Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
M Romen rakamları dizisinde 1000 sayısı.
M, m i. M, İngiliz alfabesinin on üçüncü harfi.
m, m kıs. meter(s).
MA kıs. Master of Arts.
ma i., k. dili anne.
ma`am i. madam, efendim, hanımefendi (Bir cevap/cümle sonunda kullanılır.).
mac i., İng., k. dili yağmurluk.
macaber s., bak. macabre.
macabre s. 1. ölümü hatırlatan. 2. dehşetli, korkunç.
macadam i. makadam, şose.
macadamise f., İng., bak. macadamize.
macadamize f. makadam yöntemi ile şose yapmak.
macaroni i. düdük makarnası. 
macaroni and cheese  fırında makarna.
macaroon i. 1. koko. 2. acıbadem kurabiyesi.
Mace i. yüze püskürtülünce insanı sersemleten bir kimyasal madde.
mace 1 f. (birinin) yüzüne Mace püskürtmek.
mace 2 i. 1. ortaçağda kullanılan ağır topuz. 2. süslü asa.
mace 3 i. küçükhindistancevizi meyvesinin toz haline getirilmiş kabuk içi.
Macedonia i. Makedonya.
Macedonian i. 1. Makedonyalı. 2. Makedonca. s. 1. Makedonya, Makedonya´ya özgü. 2. Makedonca. 3. Makedonyalı.
macfarlane i. makferlan.
machete i. büyük bir çeşit bıçak.
machinate f. düzenbazlık etmek, dolap çevirmek, entrika çevirmek.
machination i., gen. çoğ. entrika, dolap.
machine i. 1. makine. 2. motorlu araç. 3. mekanizma. 4. politika çarkı. s. 1. makineyle ilgili. 2. makine ile yapılmış. f. makine ile yapmak veya şekil vermek. 
machine gun  makineli tüfek, makineli, mitralyöz. 
machine oil  makine yağı.
machine operator makinist, makine işleten kimse. 
machine shop  1. makine atölyesi. 2. tornacı dükkânı.
machine-made s. makine işi.
machinery i. 1. makineler. 2. makine aksamı. 3. mekanizma, sistem, düzenek.
machinist i., İng. makinist, makine işleten kimse.
mack i., İng., k. dili yağmurluk.
mackerel i. uskumru.
mackintosh i., İng. yağmurluk.
macramé i. makrame.
macro i., bilg. makro.
macro- önek makro-, büyük.
macrocephalic s., bak. macrocephalous.
macrocephalous s. makrosefal.
macrocephalus çoğ. mac.ro.ceph.a.li (mäkrosef´ılay) i. makrosefal.
macrocephaly i. makrosefali.
macroeconomics i. makroiktisat.
mad s. (--der, --dest) 1. deli. 2. çılgın. 3. k. dili çok kızmış, kudurmuş. 4. kuduz. 5. delice, deli gibi. 
mad as a hatter/mad as a March hare zırdeli. 
Madagascan i. Madagaskarlı. s. 1. Madagaskar, Madagaskar´a özgü. 2. Madagaskarlı.
Madagascar i. Madagaskar.
Madagascarian s. 1. Madagaskar, Madagaskar´a özgü. 2. Madagaskarlı.
madam i. 1. bayan, madam. 2. hanımefendi. 3. genelev işleten kadın, mama, çaça.
Madame çoğ. Mes.dames (meydam´) i. Madam.
madcap s. delişmen, ele avuca sığmaz.
madden f. 1. delirtmek; delirmek. 2. sinirlendirmek.
maddening s. 1. çıldırtıcı, delirtici. 2. sinirlendirici, can sıkıcı.
madder i. 1. bot. kökboyası, kökboya, kızılkök. 2. kökboyası, kökboya, kökkırmızısı, alizarin.
made f., bak. make. s. yapılmış: made of wood ağaçtan yapılmış.
made to measure ısmarlama yapılmış (elbise). 
made-to-order s. ısmarlama.
made-up s. 1. uydurma. 2. makyajlı.
madhouse i. tımarhane.
madly z. delice.
madman çoğ. mad.men (mäd´men) i. deli.
madness i. delilik.
madrigal i., müz. madrigal.
madrona i., bot. kocayemiş ağacı. 
madrona apple kocayemiş.
magazine i. 1. dergi, magazin, mecmua. 2. depo. 3. cephanelik. 4. şarjör.
magazine rack  mecmualık. 
maggot i. kurt, kurtçuk, larva.
maggoty s. kurtlu.
magic i. 1. sihirbazlık. 2. sihir, büyü. 3. gözbağcılık, hokkabazlık. s. 1. sihirle ilgili, büyücülükte kullanılan. 2. sihirli, büyülü. 
magic marker  keçeli kalem.
magic wand  sihirli değnek.
magical s. fevkalade, çok güzel.
magically z. büyülü bir şekilde, büyüleyerek.
magician i. 1. sihirbaz, büyücü. 2. gözbağcı, hokkabaz.
magistracy i. 1. yargıçlık, hâkimlik. 2. yargıçlar, hâkimler. 3. bir yargıcın nüfuz bölgesi.
magistrate i., İng. sulh yargıcı.
magma i., jeol. magma.
magnanimity i. yüce gönüllülük.
magnanimous s. yüksek ruhlu, yüce gönüllü.
magnanimously z. cömertçe.
magnate i. 1. nüfuzlu kimse. 2. gazet. patron. 3. büyük işadamı.
magnesium i. magnezyum.
magnet i. mıknatıs.
magnetic s. manyetik. 
magnetic field  manyetik alan.
magnetic needle  pusula iğnesi.
magnetise f., İng., bak. magnetize.
magnetism i. manyetizma.
magnetize f. mıknatıslamak.
magneto i. (çoğ. --s) manyeto.
magnification i. büyütme, büyütüm.
magnificence i. ihtişam, görkem.
magnificent s. 1. görkemli, ihtişamlı. 2. harika, nefis, fevkalade.
magnify f. 1. büyütmek, büyük göstermek. 2. abartmak, büyütmek. 
magnifying glass  büyüteç, pertavsız.
magnitude i. 1. büyüklük, boy. 2. önem. 3. gökb. kadir.
magnolia i. manolya.
magnum opus i., edeb., güz. san. başyapıt, şaheser.
magpie i. saksağan.
mahaleb i. mahlep, kokulukiraz. 
mahaleb cherry  mahlep, kokulukiraz.
mahogany i. 1. maun, akaju (ağaç/kereste): a mahogany table maun bir masa. 2. maun/akaju rengi.
mahonia i., bot. mahunya, mahonya.
maid i. 1. hizmetçi, hizmetçi kadın. 2. evlenmemiş genç kız. 
maid of honor  baş nedime.
maiden i. evlenmemiş genç kız. s. 1. evlenmemiş (kadın). 2. ilk: maiden effort ilk girişim. maiden voyage (gemi için) ilk sefer. 
maiden name  bekârlık soyadı, kızlık adı.
maidenhair i. baldırıkara. 
maidenhair fern  baldırıkara.
maidenhair tree  kızsaçı, gingko.
maidenhead i. bekâret, kızlık.
maidenhood i. genç kızlık çağı.
maidservant i. hizmetçi, hizmetçi kadın.
maigre i., zool. 1. sarıağız. 2. işkine.
mail 1 i. zırh. 
mail 2 i. 1. posta. 2. posta arabası. f. postalamak, postaya vermek, posta ile göndermek. 
mail carrier  postacı. 
mail order posta ile sipariş. 
mail route  postacının güzergâhı. 
mail train  posta treni.
mailbag i. 1. postacı çantası. 2. posta torbası.
mailbox i. posta kutusu.
mailed fist  saldırı tehdidi, baskı.
mailman çoğ. mail.men (meyl´men) i. postacı.
mail-order s. posta siparişiyle alınan.
mail-order house  posta ile sipariş alan mağaza.
maim f. sakat etmek, sakatlamak.
main 1 i. ana boru. 
main 2 s. asıl, esas, başlıca, ana, temel. 
main body  ask. asıl kuvvet. 
main deck  den. baş güverte.
main dish  baş yemek.
main road  anayol. 
Main Street  1. ana cadde. 2. taşra gelenekleri. 
mainframe computer  bilg. merkezi işlem birimi.
mainland i. anakara.
mainly z. en çok: His support comes mainly from the provinces. Onu destekleyenlerin çoğu taşralı.
mainspring i. 1. büyük zemberek, ana yay. 2. asıl neden, baş etken.
mainstay i. başlıca dayanak.
maintain f. 1. sürdürmek, devam ettirmek. 2. korumak: maintain one´s reputation şöhretini korumak, adını bozmamak. 3. beslemek, bakmak, geçindirmek: maintain a family aile geçindirmek. 4. mak. bakımını sağlamak. 5. iddia etmek: maintain that it is so böyledir diye iddia etmek.
maintenance i. 1. mak. bakım. 2. koruma. 3. sürdürme. 4. geçim. 5. huk. nafaka. 6. iddia.
maize i., İng. mısır.
majestic s. görkemli, şahane, muhteşem, heybetli.
majestically z. görkemli bir şekilde.
majesty i. 1. görkem, haşmet, heybet. 2. b.h. kral veya eşine verilen unvan: Your/His/Her Majesty Majesteleri, Majeste, Haşmetmeap.
major 1 i. 1. binbaşı. 2. müz. majör. 3. (üniversitede) asıl branş. 
major 2 f., A.B.D. in (üniversitede) -i asıl branş olarak almak.
major 3 s. 1. büyük. 2. başlıca, asıl. 3. müz. (gam) majör. 4. ergin, reşit. 
major general  tümgeneral. 
major key  majör perdesi. 
major offense  büyük suç. 
major premise  man. büyük önerme. 
major premise  man. büyük terim. 
major scale  müz. majör gam. 
major term  man. büyük terim.
Majorca i. Mayorka.
Majorcan i. Mayorkalı. s. 1. Mayorka, Mayorka´ya özgü. 2. Mayorkalı.
majority i. 1. çoğunluk. 2. oy çoğunluğu. 3. erginlik, rüşt. 
majuscule i. büyük harf, majüskül. s. 1. büyük (harf), majüskül. 2. büyük harfle yazılmış.
make    tracks  k. dili 1. çıkıp gitmek. 2. hızla gitmek.
make (s.t.) good  1. telafi etmek; (zararını) ödemek. 2. yerine getirmek: He made good his promise. Sözünü yerine getirdi. 
make 1 i. 1. yapılış, yapı, biçim. 2. marka. 3. verim, randıman. 
make 2 f. (made) 1. yapmak, etmek. 2. yaratmak. 3. olarak atamak, yapmak: The board made him president of the company. Yönetim kurulu onu şirketin başına getirdi. 4. anlamak, anlam çıkarmak: I can´t make anything of this poem. Bu şiirden hiçbir anlam çıkaramıyorum. 5. göstermek. 6. girişmek. 7. kazanmak, elde etmek: make money para kazanmak. 8. etmek, tutmak: Two plus three makes five. İki artı üç, beş eder. 9. hesap etmek. 10. hazırlamak, düzenlemek, yapmak: Who made this plan? Bu planı kim yaptı? 11. zorlamak, mecbur etmek, yaptırmak: They made me do it. Onu bana yaptırdılar. 12. sağlamak. 13. olmak. 14. başarıya ulaştırmak: This will either make you or break you. Bu seni ya başarıya ulaştıracak, ya da batıracak. 15. (yol) almak, katetmek. 16. varmak, ulaşmak: The bus driver hopes he can make Antalya by ten o´clock tonight. Otobüs şoförü Antalya´ya bu gece saat onda varabileceğini umuyor. 17. yetişmek: I wasn´t able to make the eight-thirty boat. Sekiz otuz vapuruna yetişemedim. 18. erişmek. 19. elek. (devreyi) kapatmak, tamamlamak. 20. inşa etmek. 
make a  go of  (bir işyerini) başarılı bir şekilde idare etmek.
make a bed  yatak yapmak. 
make a beeline  for/to  -e hemen gitmek.
make a big splash  k. dili büyük bir sükse yapmak; dikkatleri üzerine çekmek. 
make a bolt for fırlayıp (bir yere) doğru koşmak. 
make a botch of (bir işi) berbat/rezil etmek.
make a clean breast of  k. dili içini dökmek.
make a clean breast of it  her şeyi itiraf etmek.
make a commitment (to) (-e) söz vermek.
make a decision  karar vermek, karar almak.
make a detour  varyanttan gitmek.
make a difference  farketmek. 
make a display  gösteriş yapmak.
make a face  yüzünü gözünü buruşturmak. 
make a face  suratını buruşturmak, somurtmak.
make a faux pas pot kırmak, falso yapmak.
make a fire  ateş yakmak. 
make a fool of  (birini) maskaraya çevirmek, rezil etmek.
make a fuss about  -i mesele yapmak. 
make a fuss over  -in üzerine titremek; -i baş tacı etmek.
make a good/bad impression on s.o. birinde iyi/kötü bir izlenim bırakmak.
make a grab for  -e elini atmak. 
make a hash of  k. dili -i bozmak, -i iyice karıştırmak; -i yüzüne gözüne bulaştırmak.
make a hit  1. üstün başarı sağlamak. 2. çok beğenilmek.
make a mess of  1. (bir yeri) dağıtmak. 2. -i berbat etmek. 
make a mistake  yanlış yapmak, hata etmek/işlemek.
make a motion  önerge vermek, teklifte bulunmak. 
make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.
make a mountain out of a molehill  habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.
make a muck of  İng., k. dili -i berbat etmek.
make a name for o.s.  ad yapmak. 
make a night of it  sabaha kadar eğlenmek. 
make a night of it  k. dili felekten bir gece çalmak.
make a nuisance of o.s.  baş belası olmak.
make a pass at  (birine) duyulan erotik hisleri belli etmek, pas vermek.
make a play for  k. dili 1. -i ayartmaya çalışmak. 2. -i kazanmaya çalışmak.
make a point  mim koymak.
make a point bak.
make a point of  (bir şey yapmaya) dikkat etmek; (bir şey yapmayı) ihmal etmemek. 
make a practice of doing s.t.  bir şeyi âdet edinmek. 
make a profit (on)  (-den) kâr etmek. 
make a show of  ... gibi yapmak, -mişçesine davranmak: They made a show of resistance. Karşı koyar gibi yaptılar. 
make a stab at k. dili -i denemek: He made a stab at conversation. Sohbet etmeyi denedi. 
make a stand (against) (düşmana karşı) direnmek, direnerek savaşmak. 
make a swing through k. dili (bir bölgede) küçük bir tur yapmak.
make a travesty of  -i gülünç/rezil bir hale sokmak.
make a vow to do s.t.  bir şey yapmaya ant içmek. 
make a wish  dilekte bulunmak; niyet tutmak.
make a wry face  yüzünü ekşitmek/buruşturmak.
make after  k. dili takip etmek, kovalamak.
make allowance for  -i hesaba katmak. 
make amends to s.o. for s.t. 1. bir şeyin zararını telafi etmek. 2. birinden bir şey için özür dilemek.
make an example of  ibret olsun diye -i cezalandırmak. 
make an example of s.o.  birini ibret olsun diye cezalandırmak. 
make an exhibition of o.s.  kendini rezil etmek.
make as if  yapar gibi görünmek. 
make away with  -i alıp götürmek, -i yürütmek. 
make believe  -i (bir şey) olarak düşünmek/hayal etmek: Make believe you´re a king. Kendini kral olarak düşün. 
make bold  cüret göstermek, cesaret etmek. 
make bold to  -e cesaret etmek, -e cüret etmek.
make both ends meet  geliri gidere denkleştirmek. 
make both ends meet  kazancı masrafına yetişmek, idare etmek. 
make capital of  -i kendi çıkarına kullanmak, -i istismar etmek.
make common cause with  (bir uğurda) ... ile birlikte hareket etmek.
make do with  ile idare etmek, ile yetinmek. 
make do with  ile yetinmek, ile idare etmek. 
make eyes at  -e kaş göz etmek. 
make eyes at  gözle flört etmek. 
make faces  alay ederek yüzünü gözünü tuhaf şekillere sokmak. 
make for home  evin yolunu tutmak, eve koşmak. 
make free with  1. (başkasının malı olan bir şeyi) izin almadan kullanmak. 2. (bir kadına) fazla samimi davranmak. 
make friends with  ile arkadaş olmak. 
make fun of  ile eğlenmek, ile alay etmek. 
make fun of/poke fun at  (bir kimse) ile alay etmek.
make good  başarılı olmak. 
make good  1. on (sözü) yerine getirmek. 2. (zararı) ödemek. 3. başarılı olmak. 
make good one´s charge  iddiasını kanıtlamak. 
make good one´s escape  kaçmayı başarmak. 
make good time  (yolu) hızla katetmek: We made good time between Edremit and Burhaniye. Edremit´le Burhaniye arasındaki yolu hızla katettik. 
make great strides k. dili (bir işte) hızla ilerlemek, çok yol katetmek. 
make haste  acele etmek.
make havoc of  -i harabeye çevirmek.
Make hay while the sun shines.  Yağmur yağarken küpünü doldur.
make headway  ilerlemek.
make heavy weather of  k. dili (bir işi) fazlasıyla büyütüp bin bir güçlükle yapmak.
make inroads in  -de ilerleme kaydetmek. 
make inroads on  1. -i azaltmak: It´s made inroads on our stock. Stokumuzu azalttı. 2. (bir piyasanın) bir payını elde etmek. 3. (soyut bir şeye) zarar vermek, darbe indirmek.
make it  k. dili 1. yetişmek, zamanında varmak. 2. başarmak. 3. hayatta başarılı olmak; köşeyi dönmek. 
