Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
L Romen rakamları dizisinde 50 sayısı.
L kıs. Latin.
l kıs. latitude, law, league, left, length, line, lira, lire, liter(s).
L, l i. L, İngiliz alfabesinin on ikinci harfi.
la i., müz. la notası, müzik gamında altıncı nota. 
lab i., k. dili laboratuvar.
lab kıs. laboratory.
labdanum i. laden reçinesi.
label i. 1. etiket. 2. nitelendirici isim/cümlecik. f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. etiket yapıştırmak, etiketlemek. 2. sınıflandırmak. 3. nitelendirmek, ... damgasını vurmak.
labor i. 1. çalışma, iş, emek. 2. işçi sınıfı. 3. doğum sancısı. 4. zahmet. 5. den. fırtınada geminin şiddetle çalkalanması. f. 1. çalışmak, çabalamak. 2. uğraşmak, emek vermek. 3. güçlükle ilerlemek. 4. den. denizlerde çalkalanmak, çok hırpalanmak. 5. doğurma halinde olmak. 6. ağrı çekmek. 7. emekle meydana getirmek. 
labor dispute  iş anlaşmazlığı. 
labor exchange  iş ve işçi bulma kurumu.
labor relations  1. iş ilişkileri. 2. işçi ve işveren ilişkileri. 
labor under a misconception  yanlış kanıda olmak.
labor union  işçi sendikası. 
laboratory i. laboratuvar.
labored  s. rahat/tabii olmayan. 
labored breathing zor nefes alma.
laborer i. işçi, rençper.
labor-intensive s. yoğun işgücü gerektiren.
laborious s. 1. zahmetli, emekli, yorucu. 2. çalışkan. 
laboriously  z. zahmetle, emek vererek.
laborsaving s. zahmeti azaltan, kolaylaştırıcı, daha az emek isteyen.
labour i., f., İng., bak. labor.
labourer i., İng., bak. laborer.
Labrador i. 1. coğr. Labrador. 2. labradorköpeği. 
Labrador retriever labradorköpeği.
Labradorean i. Labradorlu. s. 1. Labrador, Labrador´a özgü. 2. Labradorlu.
Labradorian i., s., bak. Labradorean.
laburnum i., bot. sarısalkım.
labyrinth i. labirent.
lace 1 i. 1. dantel. 2. şerit. 3. kaytan. 4. kordon. 5. (ayakkabı için) bağ, bağcık. 
lace 2 f. 1. (ayakkabıya) bağlarını geçirmek. 2. up (ayakkabı, bot v.b.´ni) bağlamak. 3. dantelle süslemek. 4. into k. dili -e yumrukla saldırmak. 5. into k. dili -i fena halde haşlamak, -e fırça çekmek, -i şiddetle azarlamak. 6. renklerle çizgilemek. 7. (içkiye) hafif alkol katmak.
lacerate f. 1. yırtmak, yaralamak. 2. (kalbini) kırmak, (duygularını) incitmek, üzmek.
laceration i. 1. yırtma, yaralama. 2. incitme.
lachrymal s., bak. lacrimal.
lachrymatory i., bak. lacrimatory.
lack i. 1. of -sizlik, yokluk; yoksunluk: lack of water susuzluk. lack of money parasızlık. lack of love sevgisizlik. 2. eksiklik. f. bulunmamak; -e sahip olmamak; -den yoksun kalmak.
lackadaisical s. 1. canından bezmiş gibi, cansız. 2. uyuşuk, tembel.
lackey i. uşak.
lacking s.
lackluster i. donukluk, cansızlık. s. donuk, cansız.
lacklustre i., s., İng., bak. lacklustre.
laconic s. az ve öz, özlü, veciz.
lacquer i. vernik, laka. f. verniklemek.
lacrimal s. gözyaşı ile ilgili, lakrimal. 
lacrimal gland  gözyaşı bezi. 
lacrimal sac  gözyaşı kesesi.
lacrimatory i. gözyaşı testisi. 
lactate i. laktik asidin tuzu/esteri. f. 1. süt salgılamak. 2. meme vermek, emzirmek.
lactation i. 1. süt salgılama. 2. meme verme, emzirme.
lactic s. 
lactic acid laktik asit.
lactose i. laktoz, süt şekeri.
lacuna çoğ. --e (lıkyu´ni)/--s (lıkyu´nız) i. boşluk, aralık, boş yer, eksiklik.
lacustrine s. 1. gölsel. 2. gölcül.
lacy s. 1. dantel gibi. 2. dantelli. 3. dantelden yapılmış.
lad i. 1. erkek çocuk; delikanlı, genç. 2. çoğ., İng. (erkekleri kastederek) arkadaşlar: Tell the lads! Arkadaşlara söyle! Come on, lads! Haydi beyler!
ladanum i., bak. labdanum.
ladder i. 1. merdiven, portatif merdiven. 2. İng. çorap kaçığı. 
ladder stitch  iğneardı teyel, çapraz teyel.
lade f. (--d, --d/--n) yüklemek.
laden f., bak. lade. s. yüklü.
lading i. yükleme. 
Ladino i., s. Yahudi İspanyolcası, Yahudice.
ladle i. kepçe. f. kepçe ile doldurmak/boşaltmak.
ladleful i. kepçe dolusu.
lady i. 1. bayan, hanım, hanımefendi. 2. b.h. Leydi. 3. sevilen kadın, sevgili.
lady in waiting  kraliçenin/prensesin nedimesi. 
lady of the house  evi idare eden kadın.
ladybird i., bak. ladybug.
ladybug i. hanımböceği, gelinböceği.
lady-killer i. kadın avcısı.
ladylike s. hanımca, hanıma yakışır, hanım gibi, zarif.
lag f. (--ged, --ging) 1. behind -den geri kalmak. 2. oyalanmak. i. geri kalma, gerilik. s. ağır, geri. 
lag end  geç kalan, son.
lager i., İng. sarı renkli bir bira.
laggard s. 1. tembel, ağır. 2. geri kalan. i. ağır hareket eden kimse.
lagoon i. lagün, denizkulağı, kıyı gölü.
laic s. laik.
laicise f., İng., bak. laicize.
laicize f. laikleştirmek.
laid f., bak. lay.
lain f., bak. lie.
lair i. 1. in. 2. gizli barınak, yatak.
laissez-passer i. lesepase.
laity i. 1. papazdan başka bütün halk. 2. meslekten olmayanlar.
lake i. göl.
lamb i. 1. kuzu. 2. kuzu eti. 3. kuzu gibi masum ve zayıf kimse. 
lamb chop kuzu pirzolası. 
lamb´s wool  kuzu yünü. 
lamblike s. kuzu gibi, iyi huylu, yumuşak başlı.
lambskin i. kuzu derisi.
lame s. 1. topal, ayağı sakat. 2. eksik, kusurlu. f. topal etmek. 
lame excuse  sudan bahane, kabul edilmez özür.
lamebrain i., k. dili aptal, kuş beyinli, beyinsiz.
lament f. ağlamak, dövünmek.
lamentable s. acınacak, esef edilecek.
lamentation i. ağlama, dövünme.
lamina çoğ. --e (läm´ıni)/--s (läm´ınız) i. 1. ince tabaka, yaprak. 2. bot. yaprak ayası.
laminate f. 1. ince tabakalara ayırmak. 2. lamine etmek.
lamination i. tabaka, varak, yaprak.
lamp i. lamba. 
lamp chimney  lamba şişesi. 
lamp shade  abajur. 
lampblack i. lamba isi.
lamplight i. lamba ışığı.
lampoon f. taşlamak, yermek. i. taşlama, yergi.
lamppost i. sokak lambası direği.
lance i. mızrak.
land i. 1. kara. 2. toprak, yer, arsa. 3. ülke, memleket. 4. emlak, arazi. f. 1. karaya çıkarmak/çıkmak. 2. yere indirmek/inmek: That airplane is about to land. O uçak inmek üzere. 3. (gemiden yük, yolcu v.b.´ni) indirmek. 4. (balık) tutup karaya çıkarmak. 5. elde etmek, kazanmak. 6. (yumruk) indirmek. 
land agent  emlakçı.
land bank  emlak bankası. 
land breeze  kara meltemi. 
land force  ask. kara kuvveti. 
land grant  hükümet tarafından okul binası yapımı gibi işler için verilen toprak. 
land mine  kara mayını. 
land tax arazi vergisi. 
landed  s. arazisi olan, arazi sahibi.
landing i. 1. hav. iniş. 2. iskele. 3. karaya çıkma/çıkarma.
landing craft  çıkartma gemisi. 
landing field  havaalanı. 
landing gear  hav. iniş takımı. 
landing place/stage  iskele. 
landing strip  (uçaklar için) iniş pisti.
landlady i. 1. pansiyoncu kadın. 2. evini kiraya veren mal sahibi kadın, ev sahibesi.
landlocked s. kara ile kuşatılmış.
landlord i. evini kiraya veren mal sahibi, ev sahibi.
landmark i. 1. sınır işareti. 2. herhangi bir şeyin yerini gösteren işaret. 3. dönüm noktası.
landmass i. kıta, büyük kara parçası.
landowner i. emlak ve arazi sahibi.
landscape i. kır manzarası, peyzaj. 
landscape architect  bahçe mimarı. 
landscape architecture  bahçe mimarlığı; peyzaj mimarlığı. 
landscape garden  manzara bahçesi. 
landscape gardener  bahçeyi düzenleyen kimse.
landslide i. 1. toprak kayması, yer göçmesi, kayşa, heyelan. 2. seçimde oyların çoğunu kazanma.
landslip i. toprak kayması, yer göçmesi, kayşa, heyelan.
lane i. 1. dar yol, dar sokak, dar geçit. 2. oto. şerit. 3. spor kulvar. 4. den., hav. rota.
lang kıs. language.
language i. dil, lisan. 
language laboratory  dil laboratuvarı.
languid s. 1. ruhsuz, gevşek, yavaş, ağır. 2. isteksiz.
languish f. zayıf düşmek, takati kesilmek.
languish in prison  hapishanede çürümek.
languor i. bitkinlik, dermansızlık, kuvvetsizlik. 
languorous s. bitkin, dermansız, kuvvetsiz.
lanky s. leylek gibi, sırık gibi.
lanolin i. lanolin.
lantana i., bot. ağaçminesi.
lantern i. fener.
lantern-jawed s. çene kemiği ince ve uzun olan.
Lao i., s. 1. Lao. 2. Laoca.
Laos i. Laos.
Laotian i. Laoslu. s. 1. Laos, Laos´a özgü. 2. Laoslu.
lap 1 i. 1. kucak. 2. etek. 
lap 2 f. (--ped, --ping) (yarışta) (rakibini) bir devirlik mesafe ile geçmek. i., spor tur.
lap 3 f. (--ped, --ping) 1. yalayarak içmek. 2. (dalga) hafif hafif çarpmak.
lap dog  kucağa alınan ufak köpek, fino. 
lap of luxury  servet ve konfor.
lapel i. klapa.
lapful i. kucak dolusu.
lapidary i. kıymetli taş kesicisi. s. 1. kıymetli taş kesme sanatına ait. 2. taşlara ait. 3. özlü. 4. yazıta elverişli.
Lapland i. Laponya.
Laplander i. Laponyalı.
