olmak. 
go to town  1. hızlı çalışmak; büyük bir gayretle çalışmak. 2. çok başarılı olmak. 
go to town  1. şehre gitmek. 2. k. dili hız ve gayretle çalışmak. 3. k. dili çok başarılı olmak.
go to waste  ziyan olmak, heder olmak, boşa gitmek. 
go to wrack and ruin  bakımsızlıktan harabeye dönüşmek. f. 
go together  birbirine uymak. 
go too far  ileri gitmek, fazla olmak, çok olmak. 
go under  1. batmak. 2. iflas etmek, batmak. 
go under  k. dili 1. batmak. 2. iflas etmek, batmak. 
go under the name of  adıyla tanınmak. 
go underground  faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye başlamak, yeraltına kaymak. 
go up  1. çıkmak, yükselmek. 2. artmak. 3. tiy. (perde) kalkmak. 
go up in flames/smoke  tamamıyla yanmak. 
go up in smoke   1. yanıp kül olmak. 2. yok olmak. No smoking. Sigara içilmez.
go white as a sheet  k. dili sapsarı/bembeyaz kesilmek, benzi atmak/uçmak, beti benzi atmak.
go wild  çıldırmak. 
go with  1. -e uygun olmak, -e uymak; -e yakışmak. 2. ile flört etmek. 
go with the crowd  grubun isteğine uymak.
go without  1. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. Üç gün yemekten mahrum kaldı. 2. -siz yaşayabilmek, -siz yapabilmek: She knows how to go without electricity. Elektriksiz idare etmeyi biliyor. 
go without saying  söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be punctual. Vaktinde gelmenizin gerekli olduğunu söylemeye lüzum yok. 
go wrong  1. bozulmak; aksamak: After that everything began to go wrong. Ondan sonra her şey aksamaya başladı. What went wrong? Aksayan neydi? 2. yanılmak, yanlış/hata yapmak: Where´d we go wrong? Nerede yanlış yaptık? 
go/be on the dole  işsizlik yardımı almak.
go/get off scot-free k. dili (sanık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak.
go/run counter to  1. -e aykırı düşmek, -e uymamak. 2. -e zıt gitmek.
go/stand bail for 1. (sanığın) kefaletini yatırmak. 2. (sanığa) kefil olmak.
go/work on the assumption that  (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak.
goad i. üvendire. f. 1. üvendire ile dürtmek. 2. dürtmek; kışkırtmak; itmek.
go-ahead i. 1. enerji ve girişim; enerji ve inisiyatif. 2. the izin, müsaade. s. 1. enerjik ve girişken; enerjik ve inisiyatifini kullanan. 2. yeni yöntem veya düşüncelere açık olan. 
goal i. 1. amaç, gaye, hedef, erek, maksat. 2. spor kale. 3. spor gol. 
goal kick  kale vuruşu, aut atışı. 
goal line  gol çizgisi. 
goal posts  spor kale direkleri. 
goalie i., k. dili kaleci.
goalkeeper i. kaleci. 
goat i. keçi; teke. 
goatee i. keçisakalı.
gob i., k. dili 1. parça. 2. çoğ. büyük miktar, çok.
gobble 1 f. acele yemek, atıştırmak.
gobble 2 f. hindi gibi sesler çıkarmak. i. hindi sesi.
gobbler i. baba hindi.
go-between i. aracı, arabulucu.
goblet i. kadeh.
goblin i. cin (göze görünmeyen efsanevi yaratık).
god i. tanrı, ilah. 
God bless you!  Allah senden razı olsun!
God forbid!  Allah korusun! 
God help us!  Allah yardımcımız olsun! 
God only knows!  Allah bilir! 
God willing  inşallah. 
godchild i. vaftiz çocuğu.
goddamn ünlem Kahrolsun! s. kahrolası.
goddess i. tanrıça, ilahe.
godfather i. vaftiz babası.
God-fearing s. dindar, dini bütün, mütedeyyin.
godforsaken s. 1. çok tenha, cinlerin cirit oynadığı (yer). 2. sefil.
godhead i. tanrılık, uluhiyet. 
godless s. Allahsız, Tanrısız.
godlike s. Tanrısal.
godly s. dindar.
godmother i. vaftiz anası.
godsend i. Hızır gibi yetişen devlet kuşu, beklenmedik nimet.
Godspeed ünlem 1. Allah yardımcın olsun! 2. İyi yolculuklar!
gofer i., argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse, hizmetli, odacı.
go-getter i. gayretli ve tuttuğunu koparan kimse.
goggles i., çoğ. gözleri toz, su, kar veya rüzgârdan koruyan gözlük.
going i. 1. gidiş, ayrılış. 2. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. Yolun o bölümünden geçmek zor. This book´s heavy going. Bu kitabı okumak zor. s. 
going concern  kâr eden ticari kuruluş. 
going price  şimdiki fiyat.
going to be   What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaksın?
goings-on i., çoğ. olup bitenler.
goiter i., tıb. guatr.
goitre i., İng., tıb., bak. goiter.
gold i. altın. s. altın, altından yapılmış. 