Make it snappy!  k. dili Çabuk ol!
make life miserable for (birine) çok çektirmek, (birinin) ensesinde boza pişirmek.
make light of  -e önem vermemek, -i hafife almak.
make like  argo taklidini yapmak. 
make little of  -i küçümsemek, -i önemsememek. 
make love  sevişmek, aşk yapmak.
make love  1. sevişmek, aşk yapmak. 2. to -e kur yapmak. 
make mention of  -den bahsetmek, -den söz etmek, -in sözünü etmek, -i anmak.
make merry  eğlenmek.
make mincemeat of  -i paramparça etmek.
make much of  1. -in fazlasıyla üstünde durmak, -i fazlasıyla önemsemek. 2. (birine) tezahürat yaparak sevgisini belirtmek.
make no bones about  k. dili -i açıkça söylemek.
make no bones about  k. dili 1. -e hiç itiraz etmemek. 2. -i hiç gizlememek, -i gizlemeye çalışmamak. 3. -de hiç tereddüt etmemek, -den hiç çekinmemek. 
make no pretensions to ... iddiasında olmamak.
make noises about  k. dili -den bahsetmek.
make nothing of  1. -e önem vermemek. 2. -i anlayamamak. 
make o.s. conspicuous dikkati üzerine çekmek.
make o.s. presentable kendine bir çekidüzen vermek: I went upstairs to make myself presentable before the guests arrived. Misafirler gelmeden önce yukarı çıkıp kendime çekidüzen verdim.
make o.s. scarce  k. dili ortadan kaybolmak.
make of  1. -den anlamak: What do you make of this? Bundan ne anlıyorsunuz? 2. -e anlam vermek: I couldn´t make anything of his behavior. Onun davranışına hiçbir anlam veremedim. 
make off  sıvışmak, kaçmak. 
make off with  -i aşırmak, -i çalıp kaçmak. 
make one´s blood boil  k. dili çok kızdırmak, çok öfkelendirmek, kanına dokunmak. 
make one´s blood run cold  k. dili tüylerini ürpertmek. 
make one´s deposition  yeminle yazılı ifade vermek.
make one´s eyes water  gözlerini yaşartmak. 
make one´s heart bleed  -in kalbini kırmak, -i üzmek. 
make one´s living  geçimini kazanmak.
make one´s mark  ün kazanmak, isim yapmak. 
make one´s mouth water  ağzını sulandırmak, imrendirmek. 
make one´s mouth water  ağzını sulandırmak. 
make one´s point  ne demek istediğini yeterince anlatmak: You´ve made your point; now sit down! Ne demek istediğini anladık; otur artık! 
make one´s presence felt varlığını hissettirmek.
make one´s rounds 1. (doktor) viziteye çıkmak: The doctor is making his rounds. Doktor viziteye çıktı. 2. (bekçi) devriye gezmek: The watchman is making his rounds. Bekçi devriye geziyor.
make one´s toilet  tuvaletini yapmak.
make one´s way  ileri gitmek, ilerlemek. 
make one´s will vasiyetini yazmak/yazdırmak. 
make or break  ya kazanmak ya da batırmak. 
make out  1. (ne olduğunu) kestirmek, çıkarmak; seçmek, farketmek. 2. anlam çıkarmak, anlamak. 3. okumak, çözmek. 4. yazmak. 5. başarmak. 6. geçinmek, idare etmek. 
make out a case for  (bir iddianın) savunulabilecek yanlarını bulmak. 
make over  1. yenilemek. 2. to -e devretmek.
make overtures 1. to -e girizgâhta bulunmak. 2. for -e razı olduğunu belirten bazı adımlar atmak.
make peace  barışmak. 
make peace with  ile barışmak.
make progress 1. ilerlemek. 2. (hasta) iyiye doğru gitmek.
make ready for  (bir şey için) hazırlamak.
make redundant 1. işten çıkarmak. 2. gereksiz kılmak.
make reference to  -den söz etmek, -den bahsetmek. 
make room for  -e yer açmak.
make room for s.o.  biri için yer açmak. 
make s.o. a curtsy  (kadın) birine reverans yapmak.
make s.o. a proposition birine bir teklifte bulunmak.
make s.o. look sick k. dili birini gölgede bırakmak, birini çok geride bırakmak, birinin pabucu dama atılmak. 
make s.o. see reason birinin aklını başına getirmek.
make s.o. see stars  k. dili birini bir yumrukla sersemletmek. 
make s.o. sick  1. birini hasta etmek. 2. birinin midesini bulandırmak. 3. k. dili birini kızdırmak. 4. k. dili birini tiksindirmek, birinin midesini bulandırmak. 
make s.o. thirsty  birini susatmak.
make s.o. turn in his grave  (mezarında) birinin kemiklerini sızlatmak.
make s.o.´s acquaintance  biriyle tanışmak.
make s.o.´s hackles rise  birini öfkelendirmek. 
make s.t. clear  bir şeyi belli etmek, bir şeyi belirtmek.
make s.t. into  bir şeyi -e dönüştürmek: Don´t make this into a big deal! Bunu mesele yapma! 
make s.t. over to  bir şeyi (birinin) üstüne yapmak. 
make s.t. public bir şeyi herkese/halka/kamuya bildirmek; bir şeyi ilan etmek. 
make s.t. tingle  1. bir şeyi tatlı bir şekilde ürpertmek: Such music makes one´s flesh tingle. Bu tür müzik insana tatlı bir ürperti veriyor. 2. bir şeyi çınlatmak.
make sail  sefere çıkmak. 
make sense  1. anlamı olmak: Does this poem make sense? Bu şiirin anlamı var mı? 2. mantıklı olmak. 
make sense out of  -den anlam çıkarmak. 
make shift  varolanla idare etmek. 
make shift with  ile idare etmek.
make short work of  1. -i çabucak bitirmek. 2. -i bir çırpıda yemek. 3. -i çabucak yenmek, -i bir hamlede alt etmek. 4. (birinin) problemini çabucak halletmek. 
make short work of  k. dili 1. (bir şeyi) yiyivermek, çabucak yemek, silip süpürmek. 2. çabuk bitirmek. 3. (biri) (biriyle) olan işini çabucak bitirmek/halletmek: He made short work of those salesmen. O pazarlamacılarla olan görüşmesini çabucak bitirdi. 4. (birini) kolaylıkla pes ettirmek/yenmek. 
make small talk  k. dili havadan sudan konuşmak, hoşbeş etmek. 
make sure  emin olmak için gerekeni yapmak: Make sure the door is locked! Kapıyı kontrol et!/Kapı kilitli mi, bir bak! Make sure he doesn´t come! Ne yapıp yapıp onun gelmesini engelle!
make sure of  1. (bir şeyin) doğru olup olmadığından emin olmak. 2. Emri pekiştirmek için kullanılır: Make sure she´s here at eight! Ne yapıp edip onun saat sekizde burada olmasını sağla! Make sure the door is locked before you go to bed! Yatmadan önce kapının kilitli olduğundan emin ol! 
make the best of  azami derecede yararlanmak. 
make the best of a bad situation  kötü bir durum karşısında idare etmeye çalışmak. 
make the fur fly  k. dili 1. adamakıllı dövmek, dayak atmak. 2. sert bir şekilde azarlamak, haşlamak, zılgıt vermek.
make the grade  başarmak.
make the most of s.t.  bir şeyden azami derecede faydalanmak. 
make the supreme sacrifice  canını feda etmek. 
make things lively for s.o.  birinin başına iş açmak.
make time (with) k. dili (biriyle) flört etmek.
make to order  ısmarlama yapmak. 
make up  1. düzenlemek, hazırlamak. 2. oluşturmak. 3. uydurmak, icat etmek. 4. bir araya getirmek, toplamak, tamamlamak. 5. for -i telafi etmek. 6. makyaj yapmak, boyanmak. 
make up for lost time  kaybedilen zamanı telafi etmek. 
make up for lost time  kaybedilen zamanı telafi etmek. 
make up one´s mind  1. karara varmak. 2. to -i aklına koymak, -e karar vermek. 
make up one´s mind  1. karara varmak. 2. to -i aklına koymak, -e karar vermek. 
make up to/with  k. dili -in gözüne girmeye çalışmak, ile barışmak. 
make use of  -i kullanmak, -den yararlanmak. 
make water  k. dili su dökmek, işemek.
make waves  k. dili problem yaratmak.
make way (for) yol vermek, yol açmak. 
make way for  -e yol açmak, -e yol vermek. 
Make yourself at home.  1. Kendi evinizdeymiş gibi hareket edin. 2. Rahatınıza bakın. 
make/strike a bargain  anlaşmaya varmak, mutabık kalmak. 
make-believe i. hayal, hayal ürünü. s. hayali, hayal ürünü olan.
makeshift i. geçici çare. s. geçici, eğreti.
makeup i. 1. makyaj. 2. karakter, özyapı; yaradılış. 3. matb. mizanpaj, sayfa düzeni. 4. k. dili bütünleme, ikmal, bütünleme sınavı. 
makeup exam bütünleme sınavı.
making i.
makings i., çoğ. malzeme. 
malabsorption i. kötü emilim.
maladjusted s. uyumsuz, intibaksız.
maladjustment i. uyumsuzluk, intibaksızlık.
maladministration i. kötü yönetim.
maladroit s. beceriksiz, eli işe yakışmaz, sakar.
malady i. hastalık.
Malagasy i. (çoğ. Mal.a.gas.y), s. 1. Malgaş. 2. Malgaşça.
malaise i. kırıklık, keyifsizlik.
malaria i. sıtma, malarya.
Malawi i. Malavi.
Malawian i. Malavili. s. 1. Malavi, Malavi´ye özgü. 2. Malavili.
Malay i., s. 1. Malay. 2. Malayca.
Malaysia i. Malezya.
Malaysian i. Malezyalı. s. 1. Malezya, Malezya´ya özgü. 2. Malezyalı.
malcontent s. hoşnutsuz, memnun olmayan, tatmin olmayan. i. hoşnutsuz kimse.
Maldive i. the --s çoğ. Maldiv Adaları.
Maldivian i. Maldivli. s. 1. Maldiv, Maldiv Adaları´na özgü. 2. Maldivli.
male s., i. erkek.
male chauvinism  erkek şovenizmi.
male prostitute erkek fahişe.
malediction i. lanet, beddua.
malefactor i. 1. suçlu kimse. 2. kötülük eden kimse.
malevolence i. kötü niyet.
malevolent s. kötü niyetli, hain.
malevolently z. kötü niyetle.
malformation i. kusurlu oluşum, sakatlık.
Mali i. Mali.
Malian i. Malili. s. 1. Mali, Mali´ye özgü. 2. Malili.
malice i. kötü niyet.
malicious s. kötü niyetli. 
maliciously z. kötü niyetle.
malign s. 1. kötü, zararlı. 2. kötücül (kimse). 3. kötücül, habis (ur/hastalık). f. kötülemek, hakkında kötü sözler söylemek.
malignant s. 1. kötücül, kötü yürekli. 2. uğursuz. 3. tıb. kötücül, habis. 
malignant tumor kötücül ur.
mall i. 1. kapalı alışveriş merkezi, kapalı çarşı. 2. ağaçlık yol.
mallard i., zool. yeşilbaş.
malleable s. 1. dövülgen (maden). 2. yumuşak başlı, uysal.
mallet i. 1. tokmak. 2. spor sopa.
mallow i., bot. ebegümeci. 
malnutrition i. 1. yetersiz beslenme. 2. kötü beslenme, dengesiz beslenme.
malodorous s. pis kokulu.
malpractice i. 1. yolsuzluk, görevi kötüye kullanma. 2. büyük hata yaparak hastaya/müvekkile zarar verme. 
malpractice suit huk. mesleki hata davası.
malt i. çimlendirilmiş arpa, malt. f. 1. (arpa veya başka tahıldan) malt yapmak. 2. malt haline gelmek.
Malta i. Malta. 
Malta fever maltahumması.
Maltese i. 1. (çoğ. Mal.tese) Maltalı. 2. Maltaca. s. 1. Malta, Malta´ya özgü. 2. Maltaca. 3. Maltalı.
maltose i. maltoz.
maltreat f. kötü davranmak, eziyet etmek.
maltreatment i. kötü davranma.
mama i., k. dili anne.
mamma i., k. dili, bak. mama.
mammal i. memeli hayvan.
mammoth i., zool. mamut. s. devasa, muazzam.
man 1 çoğ. men (men) i. 1. adam, erkek. 2. insan, insanoğlu. 3. (erkek) hizmetkâr. 4. biri, kimse, şahıs, kişi. 5. satranç, dama taş. 
man 2 ünlem, k. dili 1. Bir erkeğe hitap ederken bir sözü vurgulamak için kullanılır: Man, what a game! Aman Allahım, ne harika bir maç! 2. Hitap edilen erkeğin ismi yerine kullanılır: Look man, you can´t do that! Bak oğlum, onu yapamazsın! Hey man, what´s happening? Ne oluyor lan?
man 3 f. (--ned, --ning) (belirli bir iş için) yeterince insan olmak: Do you have enough soldiers to man those defenses? O tahkimatı savunmak için yeterince askerin var mı?
man about town  tiyatro ve gece kulübüne sıkça giden adam.
Man alive!  Yahu!/Be adam! 
man and wife  karı koca. 
man of letters  1. yazar; edebiyatçı, yazıncı. 2. bilim adamı.
man of letters  1. yazar; edebiyatçı, yazıncı. 2. bilim adamı. 
man of substance  zengin adam.
man of the world  görmüş geçirmiş adam.
Man overboard!  Yetişin! Adam denize düştü.
man to man  erkek erkeğe, samimi olarak, açıkça. 
manacle i., gen. çoğ. kelepçe. f. kelepçe takmak, kelepçelemek.
manage f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. -i becermek; to -i -ebilmek, -i becermek: How´d you manage to get here? Sen buraya nasıl gelebildin? 3. kullanmak. 4. (ev, insan v.b.´ni) çekip çevirmek. 5. (hayvan) terbiye etmek. 6. düzenlemek. 7. kontrol etmek. 8. işini uydurmak, işini çevirmek. 9. idare etmek, geçinip gitmek, şöyle böyle geçinmek. 
manage money parayı idare etmek.
manageable s. 1. yönetilebilir, idare edilebilir. 2. kontrol edilebilir. 3. kullanışlı. 4. gerçekleştirilebilen, yerine getirilebilen. 5. şekle girebilen (saç).
management i. 1. yönetim, idare. 2. yönetim kurulu.
manager i. 1. yönetmen, müdür, direktör. 2. yönetici, idareci. 3. menajer, bir sanatçı veya spor takımının işlerini yöneten kimse. 
managerial s. yönetimsel. 
managerial decision  yönetim kararı. 
managerial position  yönetim mevkii. 
managerial staff  yönetim kadrosu.
Manchu i., s. 1. Mançu. 2. Mançuca.
Manchuria i. Mançurya.
Manchurian i. Mançuryalı. s. 1. Mançurya, Mançurya´ya özgü. 2. Mançuryalı.
mandarin 1. mandalina. 2. king, kink.
mandarin duck çinördeği. 
mandarin orange  1. mandalina. 2. king, kink.
mandate i. 1. emir, ferman. 2. pol. manda.
mandatory s. mecburi, zorunlu. i. 1. mandater, mandacı. 2. vekil.
mandolin i. mandolin.
mandrake i., bot. adamotu, kankurutan, adamkökü, abdüsselamotu, hacılarotu, köpekelması.
mane i. yele.
maneuver i. 1. manevra. 2. hile, dolap. f. 1. manevra yaparak/birtakım hareketlerle -i (belirli bir yere) getirmek: He maneuvered the car into the parking space. Manevra yaparak arabayı park yerine soktu. 2. (bir amaca ulaşmak için) birtakım manevralar yapmak.
maneuvers i., çoğ., ask. manevralar: 
manful s. cesur, mert, yiğit, erkekçe.
manfully z. cesaretle, mertçe, yiğitçe, erkekçe.
manganese i. manganez, mangan.
mange i. (hayvanlarda) uyuz hastalığı.
manger i. (ahırda) yemlik.
mangle f. 1. korkunç bir şekilde yaralamak. 2. parçalamak. 3. bozmak.
mango i. (çoğ. --es/--s) hintkirazı, mango.
mangosteen i., bot. mangostan.
mangrove i., bot. mangrov, rizofora, hindistansakızağacı.
mangy s. 1. uyuz (hayvan). 2. pis, iğrenç, tiksinti veren.
manhandle f. 1. tartaklamak. 2. kol kuvvetiyle/var kuvvetiyle (bir şeyi) çekmek/hareket ettirmek/götürmek/taşımak.
manhole i. rögar, baca, kontrol deliği, bakmalık. 
manhole cover rögar kapağı.
mania i. 1. ruhb. mani. 2. for -e aşırı düşkünlük, -e tutku.
maniac s., i. manyak, çılgın, deli.
maniacal s. 1. çılgın. 2. manyakça.
manic-depressive s., i., ruhb. manik-depresif.
manicure i. manikür. f. manikür yapmak.
manicurist i. manikürcü.
manifest 1 i. manifesto, gümrük bildirgesi.
manifest 2 s. belli, açık. f. açıkça göstermek, belirtmek. 
manifest itself  kendini belli etmek, kendini göstermek.
manifestation i. 1. alamet, belirti, gösterge. 2. açıkça gösterme. 3. gösteri.
manifestly z. açıkça.
manifesto i. (çoğ. --es) 1. bildiri, tebliğ, beyanname. 2. pol. parti programı.
manifold s. türlü türlü, pek çok ve çeşitli. i., oto. manifolt.
manikin i. manken.
manipulate f. 1. elle hareket ettirmek. 2. kullanmak, hareket ettirmek, çalıştırmak, işletmek. 3. kendi çıkarları için kullanmak. 4. hile yaparak (fiyatları) istediği şekilde değiştirmek.
manipulation i. 1. elle hareket ettirme. 2. kullanma, hareket ettirme, çalıştırma, işletme. 3. kendi çıkarları için kullanma. 4. hile yaparak (fiyatları) istediği şekilde değiştirme.
manipulative s. 1. kendi çıkarları için başkalarını kullanan, çıkarcı (kimse). 2. çıkarcı (davranış). 3. hileli. 4. el becerisine ait. 5. elle hareket ettirmeye özgü. 
mankind i. insanlık, beşeriyet, insanoğulları.
manly s. 1. erkeğe yakışan, erkekçe. 2. mert, yiğit.
manmade s. insan işi; fabrika işi; insan tarafından yapılan.
mannequin i. manken.
manner i. 1. tavır. 2. usul. 3. çeşit. 4. çoğ. görgü, terbiye. 5. çoğ. örf, töre. 
manner of life  yaşam biçimi, yaşayış tarzı.
mannered s. yapmacıklı, yapma tavırlı.
mannerism i. bir kişiye özgü hareket, tavır veya ifade tarzı.
mannerly s. terbiyeli.
manoeuvre i., f., İng., bak. maneuver.
manoeuvres i., çoğ., İng., ask., bak. maneuvers.
man-of-war çoğ. men-of-war (men´ıvwôr´) i. 1. iri bir tür denizanası. 2. tar. savaş gemisi.
manor i. malikâne, köşk. 
manor house  malikâne, köşk.
manpower i. 1. insan gücü. 2. işgücü. 3. işçi sayısı, personel.
mansard i. 
mansard roof mansart çatı, mansart.
manse i. papaz lojmanı, papaz evi.
manservant çoğ. men.ser.vants (men´sırvınts) i. uşak; (erkek) hizmetkâr.
mansion i. konak; kâşane; köşk; malikâne.
manslaughter i. önceden tasarlamadan adam öldürme, kasıtsız cinayet.
mantle i. 1. kolsuz manto. 2. örtü, örten şey. 3. lüks gömleği. 4. jeol. çekirdek kabuğu. 5. anat. örtenek.
manual s. 1. ele ait. 2. elle yapılan; elle çalıştırılan. i. 1. elkitabı, kılavuz. 2. müz. (orgda) klavye. 
manual labor  1. amelelik. 2. ağır iş.
manually z. el ile.
manufacture i. 1. imal, yapım. 2. mamul, yapılmış eşya/yiyecek. f. 1. imal etmek, yapmak. 2. (bahane) uydurmak.
manure i. gübre. f. gübrelemek.
manuscript i. 1. yazma, el yazması. 2. müsvedde.
