Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
k kıs. kilogram, karat; elek. capacity.
K, k i. K, İngiliz alfabesinin on birinci harfi.
Kaaba i. Kâbe.
kale i. karalahana.
kaleidoscope i. çiçek dürbünü, kaleydoskop.
Kampuchea i. Kampuçya, Kamboçya, Kamboç. 
Kampuchean i. 1. Kampuçyalı, Kamboçyalı, Kamboçlu. 2. Kampuçça, Kamboçça. s. 1. Kampuçya, Kampuçya´ya özgü. 2. Kampuçça. 3. Kampuçyalı.
kangaroo i., zool. kanguru, Macropodidae.
kaput s., argo mahvolmuş.
karat i. ayar, altın ayarı.
karate i. karate.
Karelia i. Karelya. 
Karelian  i. 1. Karelyalı. 2. Karelyaca. s. 1. Karelya, Karelya´ya özgü. 2. Karelyaca. 3. Karelyalı.
karyokinesis i., biyol. karyokinez, mitoz. 
Kashmir i. Keşmir. 
Kashmir´i  i., s. Keşmirli. 
Kashmir´ian  s. 1. Keşmir, Keşmir´e özgü. 2. Keşmirli. i. Keşmirli.
Kazak i., s., bak. Kazakh. 
Kazakh i., s. 1. Kazak. 2. Kazakça.
Kazakhstan i. Kazakistan.
Kazakstan i., bak. Kazakhstan.
keel i. gemi omurgası, karina. f. alabora etmek. 
keel over  1. alabora olmak. 2. birden devrilip düşmek. 
keelage i. liman resmi.
keen s. 1. keskin, sivri. 2. acı. 3. sert, şiddetli, keskin. 4. kuvvetli, yoğun. 5. keskin (göz/zekâ). 6. gözü açık, zeki. 7. İng., k. dili çok hevesli. 8. kıyasıya (rekabet). 9. doymak bilmez (iştah). 
keenly z. 1. şiddetle. 2. şevkle.
keenness i. 1. keskinlik. 2. şiddet. 3. düşkünlük, merak. 4. zekâ, akıllılık.
keep 1 f. (kept) 1. tutmak:.It´ll keep you warm. Seni sıcak tutar. She keeps a diary. Günlük tutuyor. He keeps the books. Defter tutuyor. 2. tutmak, saklamak. 3. (dükkân) sahibi olmak, işletmek. 4. (hayvan) beslemek. 
keep 2 i. 1. geçim. 2. himaye. 3. içkale. 
keep a civil tongue in one´s head  k. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in your head! Terbiyeni takın! 
keep a close watch on #AD?
keep a journal  günlük tutmak.
keep a low profile  k. dili dikkati çekmemeye çalışmak, sivri olmamaya çalışmak, göze batmamaya çalışmak.
keep a low profile k. dili göze çarpmamaya çalışmak.
keep a secret  sır saklamak.
keep a secret  sır saklamak. 
keep a stiff upper lip  cesaretini kaybetmemek, metin olmak.
keep a stiff upper lip  k. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak; metanet göstermek.
keep a straight face  k. dili hiç gülmemek, ciddiyetini korumak, istifini bozmamak. 
keep abreast of  1. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak, (son gelişmelerden) haberdar olmak. 2. ile atbaşı (beraber) gitmek.
keep account of -i aklında tutmak. 
keep an account of  -in kaydını tutmak, -i kaydetmek, -i not etmek.
keep an ear to the ground  kulağı kirişte olmak, kulağı tetikte olmak. 
keep an eye on  -e göz kulak olmak, gözü -in üstünde olmak. 
keep an eye out for  (bir şey için) göz kulak olmak. 
keep away  uzak durmak. 
keep back  saklamak, gizlemek.