gold digger  argo erkeklerden para sızdırmaya çalışan kadın. 
goldbrick f. kaytarmak, işten kaçmak; işini üstünkörü yapmak; kendi işini başkalarına bırakmak.
golden s. 1. altın, altından yapılmış. 2. altın renginde.
goldfinch i., zool. saka, sakakuşu.
goldfish i., zool. kırmızıbalık, havuzbalığı, Carassius auratus.
goldsmith i. altın kuyumcusu.
golf i. golf. f. golf oynamak. 
golf club  1. golf sopası. 2. golf kulübü. 
golf course/links golf alanı.
golfer i. golfçü, golf oyuncusu.
golly ünlem Hay Allah! 
golosh i., bak. galosh.
gondola i. gondol.
gone f., bak. go.
gong i. gonk.
gonorrhea i., tıb. belsoğukluğu.
goo i. yapışkan madde.
goober i., k. dili yerfıstığı.
good s. (bet.ter, best) 1. iyi. 2. iyi, sağlam. 3. iyi, taze, çürümüş olmayan. i. 1. iyilik; hayır. 2. iyilik, menfaat, yarar. 
good and  k. dili iyice, bayağı: She was good and mad. Bayağı kızmıştı. 
Good day!  İyi günler!
Good evening!  İyi akşamlar! 
Good evening.  İyi akşamlar.
good faith  1. (birine karşı beslenen) güven, itimat. 2. niyetin ciddiliği. 
Good for you!  Aferin! 
Good Friday  Hrist. Paskalya yortusundan önceki cuma. 
Good God!  Aman yarabbi! 
Good gracious!  Allah Allah! 
Good grief!  Allah Allah! 
Good heavens!  Aman yarabbi! 
Good Heavens!  Aman yarabbi!/Allah Allah! 
good looks  yakışıklılık; güzellik.
Good morning!  Günaydın! 
Good night!  1. İyi geceler! 2. Allah Allah! 
good offices  arabuluculuk. 
Good riddance!  İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! 
Good riddance!  Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun!
good sense  akıllılık. 
Good show!  İng. Aferin! 
good sport  şaka kaldırabilen kimse. 
good works  hayır işleri. 
good-by ünlem, bak. good -bye.
good-bye ünlem Allaha ısmarladık.
good-for-nothing s. hiçbir işe yaramayan/yaramaz.
good-looking s. yakışıklı, güzel.
goodly s. 1. epey büyük (bir miktar). 2. güzel, çok hoş.
good-natured s. iyi huylu.
goodness i. 1. iyilik. 2. faziletlilik, erdemlilik. 3. (bir yemekteki) besleyici değer veya lezzet. 
Goodness knows!  Allah bilir! 
goods i., çoğ. 1. menkuller, taşınırlar; menkuller ve gayrimenkuller. 2. mallar, eşya. 3. kumaş. 4. İng. yük, kargo.
goods train  İng. marşandiz, yük katarı. 
good-tempered s. iyi huylu, yumuşak başlı. 
goodwill i. 1. iyi niyet. 2. (ticari) itibar.
goody i., k. dili 1. lezzetli (özellikle tatlı) bir yiyecek. 2. güzel şey, istenilen bir şey.
gooey s. yapışkan, vıcık vıcık, yapış yapış.
goof i., k. dili aptalca bir hata. f. (up) k. dili aptalca bir hata yapmak; aptalca bir hata yaparak her şeyi bozmak. 
goof off  k. dili haylazlık etmek, aylaklık etmek.
goofy s., k. dili aptal, ahmak.
gook i., k. dili çamur gibi yapışkan bir karışım.
goon i., k. dili adam, fedai, goril.
goop i., k. dili yapışkan madde.
goose çoğ. geese (gis) i. kaz. f., k. dili poposuna parmak atmak. 
gooseberry i. bektaşiüzümü.
gooseflesh i. tüyleri diken diken olmuş deri.
GOP kıs. the Grand Old Party (the Republican Party).
gopher i. 1. Amerikan yersincabı. 2. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse, hizmetli, odacı.
gore 1 i. kan.
gore 2 f. boynuzla yaralamak.
gorge 1 i. iki dağ arasındaki geçit/boğaz.
gorge 2 f. 
gorge o.s. on  midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak.
gorgeous s. çok güzel, harika.
gorilla i. 1. zool. goril. 2. argo goril, koruyucu.
gory s. kanlı.
gosh ünlem Hay Allah! 
gosling i. kaz palazı, kaz yavrusu.
go-slow i., İng. işi yavaşlatma grevi, işi yavaşlatma.
Gospel i., Hrist. dört İncil´den biri, İncil.
gospel i. 1. Hz. İsa´nın öğrettikleri, Hristiyanlığın esasları. 2. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. 3. asıl gerçek. 
gospel music  siyah Amerikalılara özgü dini müzik türü. 
gospel truth  asıl gerçek.
gossamer i. 1. havada uçan ince örümcek ağı. 2. çok ince bir tür bürümcük. s. incecik, hafif.
gossip i. 1. dedikodu. 2. dedikoducu kimse. f. 1. dedikodu yapmak. 2. about -in dedikodusunu yapmak.
got f., bak. get.