Manx i. Manca. s. 1. Man, Man Adası´na özgü. 2. Manca.
Manx cat mankedisi.
Manxman çoğ. Manx.men (mängks´mîn) i. Manlı erkek, Manlı.
Manxwoman çoğ. Manx.wom.en (mängks´wîmîn) i. Manlı kadın, Manlı.
many s. (more, most) çok, bir hayli. i. bir çoğu. 
many a time  çok kere. 
Many thanks! k. dili Çok teşekkür!/Çok mersi!
Many´s the time ....  Çok kez ...: Many´s the time I´ve wanted to call you. Çok kez sana telefon etmek istedim. 
many-colored s. çok renkli, rengârenk.
manyplies i., zool. kırkbayır.
many-sided s. 1. mat. çokyüzlü; çokkenar. 2. çok yönlü.
map i. harita, plan. f. (--ped, --ping) 1. haritasını yapmak. 2. out ayrıntılarıyla planlamak. 
maple i. akçaağaç, isfendan. 
maple sugar  akçaağaç şekeri. 
maple syrup  akçaağaç pekmezi.
maquis i., bot. maki.
mar f. (--red, --ring) bozmak, mahvetmek.
Mar kıs. March.
marabou i. (çoğ. --s/mar.a.bou) murabutkuşu, murabut, marabut. 
marabou stork  murabutkuşu, murabut, marabut.
marabout i. 1. murabıt, murabut. 2. murabutkuşu, murabut, marabut.
maraschino i. 1. maraskino, marasken (likör). 2. maraska, marask, maraska kirazı. 
maraschino cherry maraska, marask, maraska kirazı.
marathon i. maraton.
maraud f. çapulculuk amacıyla akın etmek, çapulculuk etmek.
marauder i. çapulcu, yağmacı.
marble i. 1. mermer. 2. bilye, misket. 3. çoğ. misket oyunu. s. mermer, mermerden yapılmış. f. ebrulamak. 
marbled s. 1. ebrulu. 2. mermer döşeli.
March i. mart ayı.
march i. 1. (topluca) yürüyüş. 2. ilerleme, gidiş. 3. müz. marş. f. 1. (topluca) yürüyüş yapmak. 2. ilerlemek. 
marchioness i. markiz, markinin karısı.
march-past i. geçit töreni.
mare i. kısrak.
margarine i. margarin.
margin i. 1. kenar, sınır. 2. tic. maliyet fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark. 3. tic. ihtiyat akçesi, marj. 4. sayfa kenarındaki boşluk, marj. 
margin of safety  emniyet payı, hava payı. 
marginal s. 1. kenarda olan. 2. kenarda yazılı, marjinal. 3. pek az: It is of marginal importance. Pek az önemi var. 4. ekon., sosyol., ruhb. marjinal.
marigold i., bot. kadifeçiçeği.
marijuana i. 1. marihuana. 2. bot. hintkeneviri, kenevir, kendir.
marina i. yat limanı, marina.
marinate f. (eti yumuşatmak için) zeytinyağlı salamurada bırakmak.
marine s. 1. denize ait, denizle ilgili. 2. denizciliğe ait. 3. deniz kuvvetlerine ait. i. 1. denizcilik. 2. denizci, deniz askeri.
mariner i. 1. gemici. 2. denizci. 
mariner´s compass  gemici pusulası.
marital s. evlenmeye ait, evlilikle ilgili. 
marital rights  evlilikte karı kocaya tanınan haklar. 
marital status  medeni hal. 
maritime s. 1. deniz kıyısında olan; denize yakın. 2. denizle ilgili; denizcilikle ilgili. 3. denizciye özgü. 
maritime law  deniz hukuku.
marjoram i., bot. mercanköşk, merzengûş, şile.
mark 1 i. 1. işaret, marka, alamet. 2. damga. 3. iz. 4. nişan, hedef. 5. norm, standart. 6. ün, şöhret. 7. (derste) not, numara. 8. leke; çizik. 9. yara yeri, iz. 10. spor başlama çizgisi. 11. k. dili av, saf kimse. 
mark 2 f. 1. işaretlemek. 2. damga vurmak, damgalamak. 3. göstermek, belirtmek. 4. çizmek, yazmak. 5. not vermek. 6. dikkat etmek, dikkate almak, hesaba katmak. 7. etiketlemek. 
mark 3 i. mark, Alman markı.
mark down  1. -in fiyatını indirmek. 2. not etmek, kaydetmek. 
mark off  sınırlarını çizmek. 
mark out  1. sınırlarını çizmek. 2. planını yapmak. 3. seçip ayırmak. 
mark time  yerinde saymak. 
mark up  1. çizmek. 2. -in fiyatını yükseltmek/artırmak. 
marked s. 1. göze çarpan, belirgin. 2. işaretli. 
markedly z. önemli derecede.
marker i. 1. markacı. 2. işaret, damga. 
market i. 1. pazar, çarşı. 2. piyasa. 3. for -e talep, -e rağbet. f. 1. pazarlamak. 2. satışa çıkarmak. 3. çarşıda alışveriş etmek. 
market garden  bostan.
market value  piyasa değeri, piyasa fiyatı. 
market value  piyasa fiyatı. 
marketable s. 1. pazarlanabilir. 2. kolaylıkla satılabilir.
marketing i. 1. alışveriş. 2. pazarlama.
marketplace i. pazar yeri.
marksman çoğ. marks.men (marks´mîn) i. nişancı.
marksmanship i. nişancılık.
markup i. 1. alış ve satış fiyatları arasındaki fark. 2. fiyat artışı.
marl i., jeol. marn, pekmez toprağı.
marmalade i. marmelat.
marmot i., zool. dağsıçanı, marmot.
maroon 1 i., s. kestane rengi, maron.
maroon 2 f. (birini) ıssız bir adaya/kıyıya bırakmak. 
marquee i. 1. (kapı önündeki) markiz. 2. büyük çadır, otağ.
marquess i., bak. marquis.
marquis i. marki.
marquise i. markiz.
marriage i. 1. evlenme. 2. evlenme töreni. 3. evlilik. 4. birleşme. 
marriage certificate  evlenme cüzdanı. 
marriage licence  nikâh kâğıdı, evlenme izni. 
marriage vows  evlilik sözü. 
marriageable s. evlenecek yaşta, yetişmiş.
married s. 1. evli. 2. to ile evli. 3. evliliğe/evlilere özgü.
married life  evlilik yaşamı.
marrow i. 1. anat. ilik. 2. öz. 3. İng. sakızkabağı, kabak. 
marrowbone i. iliği çok olan kemik.
marry f. 1. evlenmek; evlendirmek. 2. evermek. 3. birleşmek; birleştirmek.
Mars i., gökb. Merih, Mars.
marsh i. bataklık. 
marsh crocodile hinttimsahı.
marshal i. 1. ask. mareşal. 2. teşrifatçı, protokol görevlisi. 3. polis müdürü. f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. sıraya koymak, sıralamak, dizmek. 2. önüne düşüp götürmek.
marshmallow i. 1. hatmi. 2. lokuma benzer şekerleme.
marshy s. 1. bataklığa özgü. 2. bataklık gibi. 3. bataklı.
marsupial s., zool. keseli. i. keseli hayvan.
mart i. çarşı, pazar.
marten i. 1. zool. ağaçsansarı, zerdeva. 2. zerdeva kürkü.
martial s. 1. savaşa özgü. 2. askeri. 3. savaşçı, savaşkan. 
martial law  sıkıyönetim, örfi idare. 
martial law  sıkıyönetim.
martin i. kırlangıç. 
martinet i. disipline son derece önem veren amir, kurallara aşırı derecede bağlı olan amir.
martini i. martini.
martyr i. şehit. f. şehit etmek.
marvel i. harika, mucize. f. (--ed/--led, --ing/--ling) hayret etmek, şaşmak.
marvelous s. olağanüstü; harika.
Marxism i. Marksizm.
Marxist i., s. Marksist.
masc kıs. masculine.
mascara i. rimel, maskara.
mascot i. maskot.
masculine s. 1. erkeğe özgü, erkeksi. 2. dilb. eril. i., dilb. 1. eril cins. 2. eril sözcük.
masculinity i. erkeklik.
mash i. 1. lapa. 2. bira yapmak için ezilmiş arpa ile su karışımı. f. ezmek, püre yapmak. 
mashed potatoes  patates püresi.
masher i., argo askıntı, kadınlara askıntı olan erkek.
mask i. maske. f. maskelemek, gizlemek. 
masked ball  maskeli balo. 
masochism i. mazoşizm.
Mason i. mason, farmason.
mason i. duvarcı; taşçı.
Masonry i. masonluk, farmasonluk.
masonry i. duvarcılık; taşçılık.
masque i. maskeli balo.
masquerade i. 1. maskeli balo. 2. maskeli balo kostümü. 3. (sahte bir) gösteri. f. as kendini ... gibi göstermek, kendini ... olarak tanıtmak.
mass 1 i. 1. ekmek ve şarap ayini, kudas. 2. bu ayine özgü müzik.
mass 2 i. 1. kütle, kitle, parça, yığın, küme. 2. fiz. kütle. 
mass media  medya, kitle iletişim araçları. 
mass meeting  kitlesel miting. 
mass movement  kitle hareketi.
mass production  toptan/seri üretim. 
massacre i. katliam, kırım, toplukıyım. f. katletmek, kırıp geçirmek.
massage i. masaj. f. masaj yapmak.
masseur i. masajcı, masör.
masseuse i. kadın masajcı, masöz.
massif i. dağ kitlesi.
massive s. 1. büyük ve ağır. 2. çok büyük, kocaman, koca; heybetli; büyük çapta, muazzam. 3. iriyarı, irikıyım. 4. şiddetli (deprem, kalp krizi v.b.).
mass-produce f. seri olarak üretmek.
mast i. direk, gemi direği.
master 1 i. 1. efendi, sahip, patron, amir. 2. üstat. 3. İng. erkek öğretmen. 4. yönetici. 5. örnek. 6. kopya edilecek şey. 7. küçük bey. 8. kaptan. 
master 2 s. ana, temel, esas, asıl, baş. 
master 3 f. 1. yenmek, üstesinden gelmek. 2. hükmetmek. 3. iyice öğrenmek, uzmanlaşmak: Sezen´s mastered Chinese. Sezen Çinceyi çok iyi öğrendi.
master builder  mimar; kalfa. 
master copy  orijinal, orijinal kopya, asıl. 
master key  ana anahtar.
master key  ana anahtar.
Master of Arts  hümaniter bilimlerde master derecesi/yüksek lisans.
master of ceremonies  1. protokol görevlisi, teşrifatçı. 2. sunucu, takdimci. 
Master of Science  fen bilimlerinde master derecesi/yüksek lisans. 
master plan  ana plan. 
master switch  elek. ana anahtar. 
master touch  1. usta eli. 2. yerinde söz/davranış.
masterful s. 1. amirane, buyurucu. 2. ustaca, ustalıklı.
masterly s. ustaca, ustalıklı.
mastermind i. bir işin beyni. f. (bir işin) beyni olmak.
masterpiece i. 1. şaheser, başyapıt. 2. harika.
masterstroke i. 1. mükemmel bir çözüm; (tartışmada) çok etkileyici bir cevap. 2. kesin başarı.
mastery i. 1. üstünlük, hâkim olma, hâkimiyet. 2. ustalık.
mastic i. 1. damlasakızı, sakız, mastika, sakızağacından çıkarılan reçine. 2. mastika, sakız rakısı. 3. bot. damlasakızağacı, sakızağacı. 
mastic tree bot. damlasakızağacı, sakızağacı.
masticate f. çiğnemek.
mastication i. çiğneme.
mastiff i. mastı (köpek).
masturbate f. mastürbasyon yapmak.
masturbation i. mastürbasyon.
mat 1 i. 1. hasır. 2. paspas. 3. altlık. 4. keçeleşmiş saç, kıllar, lifler v.b. 5. (saç, kıl, lif v.b.´nde) düğüm. f. (--ted, --ting) 1. hasır ile örtmek. 2. keçeleştirmek; keçeleşmek. 3. düğümlenmek, birbirine dolaşmak.
mat 2 i. paspartu, resim ve çerçeve arasındaki karton kenar. f. (--ted, --ting) (resmin etrafına) paspartu geçirmek. s. mat, donuk.
matador i. matador, boğa güreşçisi.
match 1 i. 1. eş, benzer, akran, denk. 2. uygun eş. 3. evlenme. 4. maç, karşılaşma. f. 1. (birbirine) uymak; (birbirine) uydurmak: That tie doesn´t match your suit. O kravat elbisene uymuyor. 2. bilg. eşlemek, eşleştirmek, eşlendirmek. 3. karşılaştırmak. 4. (birinden/bir şeyden) aşağı kalmamak, (biriyle) at başı gitmek. 5. evlenmek; evlendirmek. 
match 2 i. kibrit.
matchbox i. kibrit kutusu.
matchless s. eşsiz, emsalsiz, rakipsiz.
matchmaker i. çöpçatan.
matchmaking i. çöpçatanlık.
mate i. 1. eş, misil. 2. karı, koca, eş. 3. arkadaş. 4. ikinci kaptan, muavin. f. 1. eşlemek. 2. evlendirmek; evlenmek. 3. çiftleştirmek; çiftleşmek. 4. uymak. 5. satranç mat etmek.
maté i. mate, Paraguay çayı.
material s. 1. maddi, özdeksel. 2. bedensel. 3. önemli. 4. to -e değgin. i. 1. madde, özdek. 2. materyal, gereç, malzeme. 3. bez, dokuma, kumaş. 
material well-being  maddi refah. 
materialise f., İng., bak. materialize. 
materialism i. materyalizm, maddecilik, özdekçilik.
materialist i. materyalist, maddeci, özdekçi.
materialistic s. materyalist, maddeci, özdekçi.
materialize f. 1. maddileşmek; maddileştirmek. 2. gerçekleşmek. 3. (hortlak/ruh) görünmek, peydahlanmak.
maternal s. 1. anneliğe özgü. 2. anneye yakışır. 3. anne tarafından. 
maternal aunt  teyze. 
maternal grandmother  anneanne. 
maternal uncle  dayı.
maternity i. analık, annelik. 
maternity clothes  hamile kıyafetleri/giysileri. 
maternity dress  hamile elbisesi.
maternity hospital  doğumevi, doğum hastanesi.
math i., k. dili matematik.
math kıs. mathematical, mathematician, mathematics.
mathematical s. 1. matematiksel, matematikle ilgili. 2. kesin, tam.
mathematician i. matematikçi.
mathematics i. matematik.
maths i., İng., k. dili matematik.
matinée i. matine.
mating i. çiftleşme; çiftleştirme. 
mating season  çiftleşme mevsimi.
matriarch i. aile reisi sayılan kadın.
matriarchal s. anaerkil, matriarkal, maderşahi.
matriarchy i. anaerki, maderşahilik.
matriculate f. 1. kaydetmek. 2. (özellikle üniversiteye) öğrenci olarak kaydedilmek.
matriculation i. 1. öğrenci kaydı. 2. üniversite giriş sınavı.
matrimony i. evlenme, evlilik.
matrix çoğ. ma.tri.ces (mey´trîsiz)/--es (mey´trîksız) 1. bir nesneye biçim veren veya dayanak olan şey. 2. anat. dölyatağı, rahim. 3. mat., bilg., matb. matris. 4. dişi kalıp. 
matrix printer  bilg. matrisli yazıcı.
matron i. 1. (özellikle çocuğu olan) orta yaşlı evli kadın. 2. (hapishanede/yetimhanede) kadın yönetici. 3. başhemşire.
matronly s. 1. ana gibi, anaç. 2. toplu, dolgun. 3. ağırbaşlı (kadın).
matter 1 i. 1. madde, özdek. 2. mesele, sorun; konu, iş; durum. 3. önem. 4. of/for neden. 
matter 2 f. önemi olmak, önem taşımak, farketmek. 
matter-of-fact s. 1. gerçekçi. 2. sakin, heyecandan uzak.
mattress i. yatak, döşek, şilte.
mature f. 1. olgunlaşmak; olgunlaştırmak. 2. erginleşmek. s. 1. olgun, ergin. 2. iyi hazırlanmış (plan, eser v.b.). 3. vadesi gelmiş, vadesi dolmuş.
maturity i. 1. olgunluk, erginlik. 2. vade.
maudlin s. aşırı duygusal.
maul f. 1. pençe atarak yaralamak. 2. çok hırpalamak; dövmek.