Keep back! Uzak dur!
keep bankers´ hours k. dili 1. günde pek az saat açık olmak. 2. günde pek az saat çalışmak.
keep company with  ile arkadaşlık etmek. 
keep count (of) -in sayısını tutmak. 
keep dark  saklamak, sır vermemek. 
keep early hours  eve erken dönmek; erken yatmak. 
keep fit  formunu korumak. 
keep going  1. devam etmek. 2. ilerlemek. 3. sürdürmek, devam ettirmek. 
keep good time  (saat) her zaman zamanı doğru göstermek: My watch keeps good time. Kol saatim zamanı hep doğru gösterir. 
keep house  ev idare etmek. 
keep in 1. içeride kalmak. 2. içeride alıkoymak, saklamak. 
keep in mind  akılda tutmak, unutmamak. 
keep in view  1. gözden kaybetmemek; gözden uzak tutmamak. 2. göz önünde tutmak.
keep in with  ile dost kalmak. 
keep it up  sürdürmek, devam etmek. 
keep o.s. aloof from kendini -den uzak tutmak.
keep off  1. -i yaklaştırmamak, -i uzak tutmak. 2. -den uzak kalmak. 
keep on  devam etmek. 
keep one´s balance dengesini korumak. 
keep one´s balance  kendine hâkim olmak, dengesini kaybetmemek. 
keep one´s counsel  sır saklamak. 
keep one´s distance from  -den uzak durmak, ile arasına mesafe koymak. 
keep one´s end up  kendine düşen görevi yerine getirmek; kendine düşen payı ödemek. 
keep one´s eyes open/peeled/skinned gözünü açmak, gözünü dört açmak, tetikte olmak. 
keep one´s eyes peeled  tetikte olmak.
keep one´s figure  vücut hatlarını korumak.
keep one´s head  kendine hâkim olmak. 
keep one´s mouth shut k. dili ağzını sıkı tutmak, çenesini tutmak.
keep one´s nose to the grindstone  k. dili durmadan çalışmak.
keep one´s nose to the grindstone  durup dinlenmeden çalışmak. 
keep one´s own counsel  fikirlerini kendine saklamak.
keep one´s promise  sözünü tutmak. 
keep one´s promise/word  sözünü yerine getirmek, sözünü tutmak, sözünden dönmemek. 
keep one´s seat  1. oturduğu yerden kalkmamak. 2. parlamentodaki yerini korumak. 
keep one´s shirt on  k. dili 1. sinirlenmemek, patlamamak. 2. sabırsızlanmamak. 3. telaşa kapılmamak. 
keep one´s temper  öfkeye kapılmamak; öfkesini yenmek; itidalini muhafaza etmek.
keep one´s trap shut k. dili çenesini tutmak, gagasını kısmak. 
keep one´s wits about one. How about ...? 1. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? Çetin´den ne haber? Ne yapıyor? 3. -e/-i ne yapacağız/yapmalıyız? How about that damp basement? O rutubetli bodruma ne yapacağız? 4. ... hakkında/için ne düşünüyorsun/düşünüyorsunuz?: How about Ayşe´s plan? Ayşe´nin planı hakkında ne düşünüyorsun? 
keep one´s word  sözünü tutmak. 
keep order  disiplini korumak. 
keep out  1. dışında kalmak. 2. dışarıda bırakmak. 
keep out of mischief  yaramazlıktan kaçınmak.
keep out of sight  hiç görünmemek, hiç gözükmemek. 
Keep out!  1. Girilmez. 2. Yaklaşma! 
keep pace with  -e ayak uydurmak. 
keep s.o. advised of birini -den haberdar etmek, birini (bir konuda) bilgilendirmek. well-advised s. tedbirli, akıllı.
keep s.o. at a distance  birine soğuk davranmak.
keep s.o. at arm´s length  (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. 
keep s.o. at arm´s length  birini pek yaklaştırmamak, birinin samimi olmasına izin vermemek. 
keep s.o. away  birini uzak tutmak. 
keep s.o. company  birine refakat etmek, birini yalnız bırakmamak. 
keep s.o. down  birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. 
keep s.o. engaged birini meşgul etmek. 
keep s.o. from doing s.t.  birini bir şey yapmaktan alıkoymak. 
keep s.o. guessing  birini doğru dürüst haberdar etmemek. 
keep s.o. under surveillance  birini sürekli olarak gizlice izlemek.
keep s.o. waiting  birini bekletmek. 
keep s.o. waiting  birini bekletmek. 
keep s.o./s.t. in sight  (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. 
keep s.t. a secret from s.o. bir şeyi birinden saklamak.
keep s.t. from s.o.  birinden bir haberi saklamak/gizlemek. 
keep s.t. in perspective bir şeye bir bütün olarak bakmak, bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak.
keep s.t. under     wraps  k. dili bir şeyi gizli tutmak. 
keep s.t. under one´s hat  bir şeyi gizli tutmak. 
keep s.t. under one´s hat  k. dili bir şeyi gizli tutmak. 