Gothic s., mim. Gotik.
gotten f., bak. get. ill-gotten gains haksız kazanç.
gouge i. iskarpela, oyma kalemi. f. iskarpelayla oymak.
gourd i. 1. sukabağı. 2. (sukabağından yapılmış) su kabı.
gout i., tıb. gut, damla hastalığı.
govern f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. iktidarda bulunmak.
governance i. yönetim, idare.
governess i. mürebbiye.
government i. 1. hükümet, devlet yönetimi. 2. idare, yönetme, yönetim. 
governmental s. idari, hükümete ait.
governor i. 1. vali. 2. yönetici, idareci. 3. mak. regülatör.
governorship i. valilik.
gown i. 1. uzun etekli kadın elbisesi. 2. gecelik. 3. sabahlık (giysi). 4. cüppe.
gr kıs. grade, grain(s), gram(s), grammar, gravity, great, gross, group.
gr wt kıs. gross weight.
grab f. (--bed, --bing) 1. kapmak, çabucak ve zorla elinden almak. 2. (elle) tutmak. 3. at -i (elle) tutmaya çalışmak. i. 
grace i. 1. zarafet, letafet, incelik. 2. (Allaha özgü) inayet. 3. Hrist. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. 4. ertelenme süresi: I´ll give you a week´s grace. Sana bir haftalık mühlet vereceğim. f. şereflendirmek, onurlandırmak.
graceful s. zarif, latif.
graceless s. 1. kaba, görgüsüz. 2. çirkin. 3. zarafetten yoksun.
gracious s. kibar, ince, hoş. ünlem Hay Allah!/Allah Allah!
grad i., k. dili mezun.
gradation i. 1. derece, aşama. 2. bir tondan diğer bir tona geçme; geçiş.
grade i. 1. derece; rütbe; cins; sınıf, kalite. 2. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. Altı yaşında ve birinci sınıfta. 3. (öğretmenin öğrenciye verdiği) not. 4. eğim, meyil. f. 1. (sınav kâğıdını veya ödevi okuyup) not vermek. 2. derecelere ayırmak, tasnif etmek. 3. tesviye etmek, düzlemek. 
grade crossing  hemzemin geçit. 
grade school  ilköğretim okulu. 
grader i. greyder.
gradient i. eğim, meyil.
gradual s. derece derece olan, yavaş yavaş olan, yavaş.
gradually z. yavaş yavaş, derece derece, gittikçe, giderek.
graduate 1 i. mezun kimse, mezun. 
graduate 2 f. from -den mezun olmak; -i mezun etmek.
graduate school  (bir üniversiteye ait) lisansüstü eğitim birimi. 
graduate school  (bir üniversiteye ait) lisansüstü eğitim birimi. 
graduate student  lisansüstü öğrencisi.
graduation i. 1. mezun olma. 2. mezuniyet töreni. 
graduation ceremony  mezuniyet töreni.
graffiti i. duvardaki yazılar, grafiti, graffiti.
graft 1 i. 1. bahç. aşı. 2. tıb. doku nakli; nakledilen doku. f. 1. bahç. aşılamak; aşılanmak. 2. tıb. (doku) nakletmek; (doku) nakledilmek.
graft 2 i. 1. para, makam v.b.´ni yolsuzlukla elde etme. 2. yolsuzlukla elde edilen para, makam v.b. 3. rüşvet.
grain i. 1. (arpa, buğday, mısır v.b.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. 2. tahıl, hububat. 3. zerre. 4. (bir ağaç parçasının içindeki) damarların düzeni. 
gram i. gram.
grammar i. 1. dilbilgisi, gramer. 2. gramer açısından ifade. 3. dilbilgisi kitabı, gramer kitabı. 
grammar school  1. ilköğretim okulu. 2. İng. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.
grammar school  1. ilkokul. 2. İng. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. 
grammatical s. 1. gramere ait, dilbilgisel. 2. gramatikal, gramer kurallarına uygun.
gramme i., İng., bak. gram.
gramme i., İng., bak. gram.
gramophone i., İng. pikap; gramofon, fonograf. 
gramophone record plak.
gramps i., k. dili dede, büyükbaba.
gran i., k. dili nine, büyükanne.
granary i. tahıl ambarı.
grand s. 1. muhteşem, görkemli, ihtişamlı. 2. büyük, mühim. 3. k. dili çok güzel, harika. i. 1. k. dili kuyruklu piyano. 2. argo bin dolar. 
grand duchess  grandüşes. 
grand duke  grandük. 
grand jury  huk. büyük jüri, soruşturma kurulu, tahkikat heyeti. 
grand piano kuyruklu piyano. 
grand total  (genel) toplam. 
grand vizier  sadrazam. 