Lapp i., s. 1. Lapon. 2. Laponca.
lapse i. 1. (zaman) geçme. 2. yanılma. 3. yanlış (söz/yazı). 4. sapma. 5. (adalette) kusur. 6. kullanılmaz duruma gelme. f. 1. geçmek. 2. kullanılmaz durumda olmak. 3. sapmak. 4. yanılmak, hata etmek, kusur etmek. 5. bir süre için inanç ve prensiplerinden vazgeçmek. 
lapse into silence  sessizliğe gömülmek.
laptop computer  dizüstü bilgisayar.
lapwing i. kızkuşu.
larceny i. hırsızlık.
larch i., bot. melezçam, melez.
lard i. domuz yağı. f. 1. domuz yağı ile yağlamak. 2. with (yazıyı/sözü) (tumturaklı kelimelerle) süslemek.
larder i. kiler.
large s. 1. büyük. 2. geniş. 3. iri. 4. bol. 
large as life  ta kendisi.
large intestine  kalınbağırsak. 
largehearted s. iyi kalpli, cömert ruhlu.
largely z. 1. büyük bir ölçüde. 2. çoğunlukla.
large-minded s. geniş fikirli, geniş görüşlü.
largeness i. 1. büyüklük. 2. genişlik. 3. bolluk. 4. irilik.
larger-than-life s. epik ve efsanevi özellikleri olan.
largess(e) i. 1. bahşiş, büyük hediye. 2. cömertlik.
largish s. irice, büyücek.
lariat i. kement.
lark 1 i. tarlakuşu.
lark 2 i. 1. şaka, muziplik. 2. eğlence, eğlenti, cümbüş.
larkspur i. hezaren çiçeği.
larva çoğ. lar.vae (lar´vi) i., zool. tırtıl, kurtçuk.
larval  s. tırtıla ait.
larviphagic s., bak. larvivorous.
larvivorous s. kurtçul.
laryngitis i., tıb. larenjit.
larynx çoğ. lar.ynx.es (ler´îngksîz)/la.ryn.ges (lerîn´ciz) i., anat. gırtlak.
lasagna i., ahçı. lasanya.
lascivious s. 1. şehvetli. 2. şehvete düşkün. 3. şehvet uyandırıcı.
lasciviously z. şehvetle.
lasciviousness i. şehvet.
laser i., fiz. lazer. 
laser printer bilg. lazer yazıcı/printer.
lash 1 i. 1. kamçı darbesi. 2. acı söz. 3. vuruş, vurma. 4. kirpik. f. 1. kamçı ile vurmak, kamçılamak. 2. kınamak, ayıplamak. 3. azarlamak. 4. taşlamak, yermek. 5. (dalga) şiddetle çarpmak. 6. sözle/yazıyla saldırmak. 7. vurmak, çarpmak. 
lash 2 f. bağlamak. 
lash out at  -e sert ve ani çıkış yapmak. 
lash s.o. into a fury  birini galeyana getirmek.
lash together  iple birbirine bağlamak.
lass i. 1. kız, genç kadın. 2. sevgili.
lassitude i. dermansızlık, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.
lasso i. kement. f. kementle tutmak.
last 1 s. 1. son, en sonraki, en gerideki, sonuncu: When does the last boat leave? Son vapur ne zaman kalkıyor? 2. geçen, önceki, evvelki: last week geçen hafta. 3. sabık. z. en son, son olarak: When did you last see Emin? Emin´i en son ne zaman gördün? i. son, en son. 
last 2 f. 1. sürmek, devam etmek. 2. dayanmak. 3. yetmek, bitmemek.
last but not least  son fakat aynı derecede önemli. 
last ditch  son çare. 
last for many hours  saatlerce sürmek. 
last mentioned  en son olarak söylenen. 
last night  dün gece.
last resort  son çare. 
lasting s. 1. uzun süren. 2. dayanıklı. 
lastly z. son olarak.
latch i. kapı mandalı. f. mandallamak; mandallanmak. 
latch onto  k. dili 1. -i elde etmek/bulmak/almak. 2. -e takılmak, sık sık ... ile beraber olmak. 
latchkey child  anne ve babası çalışan çocuk. 
late 1 s. 1. geç. 2. gecikmiş. 3. sabık, eski. 4. ölü, merhum, rahmetli, müteveffa. 
late 2 z. 1. geç. 2. son zamanlarda. 
late for dinner  yemeğe geç kalmış.
late in the day  1. günün sonuna doğru. 2. geç kalınmış.
latecomer i. geç gelen, geç kalan.
lately z. son zamanlarda.
latent s. gelişmemiş, belirti göstermeyen, gizil, potansiyel.
later on  daha sonra. 
lateral s. 1. yana ait. 2. yanal. 3. yandan gelen. 4. yana doğru. 
lateral thinking  etraflıca düşünme.
latex i. lateks.
lath i. lata, tiriz.
lathe i. torna tezgâhı.
lather i. sabun köpüğü. f. 1. sabunlamak. 2. köpürmek. 
lathery  s. köpüklü.
Latin s., i. 1. Latince. 2. Latin. 
Latin alphabet  Latin alfabesi.
latitude i. 1. enlem. 2. serbestlik, tolerans, hoşgörü. 
latter s. 1. ikisinden sonuncusu, ikincisi. 2. son.
lattice i. pencere kafesi, kafes.
Latvia i. Letonya.
Latvian i. 1. Leton; Letonyalı. 2. Letonca. s. 1. Leton. 2. Letonca. 3. Letonyalı.
laud i. 1. övme, yüceltme. 2. övgü, methiye. f. övmek, yüceltmek.
laudable s. övgüye değer.
laudative s., bak. laudatory.
laudatory s. övücü, övgü dolu.
laugh f. gülmek; kahkaha atmak. i. gülme, gülüş; kahkaha. 
laugh at  -e gülmek. 
laugh away  gülerek konuyu kapatmak, gülerek geçiştirmek. 
laugh down  gülerek susturmak. 
laugh off  gülerek geçiştirmek.
laugh on the other side of the mouth  burnu sürtülmek. 
laugh on the wrong side of one´s mouth  gülerken ağlamak. 
laugh s.o. down gülerek birini susturmak. 
laugh up one´s sleeve  içinden gülmek, için için gülmek, bıyık altından gülmek. 
laughable s. 1. gülünç, gülünecek, gülünür. 2. tuhaf, acayip.
laughing s. gülen; güldüren. i. gülme, gülüş. 
laughing gas  güldürücü gaz. 
laughingstock i. gülünecek kişi, alay konusu, maskara.
laughter i. gülme, gülüş, kahkahalar.
launch f. 1. (gemiyi) kızaktan suya indirmek. 2. (roket) fırlatmak. 3. (yeni işi) başlatmak. 4. mızrak gibi atmak. i. 1. (gemiyi) kızaktan suya indirme. 2. (roketi) uzaya fırlatma. 3. den. kik; işkampaviye. 
launch forth  1. yola koyulmak. 2. konuşmaya başlamak. 
launch into -e başlamak. 
launch/launching pad fırlatma rampası, atış rampası.
launder f. 1. (çamaşır) yıkamak. 2. yıkayıp ütülemek. 3. çamaşır yıkamak.
launderette i. (selfservis) çamaşırhane.
laundromat i. (selfservis) çamaşırhane.
laundry i. 1. çamaşır, kirli çamaşır. 2. çamaşırhane (ticari kuruluş). 
laundry room (evde) çamaşırlık, çamaşırhane.
laurel i. 1. defne. 2. çoğ. şeref, şan, şöhret.
lava i. lav, püskürtü.
lavatory i. 1. lavabo (el ve yüz yıkamaya yarayan tekne). 2. İng. tuvalet, lavabo, hela. 
lavatory paper  İng. tuvalet kâğıdı.
lavender i. lavanta.
lavish s. 1. savurgan. 2. bol, pek çok. f. bol bol harcamak, savurmak. 
lavish gifts on s.o.  birine bol bol hediye vermek, birini hediyelere boğmak.
lavishness i. savurganlık.
law i. 1. kanun, yasa. 2. kural. 3. hukuk. 
law and order  yasa ve düzen. 
law court  mahkeme. 
law court  mahkeme. 
law enforcement officer  polis.
law of supply and demand  ekon. sunu ve istem kuralı, arz ve talep kanunu. 
law school  hukuk fakültesi. 
law-abiding s. yasalara uyan, kanuna itaat eden.
lawbreaker i. kanunları ihlal eden kimse, suçlu.
lawful s. meşru, yasal, yasalara uygun, kanuni.
lawfully z. yasalara uygun bir şekilde.
lawgiver i. yasa yapan kimse.
lawless s. 1. kanunların hükmü geçmeyen (yer). 2. kanunları hiçe sayan. 3. kanunsuz, yasalara aykırı.
lawlessness i. kanunsuzluk, kanun tanımazlık.
lawmaker i. meclis üyesi.
lawn i. (sürekli biçilen) çimlerle kaplı alan. 
lawn mower çim biçme makinesi. 
lawsuit i. dava.
lawyer i. avukat.
lax s. 1. gevşek, laçka. 2. savsak, ihmalci.
laxative i., s. müshil, laksatif.
laxity i. gevşeklik.
laxness i., bak. laxity.
lay 1 s. 1. belirli meslekten olmayan; alaylı. 2. laik.
lay 2 f. (laid) 1. (dikkatle) koymak. 2. yatırmak; sermek. 3. (tuğla) örmek. 4. (halı) döşemek.. 5. yatıştırmak. 6. (yumurta) yumurtlamak; yumurtlamak. 7. (iddiada) bulunmak. 8. (suç) yüklemek. 9. (teklif) sunmak. 10. yaymak. 11. (sofra) kurmak, hazırlamak. 12. (plan, tuzak v.b.´ni) kurmak. 13. den. (bir yöne) gitmek. 
lay 3 1. arazi yapısı. 2. durum, vaziyet.
lay 4 f., bak. lie.
lay about one  sağına soluna vurmak. 
lay an ambush  pusu kurmak. 
lay aside  1. bir yana koymak. 2. -i terketmek, -den vazgeçmek. 3. biriktirmek. 
lay at one´s door  -in üstüne atmak, -e yüklemek. 
lay at s.o.´s door  (bir suçu) birine yüklemek, birinin üstüne atmak. 
lay awake  gözüne uyku girmemek. 
lay away  1. bir yana koymak. 2. ayırmak, saklamak. 
lay bare  açmak, açıkça ortaya koymak. 
lay by biriktirmek, yığmak. 
lay down one´s arms  savaşmaktan vazgeçmek; teslim olmak. 
lay down one´s arms  silahlarını bırakmak, teslim olmak. 
lay down one´s life  canını feda etmek.
lay down the law  direktif vermek, zart zurt etmek. 
lay for  -e pusu kurmak, -i pusuda beklemek. 
lay great store on  -e çok değer vermek. 
lay hands on  1. -i bulmak; -i yakalamak. 2. (cezalandırmak/dövmek için) yakalamak, ele geçirmek. 
lay hands on  1. -i yakalamak. 2. -e el sürmek, -e dokunmak, -e zor kullanmak. 
lay hold of  1. -i ele geçirmek. 2. -in yakasına yapışmak. 
lay into  1. argo -i dövmek, -e dayak atmak. 2. -i haşlamak, -i azarlamak. 
lay it on thick  çok pohpohlamak. 
lay low  1. yatağa düşürmek. 2. k. dili gizlenmek. 
lay off  1. (işçiye) geçici olarak yol vermek. 2. k. dili -i rahat bırakmak. 
lay on  1. üzerine atılmak, saldırmak. 2. üstüne sürmek. 
lay one´s cards on the table k. dili, bak. put one´s cards on the table.
lay one´s hand on  -i bulmak. 
lay one´s hands on  1. (cezalandırmak/dövmek için) yakalamak, ele geçirmek. 2. -e sahip olmak, -i elde etmek. 3. -i bulmak. 
lay open  1. açmak, açıklamak. 2. kesip içini açmak. 
lay out  1. sermek. 2. sergilemek. 3. ölüyü gömülmeye hazırlamak. 4. harcamak. 5. tasarlamak. 
lay s.o. to rest cenazeyi toprağa vermek. 
lay s.o. to rest  birini gömmek/defnetmek.
lay s.o. up  k. dili birini yatağa düşürmek/yatağa mahkûm etmek. 
lay siege to  -i kuşatmak. 
lay siege to  (bir yeri) kuşatma altına almak.
lay stress on  -i vurgulamak. 
lay the groundwork for  (bir iş için) ön hazırlık yapmak.
lay up  biriktirmek, toplamak, saklamak. 
lay waste to  -i yakıp yıkmak, -i yerle bir etmek.
lay waste to  -i yakıp yıkmak, -i yerle bir etmek.
lay/put/set store by/on  -i önemsemek, -e önem vermek.
lay/spread/pour it on thick  k. dili 1. fazlasıyla övmek. 2. fazlasıyla eleştirmek, (birinde) fazlasıyla kabahat bulmak. 3. fazlasıyla bahane ileri sürmek.
layer i. 1. tabaka, katman; kat. 2. bot. daldırma, daldırma yöntemiyle daldırılan dal. 
layer cake kat kat kremalı pasta.
layering i., bot. daldırma.
layman çoğ. lay.men (ley´mîn) i. 1. papaz/rahip sınıfından olmayan erkek. 2. bir mesleğin/ilmin yabancısı.
layoff i. işçilerin geçici olarak işten çıkarılması.
layover i. (uçak, otobüs, gemi veya trenle yolculuk ederken) (bir yerde) bekleme; konaklama.
layperson çoğ. lay.peo.ple (ley´pipıl) i. 1. papaz/rahip/rahibe sınıfından olmayan Hristiyan. 2. bir mesleğin/ilmin yabancısı.
laywoman çoğ. lay.wom.en (ley´wîmîn) i. 1. papaz/rahibe sınıfından olmayan kadın. 2. bir mesleğin/ilmin yabancısı olan kadın.
laziness i. tembellik, haylazlık; miskinlik, uyuşukluk.
lazy s. tembel, haylaz; miskin, uyuşuk. 
lazy Susan  döner tepsi.
lazybones i. tembel kimse.
lb kıs. pound.
lead 1 i. 1. kurşun. 2. (versatil kalem için) uç, min. 3. grafit. 4. den. iskandil. 
lead 2 f. (led) 1. yol göstermek, rehberlik etmek, götürmek. 2. yönetmek, idare etmek. 3. -e önderlik etmek, -e liderlik etmek; -in başında olmak, -in başını çekmek: Gandhi led the resistance to British rule in India. Gandi, Hindistan´daki İngiliz yönetimine karşı direnişe önderlik etti. 4. to -e yol açmak. 5. (yaşam) sürmek. 6. to -e gitmek: This road leads to the university. Bu yol üniversiteye gidiyor. 