keep score (puan) saymak.
keep silent  susmak, sessiz kalmak. 
keep step with  -e ayak uydurmak. 
keep tabs on/keep a tab on  -i takip etmek, -i izlemek; -i gözetlemek.
keep the accounts hesap tutmak, defter tutmak. 
keep the ball rolling  iyi bir işi sürdürmek. 
keep the lid on  k. dili 1. -i gizli tutmak, -i gizlemek. 2. (çığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak.
keep the peace  huk. sulhu bozmamak. 
keep time tempo tutmak. 
keep time  1. tempo tutmak. 2. spor (bir yarış, maç v.b.´nde) zaman tutmak. 3. (saat) her zaman zamanı doğru göstermek.
keep to -e bağlı kalmak. 
keep to the straight and narrow  k. dili doğru yoldan ayrılmamak, ahlaklı bir şekilde yaşamak. 
keep touch with  ile ilişkiyi sürdürmek. 
keep track of  -i izlemek, -i takip etmek. 
keep track of  1. (bir şeyi) aklında tutmak. 2. (bir şeye) dikkat etmek, (bir şeyi) takip etmek; (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s going on. Neler olup bittiğine dikkat etmelisin. 
keep up  1. devam etmek. 2. yüksek tutmak. 
keep up with  1. ile aynı hızda/tempoda gitmek, -e ayak uydurmak. 2. (çağa/zamana) ayak uydurmak. 3. -i takip etmek, -i izleyerek bilgi sahibi olmak. 4. ile aşık atmak, ile yarışmak, -den geri kalmamak. 
keep up with the times çağın gerisinde kalmamak, çağa ayak uydurmak. 
keep watch  bekçilik etmek, nöbet tutmak/beklemek.
keep/hold s.o./an animal at bay  birini/bir hayvanı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek, birini/bir hayvanı sindirmek.
keep/stay in the background  arka planda kalmak, kendini göstermemek.
keeper i. 1. bekçi. 2. gardiyan. 3. bakıcı.
keeping i. 1. tutma, koruma. 2. geçim, geçimini sağlama. 3. himaye. 4. uyum. 
keepsake i. yadigâr, andaç, anmalık, hatıra.
keg i. küçük fıçı, varil.
kelp i. esmer suyosunu, varek.
Kelt i., bak. Celt.
Keltic i., s., bak. Celtic.
ken f. (--ned, --ning) İskoç. bilmek, anlamak, tanımak. i. 1. görüş alanı; görüş açısı. 2. bilgi alanı. 
kennel i. 1. köpek kulübesi. 2. köpek yetiştirilen yer. --s i., çoğ. köpek yetiştirilen yer.
Kenya i. Kenya. 
Kenyan  i. Kenyalı. s. 1. Kenya, Kenya´ya özgü. 2. Kenyalı.
kept f., bak. keep.
kerb i., İng. (yol kenarındaki) bordür, bordür taşları.
kerbstone i., İng. bordür taşı.
kerchief i. 1. başörtüsü, eşarp. 2. boyun atkısı. 3. mendil.
kerfuffle i., İng., k. dili şamata; gürültü patırtı; telaş.
kermes i. kırmız. 
kermes mineral  madenkırmız, kırmız madeni. 
kermes oak  kırmızmeşesi.
kernel i. 1. tahıl tanesi. 2. çekirdek içi. 3. iç. 4. öz, cevher, esas, ruh.
kerosene i. gazyağı, gaz. 
kerosene lamp  gaz lambası.
kettle i. 1. çaydanlık. 2. güğüm. 
kettledrum i., müz. timbal.
key 1 i. 1. anahtar. 2. kurgu, zemberek kurgusu. 3. çözüm yolu. 4. cevap anahtarı, şifre cetveli. 5. (klavyede) tuş. 6. müz. anahtar. 7. ses perdesi. s. baş, ana, en önemli. 
key 2 f. 1. kilitlemek. 2. to -e göre ayarlamak, -e uygun duruma getirmek, -e uydurmak. 3. akort etmek. 
key position  önemli yer; yetkili mevki. 
key ring  anahtar halkası. 
key up  1. heyecanlandırmak, coşturmak. 2. müz. perdesini yükseltmek. 
key word  (sözlükte/ansiklopedide) madde, madde başı sözcük. 
keyboard i. klavye.
keyhole i. anahtar deliği.
keynote i. 1. müz. ana nota. 2. temel düşünce, ilke, dayanak. 
keynote address  toplantıyı açış konuşması.
keystone i. 1. anahtar taşı, kilit taşı. 2. temel taşı, ana ilke, temel.
kg kıs. keg(s), kilogram(s).
khaki s., i. (koyu) bej. 
khakis i. 1. (koyu) bej pantolon. 2. (koyu) bej üniforma.