Grand Vizier  sadrazam.
grandad i., k. dili, bak. granddad.
grandaddy i., k. dili, bak. granddaddy.
grandbaby i., k. dili (bebek) torun.
grandchild çoğ. grand.chil.dren (gränd´çîldrın) i. torun.
granddad i., k. dili dede, büyükbaba.
granddaddy i., k. dili 1. dede, büyükbaba. 2. en eski; en büyük.
granddaughter i. kız torun.
grandeur i. 1. ihtişam, görkem, heybet. 2. büyüklük, azamet.
grandfather i. dede, büyükbaba. 
grandfather clock  dolaplı saat, sandıklı saat, ayaklı duvar saati.
grandiloquent s. tumturaklı.
grandiose s. fazlasıyla büyük ve görkemli, şatafatlı, cafcaflı.
grandma i., k. dili nine, büyükanne.
grandmother i. nine, büyükanne; anneanne; babaanne.
grandpa i., k. dili dede, büyükbaba.
grandparent i. büyükbaba; büyükanne.
grandson i. erkek torun.
grandstand i., spor kapalı tribün.
granite i. granit.
granny i., k. dili nine, büyükanne.
grant f. 1. kabul etmek; rıza göstermek; yerine getirmek: She granted his request. Ricasını yerine getirdi. Granting the truth of what you´re saying, I still don´t see that there´s anything we can do about it. Dediklerinizin doğruluğunu kabul etsek bile, yine de bu işte bizim yapabileceğimiz bir şey göremiyorum. 2. vermek, lütfetmek, bahşetmek. i. 1. ödenek, tahsisat. 2. burs. 
grant a request  bir ricayı kabul etmek.
grant s.o. bail birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek.
Granted.  (cevaben) Evet.
granulated s. 
granulated sugar  tozşeker.
granulated sugar  tozşeker. 
granule i. tanecik.
grape i. üzüm.
grapefruit i. greypfrut, greyfrut, greyfurt, altıntop, kızmemesi.
grapeshot i., ask. (bomba/şarapnel içindeki) misket.
grapevine i. asma. 
graph i. grafik, çizge. 
graph paper.  kareli kâğıt.
graphic s. 1. grafikle ilgili. 2. canlı ve net; tüm ayrıntıları gösteren; canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. 3. çarpıcı. 4. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. 5. grafik sanatlarla ilgili. 
graphic design.  grafik dizayn. 
graphic designer.  grafiker. 
graphite i. grafit.
grapple f. with ile boğuşmak.
grasp f. 1. sıkı tutmak; kavramak; yakalamak. 2. at kapmaya çalışmak. 3. kavramak, anlamak. i. 1. kavrayış, anlayış. 2. pençe. 
grasp at straws  k. dili uçan kuştan medet ummak. 
grasp the nettle  zor bir probleme çözüm yolu bulmak.
grasping s. açgözlü, haris, tamahkâr.
grass i. 1. çimen; çim, ot. 2. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmuş yaprakları. f. 1. çimenle kaplamak. 2. çimlemek. 
grass widow  1. boşanmış veya kocasından ayrı yaşayan kadın. 2. kocası geçici olarak bir yere gitmiş olan kadın. 
grass widower  1. boşanmış veya karısından ayrı yaşayan adam. 2. karısı geçici olarak bir yere gitmiş olan adam. 
grasshopper i. çekirge.
grassroots i., k. dili sıradan insanlar, sokaktaki kişiler, ortadirek. s. 1. sıradan insanlara yönelik. 2. sıradan insanlardan kaynaklanan.
grassy s. çimenli, çimenlik.
grate 1 i. 1. ızgara. 2. demir parmaklık.
grate 2 f. rendelemek. 
grate on  -e sürtünerek/çarparak ses çıkarmak. 
grate on one´s nerves  sinirine dokunmak. 
grate one´s teeth  dişlerini gıcırdatmak.
grateful s. minnettar.
gratefully z. minnetle.
grater i. rende.
gratification i. 1. memnuniyet, zevk, haz. 2. zevk veren şey.
gratify f. memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek.
grating i. ızgara; demir parmaklık.
gratis z., s. bedava, parasız.
gratitude i. minnettarlık.
gratuitous s. 1. bedava, parasız. 2. gereksiz.
gratuity i. bahşiş.
grave 1 i. mezar. 
grave 2 s. 1. ciddi, ağır, vahim. 2. ağırbaşlı.
gravedigger i. mezarcı.
gravel i. çakıl. f. (--ed/--led, --ing/--ling) çakıl döşemek.
gravestone i. mezar taşı.
graveyard i. mezarlık.
gravitate f. 1. (towards/to) -e yönelmek. 2. yerçekimiyle hareket etmek. 3. çökelmek, çökmek.
gravitation i. 1. yerçekimi. 2. yerçekimiyle hareket etme. 3. yönelme. 4. çökelme, çökme.
gravitational s. yerçekimiyle ilgili.
gravity i., fiz. 1. yerçekimi. 2. ciddiyet, vahamet. 3. ağırbaşlılık. 
gravy i. sos; et suyu.
gray s., i. gri. 
gray matter  k. dili beyin, akıl.
graze 1 f. otlamak; otlatmak.
graze 2 f. sıyırıp geçmek, sıyırmak; sıyrılmak. i. sıyrık.
grease i. 1. yağ, içyağı, et yağı. 2. makineyağı, gres, gresyağı. f. yağ sürmek, yağlamak. 
grease s.o.´s palm  k. dili birine rüşvet vermek.
grease s.o.´s palm  birine rüşvet vermek. 
greasy s. yağlı, yağlanmış.
great s. 1. büyük (derece/miktar), çok. 2. büyük, muazzam; önemli. 3. k. dili mükemmel, fevkalade, harika. 