Mauritania i. Moritanya.
Mauritanian i. Moritanyalı. s. 1. Moritanya, Moritanya´ya özgü. 2. Moritanyalı.
Mauritian i. Morityuslu. s. 1. Morityus, Morityus´a özgü. 2. Morityuslu.
Mauritius i. Morityus.
mausoleum i. mozole, anıtmezar.
mauve i. leylak rengi. s. leylak renginde olan.
maverick i. 1. damgalanmamış ve sahipsiz dana. 2. k. dili toplum kurallarına uymayan kimse. 3. parti disiplinine uymayan politikacı.
maw i. 1. mide; boğaz; ağız. 2. (korkunç bir yere açılan) ağız.
mawkish s. 1. tiksindirici. 2. aşırı duygusal.
max kıs. maximum.
maxi i., k. dili maksi etek/palto.
maxim i. özdeyiş, özlü söz, vecize.
maximal s. maksimal.
maximum çoğ. --s (mäk´sımımz)/max.i.ma (mäk´sımı) i. maksimum, azami derece, en yüksek düzey. s. maksimum, maksimal, azami. 
May i. mayıs, mayıs ayı. 
may yardımcı f. (might) -ebilmek, -meli, -malı (İzin/olanak/olasılık belirtir.): May I have a drink of water? Bana bir bardak su verir misin? He may or may not come tomorrow. Yarın gelebilir de, gelmeyebilir de.
May Day  1 Mayıs.
May I trouble you for the salt?  Tuzu verebilir misiniz? 
May I venture a suggestion?  Bir teklifte bulunabilir miyim?
maybe z. belki, olabilir.
Maybe it´s all for the best.  Belki de böylesi daha iyi olur.
Mayday i. Mayday (telsizle yapılan uluslararası imdat çağrısı).
mayhem i. kargaşa.
mayonnaise i. mayonez.
mayor i. belediye başkanı.
mayoress i. kadın belediye başkanı.
Maypole i. 1 Mayıs´ta kızların etrafında dans ettiği çiçeklerle süslü direk.
maypop i., bot. çarkıfelek.
maze i. 1. labirent. 2. şaşkınlık, hayret.
mazourka i., bak. mazurka.
mazurka i. mazurka.
MC i. protokol görevlisi, teşrifatçı.
MC kıs. Master of Ceremonies.
McCoy i. 
MD kıs. Doctor of Medicine.
mdse kıs. merchandise.
me zam. beni; bana. 
mead i. mayalandırılmış bal ve sudan yapılan alkollü bir içki.
meadow i. çayır.
meager s. 1. yetersiz, eksik, az. 2. yavan, tatsız. 3. zayıf.
meagre s., İng., bak. meager.
meal 1 i. 1. elenmemiş kaba un. 2. una benzer şey.
meal 2 i. yemek.
mealtime i. yemek zamanı.
mealy-mouthed s. samimiyetsiz.
mean 1 f. (--t) 1. ... anlamına gelmek: Does that mean she´ll be late? Yani geç mi gelecek? To the egress means to the exit. Mahrece demek çıkışa demek. 2. amaçlamak, niyet etmek, niyetlenmek: He had meant to come early. Erken gelmeyi amaçlamıştı. He really means to do it. Onu yapmaya azmetti. 3. demek istemek, kastetmek: What do you mean? Ne demek istiyorsun yani? 4. for (sözü) (birine) yöneltmek: Did you mean that for me? O sözü bana mı yönelttin? 5. for (bir şeyi) (biri) için yapmak/hazırlamak. 
mean 2 s. 1. adi, aşağı, bayağı. 2. kötü (davranış); kötü davranan; zalim, acımasız. 3. İng. cimri, pinti. 4. k. dili huysuz. 5. k. dili zor, güç. 6. argo şahane, nefis. 
mean 3 s. orta, vasat; ortalama. i. orta; ortalama. 
mean business  çok ciddi olmak, şaka yapmamak: This time she means business. Bu kez ciddidir.
mean daily temperature günlük ortalama sıcaklık. 
mean distance  ortalama uzaklık. 
mean little #AD?
mean pressure  ortalama basınç. 
mean solar time  ortalama güneş zamanı. 
mean well #AD?
meander f. 1. dolanmak, dolana dolana gitmek. 2. avare dolaşmak, gezinmek.
meaning i. anlam, mana.
meaningful s. anlamlı, manalı.
meaningless s. 1. anlamsız, manasız. 2. boş, abes.
means i. 1. araç, vasıta, bir sonuca ulaşmak için kullanılan şey. 2. servet, varlık. 3. gelir, para. 
means of support  birini geçindiren iş/para.
means of transport  ulaşım araçları, taşıtlar.
means to an end  araç, vasıta. 
meant f., bak. mean.
meantime i. 
meanwhile z. bu arada.
measles i. kızamık. 
measly s. 1. kızamıklı. 2. k. dili çok az. 3. k. dili adi, değersiz.
measure 1 i. 1. ölçü, miktar. 2. ölçüm, ölçme. 3. önlem, tedbir. 4. derece. 5. şiir ölçü, vezin. 6. müz. ölçü. 7. ölçüt, kriter. 
measure 2 f. 1. ölçmek; ölçüsünü almak: Measure the height of that door right now! O kapının yüksekliğini hemen ölç! The tailor is measuring me for a new suit. Terzi yeni bir elbise için ölçümü alıyor. They´re going to measure Zeki´s intelligence. Zeki´nin zekâsını ölçecekler. 2. -in ölçüleri ... olmak: That piece of paper measures ten centimeters by twelve centimeters. O kâğıdın ölçüleri on çarpı on iki santimetre. 
measure out  ölçüp ayırmak. 
measure up 1. istenilen ölçülere göre/uygun olmak. 2. to ... kadar iyi olmak: Aynur doesn´t measure up to Hülya. Aynur, Hülya kadar iyi değil. Her performance that day didn´t measure up to her ability. O günkü performansı asıl yeteneğinin gerisinde kaldı. 
measured s. 1. ölçülü. 2. düzgün, düzenli. 3. hesaplı, ölçülü.
measureless s. ölçüsüz, sınırsız, hesapsız.
measurement i. 1. ölçü. 2. ölçme, ölçüm.
measuring i. ölçme, ölçüm. 
measuring cup  ölçü kabı.
measuring spoon ölçü kaşığı.
meat i. 1. yenecek et, et. 2. öz. 
meat loaf  rulo köfte. 
meat packing  toptan kasap işi.
meat pie  etli börek.
meaty s. 1. etli. 2. özlü, dolgun.
Mecca i. Mekke.
mech kıs. mechanical, mechanics, mechanism.
mechanic i. motor tamircisi.
mechanical s. 1. mekanik. 2. makineye ait. 
mechanical drawing  teknik resim. 
mechanical engineer makine mühendisi.
mechanical engineering makine mühendisliği.
mechanical pencil versatil kalem.
mechanically z. mekanik olarak.
mechanics i., fiz. mekanik.
mechanise f., İng., bak. mechanize.
mechanism i. 1. mekanizma. 2. işleyiş. 3. fels. mekanikçilik, mekanizm.
mechanization i. makineleştirme; makineleşme.
mechanize f. 1. makineleştirmek. 2. ask. mekanize etmek.
mechanized s. 1. makineleştirilmiş. 2. ask. mekanize.
meconium i. ilkdışkı, mekonyum.
med kıs. medicine, medieval, medium.
medal i. madalya.
medalist i. 1. madalya yapan kimse. 2. madalya kazanan kimse.
medallion i. madalyon.
meddle f. karışmak, burnunu sokmak.
meddler i. herkesin işine karışan kimse, her şeye burnunu sokan kimse, işgüzar.
meddlesome s. her şeye burnunu sokan, her işe karışan, işgüzar.
medfly i., zool. akdenizmeyvesineği.
media i., çoğ. araçlar, vasıtalar. 
mediaeval s., bak. medieval.
medial s. 1. orta. 2. ortada olan.
median s. orta. i. 1. orta. 2. medyan. 3. geom. kenarortay. 4. (yolda) refüj. 
median strip (yolda) refüj.
mediate 1 f. 1. aracılık etmek, arabuluculuk etmek, aracı olmak, araya girmek. 2. ara bulmak.
mediate 2 s. 1. dolaylı ilgisi olan, doğrudan doğruya olmayan. 2. ortada olan, ikisi ortası.
mediation i. aracılık, arabuluculuk.
mediator i. arabulucu, aracı.
medical s. 1. tıbbi, tıbba ait. 2. iyileştirici.
Medicare i., A.B.D. (yaşlılar için) devlet sağlık sigortası.
medicate f. 1. ilaçla tedavi etmek. 2. ilaçlamak; içine ilaç katmak.
medicated s., tıb. ilaçlı.
medication i., tıb. 1. ilaç. 2. ilaçla tedavi.
medicinal s. ilaç özelliği olan, iyileştirici, tedavi edici, tıbbi.
medicine i. 1. ilaç. 2. tıp, hekimlik. 
medicine chest  ilaç dolabı.
medieval s. ortaçağa ait, ortaçağa özgü.
Medina i. Medine.
mediocre s. sıradan, alelade, ne iyi ne kötü, orta karar. 
mediocrity i. sıradanlık, aleladelik.
meditate f. 1. (on) (-i) derin derin düşünmek. 2. meditasyon yapmak.
meditation i. 1. derin derin düşünme. 2. meditasyon. 3. derin düşüncelerin ürünü olan yazı. 
Mediterranean s. Akdeniz, Akdeniz´e veya Akdeniz bölgesine özgü.
Mediterranean fruit fly akdenizmeyvesineği. 
medium 1 çoğ. --s (mi´diyımz)/me.di.a (mi´diyı) i. 1. orta. 2. çevre, ortam. 3. araç, vasıta, bir sonuca ulaşmak için kullanılan şey. s. 1. orta. 2. ortalama. 
medium 2 i. (çoğ. --s) medyum.
medium frequency  radyo orta dalga. 
medium-sized s. orta boy.
medlar i. muşmula, döngel, beşbıyık.
medley i. 1. karmakarışık şey. 2. müz. potpuri.
medulla oblongata çoğ. me.dul.la ob.lon.ga.tas (mîd^l´ı ablông.ga´tız)/me.dul.lae ob.lon.ga.tae (mîd^l´i ablông.ga´ti) anat. soğancık.
meek s. 1. fazla uysal, hiç sesini çıkarmayan. 2. alçakgönüllü. 
meekly z. uysalca.
meekness i. uysallık.
meek-spirited s. alçakgönüllü.
meerschaum i. 1. eskişehirtaşı, lületaşı, denizköpüğü, manyezit. 2. lületaşı pipo.
meet 1 f. (met) 1. -e rastlamak, -e rast gelmek, ile karşılaşmak: I met Deniz by chance on my way to work. İşe giderken Deniz´e rastladım. 2. karşılamak: They plan to meet him at the bus stop. Onu otobüs durağında karşılamayı tasarlıyorlar. 3. tanışmak: I met him for the first time last year. Onunla geçen yıl tanıştım. 4. (masraf, borç v.b.´ni) ödemek, karşılamak. 5. spor karşılaşmak: The two teams will meet again on Saturday. İki takım cumartesi günü yeniden karşılaşacak. 6. buluşmak: Let´s meet in front of the restaurant at nine o´clock. Saat dokuzda lokantanın önünde buluşalım. 7. toplanmak: The staff will meet in the conference room. Personel toplantı odasında toplanacak. 8. with (kötü bir durum) ile karşılaşmak: He met with several problems. Birkaç sorunla karşılaştı. 9. with (kötü bir şeye) uğramak: He met with an accident. Kazaya uğradı. 10. with ile görüşmek: I met with him over lunch. Onunla öğle yemeğinde görüştüm.
meet 2 i. (atletizm ve yüzme dallarında) karşılaşma, yarışma.
meet one´s match  hakkından gelebilecek birine rastlamak.
meet one´s Waterloo k. dili büyük yenilgiye uğramak.
meet the requirements of  -in gerekli gördüğü şartlara uymak; -in gerekli gördüğü niteliklere sahip olmak.
meeting i. 1. toplantı. 2. birleşme, bitişme. 3. miting.
meeting place  1. toplantı yeri. 2. buluşma yeri. 
megahertz i., fiz. megahertz.
megalomania i., ruhb. megalomani, büyüklük hastalığı.
megalomaniac i., s., ruhb. megaloman.
megaphone i. megafon.
megaton i. megaton.
megawatt i. megavat.
melancholy i. melankoli, karasevda. s. 1. melankolik. 2. kasvetli.
Melanesia i. Melanezya.
Melanesian i. Melanezyalı. s. 1. Melanezya, Melanezya´ya özgü. 2. Melanezyalı.
mélange i. karışık şey, karışım.
melba i. 
melba toast bir çeşit gevrek.
meld f. birbirine karışmak.
melee i. meydan kavgası.
meliorate f. düzeltmek, iyileştirmek; düzelmek, iyileşmek.
mellow s. 1. olgun. 2. yıllanmış (şarap). 3. yumuşak, tatlı (ses/renk). 4. cana yakın. 5. keyifli. 6. yumuşak (toprak). f. 1. olgunlaşmak. 2. yumuşatmak; yumuşamak.
melodious s. 1. ahenkli. 2. melodik, ezgili.
melodrama i. melodram.
melodramatic s. 1. melodram türünden. 2. aşırı duygusal.
melody i. melodi, ezgi.
melon i. 1. karpuz; kavun. 2. argo havadan gelen kâr. 
melt f. (--ed, --ed/eski mol.ten) 1. eritmek; erimek. 2. yumuşatmak; yumuşamak. 3. away yok etmek; yok olmak, kaybolmak. 4. into -in içine karışmak. 
melt into tears  gözyaşlarına boğulmak. 
melting point  erime noktası. 
melting pot  1. pota. 2. çeşitli ırk ve ulustan insanların kaynaştığı yer.
member i. 1. üye, aza. 2. organ. 
member of parliament  milletvekili.
membership i. 1. üyelik. 2. üyeler.
membrane i. zar, örtenek.
memento i. (çoğ. --s/--es) yadigâr, hatıra, andaç, anmalık.
memo i., k. dili kısa not.
memoir i. 1. biyografi. 2. inceleme yazısı, rapor.
memoirs i. anılar, hatırat.
memorabilia i., çoğ. (meşhur birinden/bir olaydan) kalma şeyler.
memorable s. hatırlanmaya/anmaya değer.
memorandum çoğ. --s (memırän´dımz)/mem.o.ran.da (memırän´dı) i. 1. muhtıra. 2. not. 3. huk. layiha.
memorial s. hatırlatıcı. i. 1. anıt. 2. muhtıra, önerge. 
memorial service anma töreni.
memorialise f., İng., bak. memorialize.
memorialize f. 1. takdirle anmak. 2. anma töreni yapmak.
memorise f., İng., bak. memorize. 
memorize f. ezberlemek, ezbere öğrenmek.
memory i. 1. bellek, hafıza. 2. hatır. 3. hatıra, anı. 
men of weight  nüfuzlu adamlar, kodamanlar.
menace i. 1. tehdit, gözdağı. 2. tehdit eden şey. f. tehdit etmek, gözdağı vermek.
menagerie i. 1. (canlı) hayvan koleksiyonu. 2. yabanıl hayvanların sergilendiği yer.
mend 1 f. 1. onarmak, tamir etmek. 2. düzeltmek. 3. iyileşmek. 
mend 2 i. onarım, tamir. 
Mend your ways.  Davranışlarına dikkat et. 
mendacious s. 1. yalancı. 2. yalan.
mendacity i. yalancılık.
mendicant s. 1. dilencilik eden, dilenen. 2. dilenciye özgü. i. dilenci.
menial s. 1. hizmetçiye ait. 2. köleye yakışır. 3. bayağı, adi, aşağılık. 4. küçük, önemsiz (iş). i. hizmetçi.
meningitis i., tıb. menenjit.
menopause i. menopoz.
menstrual s. âdetle ilgili, aybaşına ait, menstrüel.
menstruate f. âdet görmek, aybaşı olmak.
menstruation i. menstrüasyon, âdet, aybaşı.
mental s. 1. zihinsel, zihni, akıl ile ilgili. 2. argo deli, kaçık. 
mental age  ruhb. zekâ yaşı. 
mental age  akıl yaşı. 
mental arithmetic  akıldan yapılan hesap. 
mental deficiency/retardation  geri zekâlılık, zekâ geriliği, zihinsel özür. 
mental hospital akıl hastanesi.
mentality i. 1. zihniyet, düşünüş. 2. anlak, zekâ.
mentally z. aklen, zihnen. 
mentally deficient  geri zekâlı, zihinsel özürlü.
mentally retarded geri zekâlı.
menthol i. mentol.
mentholated s. mentollü.
mention i. bahsetme, söz etme, anma. f. -den bahsetmek, -den söz etmek, -in sözünü etmek, -i anmak. 
mentor i. rehber, danışman; akıl hocası, yol gösterici.
menu i. yemek listesi, menü.
meow i. miyav. f. miyavlamak.
mercantile s. ticarete ait, ticari.
mercenary s. 1. kâr gözeten, çıkarcı, paragöz. 2. (yabancı orduda hizmet eden) paralı (asker). i. (yabancı orduda hizmet eden) paralı asker.
mercer i., İng. kumaşçı, kumaş satıcısı.
mercerise f., İng., bak. mercerize.
mercerised s., İng., bak. mercerized.
mercerize f. merserizelemek.
mercerized s. merserize.
merchandise i. ticari eşya, emtia, mal. f. alıp satmak, -in ticaretini yapmak.
merchandize f., bak. merchandise.
merchant i. tüccar. s. ticari. 
merchant marine  ticaret filosu. 
merchant prince  çok zengin tüccar.
merchantman çoğ. mer.chant.men (mır´çıntmîn) i. ticaret gemisi.
merciful s. 1. merhametli. 2. acı çektirmeyen.
merciless s. merhametsiz, amansız, acımasız.
mercurial s. 1. cıvalı. 2. canlı, cıva gibi. 3. birdenbire değişen/parlayan; ruhsal durumu birdenbire değişen; değişken. 