Khyber i. Hayber. 
kibla i., bak. qibla.
kiblah i., bak. qibla.
kick 1 f. 1. tekmelemek, tekme atmak; çifte atmak. 2. (silah) geri tepmek, seğirdim yapmak. 3. k. dili karşı durmak. 4. tekmeleyerek kovmak. 
kick 2 i. 1. tekme. 2. k. dili karşı gelme. 3. argo (içkide) kuvvet, sertlik; (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. Bu içki bayağı sert. 4. argo heyecan, zevk, keyif: That´s a real kick! Büyük bir zevk o! 5. argo kuvvet, enerji, çeviklik, şevk. 6. argo merak, heves. 7. geri tepme, seğirdim. 8. topa vurma. 
kick a goal  topa vurup gol atmak.
kick around  k. dili 1. kötüye kullanmak. 2. ihmal etmek. 3. diyar diyar dolaşmak. 4. düşünüp taşınmak.
kick ass k. dili bazılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek.
kick at  tekme vurmak. 
kick back  1. (tüfek) geri tepmek. 2. argo rüşvet vermek. 
kick off  1. futbol oyuna başlamak. 2. argo nalları dikmek, mortoyu çekmek, ölmek. 
kick over the traces  k. dili dizginleri koparmak.
kick s.o. out  birini kapı dışarı etmek; birini işten çıkarmak. 
kick the bucket  argo nalları dikmek, mortoyu çekmek, ölmek. 
kick the habit  k. dili uyuşturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak.
kick up a row/fuss  k. dili kavga çıkarmak, hır çıkarmak. 
kick up a row/make a row  kıyameti koparmak, çıngar çıkarmak.
kick up one´s heels  eğlenmek, hoşça vakit geçirmek. 
kick up one´s heels  kendini zevke vermek, eğlenceye dalmak.
kickback i., argo rüşvet, komisyon.
kicker i. 1. vuran şey/kimse. 2. k. dili şikâyetçi, yakınan kimse. 3. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli nokta.
kickoff i. 1. futbol oyuna başlama vuruşu. 2. k. dili başlama.
kid i. 1. oğlak, keçi yavrusu. 2. k. dili çocuk. f. (--ded, --ding) 1. k. dili takılmak, işletmek, dalga geçmek. 2. oğlak doğurmak. 
kid brother k. dili ufak erkek kardeş. 
kid sister k. dili ufak kız kardeş. 
kiddie i., k. dili, bak. kiddy.
kiddy i., k. dili çocuk.
kid-glove s. fazla nazik.
kid-gloved s., bak. kid-glove.
kidnap f. (--ped/--ed, --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaçırmak.
kidney i. böbrek. 
kidney bean  bir tür barbunya fasulyesi, barbunya. 
kidney machine  böbrek makinesi, diyaliz makinesi.
kill f. 1. öldürmek, katletmek. 2. mahvetmek, yok etmek. 3. argo çok güldürmek, gülmekten öldürmek. 4. etkisiz hale getirmek. 5. (zamanı) boşa geçirmek, öldürmek. 6. veto etmek, reddetmek. i. 1. öldürme. 2. avda öldürülmüş hayvan, av. 
kill off  hepsini öldürmek, kılıçtan geçirmek. 
kill the fatted calf  k. dili büyük bir karşılama töreni hazırlamak.
kill the goose that lays the golden egg  k. dili altın yumurtlayan kazı kesmek.
kill time  zaman öldürmek. 
kill two birds with one stone  bir taşla iki kuş vurmak, iki işi birden görmek. 
killer i. 1. öldüren şey/kimse. 2. argo çok çekici kimse.
killing i. 1. öldürme, katil. 2. vurgun (av). 3. k. dili vurgun, büyük kazanç. s. 1. öldürücü. 2. k. dili çok komik. 3. yorucu, yıpratıcı.
kiln i. tuğla/kireç ocağı, fırın.
kiln-dry f. ocakta kurutmak.
kilo i. kilo, kilogram.