Great Britain  Büyük Britanya.
Great Dane  Danua cinsi köpek.
great-grandchild çoğ. great-grand.chil.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. torun çocuğu.
great-grandfather i. büyük dede.
great-grandmother i. büyük nine.
great-hearted s. 1. cesur, yiğit. 2. cömert.
greatly z. çok, pek çok; fazlasıyla.
greatness i. büyüklük.
Greece i. Yunanistan.
greed i. hırs, tamah, açgözlülük.
greedy s. tamahkâr, hırslı, açgözlü. 
Greek i. 1. Yunanlı; Rum. 2. Yunanca; Rumca. s. 1. Yunan; Rum. 2. Yunanca; Rumca. 3. Yunanlı. 
green s. 1. yeşil. 2. henüz olgunlaşmamış, ham (meyve). 3. k. dili acemi, toy. 4. Yeşiller Partisine ait. i. 1. yeşil renk, yeşil. 2. çimenlik. 3. Yeşiller Partisi üyesi/sempatizanı. 
green bean  taze fasulye, yeşil fasulye. 
green light  1. (trafik lambasında) yeşil ışık. 2. k. dili müsaade, izin, yeşil ışık. 
green onion  yeşil soğan. 
green onion  taze soğan.
green pea  bezelye. 
green pepper  1. dolmalık biber. 2. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). 
green pepper  1. dolmalık biber. 2. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). 
greenback i., k. dili papel, dolar, yeşil.
greenery i. yeşillik.
greengrocer i., İng. manav.
greenhorn i. acemi kimse, acemi çaylak.
greenhouse i. sera, ser, limonluk.
Greenland i. Grönland.
Greenlander i. Grönlandlı.
Greenlandic i. Grönlandca. s. 1. Grönland, Grönland´a özgü. 2. Grönlandca. 3. Grönlandlı.
greens i., k. dili (yaprakları çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler.
Greenwich i. Greenwich. 
Greenwich Mean Time Greenwich ortalama zamanı.
Greenwich Mean Time  Greenwich ortalama zamanı.
greet f. selamlamak, selam vermek; karşılamak; selamlaşmak.
greeting i. selam. 
greeting card  tebrik kartı.
gregarious s. 1. başkalarıyla beraber olmayı seven, girgin. 2. sürü halinde yaşamayı seven; sürücül.
gremlin i. (makineleri bozduğuna inanılan) cin.
grenade i. el bombası.
grew f., bak. grow.
grewsome s., bak. gruesome.
grey s., i., bak. gray.
greyhound i. tazı.
grid i. 1. ızgara. 2. grid.
griddle i. (alçak kenarlı, demir) tava.
gridiron i. 1. ızgara. 2. k. dili Amerikan futbol sahası.
grief i. büyük üzüntü, acı, keder. 
grief-stricken s. büyük bir üzüntü içinde olan.
grievance i. 1. şikâyet, yakınma. 2. şikâyete yol açan durum.
grieve f. büyük bir üzüntü içinde olmak; -e büyük üzüntü vermek, -e acı vermek.
grievous s. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı); ağır (masraf).
grill i. 1. ızgara (alet). 2. (alçak kenarlı, demir) tava. 3. ufak lokanta. f. 1. ızgarada pişirmek. 2. k. dili sorguya çekmek.
grim s. (--mer, --mest) 1. korkunç. 2. aman bilmez, katı, sert. 3. amansız (mücadele).
grimace i. yüz buruşturma/çarpıtma. f. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak.
grime i. kir, kirlilik.
grimy s. kirli. 
grin f. (--ned, --ning) sırıtmak. i. sırıtma. 
Grin and bear it!  Gülümseyip sineye çek!
grind f. (ground) 1. (değirmen, havan, dibek v.b.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. 2. (kıyma makinesinde) (et) çekmek; (mutfak robotunda) (sebze v.b.´ni) çekmek. 3. (dişlerini/vitesi) gıcırdatmak. 4. (bıçak v.b.´ni) bilemek. 5. (at) k. dili (ders için) çok çalışmak, ineklemek. i. 1. zor ve sıkıcı iş. 2. (kahvenin) çekiliş şekli; (unun) öğütülüş şekli: What grind of coffee do you prefer? Kahvenizi nasıl çekelim? 3. k. dili çok çalışan öğrenci, inek. 
grind to a halt  gıcırdayarak yavaş yavaş stop etmek; stop etmek, durmak.
grinder i. 1. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. 2. öğütücü (alet/makine). 3. öğütücü diş. 4. bileyici.
grindstone i. 1. (çark ile döndürülen) bileğitaşı, bileği çarkı. 2. değirmentaşı. 
grip f. (--ped, --ping) 1. sıkı tutmak, kavramak. 2. (birinin) dikkatini çekmek. i. 1. tutma/kavrama şekli. 2. kontrol, idare: Get a grip on yourself! Kendine hâkim ol! Don´t let the firm get into their grip. Firma onların kontrolüne geçmesin. 3. k. dili bavul. 