lead 3 i. 1. kılavuzluk, rehberlik. 2. önde bulunma. 3. önde gelme, başta olma, ileride bulunma. 4. tiy. başrol. 5. tiy. başrol oyuncusu, başoyuncu. 6. elek. bağlama teli. 7. k. dili ipucu. 
lead a dog´s life  çok sıkıntı çekmek, sürünmek.
lead a happy life  mutlu bir yaşam sürmek. 
lead a life of pleasure  zevk ve sefa sürmek.
lead off  başlamak. 
lead pencil  kurşunkalem. 
lead poisoning  kurşun zehirlenmesi.
lead s.o. a dance/lead s.o. a (merry) chase  birini çok uğraştırmak; birini çok zahmete sokmak; birini çok yormak. 
lead s.o. astray  birini kötü yola saptırmak, birini ayartmak.
lead s.o. astray  birini baştan çıkarmak/ayartmak. 
lead s.o. by the nose  birini parmağında oynatmak/çevirmek, birinin yuları elinde olmak. 
lead s.o. on  birini kandırmak/ayartmak. 
lead the way yol göstermek, kılavuzluk etmek, öne düşmek. 
lead up to  1. -in kapısını yapmak, -e zemin hazırlamak. 2. -e yol açmak.
leaden s. 1. kurşundan, kurşun. 2. kurşun renginde, kurşuni. 3. ağır, kurşun gibi. 4. kasvetli.
leader i. 1. kılavuz, rehber. 2. önder, lider, baş. 3. orkestra/bando/koro şefi. 4. İng. gazetenin görüşünü yansıtan makale.
leadership i. 1. başkanlık; öncülük, önderlik, liderlik. 2. lidere yakışan vasıflar. 3. liderler, önde gelenler.
lead-free s. kurşunsuz (benzin).
leading s. önde olan, yol gösteren, kılavuzluk eden. 
leading article  İng. başmakale. 
leading lady  başrol oyuncusu kadın. 
leading man  başrol oyuncusu erkek. 
leading question  belirli bir cevaba yönelten soru.
leaf i. (çoğ. leaves) 1. yaprak. 2. ince madeni tabaka. 3. (masada) kanat. f. yaprak vermek, yapraklanmak. 
leaf through (kitaba) göz gezdirmek.
leaf through  (kitap, dergi v.b.´nin) sayfalarına göz atmak. 
leaflet i. 1. broşür, kitapçık; bildiri; el ilanı. 2. ufak yaprak, yaprakçık.
leafstalk i. yaprak sapı.
league i. 1. birlik, cemiyet. 2. spor lig. 
leak i. 1. su sızdıran delik/çatlak. 2. sızıntı. f. 1. sızdırmak, kaçırmak; sızmak: The tire is leaking air. Lastik hava kaçırıyor. 2. out (sır) dışarı sızmak, ifşa olunmak. 
leakage i. sızıntı, sızma.
leaky s. akan (dam, kova v.b.).
lean 1 s. 1. zayıf, sıska. 2. yağsız.
lean 2 f. (--ed/leant) 1. on/against -e dayanmak. 2. eğri durmak, yana yatmak, eğilmek. 3. on/upon -e güvenmek.
leaning i. eğilim.
leanness i. 1. zayıflık. 2. yağsızlık.
leant f., bak. lean.
leap f. (--ed/leapt) sıçramak, atlamak, fırlamak, hoplamak; sıçratmak. i. 1. atlama, sıçrama. 2. atlanılan yer. 3. atlanılan uzaklık. 
leap in the dark sonu belirsiz iş. 
leap year  artıkyıl. 
leap year  artıkyıl. 
leapfrog i. birdirbir oyunu.
leapt f., bak. leap.
learn f. (--ed/learnt) 1. öğrenmek. 2. haber almak, öğrenmek. 
learn by heart  ezbere öğrenmek, ezberlemek. 
learn by rote  tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.
learn s.t. from the ground up  bir şeyi her yönüyle öğrenmek. 
learned s. bilgili.
learning i. ilim, irfan.
learnt f., bak. learn.
lease i. 1. kira sözleşmesi. 2. kiralama. f. 1. kiralamak. 2. kiraya vermek. 
leaseholder i. kiracı.
leash i. tasma kayışı. 
least s. en ufak, en küçük, en az, asgari. z. en az derecede. i. 1. en az derece. 2. en az miktar. 3. en önemsiz kimse/şey. 
least common denominator  1. mat. en küçük ortak payda. 2. ortalama seviye. 3. asgari müşterek 
least common multiple  mat. en küçük ortakkat. 
leather i. deri; kösele; meşin. s. deriden yapılmış, deri.
leatherette i. suni deri.
leave 1 i. 1. izin. 2. veda, ayrılma. 
leave 2 f. (left) 1. bırakmak, terketmek. 2. (taşıt) kalkmak. 3. ayrılmak. 4. (miras olarak) bırakmak. 5. vazgeçmek. 
leave a good/bad impression with s.o.   
leave a place (in) a shambles bir yeri darmadağınık bir halde bırakmak.
leave for  He has left for India. Hindistan´a hareket etti. 
leave in the lurch  yarı yolda bırakmak, yüzüstü bırakmak. 
Leave it alone!  Elleme!/Bırak! 
Leave me alone!  Beni rahat bırak! 
leave no stone unturned  k. dili her çareye başvurmak. 
leave nothing undone  yapılmamış hiçbir şey bırakmamak. 
leave of absence  izin. 
leave off  1. -i giymemek. 2. -i takmamak. 3. -den vazgeçmek, -i bırakmak. 
leave out  -i atlamak. 
leave over  ertelemek. 
leave s.o. in the lurch  birini yüzüstü bırakmak, birini yarı yolda bırakmak.
leave s.o. out in the cold  1. birine hiç haber vermemek. 2. birine hiçbir şey vermemek. 
leave s.o. short  birini -siz bırakmak: The factory owner´ll hire her and leave me short a maid. Fabrikatör onu işe alıp beni hizmetçisiz bırakacak. That leaves me three million liras short. Ondan dolayı hesabımda üç milyon liralık bir eksiklik var. 
leave s.o. to his own devices  birini kendi haline bırakmak.
leave s.t. undone  bir şeyi yarıda bırakmak. 
Leave the house!  Defol! 
leave word with s.o.  birine haber bırakmak. 
leave/put s.o./s.t. in the shade  birini/bir şeyi gölgede bırakmak. 
leaven i. hamur mayası. f. mayalandırmak.
leaves i., çoğ., bak. leaf.
leave-taking i. ayrılma, veda.
leavings i., çoğ. artıklar.
Lebanese i. (çoğ. Leb.a.nese) Lübnanlı. s. 1. Lübnan, Lübnan´a özgü. 2. Lübnanlı.
Lebanon i. Lübnan.
lecher i. zampara.
lecherous s. şehvet düşkünü, zampara.
lectern i. kürsü.
lecture i. 1. konferans, konuşma. 2. (üniversitede) ders. 3. azarlama. f. 1. konferans vermek. 2. (üniversitede) ders vermek. 3. -e nutuk çekmek; -i azarlamak.
lecturer i. 1. konferans veren kimse, konferansçı, konuşmacı. 2. okutman, lektör.
led f., bak. lead.
ledge i. 1. düz çıkıntı. 2. resif.
ledger i. ana hesap defteri, defteri kebir.
lee i., den. rüzgâr altı, boca, poca.
leech i. 1. sülük. 2. tufeyli, asalak, parazit (kimse). 
leek i. pırasa.
leer f. pis pis gülümsemek. i. pis bir gülümseme.
leery s. 
leeward s. boca yönündeki. z. boca yönüne.
leeway i. 1. rahatça kımıldanacak yer, bol yer. 2. den. rüzgâr altına düşme.
left 1 s. sol, soldaki. i. sol, sol taraf. z. sola. 
left 2 f., bak. leave. s. 
left hand  1. sol el. 2. sol taraf. 
left luggage (office) İng. emanet (bavul v.b.´nin bırakıldığı yer).
left wing  pol. sol kanat. 
left winger  solaçık. 
left-handed s. solak. 
left-handed compliment  acemice veya samimi olmayan kompliman.
left-handedness i. 1. solaklık. 2. gizli anlamı olma.
leftist i., pol. solcu.
leftover s. artan, artık.
leftovers i. artan yemekler.
lefty s. 1. solak. 2. İng., k. dili solcu.
leg i. 1. bacak. 2. (mobilyada/pergelde) ayak. 3. (pantolonda) bacak. 
leg of lamb kasap. kuzu budu.
leg of mutton  koyun budu. 
legacy i. kalıt, miras.
legal s. 1. yasal, legal, kanuni, meşru. 2. adli. 3. hukuksal, hukuki. 
legal error  adli hata. 
legal holiday  resmi tatil günü. 
legal science  hukuk ilmi. 
legal separation  evli bir çiftin ayrı yaşaması.
legalise f., İng., bak. legalize.
legality i. yasallık, kanunilik, yasaya uygunluk, meşruluk.
legalize f. yasallaştırmak, meşrulaştırmak.
legally z. 1. yasal olarak, kanunen. 2. hukuken.
legation i. ortaelçilik.
legend i. 1. efsane, söylence. 2. sikke/harita üzerindeki yazı.
legendary s. efsanevi, söylencesel.
legging i., gen. çoğ. tozluk, getr.
leggy s. uzun bacaklı.
legibility i. okunaklılık, açıklık.
legible s. okunur, açık, okunaklı.
legibleness i., bak. legibility.
legibly z. okunaklı olarak.
legion i. 1. tar. (Romalılarda) lejyon. 2. kalabalık, alay. 
legions of bir sürü (kişi).
legislate f. kanun yapmak, yasa çıkarmak, yasamak.
legislation i. 1. kanun yapma, yasama. 2. yasa, kanunlar.
legislative s. kanun koyan, yasamalı. 
legislative immunity  milletvekilliği dokunulmazlığı. 
legislative power  yasama gücü.
legislator i. parlamenter, millet meclisi üyesi.
legislature i. yasama meclisi, parlamento.
legitimate 1 s. 1. yasal, türel. 2. meşru olarak doğmuş, meşru. 3. kabul edilmiş kurallara uygun.
legitimate 2 f. 1. yasallaştırmak. 2. (çocuğun) nesebini tashih etmek.
legitimatise f., İng., bak. legitimatize. 
legitimatize f., bak. legitimize. 
legitimise f., İng., bak. legitimize.
legitimize f. 1. yasallaştırmak. 2. haklı göstermek, mazur göstermek. 3. (çocuğun) nesebini tashih etmek.
legume i., bot. 1. baklagiller familyasından bitkinin tanesi/tohumu. 2. baklagiller familyasından bitki.
leisure i. boş zaman. 
leisurely s. 1. acelesiz iş yapan. 2. acelesiz yapılan. z. acele etmeden.
lemon i. 1. limon. 2. limon ağacı. 3. argo değersiz kimse/şey, moloz, gazoz. 
lemon balm  bot. oğulotu, kovanotu, melisa. 
lemon peel  limon kabuğu.
lemonade i. limonata.
lend f. (lent) 1. ödünç vermek. 2. borç vermek. 
lend a hand  yardım etmek. 
lend an ear  kulak vermek, dinlemek. 
lend an ear  kulak vermek, dinlemek. 
lend itself to  -e uygun olmak, -e elverişli olmak. 
lend o.s. to #AD?
lend/give a hand to  -e yardım etmek, -e elini uzatmak. 
length i. 1. uzunluk, boy. 2. süre. 
lengthen f. uzatmak; uzamak.
lengthways z., bak. lengthwise.
lengthwise z. uzunlamasına.
lengthy s. uzun, fazlasıyla uzun.
lenience i., bak. leniency.
leniency i. yumuşaklık, müsamaha.
lenient s. yumuşak davranan, müsamahakâr.
leniently z. yumuşaklıkla.
lens i. 1. mercek. 2. göz merceği. 3. foto. objektif. 
Lent i. Paskalyadan önce gelen büyük perhiz.
lent f., bak. lend.
lenticel i., bot. kovucuk.
lentil i. mercimek.
Leo i., astrol. Aslan burcu.
leopard i. leopar, pars. 
leopardess i. dişi leopar.
leotard i., gen. çoğ. dansçıların giydiği mayo.
leper i. lepralı/cüzamlı kimse.
leprosy i. lepra, cüzam.
leprous s. 1. lepralı, cüzamlı. 2. cüzam gibi.
Lesbian i. Midillili. s. 1. Midilli, Midilli´ye özgü. 2. Midillili.
lesbian i., s. lezbiyen, sevici.
lesbianism i. lezbiyenlik, sevicilik.
Lesbos i. Midilli.
lesion i., tıb. 1. lezyon, doku bozukluğu. 2. yara, bere.
Lesotho i. Lesoto.
less z. daha az: less attractive daha az çekici. Eat less! Daha az ye! s. daha az: Eat less cake! Daha az kek ye! i.  daha az: He gave me less. Bana daha az verdi. She found less than fifty. Elliden daha az buldu. edat eksi: Three less two equals one. Üç eksi iki eşittir bir.