kilocalory i. kilokalori.
kilocycle i. kilosikl.
kilogram i. kilogram, kilo.
kilogram-force i., fiz. kilogramkuvvet.
kilogramme i., İng., bak. kilogram.
kilogram-meter i., fiz. kilogrammetre.
kilohertz i., fiz. kilohertz.
kilojoule i., fiz. kilojul.
kiloliter i. kilolitre.
kilolitre i., İng., bak. kiloliter.
kilometer i. kilometre.
kilometre i., İng., bak. kilometer.
kilowatt i. kilovat.
kilt i. fistan, İskoç erkeklerinin giydiği eteklik.
kin i. (çoğ. kin) akraba. 
kind 1 i. çeşit, cins, tür, nevi. 
kind 2 s. iyi, iyiliksever, iyilikçi; sevecen; merhametli.
kindergarten i. anaokulu.
kindhearted s. iyi kalpli.
kindle f. 1. tutuşturmak, yakmak; tutuşmak, yanmak, ateş almak. 2. uyandırmak; uyanmak. kindling (wood) çıra.
kindly s. 1. iyi niyetli, iyilikten kaynaklanan. 2. iyi, iyiliksever; sevecen; merhametli. z. 1. iyi; müşfik/merhametli bir şekilde. 2. lütfen: Will you kindly open the door? Kapıyı lütfen açar mısınız? 
kindness i. 1. iyilik, iyilikseverlik, iyilikçilik; sevecenlik; merhametlilik. 2. iyilik, lütuf. 
kindred i. 1. akraba, akrabalar. 2. soy. 3. akrabalık. s. akraba olan; birbirine benzer; aynı soydan; aynı türden.
kinetic s. kinetik. 
kinetic art kinetik sanat.
kinetic energy kinetik enerji.
kinetics i., fiz., kim. kinetik, hızbilim.
king i. 1. kral. 2. başta olan kimse. 3. bir konuda en usta kimse. 4. isk. papaz. 5. satranç şah. 
king orange king, kink.
kingdom i. 1. krallık. 2. biyol. âlem.
kingfisher i. yalıçapkını, iskelekuşu.
kingpin i., k. dili en nüfuzlu kişi, en önemli kişi; kilit noktasında bulunan kimse.
king-size s., k. dili olağandan daha büyük; çok büyük.
king-sized s., k. dili, bak. king-size.
kink i. 1. halat, tel veya ipin dolaşması. 2. garip fikir, kapris.
kinky s. 1. kıvırcık (saç). 2. dolaşık, karışık. 3. İng., k. dili seksle ilgili garip eğilimleri/fikirleri olan.
kinship i. 1. akrabalık, yakınlık. 2. birbirine benzerlik.
kiosk i. 1. İng. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. telephone kiosk telefon kulübesi. 2. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) pavyon.
kip i., İng., k. dili 1. (birinin kaldığı) yer/ev/oda; (birinin yattığı) yatak. 2. uyku. f. (--ped, --ping) İng., k. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak; (bir yerde) yatıp uyumak. 
kipper i. çiroz. f. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak.
Kirghiz i. 1. (çoğ. Kir.ghiz) Kırgız. 2. Kırgızca. s. 1. Kırgız. 2. Kırgızca.
Kirghizia i., tar. Kırgızistan.
Kirghizistan i., bak. Kyrgyzstan.
Kirgiz i., s., bak. Kirghiz.
Kirgizia i., bak. Kirghizia.
Kirgizistan i., bak. Kirghizistan.
kiss f. 1. öpmek; öpüşmek. 2. hafifçe dokunmak. i. 1. öpüş, öpücük, buse. 2. hafif temas. 3. şeker, şekerleme. 
kiss and be friends  barışmak. 
kiss away the hurt  ağrıyı öpücükle geçirmek. 
kiss the dust  1. boyun eğmek, mağlup olmak. 2. vurulup ölmek. 
kit i. 1. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantası. 2. monte edilmemiş takım. 
kitchen i. mutfak. 
kitchen cabinet  mutfak dolabı. 
kitchen garden  sebze bahçesi. 
kitchen sink  eviye, bulaşık teknesi.
kitchen sink  eviye.
kitchenette i. ufak mutfak.
kite i. 1. uçurtma. 2. zool. çaylak. 
kitten i. 1. yavru kedi, enik, encik. 2. tavşan yavrusu. 