grip s.o.´s imagination  -i alıp götürmek. 
gripe f. 1. (about/at) k. dili şikâyet etmek, yakınmak. 2. (mide) sancımak. i. 1. k. dili şikâyet, yakınma. 2. (midede) sancı.
grisly s. tüyler ürpertici, korkunç, dehşet verici.
grist i. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. 
gristle i. kıkırdak. 
grit i. 1. kum tanesi; kum tanesi gibi taş parçacığı. 2. metanet. f. (--ted, --ting)
grit one´s teeth  k. dili metin olmak; dişini sıkmak.
grits i., çoğ. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme.
gritty s. 1. kumlu; kumlu gibi. 2. metin, dayanıklı.
grizzly i., zool., bak. grizzly bear. s. boz, gri, kurşuni. 
grizzly bear zool. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçayı, Ursus horribilis.
groan f. inlemek. i. inilti.
grocer i. bakkal.
groceries i., çoğ. bakkaldan alınan gıda maddeleri.
grocery i. bakkal dükkânı, bakkal, bakkaliye. 
grocery store bakkal dükkânı, bakkal, bakkaliye.
groggy s. sersem, zihni karışık; mahmur; uyku sersemi; içki sersemi.
groin i., anat. kasık.
groom i. güvey. f. tımar etmek.
groove i. 1. yiv. 2. rutin. f. yiv açmak.
grope f. 1. el yordamıyla aramak/ilerlemek. 2. (elle) sarkıntılık etmek. 
grope for words  kelimeleri zor bulmak.
gross 1 i. grosa, on iki düzine.
gross 2 s. 1. brüt, gayri safi (miktar/ağırlık). 2. göze batan veya tahammül edilmez (kusur, hata v.b.). 3. kaba, görgüsüz. 4. çok şişman. i. brüt para toplamı. f. brüt olarak (belirli bir miktar para) toplamak, kazanmak. 
gross income  brüt gelir. 
gross national product  ekon. gayrisafi milli hâsıla. 
gross profit  brüt kâr. 
gross weight  brüt ağırlık. 
grotesque s. gülünç, güldürecek kadar acayip; çok garip.
grotty s., İng., k. dili 1. pis, kirli, pasaklı, kırtıpil. 2. kıtıpiyoz, kıtıpiyos, kırtıpil, değersiz.
grouch i., k. dili her zaman şikâyetçi olan kimse, dırdırcı.
grouchy s., k. dili 1. şikâyetçi, dırdırcı. 2. sinirli.
ground 1 i. 1. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. Yere düştü. 2. toprak. 3. zemin; fon. 4. elek. toprak. 5. çoğ. (bir binaya/kuruluşa ait) arazi/bahçeler. 6. gerekçe, sebep, temel, dayanak: On what grounds are you making this accusation? Bu suçlamayı neye dayanarak yapıyorsunuz? 7. çoğ. telve. 
ground 2 f. 1. karaya oturmak; karaya oturtmak. 2. (uçak) (hava koşullarından dolayı) uçamamak; (uçağı) uçurtmamak. 3. (birini) (ceza olarak) (ev, okul, v.b.´nden) dışarı çıkartmamak. 4. (bir sebebe) dayanmak/dayatmak. 5. elek. (bir cihazı) topraklamak. 
ground 3 f., bak. grind. s. 
ground beef sığır kıyması. 
ground crew  (havaalanında) yer mürettebatı. 
ground floor  zemin kat. 
ground floor  zemin katı. 
ground forces  kara kuvvetleri. 
ground glass  buzlucam. 
ground meat kıyma.
ground rule  temel kural. 
ground s.o. in  birine (bir konunun) temel ilkelerini öğretmek.
ground wire  elek. toprak teli. 
groundbreaking s. çığır açan (olay v.b.). i.
groundbreaking ceremony  temel atma töreni.
groundhog i., zool. dağsıçanı.
groundless s. asılsız, temelsiz.
groundnut i., İng. yerfıstığı.
groundwork i. ön hazırlıklar. 
group i. grup. f. gruplandırmak; gruplaşmak.
group insurance  grup sigortası. 
group therapy  grup terapisi, küme sağaltımı.
groupie i. pop müzik topluluğu üyelerinin peşinde koşan kız.
grouse 1 i., zool. ormantavuğu.
grouse 2 f., k. dili şikâyet etmek.
grove i. 1. koru. 2. (meyve ağaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. walnut grove cevizlik.
grovel f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. kendini alçaltmak, yaltaklanmak. 2. yerde sürünmek.
grow f. (grew, --n) 1. büyümek; gelişmek; artmak. 2. (bitki/sebze/meyve) yetiştirmek; yetişmek. 3. olmak: She´s grown ugly. Çirkinleşti./Çirkin oldu. He´s grown old. Yaşlandı. 
grow away from  ile ilişkileri azalmak, -den uzaklaşmak. 
grow into  1. ... olmak. 2. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. 3. (bir işe) alışmak. 
grow old  1. yaşlanmak, ihtiyarlamak. 2. eskimek. 
grow on s.o.  zamanla birinin hoşuna gitmeye başlamak. 
grow out of  1. büyüdüğü için (bir giysiyi) giyememek. 2. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. 3. -den kaynaklanmak. 
grow too big for one´s boots  k. dili yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek. 
grow up  1. büyümek. 2. meydana gelmek, vuku bulmak. 