Mercury i., gökb. Merkür.
mercury i., kim. cıva.
mercy i. 1. merhamet. 2. insaf. 
Mercy!  ünlem Aman!/Allah aşkına! 
mere s. 1. yalnızca, yalnız, sadece, ancak. 2. katkısız, saf. 3. önemsiz.
merely z. yalnızca, yalnız, sadece, ancak.
merest s. en az, en ufak.
merge f. 1. birleşmek; birleştirmek. 2. içine karışıp kaybolmak.
merger i. 1. birleşme; birleştirme. 2. iki veya daha çok şirketin birleşmesi. 
meridian i. 1. meridyen. 2. doruk, zirve. s. meridyen.
meringue i., ahçı. 1. beze. 2. (turtanın üzerine konulduktan sonra pişirilen) çırpılmış yumurta akı, şeker v.b. karışımı, mereng.
merino i. merinos.
merino wool  merinos yünü, merinos.
merit i. 1. değer. 2. erdem, fazilet. f. -i hak etmek, -e layık olmak; -e değmek. 
merit system  devlet memurluğunda başarıya göre atama ve terfi sistemi. 
meritorious s. övgüye değer, saygıya değer.
merlon i. mazgal dişi/siperi.
mermaid i. denizkızı.
merrily z. neşeyle.
merriment i. 1. eğlence, keyif, şenlik. 2. neşe, keyif.
merry s. 1. şen, neşeli, keyifli. 2. neşe verici, keyiflendirici. 
merry-go-round i. atlıkarınca.
merrymaking i. cümbüş, eğlence.
mesa i. mesa, masatepe.
mesh i. 1. ağ gözü. 2. ağ, şebeke. 3. çark dişlerinin birbirine girmesi. f. 1. ağ ile tutmak. 2. (çark dişlerini) birbirine geçirmek; birbirine geçmek. 
mesmerise f., İng., bak. mesmerize. 
mesmerize f. 1. ipnotizmayla uyutmak. 2. büyülemek, gözünü bağlamak.
Mesopotamia i. Mezopotamya.
mess i. 1. karışıklık, düzensizlik, dağınıklık. 2. karışık durum, güç/utandırıcı durum. 3. pislik, kirlilik. 4. ask. yemekhane. f. 1. with (birinin işine) müdahale etmek, karışmak. 2. with (biriyle) alay etmek. 3. with (bir şeyle) oynamak. 4. up işi/işleri berbat etmek. 5. ask. yemek yemek. 
mess about  İng., k. dili, bak. mess around.
mess around k. dili 1. vakit geçirmek; avarelik etmek. 2. with ile arkadaşlık etmek. 3. with -e müdahale etmek. 4. with ile meşgul olmak. 
mess call ask. yemek borusu. 
mess hall ask. yemekhane. 
mess s.t. up  1. bir yeri dağıtmak. 2. bir şeyi bozmak. 
message i. 1. mesaj, haber. 2. resmi bildiri.
messenger i. 1. haberci, ulak. 2. kurye.
Messiah i. 
messiah i. kurtarıcı.
met f., bak. meet.
metabolic s. metabolik.
metabolism i., biyol. metabolizma.
metal i. metal, maden. s. madeni, metal, metalik.
metallic s. madeni, metalik.
metallurgical s. metalurjik, metalbilimsel.
metallurgy i. metalurji, metalbilim.
metamorphic s. başkalaşmış, metamorfik.
metamorphose f. başkalaştırmak; başkalaşmak.
metamorphosis çoğ. met.a.mor.pho.ses (met´ımôr´fısiz) i. başkalaşma, başkalaşım, metamorfoz.
metaphor i. mecaz.
metaphoric s., bak. metaphorical.
metaphorical s. mecazi.
metaphorically z. mecazen.
metaphysical s. metafizik, doğaötesi, fizikötesi.
metaphysics i. metafizik, doğaötesi, fizikötesi.
metaplasia i., biyol. dönüşüm, metaplazi.
metapsychic s. ruhötesi, metapsişik.
metapsychics i. ruhötesi, metapsişik.
metastasis çoğ. me.tas.ta.ses (mıtäs´tısiz) i. metastaz.
metathesis çoğ. me.tath.e.ses (mıtäth´ısiz) i., dilb. göçüşme, yer değiştirme, metatez.
mete f. out vermek.
metempsychosis çoğ. me.tem.psy.cho.ses (mıtemsıko´siz) i. ruh göçü.
meteor i. akanyıldız, meteor. 
meteoric s. 1. akanyıldıza ait. 2. akanyıldıza benzer. 3. parlak, göz kamaştırıcı. 4. çok hızlı. 
meteorite i. göktaşı, meteortaşı, meteorit.
meteorological s. meteorolojik.
meteorologist i. meteoroloji uzmanı.
meteorology i. meteoroloji.
meter i. 1. metre. 2. sayaç, saat. 3. şiir vezin, ölçü. 4. müz. ölçü. f. saat ile ölçmek. 
methane i., kim. metan.
method i. 1. yöntem, metot, usul, yol. 2. düzen.
methodical s. 1. yöntemli, metotlu. 2. düzenli, sistemli.
methodically z. düzenli olarak.
methodological s. metodolojik, yöntembilimsel.
methodology i. metodoloji, yöntembilim.
meths i., çoğ., İng., k. dili mavi ispirto. 
meths drinker İng., k. dili ispirtocu.
methyl i. metil. 
methyl alcohol metil alkol.
methylated s. 
methylated spirits İng. mavi ispirto. 
meticulous s. çok titiz, çok dikkatli.
meticulousness i. titizlik.
metre i., f., İng., bak. meter.
metric s. 1. metrik, metre ile ilgili. 2. metrik, metre sistemini kullanan. 3. şiir vezinli, ölçülü. 
metrical s. 1. şiir vezinli, ölçülü. 2. metrik, metre ile ilgili. 3. metrik, metre sistemini kullanan.
metro s., k. dili anakente ait, metropoliten. i. (İngiltere hariç, Avrupa´da bulunan) metro.
metronome i., müz. metronom.
metropolis i. anakent, büyükşehir, metropol.
metropolitan s. 1. anakente ait, metropoliten. 2. Hrist. metropolite ait. i., Hrist. metropolit.
mettle i. 1. huy, mizaç. 2. yüreklilik, atılganlık. 
mew f. 1. miyavlamak. 2. (martı) miyavlar gibi ses çıkarmak. i. miyav.
Mexican i. Meksikalı. s. 1. Meksika, Meksika´ya özgü. 2. Meksikalı.
Mexico i. Meksika.
mezzanine i. asmakat.
miaow i., f., bak. meow.
mica i. mika, evrenpulu.
mice i., çoğ., bak. mouse.
Michaelmas i., Hrist. başmeleklerden Mikâil´in 29 Eylül´de kutlanan yortusu. 
Michaelmas daisy bot. saraypatı, aster.
micro- önek mikro-, küçük.
microbe i. mikrop.
microbial s. mikrobik.
microbic s. mikrobik.
microbiologist i. mikrobiyolog.
microbiology i. mikrobiyoloji.
microcephalic s. mikrosefal.
microcephalous s., bak. microcephalic.
microcephalus çoğ. mi.cro.ceph.a.li (maykrosef´ılay) i. mikrosefal.
microcephaly i. mikrosefali.
microchip i., bilg. mikroçip, yongacık.
micrococcus çoğ. mi.cro.coc.ci (maykrokak´say) i. mikrokok.
microcopy i. mikrokopya.
microeconomics i. mikroiktisat.
microfiche i. mikrofiş.
microfilm i. mikrofilm.
micrometer i. mikrometre.
micron i. mikron.
Micronesia i. Mikronezya.
Micronesian i. Mikronezyalı. s. 1. Mikronezya, Mikronezya´ya özgü. 2. Mikronezyalı.
microorganism i. mikroorganizma.
microphone i. mikrofon.
microscope i. mikroskop.
microscopic s. 1. mikroskobik. 2. çok ufak.
microsecond i. mikrosaniye.
microsurgery i. mikrocerrahi.
microwave i. mikrodalga. 
microwave oven  mikrodalga fırın.
mid s. orta, ortadaki.
mid- önek orta, ortadaki.
mid-air s. havadaki.
midday i. öğle, gün ortası.
middle s. 1. orta, vasat. 2. ortadaki, aradaki. i. orta, orta yer. 
middle age  orta yaş. 
middle C  müz. do. 
middle class  orta sınıf. 
middle class  orta sınıf, burjuva. 
middle-aged s. orta yaşlı.
middle-class s. orta sınıftan, burjuva; orta sınıfa özgü.
middleman çoğ. mid.dle.men (mîd´ılmen) i. komisyoncu, aracı.
middlemost s. en ortadaki.
middle-of-the-road s. ılımlı bir yol/politika izleyen, ılımlı.
middle-sized s. orta boy.
middleweight i. ortasıklet, ortaağırlık.
middling s. 1. orta, iyice. 2. orta sınıfa özgü. z., k. dili şöyle böyle.
midget i. cüce.
midi i., k. dili midi etek/palto.
midland s. ülkenin iç kısmında bulunan. i. bir ülkenin iç kısmı.
midmost s. en orta yerdeki, tam ortadaki.
midnight i. gece yarısı.
midpoint i. orta yer, orta, göbek.
midriff i. 1. k. dili göbek, karın. 2. anat. diyafram.
midst i. 1. orta, orta yer. 2. edat ortasında. 
midstream i. nehrin orta yeri.
midsummer i. yaz ortası.
midterm i. 1. sömestr ortası. 2. sömestr ortasında yapılan sınav.
midway s. yarı yolda olan. z. yarı yolda.
midweek i. hafta ortası.
Midwest i. 
midwife çoğ. mid.wives (mîd´wayvz) i. ebe.
midwifery i. ebelik.
midwinter i. kış ortası, karakış.
midyear s. sene ortasındaki. i. sene ortasında yapılan sınav.
mien i. 1. surat, çehre. 2. eda, tavır.
might 1 i. güç, kuvvet, kudret. 
might 2 f., bak. may.
mighty s. 1. güçlü, kuvvetli, kudretli. 2. güçlü, büyük. z., k. dili bayağı, çok.
mignonette i., bot. muhabbetçiçeği.
migraine i. migren.
migrant i. göçmen.
migrate f. göç etmek.
migration i. göç. 
migratory s. 1. göçmen, göçebe, göçer. 2. göçle ilgili. 
migratory bird  göçmen kuş.
mihrab i. mihrap.
mike i., k. dili mikrofon.
mil kıs. military.
milage i., bak. mileage.
milch s. süt veren, sağmal.
mild s. 1. yumuşak başlı, ılımlı. 2. hafif. 3. ılıman (iklim).
mildew i. 1. küf. 2. mildiyu. f. küflendirmek; küflenmek.
mildly z. 1. kibarca. 2. biraz.
mile i. mil (uzaklık ölçü birimi).
mileage i. mil hesabı ile uzaklık.
mileometer i., İng. mil sayacı.
milestone i. 1. kilometre taşı. 2. önemli bir olay, dönüm noktası.
milfoil i., bot. 1. binyaprak. 2. civanperçemi, kandilçiçeği.
milieu i. (çoğ. --s/--x) ortam, çevre.
militant s. 1. kavgacı. 2. militan. i. militan.
military s. askeri. i. 
military police  askeri inzibat. 
military policeman  inzibat, inzibat eri. 
military service  askerlik, askerlik hizmeti. 
military training  askeri eğitim.
military uniform  asker üniforması, üniforma.
militate f. 
militate against  -in aleyhine olmak, -e engel olmak. 
militate in favor of  -in lehine olmak, -e yararlı olmak.
militia i. milis.
milk i. süt. f. 1. sağmak. 2. sömürmek; sağmak.
milk jug  İng. (sürahi şeklinde) sütlük.
milk shake milkşeyk.
milk shake  milkşeyk (süt ve dondurma karışımı bir içecek).
milk sugar  laktoz, süt şekeri. 
milk teeth  sütdişleri.
milk thistle  bot. meryemanadikeni.
milker i. 1. süt sağan kimse, sağıcı. 2. sağma makinesi. 3. sağmal hayvan, sağmal.
milking i. sağma, sağım. 
milking machine sağma makinesi.
milkmaid i. sütçü kız.
milkman çoğ. milk.men (mîlk´men) i. (erkek) sütçü.
milkweed i., bot. ipekotu.
milky s. 1. süt gibi, süte benzer. 2. sütlü. 
mill i. 1. değirmen. 2. el değirmeni. 3. fabrika, yapımevi, imalathane. f. 1. değirmende öğütmek, çekmek. 2. değirmenden geçirmek. 3. (paranın kenarını) diş diş yapmak. 4. around k. dili dolanıp durmak. 
mill wheel  değirmen çarkı/dolabı. 
millennium çoğ. --s (mîlen´iyımz)/mil.len.ni.a (mîlen´iyı) i. 1. milenyum, bin yıllık devre. 2. bininci yıldönümü. 3. mutluluk çağı.
miller i. değirmenci.
millet i. darı.
milligram i. miligram.
milligramme i., İng., bak. milligram.
milliliter i. mililitre.
millilitre i., İng., bak. milliliter.
millimeter i. milimetre.
millimetre i., İng., bak. millimeter.
million i. milyon.
millionaire i. milyoner.
millionth s., i. 1. milyonda bir. 2. milyonuncu.
millipede i. kırkayak.
milometer i., İng., bak. mileometer.
mimbar i., bak. minbar.
mime i., tiy. 1. mim sanatçısı. 2. mim. f. mimle anlatmak.
mimic s. taklit eden. i. 1. taklitçi. 2. taklit. f. (--ked, --king) 1. taklidini yapmak. 2. taklit etmek, kopya etmek. 3. zool. benzemek.
mimicry i. 1. taklitçilik. 2. biyol. benzeme.
minaret i. minare.
minbar i. minber.
mince i., İng. kıyma, kıyılmış et. f. 1. kıymak, ince ince doğramak. 2. ufak adımlarla kırıta kırıta yürümek. without mincing words/matters dobra dobra, sakınmadan, açıkça. 
mincer i., İng. kıyma makinesi.
mind 1 i. 1. akıl, zihin, bellek. 2. hatır. 3. fikir, düşünce. 4. zekâ, anlak. 5. istek, arzu. 
mind 2 f. 1. dikkat etmek: Mind you don´t step on those rotten boards! Sakın o çürük tahtalara basma! 2. -e bakmak, ile meşgul olmak: She can´t come to the phone right now. She´s minding the baby. Kendisi şimdi telefona gelemez. Bebekle meşgul. 3. -in sözünü dinlemek, -e kulak asmak: He won´t mind me. Benim sözümü dinlemez o. 4. itiraz etmek: Do you mind if I shut the door? Kapıyı kaparsam olur mu?
Mind you, .... Aslında, ...: Mind you, I don´t for a minute think he´ll agree. Doğrusunu istersen kabul edeceğini hiç sanmıyorum. 
Mind your own business! Sen kendi işine bak!
Mind your own business!  Sen kendi işine bak! 
Mind your p´s and q´s.  Söz ve hareketlerine dikkat et. 
Mind your step!  Dikkat et! (Yürüyen birine söylenir.). 
mindful s. dikkatli, dikkat eden. 
mindless s. 1. akılsız. 2. dikkatsiz. 3. of -e aldırış etmeyen. 
mine 1 i. 1. maden, maden ocağı. 2. hazine, kaynak. 3. ask. mayın. f. 1. mad. kazıp çıkarmak. 2. yeraltında (lağım/yol) kazmak. 3. araştırıp bulmak. 4. ask. mayın dökmek, mayınlamak. 
mine 2 zam. benim; benimki: It´s mine. O benim./Benim. 
mine detector  mayın dedektörü.
mine shaft maden kuyusu.
minefield i. mayın tarlası.
miner i. madenci.
mineral s. 1. madensel, madeni. 2. mineral. i. 1. maden, mineral. 2. maden filizi. 3. çoğ., İng., k. dili madensuyu. 
mineral oil  madeni yağ, mineral yağ. 
mineral water  madensuyu.
mineralogist i. mineralog.
mineralogy i. mineralbilim, mineraloji.
minesweeper i. mayın tarama gemisi.
mingle f. 1. katıp karıştırmak. 2. birbirine karıştırmak; katmak; katılmak.
mini i., k. dili mini etek. s. mini.
mini- önek mini-, küçük.
miniature i. minyatür. s. minyatür, çok ufak. 
miniature camera  35 mm.´lik veya daha dar bir film kullanan fotoğraf makinesi. 
miniaturise f., İng., bak. miniaturize. 
miniaturist i. minyatürcü.
miniaturize f. (bir şeyin) daha küçüğünü yapmak; -i minyatürleştirmek.
minibus i. minibüs.
minimal s. en az, asgari, minimal, minimum.
minimise f., İng., bak. minimize.
minimize f. 1. mümkün olduğu kadar azaltmak/ufaltmak. 2. önemsememek, küçümsemek.
minimum çoğ. --s (mîn´ımımz)/min.i.ma (mîn´ımı) i. en az miktar, en ufak derece, minimum. s. asgari, minimum, en az, en küçük, en aşağı. 
minimum wage  asgari ücret.
minimum wage  asgari ücret.
mining i. 1. madencilik. 2. maden kazma. 3. ask. mayın dökme, mayınlama. 
mining engineer  maden mühendisi. 
mining engineering  maden mühendisliği.
minion i. 1. yardakçı. 2. buyruk altında olan biri.
miniskirt i. mini etek.
minister 1 i. 1. pol. bakan. 2. (Protestanlıkta) papaz. 3. ortaelçi.
minister 2 f. to -e bakmak, -e yardım etmek, -e hizmet etmek.
ministration i. özenli bakım, ihtimam.
ministry i. 1. bakanlık. 2. (Protestanlıkta) papazlık. 
mink i. vizon, mink.
minnow i. 1. (yem olarak kullanılabilen) ufak balık. 2. golyan balığı.
minor s. 1. küçük. 2. ikincil, önemi az. 3. müz. minör. i. 1. ergin olmayan kimse, rüştünü ispat etmemiş kimse. 2. (üniversitede) yardımcı branş. 3. müz. minör. f. in (üniversitede) -i yardımcı branş olarak almak. 
minor league  spor ikinci lig. 
minor premise  man. küçük önerme. 
minor premise  man. küçük terim.
minor scale  müz. minör gam. 
minor term  man. küçük terim.