kitty i. pisi, pisipisi, kedi.
kittycat i., bak. kitty.
kiwi i. 1. zool. kivi. 2. bot. kivi.
kiwifruit i. kivi (meyve).
kleptomania i. kleptomani.
kleptomaniac i. kleptoman.
klutz i., argo saloz, dangalak.
km kıs. kilometer(s).
knack i. 1. ustalık, marifet, hüner. 2. ustalıklı iş.
knackered s., İng., k. dili bitkin, hoşaf gibi, çok yorgun.
knapsack i. sırt çantası.
knave i. 1. hilekâr kimse. 2. isk. bacak, vale, oğlan.
knead f. 1. yoğurmak. 2. masaj yapmak.
knee i. diz. 
knee joint  diz eklemi. 
knee-deep s. diz boyu derinliğinde.
knee-high s. dize kadar yükselen, diz boyunda. 
knee-high to a grasshopper  k. dili çok kısa boylu.
knee-jerk s. düşünmeden yapılan, tepke olarak yapılan.
kneel f. (knelt/--ed) 1. diz çökmek. 2. diz üstü oturmak. 3. diz büküp selamlamak.
knell i. 1. matem çanı. 2. ölüm haberi, kara haber. 3. herhangi bir şeyin yok olacağı haberi.
knelt f., bak. kneel.
knew f., bak. know.
knickerbockers i., çoğ. diz altından büzgülü bol pantolon, golf pantolonu.
knickers i. 1. golf pantolonu. 2. İng. kadın külotu. 
knickknack i. biblo, süs eşyası.
knife i. (çoğ. knives) bıçak, çakı. f. 1. bıçakla kesmek. 2. bıçaklamak. 3. argo arkadan vurmak. 
knife grinder  bıçak bileyici. 
knife sharpener  bıçak bileyici alet, bileği. 
knight i. 1. şövalye. 2. satranç at.
knit f. (--ted/knit) 1. örmek. 2. sıkı sıkıya bağlamak, birleştirmek. 3. (kaşları) çatmak: He knit his brows. Kaşlarını çattı. 4. (kemik) kaynamak: The bone has knit. Kemik kaynamış. 
knit goods  örme eşya; triko eşya.
knit one, purl one  bir düz, bir ters örmek.
knitted s. örme, örülmüş.
knitting i. 1. örme. 2. örgü. 
knitting machine  örgü makinesi. 
knitting needle  örgü şişi, şiş. 
knitting needle  örgü şişi. 
knitting work  örgü işi.
knitwear i. örme eşya/giysiler.
knives i., çoğ., bak. knife.
knob i. 1. top, yumru. 2. topuz, tokmak. 3. tepecik, yuvarlak tepe. 4. İng. ufak parça: a knob of butter bir parça tereyağı. f. (--bed, --bing) yumrulaştırmak.
knobby s. 1. yumrulu, yumru yumru. 2. tokmak gibi.
knock f. 1. vurmak, çarpmak. 2. tokuşmak. 3. at/on -i çalmak, -e vurmak. 4. mak., oto. vuruntu/detonasyon yapmak. 5. against/into -e çarpmak. 6. argo kusur bulmak, eleştirmek. i. 1. vurma, vuruş. 2. kapı çalınması. 3. oto., mak. vuruntu, detonasyon. 
knock about  1. tekrar tekrar vurmak, şiddetle sarsmak, tartaklamak. 2. k. dili oradan oraya dolaşmak. 
knock at the door  bak. knock on the door. 
knock down  1. yumrukla yere devirmek. 2. mezatta çekici vurup malı son fiyatı verenin üzerine bırakmak. 3. (fiyatı) indirmek. 
knock off  1. k. dili işi bırakmak, paydos etmek, tatil etmek. 2. şıpınişi yapıvermek. 3. argo öldürmek. 4. argo soymak. 
knock off work  k. dili (geçici olarak) işi bırakmak; paydos etmek; mola vermek. 
knock on the door  kapıyı çalmak. 
knock out  k. dili (elektriği, telefon hattını v.b.´ni) kesmek. 
knock over  devirmek. 
knock s.o. out  1. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. 2. k. dili (ilaç) birini uyutmak. 3. k. dili birini hayran etmek/mest etmek. 
knock s.o. up  1. argo birini hamile bırakmak. 2. İng., k. dili birini uyandırmak. 3. İng., k. dili birini çok yormak, birinin pestilini/canını çıkarmak. 