Grow up!  Çocukluğu bırak!
grower i. yetiştirici, üretici.
growl f. hırlamak. i. hırlama.
grown f., bak. grow. s. yetişkin.
grown-up s., i. yetişkin.
growth i. 1. büyüme; gelişme; artma. 2. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. 3. ur, tümör.
grub 1 i. 1. kurtçuk, larva. 2. k. dili yiyecek.
grub 2 f. (--bed, --bing) 1. up kazarak/belleyerek -i çıkarmak/sökmek. 2. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. 3. kazmak, bellemek.
grubby s. kirli, pis.
grudge f. (bir şeyi) (birine) çok görmek; kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. kin, garaz, hınç. 
grudgingly z. istemeyerek.
gruel i. sulu yulaf v.b. lapası.
grueling s. çok zor; zorlu.
gruelling s., İng., bak. grueling.
gruesome s. korkunç, dehşet verici.
gruff s. sert, katı, sevimsiz.
grumble f. şikâyet etmek. i. şikâyet.
grumpy s. aksiliği tutmuş, hırçınlığı üstünde.
grunt f. domuz gibi ses çıkarmak, homurdanmak. i. homurtu.
G-string i., k. dili (şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga.
guarantee i. garanti. f. garanti etmek.
guarantor i. kefil.
guaranty i., huk. garanti.
guard 1 i. 1. koruma görevlisi, muhafız; nöbetçi. 2. muhafızlar. 3. basketbol gard. 4. boks gard, savunma duruşu. 5. İng. (trende) biletçi. 
guard 2 f. 1. korumak. 2. (bir tutukluyu) gözetim altında tutmak. 
guard a secret  sır tutmak. 
guard against   -e karşı önlem almak. 
guard of honor  ask. şeref kıtası. 
guard one´s tongue  ağzını sıkı tutmak, dilini tutmak.
guard´s van  İng. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. 
guarded s. ihtiyatlı (söz, cevap, rapor v.b.).
guardian i. 1. huk. vasi. 2. koruyucu. 
guardian angel  koruyucu melek.
guardianship i. vesayet, vasilik.
guardrail i. (yol kenarındaki) bariyer, korkuluk.
guardsman çoğ. guards.men (gardz´mîn) i. muhafız.
Guatemala i. Guatemala.
Guatemalan i. Guatemalalı. s. 1. Guatemala, Guatemala´ya özgü. 2. Guatemalalı.
gubernatorial s. valiye/valiliğe ait.
guerilla i., bak. guerrilla.
guerrilla i. gerilla, gerillacı, çeteci.
guerrilla warfare  gerilla savaşı.
guess f. 1. tahmin etmek; tahminde bulunmak. 2. zannetmek, sanmak. i. tahmin. 
guesswork i. 1. tahmini iş. 2. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar.
guest i. 1. misafir, konuk; davetli. 2. otel/pansiyon müşterisi. 
guest artist  konuk sanatçı. 
guest of honor  şeref konuğu/misafiri. 
guest room  misafir odası. 
guesthouse i. pansiyon.
guff i., k. dili boş laf, palavra, martaval.
guffaw i. nahoş bir kahkaha. f. nahoş kahkaha atmak.
Guiana i. 1. Fransız Guyanası. 2. Guyana bölgesi, Guyana.
Guianan i. 1. Fransız Guyanalı. 2. Guyana bölgesi halkından biri, Guyanalı. s. 1. Fransız Guyanası, Fransız Guyanası´na özgü. 2. Guyana, Guyana bölgesi veya halkına özgü. 3. Fransız Guyanalı. 4. Guyanalı, Guyana bölgesi halkından olan. 
Guianese i. (çoğ. Gui.a.nese) s., bak. Guianan.
guidance i. 1. rehberlik, yol gösterme. 2. güdüm. 
guidance counselor  rehber öğretmen.
guide f. 1. rehberlik etmek, yol göstermek. 2. yönetmek, idare etmek. i. 1. rehber, kılavuz. 2. rehber kitabı, rehber. 
guide dog rehber köpek, gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. 
guidebook i. rehber, rehber kitabı.
guided missile  ask. güdümlü mermi.
guideline i. (bir projedeki) ana hatlar.
guild i. esnaf birliği, lonca.
guile i. kurnazlık, açıkgözlük.
guileful s. kurnaz, açıkgöz.
guileless s. saf, art niyetsiz.
guillotine i. giyotin. f. giyotin ile idam etmek.
guilt i. suçluluk.
guiltless s. suçsuz.
guilty s. suçlu.
guilty conscience  vicdan azabı. 
Guinea i. Gine.
guinea i. 1. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. 2. beçtavuğu.
guinea fowl  beçtavuğu. 
guinea fowl  beçtavuğu. 
guinea pig  kobay.