Minorca i. Minorka.
Minorcan i. Minorkalı. s. 1. Minorka, Minorka´ya özgü. 2. Minorkalı.
minority i. 1. azınlık. 2. ergin olmama, reşit olmama.
minster i., İng. 1. manastır kilisesi. 2. büyük kilise, katedral.
minstrel i. ozan, âşık, halk şairi.
mint 1 i. nane.
mint 2 i. 1. darphane. 2. büyük miktar (özellikle para). f. (para) basmak.
minuet i. menuet.
minus 1 s., mat. eksi. 
minus 2 edat 1. eksi, -den ... çıkarsa: Three minus one equals two. Üçten bir çıkarsa iki kalır./Üç eksi bir iki eder. 2. -siz; -den yoksun: the price minus the discount indirimli fiyat. He is minus his hat. Şapkası yok./Şapkasız. minus an arm bir kolunu kaybetmiş. 
minus seven degrees eksi yedi derece.
minus sign  eksi işareti.
minuscule i. küçük harf, minüskül. s. 1. küçük harfle yazılı. 2. ufacık, küçücük. 3. cüzi.
minute 1 i. 1. dakika. 2. an. 3. tutanak, zabıt. 
minute 2 s. 1. çok ufak. 2. önemsiz. 3. titiz, çok ince. 4. sıkı.
minute book  tutanak defteri. 
minutes i., çoğ. tutanak, zabıt.
minutiae tek. mi.nu.ti.a (mînu´şîyı) i., çoğ. ufak ayrıntılar.
miracle i. mucize, harika.
miraculous s. mucizevi, mucize türünden, harikulade, hayret verici.
mirage i. serap, ılgım, yalgın.
mire i. 1. çamur, batak. 2. kir, pislik. f. 1. çamura saplamak; çamura saplanmak. 2. çamur bulaştırmak. 
mire down  yarıda kalmak, başarısızlığa uğramak.
mirror i. ayna. f. yansıtmak, aksettirmek. 
mirth i. neşe, sevinç.
mirthful s. şen, neşe dolu, neşeli, sevinçli.
mirthless s. neşesiz.
miry s. 1. çamurlu. 2. kirli, pis.
mis- önek yanlış, kötü, hatalı.
misadventure i. başa gelen olay; talihsizlik.
misadvise f. yanlış öğüt veya bilgi vermek.
misanthrope i. 1. insanlardan nefret eden kimse; insanlara güvenmeyen kimse. 2. insanlardan kaçan kimse, merdümgiriz kimse.
misanthropist i., bak. misanthrope.
misapply f. yanlış uygulamak.
misapprehend f. yanlış anlamak. 
misapprehension i. yanlış anlama.
misappropriate f. zimmetine geçirmek, haksız olarak almak.
misbehave f. 1. yaramazlık etmek; terbiyesizlik etmek. 2. kötü davranmak. 
misbehavior i. 1. yaramazlık; terbiyesizlik. 2. kötü davranış.
misbehaviour i., İng., bak. misbehavior.
misc kıs. miscellaneous, miscellany.
miscalculate f. yanlış hesap etmek.
miscalculation i. yanlış hesaplama.
miscarriage i. 1. (istem dışı) düşük yapma, çocuk düşürme. 2. işin boşa çıkması, işin ters gitmesi, başarısızlık. 3. yanlış yere sevketme. 
miscarriage of justice  adli hata. 
miscarry f. 1. başaramamak. 2. (plan) istenilen sonucu vermemek. 3. (istem dışı) düşük yapmak, çocuk düşürmek. 4. yanlış yere götürülmek.
miscast f. (mis.cast) tiy., sin. yanlış rol vermek.
miscellaneous s. 1. çeşitli, muhtelif, karışık. 2. çok yönlü.
miscellany i. derleme.
mischance i. talihsizlik, kaza.
mischief i. 1. yaramazlık, haylazlık. 2. fesat, kötülük. 3. zarar. 4. haylaz kimse. 5. fesatçı. 
mischief-maker i. fitneci, fitçi, arabozucu, fesatçı, fesat kumkuması.
mischievous s. 1. yaramaz, uslu durmayan; haşarı. 2. zarar verici.
misconceive f. yanlış kavramak; yanlış yorumlamak; yanlış anlamak. 
misconception i. yanlış kavram; yanlış yorum; yanlış kanı/fikir. 
misconduct i. 1. suiistimal, yetkisini kötüye kullanma. 2. zina; ahlaksızca davranma.
misconstrue f. yanlış anlamak, yanlış yorumlamak.
miscount f. yanlış saymak, yanlış hesap etmek. i. yanlış hesap.
misdate f. yanlış tarihlendirmek, yanlış tarih koymak.
misdeed i. kötülük, kötü ve ahlaksızca hareket, günah.
misdirect f. 1. yanıltmak. 2. yanlış yere/adrese göndermek. 3. yanlış yön göstermek.
miser i. cimri kimse, pinti kimse.
miserable s. 1. çok kötü, berbat; çok mutsuz, insanı mutsuz eden, insanın keyfini kaçıran: I feel miserable. Kendimi çok kötü hissediyorum. What a miserable winter that was! O kış herkesi perişan etti. The weather is miserable. Hava berbat. Sahir turned into a miserable old man. Sahir huysuz ve mutsuz bir ihtiyar oldu. What a miserable life this is! Ne çekilmez bir hayat bu böyle! You´ll die miserable. Büyük bir mutsuzluk içinde öleceksin. 2. aşağılık, çok kötü, alçakça (davranış). 3. cüzi, çok az (bir miktar). 4. sefil; sefalet çeken; sefalet kokan. 
miserly s. cimri, pinti.
misery i. 1. çok acı bir durum, çok kötü bir durum, perişanlık. 2. sefalet. 3. İng. hep şikâyet eden kimse. 
misfire f. 1. (silah) ateş almamak. 2. (içten yanmalı motor) iyi çalışmamak. 3. hedefe isabet ettirememek. i. (mîs´fayr) ateş almama.
misfit i. 1. uygun gelmeyiş. 2. iyi uymayan şey. 3. uyumsuz kimse.
misfortune i. 1. talihsizlik, şanssızlık. 2. kaza, bela, felaket.
misgiving i., gen. çoğ. 1. şüphe, kuşku, endişe. 2. korku.
misguide f. 1. saptırmak, azdırmak, baştan çıkarmak. 2. yanıltmak.
misguided s. yanlış (fikir/plan). 
mishandle f. 1. kötü kullanmak. 2. kötü yönetmek. 3. (bir işi) yanlış bir yöntemle yapmak.
mishap i. 1. ufak kaza. 2. aksilik, talihsizlik.
mishmash i. güzel olmayan karışım.
misinform f. yanlış bilgi/haber vermek.
misinformation i. yanlış bilgi/haber.
misinterpret f. yanlış yorumlamak, yanlış anlamak.
misinterpretation i. yanlış yorum.
misjudge f. 1. yanlış hüküm vermek. 2. yanlış anlamak. 3. yanlış fikir edinmek.
mislay f. (mis.laid) yanlış yere koymak, kaybetmek.
mislead f. (mis.led) 1. yanlış yoldan götürmek. 2. yanıltmak.
misleading s. yanıltıcı.
mismanage f. kötü yönetmek, kötü idare etmek.
mismanagement i. kötü yönetim, kötü idare.
misplace f. yanlış yere koymak, kaybetmek. 
misplace one´s confidence  yanlış kimseye güvenmek.
misprint f. yanlış basmak. i. (mîs´prînt) baskı hatası.
mispronounce f. yanlış telaffuz etmek, yanlış söylemek.
mispronunciation i. yanlış telaffuz, yanlış söyleyiş, yanlış söyleniş.
misquotation i. yanlış aktarma.
misquote f. yanlış aktarmak, (birinin sözünü) yanlış tekrarlamak.
misread f. (mis.read) (mîsred´) 1. yanlış okumak. 2. yanlış yorumlamak.
misrepresent f. bile bile yanlış bir şekilde tanıtmak.
misrepresentation i. bile bile yanlış bir şekilde tanıtma.
Miss i. Bayan, Matmazel, Mis (Evlenmemiş kadınların soyadından önce kullanılır.): Miss Joy Bayan Joy.
miss 1 i., k. dili genç kız.
miss 2 f. 1. isabet ettirememek, ıskalamak, vuramamak; isabet etmemek, vurmamak: You missed the target. Hedefi ıskaladın. By some miracle the bullet missed me. Mucize eseri kurşun bana isabet etmedi. 2. (fırsat, tren v.b.´ni) kaçırmak. 3. gözden kaçırmak, kaçırmak, yanlışlıkla atlamak: You´ve missed a number of mistakes. Birçok hatayı gözden kaçırmışsın. 4. kaçırmak, duymamak. 5. özlemek, aramak: They´re going to miss her greatly. Onu çok özleyecekler. i. 1. hedefi vuramama, isabet ettirememe, karavana, ıska. 2. başarısızlık. 
miss fire  ateş almamak. 
miss the mark  1. hedefi tutturamamak. 2. tahmini yanlış çıkmak.
miss the point  birinin ne demek istediğini anlamamak/kaçırmak. 
misshape f. kötü biçim vermek.
misshapen s. deforme olmuş, biçimsiz.
missile i. 1. füze. 2. mermi. 3. atılan şey.
missing s. eksik, olmayan, kayıp: There is a page missing. Bir sayfa eksik. 
mission i. 1. özel görev. 2. ask. uçuş. 3. pol. misyon. 4. misyoner heyeti, misyon. 5. elçilik; sefarethane. 
missionary i. 1. misyoner, dinyayar, dinyayıcı. 2. misyoner, misyon sahibi kimse. s. misyoner.
missive i. uzun mektup.
misspell f. (--ed/mis.spelt) imlasını yanlış yazmak.
misspelled s. imlası bozuk, yanlış yazılmış.
mist i. 1. sis, duman, pus. 2. buhar, buğu. 3. karartı. f. 1. sisle kaplamak, sis basmak. 2. buğulamak; buğulanmak. 3. çiselemek.
mistake 1 i. yanlış, hata, yanlışlık. 
mistake 2 f. (mis.took, mis.tak.en) 1. yanlış anlamak. 2. for yanlışlıkla -e benzetmek, ile karıştırmak: I mistook them for students. Onları öğrencilerle karıştırdım.
mistaken f., bak. mistake. s. yanlış, yanlış fikre dayanan, hatalı. 
mistakenly z. yanlışlıkla.
Mister i. Bay, Mösyö (Soyadından önce gelir.).
mistletoe i., bot. ökseotu, burç, göğce.
mistook f., bak. mistake.
mistranslate f. yanlış çevirmek, yanlış tercüme etmek.
mistranslation i. yanlış çeviri.
mistreat f. 1. hor/kötü kullanmak. 2. kötü davranmak.
mistress i. 1. hanım, sahibe. 2. metres. 3. İng. kadın öğretmen.
mistrust i. güvensizlik, kuşku, şüphe. f. -e güvenmemek, -den kuşkulanmak/şüphe etmek. 
mistrustful s. güvensiz, kuşkulu, şüpheli.
misty s. 1. sisli, dumanlı. 2. bulanık.
misunderstand f. (mis.un.der.stood) yanlış anlamak, ters anlamak.
misunderstanding i. 1. yanlış anlama. 2. anlaşmazlık.
misunderstood f., bak. misunderstand. s. yanlış anlaşılmış.
misuse 1 f. 1. yanlış kullanmak. 2. kötüye kullanmak.
misuse 2 i. 1. yanlış kullanma. 2. kötüye kullanma.
mite i., zool. akar.
miter i. piskoposluk tacı.
mitigate f. 1. yatıştırmak. 2. hafifletmek, azaltmak.
mitigation i. hafifletme, azaltma.
mitosis i., biyol. mitoz, karyokinez.
mitral s., anat. mitral. 
mitral insufficiency tıb. mitral yetersizlik.
mitral valve anat. mitral kapakçık, ikili kapacık.
mitre i., İng., bak. miter.
mitt i. 1. beysbol eldiveni. 2. tek parmaklı eldiven, kolçak. 3. argo el. 4. argo boks eldiveni.
mitten i. tek parmaklı eldiven, kolçak.
mix f. 1. karıştırmak, birbirine karıştırmak; karışmak: Oil and water won´t mix. Yağ, su ile karışmaz. 2. karmak. 3. into -e katmak. 4. melez elde etmek için çiftleştirmek. 5. kaynaşmak, uyuşmak, bağdaşmak: They do not mix well. Anlaşamıyorlar./Uyuşamıyorlar. 
mix up  karıştırmak. 
mixed s. 1. karışık. 2. karma. 
mixed doubles  tenis karışık çiftler. 
mixed economy karma ekonomi.
mixed group  karma grup. 
mixed marriage  değişik dinden/ırktan kişilerin evlenmesi.
mixer i. 1. karıştırıcı. 2. mikser.
mixture i. 1. karıştırma; karışma. 2. karma. 3. katma. 4. karışım: a mixture of salt and flour tuz ve un karışımı.
mix-up i. karışıklık, karışık durum, anlaşmazlık.
mizzenmast i., den. mizana direği, mizana.
mm kıs. millimeter(s).
mnemonic s. hatırlamaya yardımcı olan, belletici, bellemsel. i. belleteç.
mnemonics i. mnemotekni.
mnemotechnics i. mnemotekni, belletmece.
moan f. inlemek. i. inilti.
moat i. (kaleye ait) hendek.
mob i. 1. kalabalık, izdiham. 2. ayaktakımı, avam. 3. k. dili gangster çetesi. f. (--bed, --bing) güruh halinde saldırmak. 
mobile s. 1. devingen, hareket eden. 2. kolay değişen (çehre). 3. değişken (fikir). 4. ask. seyyar (ordu).
mobilise f., İng., bak. mobilize.
mobility i. 1. devingenlik. 2. değişkenlik.
mobilize f. seferber etmek, harekete geçirmek; seferber olmak, harekete geçmek.
mobster i., k. dili mafya üyesi.
moccasin i. mokasen.
mocha i. moka, Yemen kahvesi.
mock i. 1. alay, eğlenme. 2. taklit, sahte şey. s. 1. yapmacık, sahte. 2. taklit. f. 1. taklidini yaparak (biriyle) alay etmek. 2. ile alay etmek. 
mock orange bot. filbahri, filbahar.
mockery i. 1. alay. 2. taklit. 3. alay konusu.
mod kıs. moderate, modern.
mode i. 1. müz. makam. 2. dilb. kip. 3. usul, tarz, üslup, şekil.
model i. 1. model, örnek, maket. 2. manken, model. 3. güz. san. model. 4. örnek, örnek kimse/şey. 5. model, tip. s. örnek, model. f. (--ed/--led, --ing/--ling) 1. (çamur, mum v.b.´nden) (heykel) yapmak/yaratmak; into (çamur, mum v.b.´ne) şekil vererek (heykel) yapmak. 2. mankenlik yapmak; (defilede) (belirli bir giysiyi) giymek. 
model o.s. on -i kendine örnek almak. 
model s.t. on #AD?
modem i., bilg. modem.
moderate 1 s. 1. ılımlı. 2. orta; ne büyük ne küçük olan; ne az ne çok olan: He´s a moderate eater. O ne az ne çok yer. 3. makul/ehven (fiyat). 4. vasat, orta karar. i. ılımlı kimse.
moderate 2 f. 1. yatıştırmak, yumuşatmak, azaltmak, hafifletmek; yatışmak, yumuşamak, azalmak, hafiflemek. 2. başkanlık etmek. 3. fiz. ılımlamak.
moderation i. 1. yatıştırma, yumuşatma, azaltma, hafifletme; yatışma, yumuşama, azalma, hafifleme. 2. ılımlılık.
moderator i. 1. toplantı başkanı. 2. fiz. ılımlayıcı.
modern s. modern, çağcıl; çağdaş. i. modern kimse, çağcıl kimse.
modernise f., İng., bak. modernize. 
modernistic s. sözümona modern.
modernity i. modernlik, çağcıllık. 
modernize f. modernleştirmek, modernize etmek, çağcıllaştırmak, yenileştirmek.
modest s. 1. alçakgönüllü, mütevazı. 2. gösterişsiz. 3. ılımlı. 4. namuslu, iffetli. 5. az (bir miktar).
modesty i. 1. alçakgönüllülük, tevazu. 2. ılımlılık. 3. iffet.
modicum i. 
modification i. 1. küçük değişiklik. 2. biraz değiştirme.
modifier i. 1. değiştiren şey. 2. dilb. niteleyen sözcük/cümlecik.
modify f. 1. biraz değiştirmek. 2. azaltmak, hafifletmek. 3. dilb. nitelemek.
modulate f. 1. (konuşma ve şarkı söylemede) ses perdesini gereğine göre değiştirmek, bir tondan başka bir tona geçmek. 2. (sesi) yumuşatmak, hafifleştirmek, tatlılaştırmak. 3. radyo modüle etmek.
module i. 1. modül. 2. ölçü birimi.
moggy i., İng., k. dili kedi.
mohair i. 1. tiftik. 2. tiftik kumaş.