#AD? sonek -siz.
lessen f. küçültmek, eksiltmek, azaltmak; küçülmek, azalmak.
lesser s. 1. daha az; daha küçük. 2. ikinci derecedeki; daha az önemli.
lesson i. 1. ders. 2. ibret: Let it be a lesson to you. Size ibret olsun.
lest bağ. 1. -mesin diye. 2. korkusu ile.
let f. (let, --ting) 1. izin vermek: Let him through. Geçmesine izin verin. 2. İng. kiraya vermek. 3. -elim, -sin, -sinler (birinci/üçüncü şahıs emir kipi): Let´s go. Gidelim.
Let  go!  Bırak!
let alone  şöyle dursun: He can´t support himself, let alone two relatives. İki akraba şöyle dursun, kendisini bile geçindiremiyor. 
let alone/be  karışmamak, kendi haline bırakmak.
Let be!  Bırak!/Öyle kalsın!/Dokunma!/Bozma!
Let bygones be bygones.  Geçmişi unutalım./Olan oldu./Geçmişe mazi derler.
let down  1. indirmek. 2. boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak.
let down one´s hair  samimi davranmak.
let fall  düşürmek.
let fly  1. salıverip uçurmak. 2. fırlatmak. 3. ateş etmek.
let go  1. bırakmak, koyuvermek. 2. serbest bırakmak.
Let him have his say.  Bırak, diyeceğini desin. 
let in  kapıyı açıp içeriye almak.
Let it be.  Bırak./Öyle olsun. as  it were gibi, sanki, güya. 
let loose  serbest bırakmak.
let loose  salıvermek, çözüp koyvermek.
Let me have a whack at it!  İng., k. dili Bir deneyeyim bakalım! 
Let me see.  Bakayım./Dur bakalım./Düşüneyim. 
let o.s. go  1. kendini bırakıp coşmak. 2. kendini kapıp koyuvermek, kendini bırakmak, kendine özen göstermemek.
let o.s. in  kapıyı anahtarla açıp içeriye girmek.
let off  1. cezasını affetmek, cezasını hafifletmek. 2. dışarı vermek.
let off steam  k. dili deşarj olmak, içini dökerek rahatlamak.
let on  sırrı başkasına söylemek, sırrı ifşa etmek.
let one´s hair down  içini dökmek.
let out  1. dışarıya bırakmak, koyuvermek, kaçmasına izin vermek. 2. (ip, kablo v.b.´ni) gevşetmek, genişletmek. 3. (elbiseyi) genişletmek. 4. İng. kiraya vermek.
let s.o. down gently  birini yavaş yavaş alıştırarak hayal kırıklığına uğratmak.
let s.o. have it  birine dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek; birini haşlamak. Rumor has it that the government will fall. Söylentiye göre hükümet düşecek. 
let s.t. go by the board  1. fırsatı kaçırmak. 2. bir şeyden vazgeçmek. 
let s.t. slide  k. dili işi oluruna bırakmak.
let s.t. slip  k. dili 1. bir şeyi ağzından kaçırıvermek. 2. fırsatı kaçırmak.
let s.t./s.o. slip through one´s fingers  bir şeyi/birini elinden kaçırmak. 
let sleeping dogs lie  k. dili fincancı katırlarını ürkütmemek.
let slide  vazgeçmek.
let slip  1. ağzından kaçırmak. 2. (fırsatı) elinden kaçırmak.
let the cat out of the bag  k. dili sırrı açıklamak, baklayı ağzından çıkarmak.
let the cat out of the bag  k. dili baklayı ağzından çıkarmak.
let the side down İng., k. dili bekleneni yapmayarak arkadaşlarını büyük bir hayal kırıklığına uğratmak. 
Let the water stand for two days.  Suyu iki gün dinlendir. 
Let things stand for now.  Şimdilik her şey olduğu gibi kalsın. Tears stood in her eyes. Gözleri yaşla dolmuştu. The sweat stood out on his brow. Alnında boncuk boncuk terler birikmişti.
let up  1. yumuşamak, sertliğini kaybetmek. 2. (yağmur) kesilmek/dinmek.
Let us part friends.  Dost olarak ayrılalım./Dost kalalım.
let well enough alone  olanla yetinmek.
Let x equal 2y.  X´in 2y´ye eşit olduğunu farzedelim.
let/leave s.o./s.t. alone  olduğu gibi bırakmak, kendi haline bırakmak; dokunmamak, rahat bırakmak.
Let´s call it quits! Haydi bırakalım artık!/Paydos edelim!/Haydi vazgeçelim!
Let´s do it; nobody´ll be any the wiser.  k. dili Onu yapalım. Kimsenin haberi olmaz. 
Let´s get this show on the road!  Haydi başlayalım! 
Let´s meet at ten past three.  Üçü on geçe buluşalım. 
lethal s. öldürücü.
lethargic s. 1. uyuşuk. 2. tıb. letarjik.
lethargy i. 1. uyuşukluk. 2. tıb. letarji.
Lett i. 1. Let. 2. Letonca.
letter i. 1. harf. 2. mektup. 3. çoğ. bilim; edebiyat. 4. spor takım üyelerine verilen şeref arması. f. kitap harfiyle yazmak.
letter box  mektup kutusu.
letter carrier  İng. postacı.
letter of condolence  başsağlığı mektubu.
letter of credit  tic. akreditif. 
letter of credit  akreditif, kredi mektubu.
letter opener  mektup açacağı.
lettered s. okumuş, tahsilli. 
letterhead i. antet.
letterhead stationery  antetli kâğıt.
lettering i. harfle belirtme.
Lettic s., bak. Lettish.
Lettish i. Letonca. s. 1. Let. 2. Letonca.
lettuce i. yeşil salata; kıvırcık salata.
letup i. 1. azalma. 2. sakinleşme. 3. ara.
leucocyte i., biyol., bak. leukocyte.
leukemia i., tıb. lösemi, kan kanseri.
leukocyte i., biyol. akyuvar, lökosit.
Levant i.
Levantine s. 1. Levanten. 2. Doğu Akdeniz bölgesine/halkına özgü. i. 1. Levanten. 2. Doğu Akdenizli. 
level i. 1. düzey, seviye. 2. düzeç, kabarcıklı düzeç, su terazisi. 3. düzlük, düz yer. s. 1. düzlem, yatay. 2. hemzemin, bir seviyede olan. 3. ölçülü, dengeli. f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. düzeltmek, düzlemek. 2. yıkmak, yerle bir etmek. 3. eşit düzeye getirmek. 4. with k. dili -e doğruyu söylemek.
level at  1. (silahı) -e doğrultmak. 2. (suçu) -e yüklemek.
level crossing  İng., d.y. hemzemin geçit.
levelheaded s. aklı başında, dengeli.
lever i. manivela, kaldıraç. 
leverage i. manivela gücü.
levitate f. 1. havada durmak. 2. ispritizma gücü ile veya rüyada havaya yükselmek/yükseltmek.
levity i. şakalaşma, gülüşme.
levulose i., kim. levüloz, meyve şekeri.
levy i. 1. zorla (asker) toplama. 2. zorla toplanan asker. 3. (vergi) toplama. f. zorla toplamak.
levy war on  (birine karşı) savaş açmak.
lewd s. kaba bir şekilde cinsel hareketleri/organları akla getiren, kaba bir şekilde seksi akla getiren.
lexicographer i. sözlükçü, leksikograf.
lexicography i. sözlükçülük, leksikografi.
lexicologist i. sözlükbilimci, leksikolog.
lexicology i. sözlükbilim, leksikoloji.
lexicon i. sözlük.
liability i. 1. sorumluluk, yükümlülük. 2. tic. borç. 3. k. dili dert; birine yük olan kimse; dert kaynağı olan şey.
liable s.
liaison i. 1. bağlantı, irtibat, liyezon. 2. gizli (cinsel) ilişki.
liaison officer  irtibat subayı.
liar i. yalancı.
lib i., k. dili özgürlük, kurtuluş.
lib kıs. liberal, librarian, library.
libel i. 1. yayın yoluyla hakaret. 2. iftira. f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. yayın yoluyla hakaret etmek. 2. iftira etmek.
liberal s. 1. liberal, erkinci. 2. açık fikirli, geniş gönüllü. 3. cömert, eli açık. i. liberal.
liberalism i. liberalizm, erkincilik.
liberality i. 1. cömertlik. 2. liberallik.
liberate f. 1. azat etmek, serbest bırakmak, salıvermek. 2. argo çalmak.
liberation i. 1. azat etme, serbest bırakma. 2. kurtuluş, özgürlük.
liberator i. kurtarıcı.
Liberia i. Liberya.
Liberian i. Liberyalı. s. 1. Liberya, Liberya´ya özgü. 2. Liberyalı.
liberty i. özgürlük, hürriyet.
liberty of conscience  vicdan özgürlüğü.
liberty of speech  konuşma özgürlüğü.
liberty of the press  basın ve yayın özgürlüğü.
Libra i., astrol. Terazi burcu.
librarian i. kütüphaneci.
library i. kütüphane, kitaplık.
Libya i. Libya.
Libyan i. Libyalı. s. 1. Libya, Libya´ya özgü. 2. Libyalı.
lice i., çoğ., bak. louse.
licence i., İng., bak. license.
license i. 1. izin belgesi, ruhsatname, lisans. 2. ehliyet. 3. izin, ruhsat. f. 1. izin vermek. 2. izin belgesi vermek. 3. yetkilendirmek.
license number  oto. plaka numarası.
license plate/tag  oto. plaka.
license tag  oto. plaka.
licentious s. ahlaksız, şehvet düşkünü.
licentiousness i. ahlaksızlık.
lichen i., bot. liken.
lick f. 1. yalamak. 2. alev gibi yalayıp geçmek. 3. k. dili dayak atmak. 4. k. dili üstün gelmek, yenmek. i. yalama, yalayış.
lick clean  yalayıp temizlemek.
lick into shape  biçim vermek.
lick one´s chops  düşündükçe ağzı sulanmak.
lick s.o.´s boots  birinin elini eteğini öpmek, birine dalkavukluk etmek.
lick the dust  1. öldürülmek. 2. yere serilmek, yeri öpmek, iki seksen uzanmak. 3. el etek öpmek, çanak yalamak.
licorice i. meyan, meyankökü.
lid i. 1. kapak. 2. gözkapağı.
lie 1 i. 1. yalan. 2. yalan söyleme. f. (--d, ly.ing) yalan söylemek.
lie 2 f. (lay, lain, ly.ing) 1. yatmak, uzanmak. 2. durmak, kalmak, olmak. i. 1. yatış. 2. duruş. 3. mevki.
lie behind  -in ardında yatmak, -in ardında gizli olmak.
lie down  yatmak, uzanmak.
lie fallow  boş kalmak. 
lie in ambush  pusuya yatmak. 
lie in one´s teeth  korkunç yalanlar söylemek.
lie in ruins  harap olmak.
lie in wait  pusuda beklemek.
lie in wait  pusuya yatmak.
lie like a trooper  çok yalan söylemek.
lie low  1. ortalıkta görünmemek. 2. göze batmamaya çalışmak.
lie off  den. alargada yatmak.
lie one´s way out of s.t.  yalan söyleyerek bir işten sıyrılıvermek.
lie sick  hasta yatmak.
Liechtenstein i. Lihtenştayn. s. Lihtenştayn, Lihtenştayn´a özgü.