Guinea-Bissau i. Gine-Bisav.
Guinea-Bissauan i. Gine-Bisavlı. s. 1. Gine-Bisav, Gine-Bisav´a özgü. 2. Gine-Bisavlı.
Guinean i. Gineli. s. 1. Gine, Gine´ye özgü. 2. Gineli.
guise i. 1. kılık. 2. dış görünüş.
guitar i. gitar.
guitarist i. gitarist.
gulch i. küçük kanyon.
gulf i. 1. körfez. 2. çok derin kanyon. 
gull i. martı.
gullet i. boğaz, gırtlak.
gullibility i. kolay aldatılma, saflık.
gullible s. kolay aldatılabilir.
gully i. sel yatağı.
gulp f. yutuvermek. i. yutuverme. 
gulp s.t. down  bir şeyi yutuvermek.
gum 1 i., gen. çoğ. dişeti.
gum 2 i. 1. (çam reçinesinden başka herhangi bir) reçine. 2. çiklet. 
gum 3 f. (--med, --ming) zamk sürmek; zamklamak.
gum mastic  sakız. 
gum tree  1. okaliptüs, sıtmaağacı. 2. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. 
gumbo i. bamyalı yahni.
gumboot i., İng. lastik çizme.
gumdrop i. jelatinli şekerleme.
gummed s. zamklı.
gumption i., k. dili inisiyatif ve cesaret.
gun i. ateşli silah; top; tüfek; tabanca. f. (--ned, --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak; (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. 
gun for  1. (birinin) çanına ot tıkamak için fırsat kollamak. 2. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çalışmak. 
gun rack  tüfeklik. 
gun s.o. down  birini (ateşli silahla) vurmak. 
gunboat i. gambot.
gunfight i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma.
gunfire i. ateş etme, ateş.
gunge i., İng., bak. gunk.
gung-ho s., k. dili fazlasıyla istekli, dünden hazır.
gunk i., k. dili vıcık vıcık şey.
gunman çoğ. gun.men (g^n´mîn) i. silahlı kimse, ateşli silah taşıyan kimse.
gunner i. topçu.
gunnery i. topçuluk; atış ilmi.
gunnysack i. çuval.
gunpoint i. 
gunpowder i. barut.
gunrunner i. silah kaçakçısı.
gunrunning i. silah kaçakçılığı.
gunshot i. 1. silah atışı. 2. (ateşli silaha ait) menzil, erim, atım.
gunsmith i. tüfekçi, tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse.
gurgle f. 1. çağıldamak. 2. (bebek) agulamak. i. 1. çağıltı. 2. agu.
guru i. guru, mürşit, rehber.
gush f. 1. fışkırmak. 2. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak; yağlayıp ballamak. i. fışkırma, fışkırış; fışkırtı.
gusset i. kuş, verev takılan kumaş parçası.
gussy f. up k. dili -i süslemek. 
gussy o.s. up  süslenip püslenmek.
gust i. rüzgârın ani ve sert esmesi.
gustatory s. tat alma duyusuyla ilgili.
gusto i. zevk.
gut i. bağırsak.
gutless s., k. dili yüreksiz.
guts i. 1. çoğ. bağırsaklar. 2. k. dili cesaret, yürek: He´s got guts. Bayağı cesur o.
gutsy s., k. dili cesur, yürekli.
gutter i. 1. (çatı/dam kenarındaki) oluk. 2. (kaldırım kenarındaki) oluk, kanivo.
guttural s. gırtlaksı (ses). 
guy i., k. dili adam.
Guyana i. 1. Guyana, eski İngiliz Guyanası. 2. Guyana, Guyana bölgesi.
Guyanese i. (çoğ. Guy.a.nese) 1. Guyanalı, eski İngiliz Guyanası halkından biri. 2. Guyanalı, Guyana bölgesi halkından biri. s. 1. Guyana, eski İngiliz Guyanası veya halkına özgü. 2. Guyana, Guyana bölgesi veya halkına özgü. 3. Guyanalı, Guyana uyruklu. 4. Guyanalı, Guyana bölgesi halkından olan.
guzzle f. (içki) çokça içmek.
gym i. 1. spor salonu, jimnastik salonu. 2. (okullarda) beden eğitimi.
gymnasium i. spor salonu, jimnastik salonu.
gymnast i. jimnastikçi.
gymnastic s. jimnastiğe ait.
gymnastics i., çoğ. jimnastik.
gynaecologist i., İng., bak. gynecologist.
gynaecology i., İng., bak. gynecology.
gynecologist i. jinekolog.
gynecology i. jinekoloji, nisaiye.
gyp i., k. dili üçkâğıtçı, hileci, sahtekâr; kazıkçı. f. (--ped, --ping) aldatmak; kazık atmak.
gyp joint  kazık bir yer.
gypsum i. alçıtaşı, jips.
Gypsy i. Roman, Çingene.
gypsy i. Roman gibi yaşayan kimse.
gyrate f. dönmek, dönerek sallanmak.
gyration i. dönme, dönerek sallanma.
gyropilot i., hav., bak. automatic pilot.
gyroscope i. cayroskop, jiroskop.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)