knock s.t. off the price fiyatta indirim yapmak. 
knock together  birbirine çarpmak. 
knock up İng., k. dili yapıvermek, çabucak hazırlamak.
knock-down-drag-out s., k. dili kıran kırana (dövüş). i., k. dili kıran kırana dövüş.
knocker i. 1. kapı tokmağı, tokmak. 2. argo (kadında) göğüs, meme, far, ampul, çıngırak, çan.
knock-kneed s. çarpık bacaklı, yürürken dizleri birbirine çarpan.
knockout i., boks nakavt. s. 1. sersemletici. 2. ask. düşmana çok zarar veren (saldırı). 3. k. dili çok güzel, muhteşem. 
knoll i. tepecik.
knot i. 1. düğüm. 2. güçlük, zorluk. 3. rabıta, bağ. 4. küme. 5. budak, boğum. 6. den. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. f. (--ted, --ting) 1. düğümlemek, düğümle bağlamak. 2. düğüm atmak, düğümlemek. 3. düğümlenmek, düğüm olmak. 4. karmakarışık etmek. 5. budaklanmak. 6. (kaslar) boğum boğum olmak. 
knotty s. 1. düğümlü, düğüm düğüm. 2. karışık, dolaşık. 3. budaklı. 4. boğum boğum.
know 1 f. (knew, --n) 1. bilmek. 2. tanımak. 3. seçmek, farketmek. 4. haberi olmak, haberdar olmak. 
know 2 i. bilgi, malumat. 
know all the wrinkles  k. dili işin bütün yönlerini bilmek.
know how to -i bilmek, -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? 
know one´s own mind  kendi fikrini bilmek, ne istediğini bilmek. 
know one´s own mind  emin olmak, kararlı olmak. 
know one´s stuff  k. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. 
know one´s way around a place  k. dili bir yerin girdisini çıktısını bilmek.
know s.o. by sight only  birini sadece yüzünden tanımak. 
know s.t. cold  bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. 
know the ropes  usulünü bilmek, çaresini bilmek. 
know the ropes  k. dili ne yapılması gerektiğini iyi bilmek.
know the score k. dili dünyada olup bitenleri bilmek.
know what´s what  uyanık olmak, dünyada olup bitenleri bilmek. 
know which side one´s bread is buttered on  k. dili gerçek çıkarının nerede olduğunu bilmek.
know-how i., k. dili bilgi; yetenek; bilgi ve tecrübeden doğan güç.
knowing s. 1. bilgisi olan. 2. çok bilmiş, şeytan. 3. kurnaz, açıkgöz. 4. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış).
knowingly z. bilerek, bile bile, kasten.
knowledge i. 1. bilgi, malumat. 2. haber. 
knowledgeable  s. bilgili, zeki.
known f., bak. know. s. bilinen. i.
knuckle i. parmağın oynak yeri, boğum. 
knuckle down  işe koyulmak. 
knuckle under  teslim olmak, boyun eğmek. 
knuckledusters  i., k. dili demir muşta.
kohlrabi i. (çoğ. --es) alabaş.
kook i., argo antika kimse. 
kooky s., k. dili antika.
Koran i. Kuran. 
Koranic s. Kuran´a ait; Kuran´da bulunan; Kuran´ın buyurduklarına göre/uygun.
Korea i. Kore. 
Korean i. 1. Koreli. 2. Korece. s. 1. Kore, Kore´ye özgü. 2. Korece. 3. Koreli. 
Kos i. İstanköy.
kosher s. 1. turfa olmayan, kaşer. 2. k. dili dürüst.  
kowtow f. to -e yaltaklanmak.
kraut i. bir çeşit lahana turşusu.
Kremlin i. 
kudos i. övgü, övücü sözler.
kudzu i. japonsarmaşığı.
kumquat i., bot. kumkat.
kung fu spor kung fu.
Kurd i. Kürt. 
Kurdish  s., i. 1. Kürt. 2. Kürtçe.
Kuwait i. Kuveyt. 
Kuwaiti i. Kuveytli. s. 1. Kuveyt, Kuveyt´e özgü. 2. Kuveytli.
Kyrgyz i. 1. (çoğ. Kyr.gyz) Kırgız. 2. Kırgızca. s. 1. Kırgız. 2. Kırgızca.
Kyrgyzstan i. Kırgızistan.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)