Liechtensteiner i. Lihtenştaynlı.
lieu i.
lieutenant i. 1. ask. teğmen. 2. den. yüzbaşı. 3. vekil.
lieutenant colonel  yarbay.
lieutenant commander  ön yüzbaşı, kıdemli yüzbaşı.
lieutenant general  korgeneral.
lieutenant governor  vali vekili.
lieutenant, junior grade  den. teğmen.
lieutenant, senior grade  yüzbaşı.
life i. (çoğ. lives) 1. yaşam, hayat, dirim; ömür. 2. canlılık. 3. can. 4. yaşam tarzı.
life assurance  İng. hayat sigortası.
life belt  cankurtaran kemeri.
life buoy  cankurtaran simidi.
life expectancy  ortalama ömür.
life expectancy  ortalama ömür uzunluğu, beklenimli yaşam süresi.
life imprisonment  ömür boyu hapis cezası.
life insurance  hayat sigortası.
life insurance  hayat sigortası.
life jacket  cankurtaran yeleği.
life line  1. cankurtaran halatı. 2. avuç içinde görülen yaşam çizgisi.
life preserver  cankurtaran.
life sentence  ömür boyu hapis cezası.
life span  ömür.
lifeboat i. cankurtaran sandalı.
lifeguard i. (plajlarda) can kurtaran görevli, cankurtaran.
lifeless s. cansız, ölü.
lifelike s. canlı gibi görünen.
lifelong s. ömür boyu.
lifesaver i. 1. (plajlarda) can kurtaran görevli, cankurtaran. 2. imdada yetişen şey.
life-size s. doğal büyüklükte (resim/heykel).
life-sized s., bak. life-size.
lifestyle i., k. dili yaşam biçimi.
lifetime i. ömür.
lift f. 1. kaldırmak, yükseltmek. 2. k. dili çalmak, yürütmek, aşırmak. 3. (sis/duman) dağılmak. 4. (kulakları) dikmek. i. 1. kaldırma, yükseltme; yükselme. 2. İng. asansör.
lift off  (roket) havalanmak, kalkmak.
lift up one´s voice  bağırmak, sesini yükseltmek.
liftoff i. (roket) havalanma, kalkma.
ligament i., anat. bağ. 
ligate f., tıb. (kan damarını) bağlamak.
ligation i. bağlama; bağlanma.
ligature i. 1. bağ. 2. bağlama, raptetme. 3. tıb. kan damarını bağlamak için kullanılan iplik. 4. müz. bağ.
light 1 i. 1. ışık, aydınlık. 2. ışık veren şey: Turn off the lights. Lambaları kapatın. 3. (sigara v.b. için) ateş: Do you have a light? Ateşiniz var mı? 4. dünyaya ışık saçan kimse. 5. anlama. 6. bir resmin aydınlık kısmı. 7. gün ışığı, gündüz.
light 2 f. (--ed/lit) 1. yakmak, tutuşturmak; yanmak, tutuşmak. 2. aydınlatmak, ışık vermek. 3. neşelendirmek, canlandırmak.
light 3 f. (--ed/lit) 1. konmak. 2. üzerine düşmek. 3. (attan/arabadan) inmek.
light 4 s. 1. hafif. 2. eksik. 3. önemsiz. 4. ince. 5. yüksüz, yükü hafif. 6. az, ufak. 7. iyi mayalanmış. 8. endişesiz. 9. çevik, ayağına tez. 10. açık (renk). z. 1. hafif bir şekilde. 2. az eşya ile, az yükle, az bagajla: travel light az eşyayla/bagajla seyahat etmek. 
light comedy  hafif komedi.
light fixtures  (duvara/tavana yerleştirilen) lamba armatürleri. 
light in the head  k. dili 1. başı dönmüş, sersemlemiş. 2. budala, ahmak. 3. deli.
light industry  hafif sanayi.
light into  k. dili -e saldırmak.
light literature  eğlendirici, kolay okunan hafif kitaplar.
light meal  hafif yemek.
light meter  ışıkölçer.
light opera  operet.
light out  k. dili aceleyle yola çıkmak, yola düzülmek.
light sleeper  uykusu hafif kimse.
light up  1. -i aydınlatmak; aydınlanmak. 2. (sigara/puro/pipo) yakmak. 
light year  ışık yılı. 
lighten 1 f. aydınlatmak, ışık saçmak. 
lighten 2 f. 1. hafifletmek, yükünü azaltmak; hafiflemek, yükü azalmak. 2. neşelendirmek; neşelenmek.
lighter 1 i. 1. yakan kimse. 2. yakıcı alet; tutuşturucu şey. 3. çakmak.
lighter 2 i. mavna, salapurya, layter.
light-fingered s. hırsızlığı benimsemiş, eli uzun.
light-footed s. çevik, zarif.
lightheaded s. başı dönen, sersemlemiş.
lighthearted s. kaygısız, endişesiz, tasasız, neşeli, şen.
lighthouse i. fener, deniz feneri.
lighting i. aydınlatma, ışıklandırma.
lightly z. 1. hafifçe. 2. kolayca, kolaylıkla. 3. ciddiye almadan, umursamazca. 4. neşeyle.
lightness i. hafiflik.
lightning i. şimşek; yıldırım.
lightning bug  ateşböceği, yıldızböceği.
lightning conductor  İng. yıldırımsavar, paratoner.
lightning rod  yıldırımsavar, paratoner.
lightweight s. 1. hafif. 2. önemsiz. i. 1. spor tüysıklet, hafifsıklet. 2. yeteneksiz kimse.
light-year i., gökb. ışık yılı.
lignite i. linyit.
lignum vitae peygamberağacı.
ligustrum i., bot. kurtbağrı.
likable s. hoşa giden, hoş.
#AD? sonek -imsi, gibi, benzer: lifelike, workmanlike.
like 1 edat gibi, -e benzer. s. 1. benzer. 2. aynı. i. benzeri.
like 2 f. hoşlanmak, sevmek; beğenmek.
like a bolt out of the blue k. dili beklenmedik bir şekilde, birdenbire. 
like a drowned rat  k. dili sırsıklam, sırılsıklam. 
like a house afire  1. son süratle, son sürat. 2. gül gibi (geçinmek), ballı börekli (olmak).
like a shot  1. derhal, hemen, hiç tereddüt etmeden. 2. şimşek gibi, yıldırım gibi, çabucak. 
like a streak of lightning  k. dili yıldırım gibi.
like all get-out k. dili son sürat, delicesine, deli gibi: They were working like all get-out. Eşek gibi çalışıyorlardı. He was running like all get-out. Deli gibi koşuyordu.
like clockwork  saat gibi, çok düzenli, tıkır tıkır.
Like father, like son!  k. dili Tıpkı babası!/Babasına çekmiş!
like hell  k. dili 1. deli gibi: He was running like hell. Deli gibi koşuyordu. 2. hiç; aksine. 
like lightning  şimşek gibi, yıldırım gibi, çok çabuk.
like mad  k. dili çılgınca, çılgın gibi.
like mad  deli gibi, çılgınca.
likeable s., bak. likable.
likelihood i. olasılık, ihtimal.
likely s. 1. olası, muhtemel. 2. uygun: a likely day for a picnic pikniğe uygun bir gün. 3. geleceği parlak: a likely candidate geleceği parlak bir aday. 4. inanılır: a likely story inanılır bir hikâye. z. muhtemelen.
likeminded s. hemfikir.
liken f. to -e benzetmek.
likeness i. 1. suret, kılık. 2. resim, portre. 3. benzerlik, benzeşme.
likes and dislikes  (bir kimsenin) sevdiği ve sevmediği şeyler.
likewise z. 1. aynı biçimde, aynen; keza. 2. ayrıca, ve de.
liking i. 1. hoşlanma, sevme; beğenme. 2. sevgi. 3. ilgi; eğilim.
lilac i. 1. leylak. 2. leylak rengi, açık mor, lila. s. leylak rengindeki, açık mor, lila.
lilt i. (ses tonunda) hoş bir iniş çıkış.
lily i. zambak.
lily of the valley  müge, inciçiçeği.
lily-livered s. korkak, ödlek, yüreksiz.
lily-white s. bembeyaz, zambak gibi beyaz.
lima i.
lima bean limafasulyesi. 
limb i. 1. kol ve bacak gibi vücuda eklemle bağlı organ. 2. ağacın ana dalı. 3. kol, dal.
limber f. up spor bedeni ısıtmak, ısınma hareketleri yapmak. s. eğilir bükülür, oynak (özellikle kol ve bacaklar).
limbo i., b.h. Araf.
lime 1 i. kireç.
lime 2 i., İng. ıhlamur ağacı, ıhlamur.
lime 3 i. misket limonu.
limekiln i. kireç ocağı.
limelight i. 1. kireç lambası. 2. İng., tiy. spot, spotlu lamba. 3. ilgi merkezi, ilgi odağı.
limestone i. kireçtaşı.
limit i. sınır, had, limit, uç. f. sınırlandırmak, sınırlamak, kısıtlamak.
limitation i. sınırlama, kısıtlama.
limited s. 1. sınırlı, kısıtlı; az, sayılı. 2. çevrili. 3. ekspres (tren). 4. İng. limitet, sınırlı sorumlu (şirket). 
limited liability company  limitet şirket.
limitless s. sınırsız, sonsuz.
limousine i. limuzin.
limp f. topallamak, aksamak. i. topallama. s. yumuşak, bükülgen, gevşek.
limpid s. berrak, şeffaf, duru.
linchpin i. 1. tekerleğin dingil çivisi. 2. kilit adam; temel taşı.
linden i. ıhlamur ağacı, ıhlamur.
linden tea  ıhlamur.
line 1 i. 1. çizgi. 2. yol, hat. 3. ip, sicim. 4. satır; dize, mısra: There are fifty-four lines on this page. Bu sayfada elli dört satır var. a line of poetry bir şiir dizesi. 5. dizi, sıra; saf: a line of oaks bir sıra meşe. Stay in line! Sıradan çıkmayın! The worshipers were arrayed in lines. Müminler saf bağlamışlardı. 6. kuyruk, sıra: We stood in that line for hours. O kuyrukta saatlerce bekledik. 7. kısa mektup, pusula, not. 8. hiza. 9. k. dili iş, meslek. 10. (telefon, telgraf, tren, gemi v.b. için) hat. 11. olta. 12. seri, dizi. 13. belirli bir cins/marka mal. 14. çoğ., tiy. rol. 15. soy. 16. argo kandırıcı sözler, martaval, masal. 17. çoğ. ana hatlar. 18. ask. hat; saf: line of retreat ricat hattı. front line cephe hattı. line of communications ulaşım hattı. f. 1. çizgilerle göstermek. 2. çizgi çekmek. 3. up dizmek, sıralamak. 4. up sıraya girmek.
line 2 f. astarlamak.
line of defence  1. ask. savunma hattı. 2. savunma tezi.
line of least resistance en kolay yol. 
line of vision  görüş hattı.
lineage i. soy, nesil, silsile.
lineament i., çoğ. yüz hatları.
linear s. 1. çizgisel. 2. doğrusal.
linear measure  uzunluk ölçüsü.
lineman  çoğ. line.men (layn´mîn) i. hat bekçisi; hat döşeyicisi.
linen s. keten. i. 1. keten kumaş, keten. 2. masa örtüleri ve yatak çarşafları. 3. iç çamaşırı, çamaşır.
linen closet  çamaşır dolabı.
liner i. 1. yolcu gemisi. 2. yolcu uçağı.
lineup i., spor oyun başlamadan oyuncuların yerini alması.
linger f. 1. (gitmesi gerekirken) kalmak, ayrılamamak. 2. on kolay kolay geçmemek. 
lingerie i. kadın iç çamaşırı ve gecelik.
lingo i. (çoğ. --es) dil; yabancı dil.
lingua franca anadili farklı insanların konuştuğu ortak dil.
linguist i. dilbilimci, dilci, lengüist.
linguistic s. 1. dile ait. 2. dilbilimsel.
linguistical s., bak. linguistic.
linguistics i. dilbilim, lengüistik.
lining i. astar.
link i. 1. halka, zincir baklası. 2. bağ, bağlantı. 3. radyo, TV link. f. birbirine bağlamak, birleştirmek, zincirlemek; birbirine bağlanmak, birleşmek, zincirlenmek.
link up  bağlamak, birleştirmek; bağlanmak, birleşmek.
linkage i. 1. bağlama, bağlayış. 2. mak. bağlantı.
linnet i. ketenkuşu.
linoleum i. muşamba, linolyum.
linotype i., matb. linotip.
linseed i. ketentohumu.
linseed oil  beziryağı.
lint i. 1. keten tiftiği. 2. yaraları sarmak için kullanılan yumuşak bir madde.
lion i. 1. aslan. 2. cesur kişi, aslan yürekli adam. 3. ünlü kişi, şöhret.
lioness i. dişi aslan.
lionhearted s. aslan yürekli, cesur.
lip i. 1. dudak. 2. kenar, uç. 3. argo küstahlık, yüzsüzlük.
lip service  sahte bağlılık.
lipid i., biyokim. lipit.
lipide i., biyokim., bak. lipid.
lipoma çoğ. --s (laypo´mız)/ --ta (laypo´mıtı) i., tıb. lipom, yağ uru.
lipstick i. ruj, dudak boyası.
liquefaction i. sıvılaştırma; sıvılaşma.
liquefy f. eritmek, sıvılaştırmak; erimek, sıvılaşmak.
liqueur i. likör.
liquid s. 1. sıvı, akıcı, akışkan. 2. şeffaf, berrak. 3. hemen paraya çevrilebilir; likit. i. sıvı.
liquid measure  sıvı ölçeği.
liquid measure  sıvı oylum ölçüsü. 
liquid quart  A.B.D. 0,946 litre; İng. 1,136 litre. 
liquidate f. 1. (borcu) ödeyip kapatmak, tediye etmek. 2. (bir ticaret kuruluşunu) kapatmak, tasfiye etmek, likide etmek. 3. argo öldürmek, temizlemek.
liquidation i. tasfiye, işi kapatma, likidasyon.
liquidity i. 1. sıvılık. 2. ekon. likidite.
liquor i. 1. içki, alkollü içecek. 2. et suyu.
liquorice i., İng., bak. licorice.
lira i. 1. lira. 2. liret.
lisp f. peltek konuşmak. i. pelteklik.
list 1 i. liste, cetvel, dizin, fihrist. f. listeye geçirmek, deftere yazmak.
list 2 f. yan yatmak. i. yan yatma.
list price  katalog fiyatı; liste fiyatı.
listen f. to -i dinlemek, -e kulak vermek.
listen in  başkasının konuşmasını dinlemek, kulak misafiri olmak.
listen to reason mantığa kulak vermek.
listless s. neşesiz, halsiz.
listlessness i. neşesizlik, halsizlik.
lit f., bak. light. s. 1. yanmış, tutuşturulmuş. 2. aydınlatılmış.
lit kıs. literally, literary, literature.
liter i. litre.
literacy i. okuryazarlık.
literal s. 1. kelimesi kelimesine, harfi harfine. 2. gerçek.
literally z. 1. harfi harfine. 2. gerçekten.
literary s. edebi, yazınsal.
literate s., i. okuryazar.
literature i. edebiyat, yazın.
lithe s. kolay eğilip bükülebilen, kıvrak.
lithium i., kim. lityum.
lithograph i. taşbasması resim, taşbasması, taşbaskı, litografya, litografi.
lithographer i. litografyacı, taşbaskıcı.
lithography i. litografya, litografi, taşbaskı, taşbasması.
lithology i. taşbilim, litoloji.
lithosphere i. taşyuvarı, taşküre, litosfer.