Mohammed i., bak. Muhammad.
moist s. 1. nemli, rutubetli. 2. ıslak. 3. yaşlı (göz).
moisten f. nemlendirmek, ıslatmak; nemlenmek, ıslanmak.
moisture i. nem, rutubet.
molar i. azıdişi.
molasses i. 1. pekmez. 2. melas.
mold 1 i. kalıp. f. şekil vermek, biçimlendirmek. 
mold 2 i. küf. f. küflendirmek; küflenmek, küf bağlamak.
mold public opinion  kamuoyu oluşturmak.
Moldavia i., tar. Moldavya.
Moldavian i., tar. Moldavyalı. s., tar. 1. Moldavya, Moldavya´ya özgü. 2. Moldavyalı.
moldiness i. küf, küflülük.
molding i. tiriz; pervaz; korniş; silme.
Moldova i. Moldova.
Moldovan i. Moldovalı. s. 1. Moldova, Moldova´ya özgü. 2. Moldovalı.
moldy s. küflü, küf bağlamış.
mole 1 i. ben, leke.
mole 2 i. 1. zool. köstebek, körsıçan. 2. k. dili köstebek, casus. 
mole 3 i. dalgakıran, mendirek.
mole bean  1. hintyağıbitkisinin tohumu. 2. bot. hintyağıbitkisi, keneotu. 
mole cricket  zool. danaburnu, kökkurdu.
molecular s. moleküler, özdeciksel.
molecule i. molekül, özdecik, tozan, zerre.
molehill i. 
molest f. -e cinsel tacizde bulunmak.
molestation i. 1. cinsel taciz. 2. engelleme.
molester i. cinsel tacizde bulunan kimse.
mollify f. yumuşatmak, yatıştırmak. 
mollycoddle i. muhallebi çocuğu, hanım evladı. f. üstüne titremek.
Molotov i. 
Molotov cocktail  molotofkokteyli.
molt f. 1. tüylerini dökmek. 2. deri değiştirmek.
molten f., eski, bak. melt. s. 1. erimiş. 2. dökme.
Molucca s. Molük, Molük Adaları´na özgü. 
Moluccan i. Molüklü. s. 1. Molük, Molük Adaları´na özgü. 2. Molüklü.
mom i., k. dili anne.
moment i. 1. an. 2. önem. 3. fiz. moment. 
moment of truth  karar anı, kritik an.
momentary s. 1. bir an süren, bir anlık. 2. geçici, çok az süren.
momentous s. çok önemli, ciddi.
momentum çoğ.  --s (momen´tımz)/mo.men.ta (momen´tı) i., fiz. momentum. 
momma i., k. dili anne.
mommy i., k. dili anne, anneciğim.
Monacan i. Monakolu. s. 1. Monako, Monako´ya özgü. 2. Monakolu.
Monaco i. Monako.
monarch i. kral, hükümdar.
monarchy i. monarşi, tekerklik.
monastery i. manastır.
monastic s. manastıra veya manastır hayatına özgü. i. keşiş.
monasticism i. manastır hayatı/sistemi.
Monday i. pazartesi.
Monegasque i. Monakolu. s. 1. Monako, Monako´ya özgü. 2. Monakolu.
monetary s. parayla ilgili, parasal, para .... 
monetary unit para birimi.
money i. para. 
money belt  para taşımaya elverişli kuşak. 
Money is no object.  İş parada değil./Para önemli değil.
money market  para piyasası. 
money on deposit  bankadaki para, mevduat. 
money order  posta havalesi. 
money order  para havalesi. 
money plant bot. denizlahanası, ayotu.
moneybags i., argo zengin kimse, para babası.
moneychanger i. dövizci, döviz alıp satan kimse, sarraf.
moneyed s. paralı.
moneylender i. faiz karşılığı borç para veren kimse, faizci.
moneyless s. parasız.
moneymaker i., k. dili para getiren iş.
moneymaking s., k. dili para getiren/kazandıran.
monger i., İng. satıcı.
#AD? sonek satıcı: ironmonger, fishmonger.
#AD? sonek, aşağ. yapan kimse, karışan kimse: scandalmonger, warmonger.
Mongol i. Moğol, Moğol halkından biri. s. Moğol, Moğollara özgü.
Mongolia i. Moğolistan. 
Mongolian i. 1. Moğol, Moğolistan halkından biri. 2. Moğolca. s. 1. Moğol. 2. Moğolca.
mongolism i., tıb. mongolizm.
mongrel i. melez köpek; melez hayvan. s. melez (köpek/hayvan).
monism i., fels. monizm, tekçilik.
monist i., fels. monist, tekçi.
monitor i. 1. bilg., TV monitör. 2. sınıf başkanı. 3. izleme/gözlem sistemi.
monk i. keşiş.
monkey (about/around) with  ile oynamak, -i ellemek.
monkey 1 i. maymun. 
monkey 2 f., k. dili 
monkey about/around  vakit geçirmek. 
monkey business  dalavere, dolap, düzenbazlık. 
monkey puzzle bot. şiliarokaryası. 
monkey wrench  ingilizanahtarı. 
monkfish i., zool. kelerbalığı.
monkshood i., bot. kurtboğan, fırtınakülahı.
mono i., k. dili intani mononükleoz, monositli anjin.
mono- önek tek, bir.
monobloc i. tekgövde, monoblok.
monochromatic s. tekrenkli, monokrom.
monochrome i. tekrenkli resim. s. tekrenkli, monokrom. 
monochrome monitor  bilg. tek- renkli monitör.
monochromous s., bak. monochromatic.
monocle i. tekgözlük, monokl.
monogamous s. tekeşli, monogam.
monogamy i. tekeşlilik, monogami.
monogenesis i. tekkaynakçılık.
monogram i. monogram.
monograph i. monografi, tekyazı.
monolog i. monolog.
monologue i., İng., bak. monolog.
mononuclear s. tekçekirdekli.
mononucleosis çoğ. mon.o.nu.cle.o.ses (manonukliyo´siz, manınukliyo´siz) i., tıb. 1. intani mononükleoz, monositli anjin. 2. mononükleoz.
monopolise f., İng., bak. monopolize.
monopolist i. tekelci.
monopolistic s. tekelci.
monopolize f. tekeline almak. 
monopolize the conversation  başka kimseyi konuşturmamak.
monopoly i. tekel, inhisar, monopol.
monotheism i. tektanrıcılık, monoteizm.
monotheist i. tektanrıcı, monoteist.
monotheistic s. tektanrıcılıkla ilgili.
monotone i. 
monotonous s. tekdüze, monoton.
monotony i. tekdüzelik, monotonluk.
monotype i. monotip.
monsoon i. muson.
monster i. 1. canavar. 2. ucube. 3. dev gibi şey/kimse. s. çok büyük, koskoca, muazzam; dev gibi.
monstrosity i. ucube, devasa ve çok çirkin şey.
monstrous s. 1. acayip/korkunç derecede büyük; devasa ve çok çirkin, ucube gibi. 2. çok korkunç, korkunç derecede kötü.
montage i. 1. fotomontaj. 2. sin., TV montaj.
Montenegrin i. Karadağlı. s. 1. Karadağ, Karadağ´a özgü. 2. Karadağlı.
Montenegro i. Karadağ.
month i. ay.
monthly s. 1. ayda bir olan. 2. aylık. i. aylık dergi. z. ayda bir.
monument i. 1. anıt, abide. 2. eser.
monumental s. 1. anıtsal. 2. muazzam, koskoca. 3. güz. san. aslından büyük.
moo f. böğürmek. i. böğürme.
mood 1 i., dilb. kip.
mood 2 i. 1. ruhsal durum, haleti ruhiye. 2. atmosfer, hava. 3. çoğ. terslik, huysuzluk, karamsarlık.
moody s. birdenbire canı sıkılabilen.
moon i. ay. f., k. dili 1. düşüncelere dalıp hayal dünyasında gezinmek, dalıp kendi hayalleriyle başbaşa kalmak. 2. around/about dalgın dalgın dolanıp durmak.
moonbeam i. ay ışını.
moonlight i. ay ışığı, mehtap. f., k. dili asıl işinden başka bir işte de çalışmak.
moonlighting i., argo asıl işinden başka bir işte de çalışma.
moonrise i. ayın doğması.
moonshine i., k. dili 1. ruhsatsız yapılıp satılan viski. 2. İng. saçma, zırva.
moonstruck s. aysar, çılgın, deli.
moonwalk i. ayda yürüyüş.
moor 1 i., İng. engebeli ve ağaçsız arazi.
moor 2 f. demir atmak, palamarla bağlamak; palamarla bağlanmak.
moorings i. 1. palamar takımı. 2. geminin bağlanacağı yer.
moose i. (çoğ. moose) zool. mus.
moot s. tartışmalı: That´s a moot point. Orası tartışmalı./Kesin değil o. f. (bir meseleyi) ortaya atmak, (bir fikri) öne sürmek. 
mop i. 1. paspas, saplı tahta bezi. 2. karışık ve taranmamış saç. f. (--ped, --ping) paspas yapmak, paspaslamak. 
mop one´s brow  alnının terini silmek. 
mop the floor with  argo (bir tartışmada/oyunda) -i bozguna uğratmak. 
mop up  1. paspaslamak. 2. ask. düşmanı temizlemek.
mope f. 1. üzüntülü olmak. 2. üzmek.
moraine i., jeol. moren, buzultaş.
moral s. 1. ahlaksal, ahlaki, törel. 2. ahlaklı, prensip sahibi, dürüst. 3. ahlak kurallarına uyan. 4. (cinsel açıdan) namuslu. 
moral defeat  manevi yenilgi. 
moral principle  ahlak kuralı. 
moral support  manevi destek. 
moral victory  manevi zafer.
morale i. moral, içgücü.
moralise f., İng., bak. moralize.
moralize f. 1. olayların ahlaki yönü hakkında nutuk çekmek. 2. ahlakını düzeltmek.
morals i., çoğ. ahlak.
morass i. 1. bataklık, batak. 2. güçlük, engel.
moratorium i. moratoryum.
moray i., zool. murana. 
moray eel murana.
morbid s. 1. ürkütücü/marazi konulara aşırı ilgi duyan. 2. ruhsal açıdan sağlıklı olmayan, marazi (düşünce/merak). 
mordant s. acıtıcı, acı veren, keskin.
more s. 1. daha çok, daha fazla: He needs more money. Daha çok paraya ihtiyacı var. 2. daha: one more time bir kez daha. two more oranges iki portakal daha. z. (than) 1. (-den) daha. 2. (-den) daha çok. 
more or less  1. oldukça, az çok. 2. aşağı yukarı. 
More power to him!  Allah gücünü artırsın!/Tebrikler! 
more than one  birden fazla. 
Morea i. 
Morean i. Moralı. s. 1. Mora, Mora´ya özgü. 2. Moralı.
morello cherry vişne.
moreover z. bundan başka, ayrıca, üstelik.
morgue i. morg.
moribund s. 1. ölmek üzere olan, can çekişen. 2. çok sönük, zayıf.
morning i. sabah. 
morning coat jaketatay, ceketatay.
morning dress jaketatay ve çizgili pantolon.
morning glory bot. kahkahaçiçeği, gündüzsefası, Ipomoea purpurea. 
morning sickness  hamilelikte sabah bulantısı. 
morning star  sabah yıldızı. 
mornings z., k. dili sabahları.
Moroccan i. Faslı. s. 1. Fas, Fas´a özgü. 2. Faslı.
Morocco i. Fas.
moron i. 1. kısmen geri zekâlı kimse. 2. k. dili gerzek, salak.
moronic s., k. dili çok aptalca, salakça.
morose s. somurtuk; somurtkan; suratını asıp suspus olan.
morpheme i., dilb. morfem, biçimbirim.
morphine i., kim. morfin.
morphological s. morfolojik.
morphology i., biyol., dilb. biçimbilim, yapıbilim, morfoloji.
Morse i. 
Morse code  Mors alfabesi.
morsel i. lokma, parça.
mortal s. 1. ölümlü, fani. 2. öldürücü. 3. ölümcül. i. insan, insanoğlu. 
mortal enemy  can düşmanı. 
mortality i. 1. ölümlülük, fanilik. 2. büyük ölçüde can kaybı. 3. ölüm oranı. 
mortality rate ölüm oranı.
mortar 1 i. kireçli harç. f. harç ile sıvamak.
mortar 2 i. 1. havan. 2. ask. havan topu. 
mortar shell  havan mermisi.
mortgage i. ipotek. f. ipotek etmek.
mortice i., bak. mortise.
mortician i. cenaze levazımatçısı.
mortification i. 1. küçük düşme. 2. çile. 3. tıb. kangren.
mortify f. 1. rezil/kepaze etmek, yerin dibine batırmak/geçirmek. 2. tıb. kangrenleştirmek; kangren olmak. 
mortify the flesh  nefsin isteklerini kırmak. be mortified rezil/kepaze olmak, yerin dibine batmak/geçmek.
mortise i. zıvana, yuva.
mortuary i. morg.
mosaic i., s. mozaik.
Moslem s., i., bak. Muslim.
mosque i. cami, mescit.
mosquito i. sivrisinek. 
mosquito net  cibinlik. 
mosquito netting  cibinlik kumaşı.
moss i. yosun.
mossy s. yosunlu.
most s. 1. çoğu, pek çok: Most of these people spend their evenings watching television. Bu insanların çoğu gece televizyon izler. 2. en çok, en fazla: Who´s got the most money? En çok para kimde? z. 1. en çok: Which one did you like most? En çok hangisini beğendin? 2. en: That´s the most beautiful one I´ve ever seen. Şimdiye kadar gördüklerimin en güzeli o. 3. k. dili çok. i. en fazla miktar, en büyük kısım. 
Most of it is true.  Büyük bir kısmı doğru./Çoğu doğru. 
Most people think so. Çoğu kimse böyle düşünüyor. 
mostly z. 1. çoğunlukla, çoğu kez. 2. genellikle. 3. en çok.
mote i. zerre, tanecik, parçacık.
motel i. motel.
moth i. 1. güve. 2. pervane. 
mothball i. naftalin topu. f. (gemiyi) kullanımdan çıkarıp tekrar kullanılıncaya kadar muhafaza altında tutmak; (fabrikanın) faaliyetine son verip tekrar kullanılıncaya kadar muhafaza altında tutmak.
moth-eaten s. güve yemiş.
mother i. anne, ana. f. -e anne gibi davranmak, -e annelik etmek. 
mother country  anayurt, anavatan. 
mother tongue  anadili.
Mother´s Day  Anneler Günü. 
motherboard i., bilg. ana levha.
motherhood i. annelik, analık.
mother-in-law i. kayınvalide, kaynana.
motherly s. 1. ana gibi. 2. anaya yakışır.
mother-of-pearl i. sedef.
mothproof s. güve yemez.
motif i. motif.
motion i. 1. hareket, devinim. 2. teklif, önerge. f. el ile işaret etmek. 
motion picture  (sinemada gösterilen) film. 
motionless s. hareketsiz.
motivate f. motive etmek, harekete geçirmek, sevketmek.
motivation i. 1. harekete getirme. 2. motivasyon, güdülenme. 3. güdü.
motive i. 1. insanı motive eden şey, güdü, saik. 2. müz. motif. s. 1. hareket ettirici, devindirici, itici. 2. güdüsel.
motley s. 1. birbirinden çok farklı kişilerden/şeylerden oluşan (grup, takım, v.b.). 2. karışık renkli, alaca, rengârenk.
motor i. 1. motor. 2. İng. otomobil. s. 1. hareket ettirici. 2. motorlu. 3. tıb. hareket kaslarına ait. 4. devimsel, hareki. f., İng. otomobille gitmek; otomobille götürmek.
motor launch  motorlu sandal, motorbot, motor. 
motor police  motosikletli polis. 
motor torpedo boat  hücumbot.
motorbike i. moped, motorlu bisiklet.
motorboat i. motorbot, deniz motoru, motor.
motorcade i. araba konvoyu.
motorcar i., İng. otomobil.
motorcycle i. motosiklet.
motorise f., İng., bak. motorize. 
motorist i., oto. sürücü.
motorize f. motorize etmek, motor ile donatmak.
motorman çoğ. mo.tor.men (mo´tırmîn) i. vatman.
motorway i., İng. otoyol, otoban.
mottle f. beneklemek, alacalamak.
mottled s. değişik renklerdeki; değişik renk tonlarındaki; abraş; alaca, benekli; ebruli.
motto i. (çoğ. --s/--es) parola, düstur.
mould i., f., İng., bak. mold 1, mold 2.
mouldiness i., İng., bak. moldiness.
moulding i., İng., bak. molding.
mouldy s., İng., bak. moldy.
moult f., İng., bak. molt.
mound i. 1. tümsek, tepecik, küme. 2. höyük. 3. yığın.
mount 1 i. dağ, tepe.
mount 2 i. 1. binek hayvanı. 2. (mücevher için) yuva. 3. kaide, taban, duraç, ayaklık, ayak. 4. çerçeve. f. 1. tırmanmak, çıkmak. 2. üzerine çıkmak. 3. (at, bisiklet v.b.´ne) binmek; bindirmek. 4. asmak. 5. takmak. 6. monte etmek, kurmak. 7. (fotoğraf, pul v.b.´ni) karton v.b.´nin üzerine yerleştirmek; (mikroskopta incelenecek örneği) lamın üzerine yerleştirmek. 8. başlatmak. 9. yükselmek, artmak, çoğalmak. 
mount a production of  (oyunu) sahneye koymak. 
mount an attack against #AD?
mount an exhibition sergi düzenlemek/açmak.
mount guard  nöbet tutmak.