Lithuania i. Litvanya.
Lithuanian i. 1. Litvanyalı. 2. Litvanyaca, Litovca. s. 1. Litvanya, Litvanya´ya özgü. 2. Litvanyaca, Litovca. 3. Litvanyalı.
litigant i. davacı/davalı.
litigate f. 1. mahkemeye başvurmak. 2. dava etmek, dava açmak.
litigation i. 1. dava etme. 2. dava.
litmus i. turnusol.
litmus paper  turnusol kâğıdı.
litmus paper  turnusol kâğıdı. 
litre i., İng., bak. liter.
litter i. 1. (yere atılan) çöp, çerçöp. 2. bir defada doğan yavrular. 3. tahtırevan. 4. sedye. 5. hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot. f. 1.yere çöp atmak. 2. darmadağın etmek. 3. saçmak, dağıtmak. 4. doğurmak, birden çok yavru doğurmak. 5. ahırda hayvanın altına yataklık ot sermek.
litter bag  çöp torbası.
litter up  karmakarışık etmek. 
litterbin i., İng. (umumi yerlerde) çöp kutusu.
litterbug i., k. dili yere çöp atan kimse.
little s. (--r, --st) 1. küçük, ufak. 2. az: There´s little time left. Az zaman kaldı. 3. cici. 4. önemsiz, değersiz. i. 1. az miktar, az: He´s content with little. Azla yetinir. There´s little left. Az kaldı. 2. ufak şey. 3. az zaman. z. (less, least) az: He likes us as little as we like him. Biz ondan ne kadar az hoşlanıyorsak o da bizden o kadar az hoşlanıyor. 
little by little  azar azar, yavaş yavaş.
Little did I think.  Aklımdan geçirmedim.
little or nothing  hiç denecek kadar az, hemen hemen hiç.
Little pitchers have big ears. Çocukların kulağı delik olur.
littoral s. sahile yakın. i. sahil boyu.
liturgical s. 1. liturjiye ait, liturjik. 2. liturjisi olan, liturjik (kilise). 3. liturjiye göre yapılan, liturjik (ayin).
liturgy i. liturji, liturya. 
live 1 f. 1. yaşamak. 2. oturmak, ikamet etmek. 3. (yaşam/ömür) sürmek, geçirmek, (hayat) yaşamak. 4. on ile beslenmek. 5. on ile geçinmek. 6. off ile geçinmek, geçimini -den sağlamak.
live 2 s. 1. canlı, diri. 2. zinde, hayat dolu. 3. yanan. 4. elektrik yüklü, cereyanlı (tel, ray v.b.). 5. patlamamış (bomba). 6. radyo, TV canlı (yayın).
live a double life  ikiyüzlü bir hayat yaşamak.
live a lie  sahte hayat geçirmek.
live among  -in içinde/arasında yaşamak.
live and learn yaşadıkça öğrenmek.
live by one´s wits  (geçinmek için) uyanık ve kurnaz olmak. 
live embers  sönmemiş ateş korları.
live fast  hızlı yaşamak. 
live fast  hızlı yaşamak.
live from hand to mouth  elden ağıza yaşamak, kıt kanaat geçinmek. 
live in s.o.´s shadow  daha güçlü/ünlü birinin gölgesinde kaybolup gitmek. 
live in sin  nikâhsız olarak beraber yaşamak.
live like a lord  k. dili lort gibi lüks içinde yaşamak.
live off the fat of the land  bir eli yağda, bir eli balda yaşamak. 
live out  sonuna kadar yaşamak.
live through  1. (bir zamanı/olayı) yaşamak. 2. (zor bir durumdan) sağ olarak çıkmak, sağ salim çıkmak. 
live up to one´s reputation  şöhretini doğrulayacak bir yaşam sürmek.
live wire  1. cereyanlı tel. 2. k. dili başkalarını harekete getirme yeteneği olan çok enerjik kimse.
live with  ile birlikte yaşamak.
live-in s. 1. işyerinde oturan. 2. işyerinde oturmayı gerektiren (iş).
livelihood i. 1. geçim, geçinme. 2. geçim yolu. 3. rızk.
livelong s. bitmez tükenmez, bütün.
lively s. 1. canlı, neşeli. 2. parlak (renk).
lively hope  güçlü umut.
liven f. up canlanmak, hareketlenmek. 
liven s.t. up  bir şeyi daha canlı bir hale getirmek.
liver i. karaciğer, ciğer.
livery i. 1. özel üniforma. 2. hizmetçi sınıfı. 3. kılık, kıyafet.
lives i., çoğ., bak. life.
livestock i. çiftlik hayvanları.
livid s. 1. k. dili çok öfkeli, kanı beynine sıçramış. 2. kurşuni.
living 1 i. 1. yaşam. 2. yaşam tarzı. 3. geçim yolu.
living 2 s. 1. yaşayan, canlı, diri, sağ. 2. yaşayanlara özgü.
living image of  -in tıpkısı.
living language  yaşayan dil.
living picture  canlı tablo.
living room  oturma odası.
living wage  geçindirebilecek maaş.
lizard i. kertenkele.
llama i. lama.
LLD kıs. Doctor of Laws.
loach i. çoprabalığı.
load 1 i. 1. yük. 2. ağırlık. 3. endişe, üzüntü, kaygı. 4. mak. direnç. 5. elek. yük, şarj.
load 2 f. 1. yükletmek; yüklemek. 2. with (hediye) yağdırmak. 3. (zar) doldurmak. 4. (silah) doldurmak. 5. (fotoğraf makinesine) film koymak.
load up  -i yükletmek.
loaded s. 1. dolu. 2. hileli (zar). 3. argo sarhoş, yüklü. 4. argo zengin, yüklü.
loaded question  şaşırtıcı soru.
loading i. 1. yükleme. 2. yük.
loads  i., k. dili çok miktar, yığın: loads of love pek çok sevgiler, kucak dolusu sevgiler.
loadstar i., bak. lodestar.  
loaf 1 çoğ. loaves (lovz) i. ekmek somunu, somun.
loaf 2 f. aylakça vakit geçirmek, aylaklık etmek, boş gezmek; haylazlık etmek.
loafer i. 1. aylak, boş gezen; haylaz kimse. 2. mokasen.
loam i. 1. kil, kum ve çürümüş bitkisel maddelerden oluşan toprak. 2. pahsa, samanlı balçık, kerpiç çamuru. 3. killi toprak.
loan i. 1. ödünç verme. 2. ödünç alma, borçlanma. 3. ödünç para. f. 1. özellikle faiz karşılığında ödünç para vermek. 2. ödünç vermek.
loan shark  k. dili tefeci.
loanword i. başka bir dilden alınan sözcük.
loath s.
loathe f. -i hiç sevmemek, -den hiç hoşlanmamak.
loathing i. hiç sevmeme, hiç hoşlanmama; nefret.
loathsome s. pis, nahoş.
loaves i., çoğ., bak. loaf.
lob f. (--bed, --bing) havaya atmak, havaya doğru vurmak. i. havaya atılmış top, havaya doğru vurulmuş top.
lobby i. 1. dehliz, koridor, geçit. 2. antre. 3. bekleme salonu, lobi. 4. kulis yapanlar, lobi. 5. kulis faaliyeti. f. kulis yapmak.
lobe i. 1. yuvarlakça kısım. 2. anat. lop. 3. kulakmemesi.
lobed leaf  bot. oymalı yaprak.
lobelia i., bot. lobelya.
lobster i. ıstakoz.
local s. 1. yerel, yöresel, mahalli. 2. dar, sınırlı. 3. tıb. lokal. i., k. dili 1. yerli. 2. İng. bar. 
local call  şehir içi konuşma. 
local color  güz. san., edeb. yöresel özellikler.
local government  yerel yönetim.
locale i. (bir olayın geçtiği) yer.
localisation i., İng., bak. localization.
localise f., İng., bak. localize.
locality i. yer, semt, lokalite.
localization i. 1. lokalizasyon, -in (belirli bir yerden) çıkmasını önleme. 2. lokalizasyon, -in yerini tayin etme/saptama.
localize f. 1. -i lokalize etmek, -in (belirli bir yerden) çıkmasını önlemek. 2. -in yerini tayin etmek/saptamak, -i lokalize etmek.
locate f. 1. (bir yerde) iskân etmek, yerleştirmek. 2. yerini saptamak, yerini keşfetmek, bulmak.
location i. 1. yer, mahal, konum, mevki. 2. sin., TV lokasyon, stüdyo dışındaki çekim yeri. 3. yerini saptama, bulma.
locative s., dilb. -de halindeki. i. -de halindeki sözcük.
loch i., İskoç. 1. göl. 2. körfez, haliç.
lock 1 i. 1. saç lülesi. 2. çoğ. saçlar.
lock 2 i. 1. kilit. 2. silah çakmağı. 3. güreş birkaç çeşit yakalama yöntemi. 4. kilitlenme. 5. lok, yükseltme havuzu.
lock 3 f. 1. kilitlemek; kilitlenmek. 2. birbirine geçmek, kenetlenmek. 3. bilg. kilitlenmek.
lock s.o. in  kapıyı kilitleyerek birini (bir yere) hapsetmek; birinin üzerine kapıyı kilitlemek.
lock s.o. out  kapıyı kilitleyerek birini dışarıda bırakmak; of kapıyı kilitleyerek birinin (bir yere) girmesini engellemek.
lock s.o. up  1. birini hapse tıkmak. 2. birini tımarhaneye kapatmak. 
lock s.t. up/away bir şeyi kilit altında tutmak. 
lock up  kapıyı/kapıları kilitlemek.
lock, stock and barrel  baştan başa, tamamen.
locker i. 1. (soyunma odasında/okul koridorunda) kilitli dolap. 2. den. dolap, ambar.
locker room  (sporcuların elbiselerini bıraktığı) dolaplı oda, soyunma odası.
locket i. madalyon.
lockjaw i., k. dili tetanos, kazıklıhumma.
locknut i. emniyet somunu, kilit somunu.
lockout i. lokavt.
locksmith i. çilingir.
lockup i., k. dili hapishane.
loco s., argo deli, çılgın.
locomobile i. lokomobil.
locomotion i. hareket.
locomotive s. 1. harekete ait. 2. hareket edebilen. 3. hareket ettiren. i. lokomotif.
locus çoğ. lo.ci (lo´say) i. yer, mahal, konum, mevki.
locust i. 1. çekirge. 2. ağustosböceği. 3. akasya, yalancı akasya, salkımağacı. 
locust bean bak. carob.
locution i. 1. anlatış tarzı. 2. deyim, tabir.
lode i. maden damarı.
lodestar i. 1. Çobanyıldızı. 2. Kutupyıldızı. 3. yol gösterici rehber/ilke.
lodge 1 i. 1. tekke. 2. mason locası. 3. (kırlardaki) küçük otel. 4. rüstik ev, kulübe. 5. kapıcı/bahçıvan kulübesi. 6. hayvan ini.
lodge 2 f. 1. (pansiyoner/kiracı) -de kalmak; with (pansiyoner/kiracı) -in evinde kalmak. 2. İng. -e oda kiralamak. 3. in (bir şey) -e takılıp kalmak; -e saplanmak. 4. (dilekçe v.b.´ni) arzetmek, sunmak. 5. barındırmak.
lodger i., İng. pansiyoner, kiracı.
lodging i. (geceyi geçirmek için) kalacak yer; kiralık oda.
lodging house  İng. pansiyon; kiralık oda bulunan ev.
lodgings i., çoğ., İng. kiralık oda.
loess i., jeol. lös.
loft i. 1. İng. tavanarası. 2. tavanarası odası. 3. güvercinlik. 4. (ahır üstündeki) samanlık. 5. kilise balkonu.
lofty s. 1. yüksek, yüce. 2. azametli, çalımlı.
log 1 i. logaritma.
log 2 i. 1. kütük (kesilmiş ağaç gövdesi). 2. den. parakete. 3. den. jurnal, seyir jurnali.
log 3 f. (--ged, --ging) 1. den. seyir jurnaline kaydetmek. 2. belirli bir mesafe katetmek.
log cabin  kütüklerden yapılmış kulübe.
log in/on (to) bilg. (-e) girmek.
log off  bilg. -i sonlandırmak.
logarithm i., mat. logaritma.
logbook i., den. seyir jurnali/defteri.
loge i. loca, tiyatro locası.
loggerhead i., zool. adi denizkaplumbağası, Caretta caretta.
logic i. mantık ilmi, mantık, eseme.
logical s. 1. mantıki, mantıksal. 2. mantıki, mantıksal, mantıklı, mantığa uygun. 3. mantıklı (kimse).
logically z. mantığa göre, mantıklı olarak.
logician i. mantıkçı.
logistics i. lojistik.
logo i. logo.
logos i. logos, deyi.
loin i. 1. bel. 2. fileto.
loincloth i. peştemal. 
loiter f. yolda oyalanmak, aylakça dolaşmak.
loiterer i. aylakça dolaşan kimse.
loitering i. aylak aylak dolaşma.
loll f. 1. in/on -de tembel tembel oturmak; against -e sırtını dayamak. 2. out (dil) ağzından dışarı sarkmak.
lollipop i. lolipop; saplı şeker.
Lombardy i. Lombardiya.
Lombardy poplar  karakavak.
London i. Londra.
London pride  bot. taşkıran.
lone s. yalnız, tek.
lone wolf  yalnızlığı seven kimse.
loneliness i. yalnızlık.
lonely s. 1. yalnız (kimse). 2. ıssız, tenha.
loner i. yalnızlığı seven kimse.
lonesome s. yalnız, yapayalnız.
long 1 s. 1. uzun: a long corridor uzun bir koridor. a long table uzun bir masa. 2. uzun, uzun süren: What a long speech! Ne uzun bir konuşma! z. çok, uzun zaman: The meeting won´t last long. Toplantı uzun sürmez. She left here long ago. Buradan çok zaman önce gitti.
long 2 f. 1. çok istemek, arzulamak, hasretini çekmek: I long to go. Gitmeyi çok istiyorum. He longs for freedom. Özgürlük hasreti çekiyor. 2. for -i özlemek.
long after a friend  bir dostun özlemini çekmek.
long for  -i özlemek. 
long hours  uzun çalışma saatleri.
long in the tooth k. dili yaşlanmış. show one´s teeth k. dili dişlerini göstermek, tehdit etmek.
long johns  k. dili uzun paçalı don.
long jump  uzun atlama. 
long play uzunçalar, longpley.
long since  çoktan beri, epey zamandır.
long since çoktan: I´ve long since forgotten his name. İsmini çoktan unuttum. 
Long time no see!  k. dili Epeydir görüşemedik! 
long-distance s. 1. uzun mesafeli. 2. şehirlerarası/uluslararası (telefon konuşması). 
long-distance call  şehirlerarası konuşma; milletlerarası konuşma. 
long-drawn-out s. çok uzun süren.
longevity i. uzun ömürlülük.
longhand i. el yazısı.
longing i. özlem, hasret.
longitude i. boylam.
long-lived s. uzun ömürlü.
long-playing s. uzun devirli (plak).
long-playing record  uzunçalar, longpley.
long-range s. uzun menzilli (top).
long-range plan  uzun vadeli plan.
long-sighted s. uzağı gören.
long-suffering s. uzun süre birinin kahrını çeken.
long-term s. uzun vadeli.
long-winded s. sözü bitmez.
loo i., İng. yüznumara, tuvalet.
look f. 1. bakmak. 2. görünmek, gözükmek: He looks ill. Hasta görünüyor. i. 1. bakış, bakma, nazar. 2. görünüş. 3. (birinin yüzündeki) ifade.
look about  etrafına bakmak, bakınmak.
look after  -e bakmak, -i gözetmek, ile ilgilenmek.
look ahead  ileriye bakmak, geleceği düşünmek.
look alive  acele etmek.
look around 1. bakınmak. 2. araştırmak.
look at s.o. askance  birine yan bakmak.
look at s.t. in perspective bir şeye geniş bir açıdan bakmak.
look back  arkaya bakmak.
look back  1. geriye bakmak. 2. geçmişe bakmak, geçmişi düşünmek.
Look before you leap!  Başlamadan/Hareket etmeden önce iyice düşün!
look daggers at  -e kötü kötü bakmak.
look daggers at s.o.  birine öfke ile bakmak.
look down on  -i hor görmek, -e tepeden bakmak.
look down one´s nose at  -i hor görmek. 
look for  1. -i aramak. 2. -i beklemek.
look for a needle in a haystack  saman yığınında iğne aramak, olanaksız şeyi bulmaya çalışmak. 
look forward to  -i dört gözle beklemek, -i sabırsızlıkla beklemek, -i iple çekmek; -e can atmak.
Look here!  Bana bak!
Look here.  Buraya bak./Baksana. 
look in on  -e kısa bir ziyaret yapmak.
look into  -e bakmak, -i araştırmak, -i incelemek, -i soruşturmak.
look kindly upon -i hoş görmek/karşılamak. 
look like  1. -e benzemek. 2. -e benzemek, -cek gibi olmak: It looks like rain. Yağmur yağacağa benziyor.
Look lively!  Acele et!/Çabuk ol!
look on  1. seyretmek, izlemek. 2. başkası ile aynı kitaptan okumak.
look on the bright side  iyimser olmaya çalışmak. 
look onto  -e bakmak, -e nazır olmak.
look out  1. -den dışarı bakmak. 2. sakınmak. 3. for -e dikkat etmek, -i gözetmek.
Look out for number one.  Kendi çıkarına bak. 
Look out!  Dikkat! 
look over  -e şöyle bir bakmak.
look s.o. in the face  birinin yüzüne bakmak.
look sharp  1. dikkat etmek, gözünü dört açmak. 2. şık olmak: You´re looking sharp today. Bugün şıksın.
Look sharp!  Dikkat et!
look the other way  görmezlikten gelmek.
look the worse for wear  k. dili pek iyi bir halde olmamak, pek iyi gözükmemek: You look the worse for wear today. Bugün seni pek iyi görmüyorum. 
look through  1. -den bakmak. 2. -i gözden geçirmek, -i incelemek.
Look to your manners!  Davranışlarına dikkat et!/Kendine gel!
look up  1. yukarıya bakmak. 2. -i aramak; -i arayıp bulmak. 3. -i ziyaret etmek, -i yoklamak. 4. iyileşmek, düzelmek.
look up to  1. -e saygı duymak/beslemek. 2. -e hayranlık duymak; -i örnek almak.
looking glass  ayna.
looking-glass s. 1. ters yönde olan. 2. karmakarışık.
lookout i. 1. gözetleme yeri, gözleği. 2. gözetleme; gözleme.
look-see i., k. dili bakma.
loom 1 i. dokuma tezgâhı.
loom 2 f. belirmek, görünmek.
loom large in  -de ağır basmak, -de -in önemli bir yeri olmak.
loop i. 1. ilmik; ilik halkası. 2. hav. takla. 3. bilg. döngü. 4. elek. kapalı devre.
loophole i. 1. kaçamak, kaçamak noktası. 2. mazgal deliği, mazgal.
loose s. 1. gevşek. 2. dağınık, seyrek. 3. serbest, aslından uzak (çeviri, yorum v.b.). 4. bol, dökümlü (giysi). 5. sallanan (diş). 6. yumuşak (öksürük). 7. ahlakı düşük, serbest, hafifmeşrep. 
loose change madeni paralar.
loose ends  yarım kalmış işler.
loose living ahlak kurallarına aykırı olarak yaşama. 
loose-leaf s. sayfaları çıkarılıp tekrar takılabilen (kitap/defter).
loosely z. gevşek, gevşek bir biçimde.
loosely made  bol yapılmış, gevşek örülmüş (elbise). 
loot i. 1. ganimet; çalıntı mallar. 2. yağma. 3. argo mangır, para. f. talan etmek.
lop f. (--ped, --ping) (ağacın dallarını) kesmek, budamak.
lop money off  k. dili parayı (bütçeden) kesmek.
lope f. 1. uzun adımlar atarak gitmek. 2. (at) eşkin gitmek. i. 1. uzun adımlarla yürüme. 2. eşkin gidiş.
lopsided s. 1. bir yana eğik. 2. orantısız.
loquacious s. konuşkan, dilli.
loquat i. maltaeriği, yenidünya.
Lord i. 1. Hrist. Rab, Allah, Tanrı. 2. Hrist. Rab, Hz. İsa. 
lord i. 1. lort. 2. efendi, sahip, mal sahibi. 3. hâkim, hükümdar. f. lort payesi vermek.
lord it over s.o.  birine amir gibi davranmak.
lordly s. 1. amirane, lortvari, lorda yaraşır. 2. gururlu.
lore i. ilim, bilgi, irfan (özellikle eski zaman bilgileri).
lorry i. 1. İng. kamyon. 2. alçak, yanları açık ve dört tekerlekli yük arabası.
lose f. (lost) 1. kaybetmek, yitirmek; kaybettirmek. 2. kaçırmak, elden kaçırmak. 3. yenilmek, kaybetmek: ´´Did your team win?´´ ´´No, it lost.´´ ´´Sizin takım kazandı mı?´´ ´´Hayır, kaybetti.´´ 4. tic. zarar/ziyan etmek. 5. (saat) geri kalmak. 
lose a vote of confidence  güvenoyu almamak.
lose control (of) (duruma/kendine) hâkim olamamak.
lose count  hesabını şaşırmak; of -in sayısını hatırlamamak.
lose face  saygınlığını yitirmek, itibarını kaybetmek. 
lose face  k. dili itibarını kaybetmek.
lose ground  1. (askerler) geri çekilmek. 2. (hastanın durumu) kötüye gitmek. 3. kayıplara uğramak. 
lose ground  geri çekilmek.
lose heart  k. dili morali bozulmak; umudunu yitirmek. 
lose o.s.  k. dili kendini kaybetmek, kendinden geçmek.
lose o.s. in  k. dili -e dalmak.
lose one´s appetite  iştahı kesilmek. 
lose one´s balance  dengesini kaybetmek. 
lose one´s bearings  şaşırmak, pusulayı şaşırmak. 
lose one´s footing  ayağı kaymak, ayağı sürçmek.
lose one´s grip 1. tutunamamak, eli kaymak/kurtulmak. 2. artık işlerin üstesinden gelememek, ipin ucunu kaçırmak.
lose one´s head  kendinden geçmek, aklı başından gitmek.
lose one´s head  k. dili itidalini kaybetmek. 
lose one´s heart to  k. dili (birine) gönlünü kaptırmak.
lose one´s life  hayatını kaybetmek.
lose one´s marbles  argo aklını kaçırmak.
lose one´s mind aklını kaçırmak/oynatmak.
lose one´s nerve  cesaretini kaybetmek. 
lose one´s reason aklı başından gitmek.
lose one´s seat  yerini kaybetmek. 
lose one´s shirt k. dili parasının tümünü/çoğunu kaybetmek, parasız pulsuz kalmak. 
lose one´s shirt  k. dili meteliksiz kalmak.
lose one´s stake  (kumarda) koyduğu parayı kaybetmek. 
lose one´s temper  k. dili tepesi atmak.
lose one´s temper  tepesi atmak, öfkeye kapılmak; itidalini kaybetmek.
lose one´s train of thought  ne dediğini/düşündüğünü unutmak.
lose one´s way  yolunu şaşırmak.
lose out k. dili 1. zarara uğramak. 2. yenilmek, kaybetmek.
lose out on  k. dili -i kaybetmek.
lose sight of  1. -i gözden kaybetmek. 2. -i unutmak. 
lose sight of  1. (birini/bir hayvanı) gözden kaybetmek: At that moment I lost sight of her. O an gözden kaybettim. 2. -i unutmak. 
lose the toss  yazı turada kaybetmek. 
lose time  1. zaman/vakit kaybetmek. 2. (saat) geri kalmak. You´ve lost me. k. dili Kafamı karıştırdın./Ne demek istediğini anlayamadım.
lose track of  1. (bir şeyi) aklında tutmamak. 2. (bir şeye) dikkat etmemek, (bir şeyi) takip etmemek; (birinin) izini kaybetmek. 
lose weight  kilo vermek, zayıflamak. 
loser i. 1. kaybeden kimse. 2. zarar eden kimse. 3. k. dili başarısızın teki.
losing s. kazançlı olmayan, zarar gören.
loss i. 1. tic. zarar, ziyan. 2. kayıp. 3. ask. kayıp, ölü.
lost f., bak. lose. s. 1. kaybolmuş, kayıp, yitik, kaybedilmiş. 2. boşa gitmiş (zaman). 3. harap olmuş. 4. yolunu şaşırmış, kaybolmuş.
lost cause  kaybedilmiş dava, ümitsiz dava.
lost in  -e tamamen dalmış, -e dalıp gitmiş.
lot i. 1. arsa. 2. grup; parti (mal). 3. nasip, kısmet. 4. tic. (mal) parti.
lotion i. losyon.
lottery i. piyango.
lotus i. nilüfer, lotus.
loud s. 1. yüksek (ses). 2. gürültülü, patırtılı. 3. çok parlak, çiğ, cart (renk). z. 1. yüksek sesle. 2. gürültüyle.
loudly z. 1. yüksek sesle. 2. gürültüyle.
loudmouthed s. ağzı kalabalık.
loudspeaker i. hoparlör.
loud-voiced s. yüksek sesli.
lough i., İrlandaca 1. göl. 2. körfez, haliç.
lounge f. 1. tembelce uzanmak, yayılıp oturmak. 2. aylaklık etmek, aylakça vakit geçirmek. i. 1. lobi; fuaye. 2. (okulda/işyerinde) oturma salonu. 3. İng. (evde) oturma odası/salonu. 4. İng. kanepe.
lounge away  (zamanı) tembelce geçirmek.
lounge suit  İng. takım elbise.
lounger i. tembelce yaşayan kimse, aylak.
louse çoğ. lice (lays) i. bit.
lousy s. 1. bitli. 2. k. dili kötü, berbat. 3. k. dili alçak, iğrenç.
lout i. hödük.
love f. sevmek, âşık olmak. i. 1. sevgi. 2. sevi, aşk. 3. sevgili. 4. tenis sıfır.
love affair  aşk macerası.
love affair  aşk macerası.
love letter  aşk mektubu.
love potion  aşk iksiri.
love seat  iki kişilik kanepe.
love story  aşk hikâyesi.
love vine  bot. küsküt, şeytansaçı.
lovebird i. muhabbetkuşu.
lovely s. güzel, hoş, sevimli.
lover i. âşık, sevgili, yâr, dost.
lover of art  sanat âşığı.
lovesick s. aşk hastası, sevdalı.
loving s. 1. seven. 2. sevecen, müşfik.
loving-kindness i. şefkat.
lovingly z. sevgi ile.
low 1 f. (inek/öküz) böğürmek. i. böğürme.
low 2 s. 1. alçak; alt, alçaktaki. 2. düşük (fiyat/sıcaklık). 3. alçakgönüllü. 4. hakir, hor. 5. az. 6. ucuz, adi. 7. yavaş, alçak (ses). 8. müz. pes. 9. güçsüz, zayıf. 10. aşağılık, alçak. 11. kısa, bodur. 12. karamsar. 13. neşesiz, üzgün. z. 1. alçak sesle. 2. alçaktan. 3. ucuza. 4. müz. pes olarak. i. birinci vites. 
low frequency  alçak frekans.
low gear  birinci vites.
low life  yoksulluk.
low pressure  alçak basınç.
low pressure trough  alçak basınçlı dar ve uzun hava sahası.
low price  düşük fiyat. 
low relief  hafif kabartma.
low tide  cezir, inik deniz.
low tide  1. cezir zamanı. 2. cezir hareketi, denizin alçalması; cezir hali. 
lowbrow i. hiç entelektüel olmayan kimse. s. hiç entelektüel olmayanlara hitap eden; hiç entelektüel olmayan birine uygun.
lowdown i., k. dili hakikat, işin içyüzü.
low-down s., k. dili 1. alçak, ahlaksız. 2. alçakça yapılan.
lower f. 1. indirmek; inmek. 2. azaltmak, eksiltmek, alçaltmak; azalmak, eksilmek, alçalmak. 3. (gurur) kırmak; alçaltmak. 4. zayıflatmak. 5. (güneş) batmak. s., z. 1. daha aşağı. 2. daha alçak.
lower case  küçük harf, minüskül. 
lower case  minüskül, küçük harf.
lower class  aşağı tabaka. 
lower class  alt tabaka.
lower deck  ikinci güverte, tavlun.
lowermost s. en aşağı, en alt, en aşağıdaki.
lowland s. alçak (bölge).
lowlands i., çoğ. alçak bölgeler.
lowliness i. alçakgönüllülük.
lowly s. 1. rütbece/mevkice aşağı. 2. alçakgönüllü. z. ikinci derecede, aşağı.
lownecked s. açık yakalı (elbise), dekolte.
lowpitched s. 1. pes sesli. 2. heyecansız. 3. az eğimli (çatı).
low-pressure s. alçak basınçlı, alçak basınç.
low-rise s. asansörsüz ve alçak (bina).
low-spirited s. neşesiz, keyifsiz, üzgün.
low-water mark 1. alçak su seviyesi işareti. 2. bir şeyin en alçak/düşük noktası.
loyal s. sadık, vefalı.
loyally z. sadakatle.
loyalty i. sadakat, vefa, bağlılık.
lozenge i. 1. pastil. 2. eşkenar dörtgen.
löss i., bak. loess.
LP kıs. long-playing record. i., k. dili uzunçalar, longpley.
lube i.
lube oil  k. dili, bak. lubricating oil.
lubricant i. yağlayıcı madde.
lubricate f. yağlamak. lubricating oil makine yağı, motor yağı.
lubrication i. yağlama.
lubricator i. 1. yağ pompası, gresör. 2. yağlayıcı madde. 3. yağlama işi yapan kimse.
lucid s. 1. kolay anlaşılır, açık. 2. aklı başında. 3. duru, berrak. 4. şeffaf.
lucidity i. 1. açıklık. 2. berraklık. 3. sağduyu.
lucidness i., bak. lucidity.
luck i. 1. talih, şans, baht. 2. uğur, yom. f. 
luck out k. dili talih (birine) gülmek.
luckily z. çok şükür, bereket versin ki, talihine.
luckless s. talihsiz, şanssız.
lucky s. 1. talihli, şanslı. 2. uğurlu.
lucky day  uğurlu gün.
lucky dog  k. dili talihli adam.
Lucky dog!  k. dili Şanslı kerata!
lucrative s. kârlı, kazançlı, yararlı.
ludicrous s. 1. gülünç, güldürücü, komik. 2. saçma.
lug f. (--ged, --ging) 1. çekmek, sürüklemek. 2. güçlükle taşımak.
luggage i. bagaj, eşya.
luggage rack  bagaj rafı.
luggage van  İng. eşya vagonu.
lugubrious s. mahzun, kederli.
lukewarm s. 1. ılık. 2. soğuk, kayıtsız.
lukewarmness i. 1. ılıklık. 2. kayıtsızlık.
lull f. 1. yatıştırmak. 2. (fırtına, rüzgâr v.b.) dinmek. 3. (konuşmada) geçici bir sessizlik olmak. i. 1. geçici bir durulma/dinme. 2. durgunluk, kesatlık.
lull s.o. into a false sense of security  birine sahte bir güven duygusu vermek.
lull s.o. to sleep  birini ninni söyleyerek uyutmak.
lullaby i. ninni.
lulu i., k. dili 1. fevkalade bir gaf/falso. 2. facia, felaket, püsküllü bela: She´s a real lulu. Tam bir facia.
lumbago i., tıb. bel ağrısı, lumbago.
lumber 1 f. hantal hantal yürümek.
lumber 2 i. 1. kereste. 2. İng. hurdası/canı çıkmış eşyalar. f. 1. kereste kesmek. 2. ormanda ağaç kesmek.
lumber mill  kereste kesme yeri. 
lumber s.o. with birine (tatsız bir iş) yüklemek.
lumberjack i. ormanda ağaç kesen kimse.
lumberroom i., İng. hurdası çıkmış eşyanın depolandığı oda.
lumberyard i. kereste deposu.
luminary i. 1. ışık veren cisim (özellikle güneş ve ay). 2. (belirli bir meslekte) şöhret, önde gelen kişi.
luminescence i. gazışı, lüminesans; ışıldama, ışıltı.
luminescent s. gazışıl; ışıldayan.
luminescent paint  fosforlu boya.
luminous s. 1. (fosforlu boya gibi) karanlıkta ışık saçan/ışıldayan. 2. çok aydınlık, ışık dolu.
luminous paint  fosforlu boya.
lump 1 i. 1. parça, topak, yumru. 2. küme, öbek. 3. şişkinlik, şiş. 4. yığın, toptan şey. 5. hantal kimse; abullabut kimse. f. 1. yığmak. 2. bir araya toplamak. 3. hantal hantal dolaşmak. 
lump 2 f., k. dili kahrını çekmek.
lump everything together her şeyi bir araya koymak. 
lump s.o. together with birini (başkalarıyla) aynı tutmak, birini (başkalarıyla) aynı kefeye koymak, birini (bir gruptan) saymak.
lump sugar  kesmeşeker.
lump sum  bir defada yapılan ödeme, toptan ödenen para.
lumpen s. lümpen.
lumpen proletarian  lümpen proleter.
lumpen proletariat  lümpen proletarya.
lumpy s. yumrulu, yumru yumru, topak topak.
lunacy i. delilik, cinnet.
lunar s. aya ait, ay.
lunar eclipse  ay tutulması. 
lunar month  kameri ay.
lunar year  ay yılı.
lunatic s. 1. deli, çılgın. 2. delice, çılgınca. i. deli.
lunatic fringe  (siyasal/toplumsal/dinsel bir gruptaki) fanatikler.
lunch i. öğle yemeği. f. öğle yemeği yemek/yedirmek.
lunch counter  büfe.
lunch hour  öğle tatili.
luncheon i. (davet olarak verilen) öğle yemeği. f. öğle yemeği yemek.
lung i. akciğer, ciğer.
lunge i. at -in üzerine hücum/saldırı. f. at -in üzerine hücum etmek/saldırmak.
lungs i., çoğ. akciğer.
lupine i. acıbakla, yahudibaklası.
lupus i. deri veremi.
lurch 1 i. 1. sallantı, sarsıntı. 2. birdenbire sallanma. f. 1. sallanmak. 2. yalpalamak, sendelemek.
lurch 2 i.
lure i. 1. yem. 2. cazibe; tuzak. f. cezbetmek, çekmek, ayartmak.
lurid s. 1. korkunç, dehşetli, heyecan uyandıran. 2. cart, fazlasıyla parlak (renk). 3. donuk, uçuk renkli.
lurk f. 1. (about/around) sinsi sinsi/gizli gizli dolaşmak. 2. pusuda beklemek; saklanmak, gizlenmek. 3. in -de saklı olmak, -de gizli olmak.
luscious s. 1. pek tatlı, çok lezzetli. 2. fazla tatlı. 3. zevki okşayan.
lush 1 s. 1. gür (ot/çayır/bitki). 2. yemyeşil, otları/bitkileri gür olan (yer). 3. k. dili lüks.
lush 2 i., argo ayyaş. f. 1. içki içmek. 2. (içki) içmek.
lust i. 1. şehvet. 2. çok şiddetli arzu. f. for/after -i şehvetle arzu etmek. 
luster i. 1. parlaklık, parıltı. 2. cila. 3. şaşaa, göz alıcılık. 4. şöhret.
lustful s. şehvet dolu, şehvetli. 
lustre i., İng., bak. luster.
lustrous s. parlak.
lusty s. 1. kuvvetli (darbe). 2. gürbüz; kanlı canlı.
lutanist i. lavtacı, lavta çalan kimse.
lute 1 i., müz. lavta.
lute 2 i. lök, lökün.
Lutheran s., i. Lüteriyen.
luting i. lök, lökün.
lutist i. 1. lavtacı, lavta çalan kimse. 2. lavtacı, lavta yapan kimse.
luxate f. eklemden çıkarmak; yerinden çıkarmak; burkmak.
Luxembourg i. Lüksemburg.
Luxembourger i. Lüksemburglu.
Luxembourgian s. Lüksemburg, Lüksemburg´a özgü.
Luxemburg i., bak. Luxembourg.
Luxemburger i., bak. Luxembourger.
Luxemburgian s., bak. Luxembourgian.
luxmeter i. lüksmetre, aydınlıkölçer.
luxometer i., bak. luxmeter.
luxuriant s. 1. gür (yeşillik/sakal/saç). 2. çok süslü.
luxuriate f. 1. lüks içinde yaşamak. 2. in -den pek çok zevk almak, -den tat almak. 3. in -in zevkini çıkarmak, -in tadını çıkarmak. 4. iyi yetişmek/gelişmek.
luxurious s. 1. lüks. 2. zevk verici, çok rahat.
luxury i. lüks şey, lüks. s. lüks.
lye i. küllü su, boğada suyu.
lying i. yalan söyleme, yalancılık.
lymph i. lenf, lenfa, akkan.
lymph node  lenf boğumu, akkan düğümü.
lymphatic s. 1. lenfatik. 2. ağır kanlı, uyuşuk.
lymphatism i., tıb. lenfatizm.
lymphocyte i., biyol. lenfosit.
lymphoduct i., anat. lenf damarı.
lynch f. linç etmek.
lynch law  linç kanunu.
lynx i. vaşak.
lyre i., müz. lir.
lyric s. lirik. i. lirik şiir.
lyrical s. lirik.
lyrics i., çoğ. (şarkıya ait) sözler.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)