Mount Sinai Sina Dağı. 
mountain i. 1. dağ. 2. yığın. 
mountain chain  dağ silsilesi. 
mountain chain  sıradağ, sıradağlar. 
mountain range  dağ silsilesi. 
mountaineer i. 1. dağcı. 2. dağlı kimse.
mountaineering i. dağcılık.
mountainous s. 1. dağlık. 2. dağ gibi, çok büyük, çok iri.
mounted s. 1. ata binmiş, atlı. 2. takılı, hazır. 3. kakılmış, kakma. 
mounted gem  kakma taş. 
mounted police  atlı polis. 
mounted policeman  atlı polis. 
mounted troops  süvari, atlı asker. 
mourn f. 1. yas tutmak, matem tutmak. 2. kederlenmek.
mourner i. yaslı kimse.
mournful s. 1. kederli, üzgün. 2. yaslı. 3. acıklı, dokunaklı.
mourning i. 1. yas tutma. 2. yas, matem. 3. matem elbisesi. 4. yas süresi.
mouse çoğ. mice (mays) i. 1. fare, sıçan. 2. bilg. fare. 
mousetrap i. 1. fare kapanı. 2. tuzak.
mouth 1 i. 1. ağız. 2. ağız, akarsuyun denize/göle döküldüğü yer. 3. giriş yeri. 
mouth 2 f. 1. söylemek. 2. dudaklarını oynatarak (bir şey) söyler gibi yapmak.
mouth organ  mızıka, armonika. 
mouthful i. 1. ağız dolusu: He spit out a mouthful of cherries. Ağzına doldurduğu kirazları tükürdü. 2. lokma: He couldn´t eat another mouthful. Bir lokma daha yiyemedi. 3. k. dili söylenişi güç sözcük. 
mouthpiece i. 1. ağızlık. 2. sözcü.
mouthwash i. gargara.
movable s. 1. kımıldayabilen, hareket edebilen. 2. seyyar, taşınabilir. 3. tarihi değişen (yortu). 4. huk. menkul, taşınır. i., çoğ., huk. menkuller, taşınır mallar.
movable feast  Hrist. her yıl değişik bir tarihe rastlayan yortu.
move f. 1. kımıldatmak, oynatmak, hareket ettirmek; kımıldamak, oynamak, hareket etmek: My right leg is paralyzed; I can´t move it. Sağ bacağım felç oldu; hareket ettiremiyorum. Don´t move! Kımıldama! 2. taşımak, nakletmek; taşınmak: She plans to move this table into the kitchen. Bu masayı mutfağa taşımayı düşünüyor. Derya has moved to her summer place in Çeşme. Derya, Çeşme´deki yazlığına taşındı. 3. önermek, teklif etmek: I move that the meeting be adjourned. Toplantının sona erdirilmesini öneriyorum. 4. duygulandırmak, mütehassis etmek; etkilemek, dokunmak: His story deeply moved me. Onun öyküsü beni derinden etkiledi. 5. gayrete getirmek. 6. harekete getirmek. 7. (satranç/dama taşını) yürütmek, sürmek. 8. (bağırsaklar) işlemek; (bağırsakları) işletmek. 9. satmak; sattırmak: It´s difficult to move these high-priced books. Bu pahalı kitapları satmak zor. 10. kalkmak, ilerlemek, ileri gitmek. i. 1. hareket, kımıldanma. 2. taşınma. 3. satranç, dama taş sürme. 4. satranç, dama oynama sırası. 
move down  (öğrenciyi) bir alt sınıfa indirmek; bir alt sınıfa inmek. 
move heaven and earth  mümkün olan her şeyi yapmak. 
move heaven and earth  her çareye başvurmak. 
move in  1. eve taşınmak. 2. içeri girmek. 
move on  ileri gitmek. 
move out  1. evden taşınmak. 2. dışarı çıkmak. 
move up  (öğrenciyi) bir üst sınıfa yükseltmek; bir üst sınıfa yükselmek. 
moveable s., i., bak. movable.
movement i. 1. hareket, kımıldanma. 2. akım, hareket: the women´s liberation movement kadınların özgürlüğü hareketi. 3. ask. manevra. 4. saatin makinesi/parçaları. 5. müz. bölüm. 6. bağırsakların işlemesi.
movie i. (sinemada gösterilen) film. 
movie camera 1. sin. kamera. 2. kamera, film makinesi. 
movie house/theater  sinema, sinema salonu. 
moving s. 1. hareket eden, devingen, oynak. 2. ilerleyen. 3. harekete geçiren. 4. insanı duygulandıran; etkileyici, dokunaklı. 
moving day  taşınma günü. 
moving picture  sin. film. 
moving platform  hareket eden platform.
movingly z. etkileyici bir şekilde, dokunaklı olarak.
mow f. (--ed, --n) 1. (çim/ot) biçmek. 2. down (top/tüfek ateşiyle) toptan öldürmek/biçmek.
mown f., bak. mow.
Mozambican i. Mozambikli. s. 1. Mozambik, Mozambik´e özgü. 2. Mozambikli. 
Mozambique i. Mozambik. 
Mozambiquean i. Mozambikli. s. 1. Mozambik, Mozambik´e özgü. 2. Mozambikli.
MP i. 1. ask. inzibat, inzibat eri. 2. askeri inzibat. 3. İng. milletvekili, parlamenter, mebus.
MP kıs. Military Police.
MP kıs. Member of Parliament.
Mr i. Bay (Soyadından önce kullanılır.): Mr. Green Bay Green.
Mrs i. Bayan (Evli kadının soyadından önce kullanılır.): Mrs. Crawford Bayan Crawford.
MS kıs. Master of Science.
Ms i. Bayan (Evli veya evli olmayan kadının soyadından önce kullanılır.): Ms. Pembroke Bayan Pembroke.
MS, ms kıs. manuscript.
Mt, mt kıs. mount, mountain.
much s. (more, most) çok, epey, hayli: There´s much work still to be done. Hâlâ yapacak epey iş var. z. 1. çok, epey, hayli, pek: I´m feeling much better. Kendimi çok daha iyi hissediyorum. She is much admired. Çok beğeniliyor. I didn´t much like that play. O oyunu pek beğenmedim. 2. aşağı yukarı, hemen hemen. i. 1. çok şey, çok miktarda şey. 2. önemli şey.
much as  her ne kadar ... ise de, ise de: Much as I would like to I can´t go. Gitmek istesem de gidemem. 
much less  şöyle dursun: I can´t walk, much less run. Koşmak şöyle dursun, yürüyemiyorum. 
Much obliged.  k. dili Teşekkür ederim.
much the same  hemen hemen aynı.
muck i. 1. pislik. 2. çamur. 3. gübre, yaş gübre. f. 1. gübrelemek. 2. about/around İng., k. dili oyalanmak; vakit geçirmek. 3. in İng., k. dili işe katılmak, çalışmak. 
muck s.o. about İng., k. dili birine kapris yapmak. 
muck s.t. up  İng., k. dili bir şeyi berbat etmek. 
muckrake f. (önemli birine) çamur atmak.
mucous s. sümüksel; sümüksü. 
mucous membrane anat. sümükdoku, mukoza.
mucus i. 1. sümük. 2. balgam.
mud i. 1. çamur. 2. kötü söz veya iftira. 
muddle f. 1. karmakarışık etmek. 2. sersemletmek. 3. up yüzüne gözüne bulaştırmak. i. 1. karışıklık, düzensizlik. 2. sersemlik. 3. karmakarışık iş. 
muddle along/on  1. iyi kötü idare etmek, iyi kötü geçinip gitmek. 2. yanılmalara karşın bir işten sıyrılıp çıkmak. 
muddle through İng. bu/o işi iyi kötü/düşe kalka yapmak/halletmek.
muddleheaded s. 1. aptal; beceriksiz. 2. aptalca; beceriksizce.
muddy s. 1. çamurlu. 2. bulanık, kirli, pis. 3. karışık. f. 1. çamurlamak, çamura bulamak. 2. bulandırmak.
mudguard i. çamurluk.
mudslinger i., pol. rakibine çamur atan kimse.
muezzin i. müezzin.
muff 1 i. manşon, el kürkü.
muff 2 f. 1. (bir işi) yapamamak, becerememek, yüzüne gözüne bulaştırmak. 2. spor (topu) kaçırmak.
muffin i. şamkurabiyesine benzeyen bir tür ufak ekmek. 
muffle f. 1. in/with -e sarınmak. 2. up sarınıp sarmalanmak; sarıp sarmalamak. 3. (bir şeyi) ses çıkarmayacak bir  şekilde örtmek/sarmak. 
muffle o.s. up  sarınıp sarmalanmak.
muffler i. 1. susturucu. 2. atkı, kaşkol.
mufti i. müftü.
mug 1 i. 1. kupa, kulplu büyük bardak. 2. bardak dolusu.
mug 2 i., argo surat, faça.
mug 3 f. (--ged, --ging) saldırıp soymak.
mugger 1 i. soyguncu, saldırıp soyan kimse.
mugger 2 i. hinttimsahı.
muggy s. sıcak ve rutubetli, kapalı, sıkıntılı (hava).
Muhammad i. Hz. Muhammed.
mulatto i. beyaz ile zenci melezi kimse.
mulberry i. dut. 
mule i. 1. katır. 2. k. dili çok inatçı kimse.
mulish s. inatçı, katır gibi.
mulishly z. inatla.
mull 1 i. ince muslin kumaş.
mull 2 f.
mull s.t. over  bir şeyi iyice düşünmek; bir şeyi düşünüp taşınmak.
mullah i. molla.
mullein i., bot. sığırkuyruğu.
mullion i. pencere tirizi. f. tirizlerle ayırmak.
multi- önek çok, mülti-.
multicellular s. çokgözeli, çokhücreli.
multidimensional s. çokboyutlu.
multifarious s. çok çeşitli, türlü türlü.
multiform s. çokbiçimli, çokşekilli.
multilateral s. 1. çok yanlı, çok taraflı. 2. huk. çok taraflı.
multilingual s. çokdilli, çok dil bilen.
multimillionaire i. mültimilyoner.
multinational s. çokuluslu.
multiple s. 1. birçok, çok yönlü. 2. katmerli. i., mat. katsayı.
multiplicand i., mat. çarpılan.
multiplication i. 1. çoğaltma; çoğalma. 2. mat. çarpma, çarpım. 
multiplication table  çarpım tablosu.
multiplicity i. çokluk, çeşitlilik.
multiplier i., mat. çarpan.
multiply f. 1. çoğaltmak, artırmak; çoğalmak, artmak. 2. mat. çarpmak. 3. biyol. üremek.
multitude i. 1. kalabalık, halk yığını. 2. çokluk.
multitudinous s. çok, pek çok.
multi-user i., bilg. çoklu kullanıcı.
mum 1 s. susmuş, suskun. ünlem Sus!
mum 2 i., İng., k. dili anne.
Mum´s the word!  k. dili Hiç kimseye söyleme! 
Mum´s the word.  Sakın kimseye söyleme. 
mumble f. mırıldanmak. i. mırıltı.
mummification i. 1. mumyalama, mumya yapma. 2. mumyalaşma.
mummify f. 1. mumyalamak. 2. mumyalaşmak.
mummy 1 i. mumya.
mummy 2 i., İng., k. dili anne, anneciğim.
mumps i., çoğ., tıb. kabakulak.
munch f. kıtır kıtır yemek, hapır hupur yemek.
mundane s. 1. günlük, olağan, sıradan. 2. dünyaya ait, dünyevi.
municipal s. belediyeye ait, belediye.
municipality i. belediye.
munificence i. cömertlik.
munificent s. cömert, eliaçık.
munitions i., çoğ. savaş gereçleri.
mural s. 1. duvara ait. 2. duvara asılan. 3. duvar gibi. i. duvar resmi.
murder i. 1. cinayet, adam öldürme. 2. k. dili baş belası, işkence. f. 1. (yasaya aykırı olarak) (birini) öldürmek, katletmek. 2. k. dili bozmak, berbat etmek: murder a piece of music bir müzik parçasını berbat etmek. 
murder in the first degree  kasten adam öldürme. 
murder mystery  cinai roman. 
murderer i. katil.
murderess i. kadın katil. 
murderous s. 1. öldürücü, ölüm saçan, kanlı. 2. tehlikeli.
murk i. karanlık, kasvet.
murky s. 1. karanlık, kasvetli. 2. bulutlu, bulanık. 3. belirsiz, anlaşılması güç.
murmur i. 1. mırıldanma, mırıltı. 2. söylenme, şikâyet. 3. çağıltı; uğultu. 4. hırıltı, üfürüm. f. 1. mırıldanmak. 2. söylenmek, homurdanmak. 3. çağıldamak; uğuldamak.
muscle i. kas, adale. 
muscular s. 1. kaslı, adaleli. 2. kasa ait.
Muse i. Müz.
muse 1 i. esin perisi, ilham perisi.
muse 2 f. düşünceye dalmak, derin derin düşünmek.
museum i. müze.
mush i. 1. mısır unu lapası. 2. lapa gibi şey. 3. k. dili aşırı duygusallık.
mushroom i. mantar. s. mantarımsı. f. hızla büyümek, mantar gibi büyümek; (yapılar) mantar gibi bitmek. 
mushroom cloud  (özellikle nükleer patlama sonucunda) mantar şeklinde yükselen bulut. 
mushroom growth  birdenbire büyüyüp yayılma, mantar gibi büyüme.
mushy s. 1. lapa gibi. 2. k. dili aşırı duygusal.
music i. müzik; musiki. 
music box  müzik kutusu. 
music hall  1. müzikhol. 2. İng., tiy. vodvil. 
music stand  nota sehpası. 
musical s. 1. müziğe ait; müzikle ilgili, müzikal. 2. ahenkli, uyumlu. 3. müziksever. 4. bestelenmiş. i. müzikal.
musician i. 1. müzisyen. 2. çalgıcı.
musicologist i. müzikbilimci, müzikolog.
musicology i. müzikbilim, müzikoloji.
musk i. 1. misk. 2. misk kokusu. 
musk ox zool. misköküzü, misksığırı.
musket i. (eski model) tüfek.
muskmelon i. şamama, miskkavunu.
muskrat i., zool. misksıçanı, miskfaresi.
Muslim i., s. Müslüman.
muslin i. muslin.
muss i. karışıklık. f. (up) k. dili 1. (saçı) bozmak. 2. (giysiyi) buruşturmak.
mussel i. midye.
must 1 yardımcı f. 1. Şart belirtir: You must do it. Onu yapman şart. 2. Gereklilik belirtir: You must do it. Onu yapman lazım. 3. Kuvvetli bir tahmin belirtir: You must be freezing. Dondun herhalde. Ertuğrul must have done it. Herhalde Ertuğrul yaptı./Ertuğrul yaptı demek. 4. Kızgınlık/ yakınma/istihza belirtir: Despite being warned she must go and try it. İhtar edilmesine rağmen yine de gidip onu denedi. 5. Kararlılık belirtir: If you must go, do so after the children have gone to bed. Gitmeyi kafana koydunsa bari çocuklar yattıktan sonra git. 6. -meli, -malı: You must come to see us. Bizi ziyaret etmelisin. i., k. dili şart, zaruri bir şey: In the summer a mosquito net is a must. Yazın cibinlik şart.
must 2 i. küf; küflülük.
mustache i. bıyık.
mustang i. (A.B.D.´nin batısına özgü) yabani at.
mustard i. hardal. 
mustard greens  hardal yaprakları. 
muster f. 1. toplamak; toplanmak. 2. ask. içtima yapmak. i., ask. içtima. 
mustn't kıs. must not.
musty s. küflü; küf kokulu.
mutable s. 1. değişebilir, değişken. 2. dönek, kararsız.
mutant s., biyol. mutasyona uğramış. i. mutasyona uğramış hayvan/bitki.
mutate f., biyol. mutasyona uğramak; mutasyona uğratmak.
mutation i. 1. değişme, dönüşme. 2. biyol. değişinim, değşinim, mutasyon.
mutationism i., biyol. değişinimcilik, değşinimcilik, mutasyonizm.
mute s. 1. sessiz, suskun. 2. dilsiz. i. dilsiz kimse. f. sesini kısmak. 
mutilate f. 1. (vücudun bir uzvunu) (bütünüyle) kesmek. 2. sakatlamak, kötürüm etmek. 3. önemli kısımları çıkararak bozmak.
mutilation i. 1. (vücudun bir uzvunu) (bütünüyle) kesme. 2. kötürüm etme. 3. bozma.
mutineer i. isyancı, asi.
mutinous s. isyankâr, asi.
mutiny i. (gemi kaptanına karşı/askeri yetkeye karşı) isyan, başkaldırma, ayaklanma. f. (gemi kaptanına karşı/askeri yetkeye karşı) isyan etmek, başkaldırmak, ayaklanmak.
mutt i., k. dili it, köpek.
mutter f. 1. söylenmek, homurdanmak. 2. mırıldanmak. i. 1. homurtu. 2. mırıltı.
mutton i. koyun eti, koyun. 
mutton chop  koyun pirzolası.
mutual s. 1. iki taraflı, karşılıklı: mutual love karşılıklı sevgi. 2. ortak, müşterek: mutual friend ortak dost.
muzzle i. 1. hayvan burnu. 2. burunsalık. 3. top/tüfek ağzı. f. 1. burunsalık takmak. 2. susturmak.
my zam. benim. ünlem O, ...! (Hayret belirtmek için kullanılır.): My, my, how nice you look! O, bu ne güzellik böyle!
My flesh creeps.  Tüylerim ürperiyor.
my lord  efendim.
my off day  1. izin günüm. 2. fena günüm. 
myalgia i., tıb. kas ağrısı.
Myanmar i. Myanmar.
mycology i. mantarbilim, mikoloji.
myeloid s., anat. iliksel.
myocardial s. 
myocardial infarction  miyokard enfarktüsü.
myocarditis i., tıb. miyokardit, kalp kası iltihabı/yangısı.
myocardium i., anat. miyokard, kalp kası.
myology i. kasbilim.
myoma çoğ. --s (mayo´mız)/--ta (mayo´mıtı) i., tıb. miyom, kas uru.
myopia i. miyopluk. 
myopic s. miyop.
myriad s. çok büyük sayıda, sayısız, çok.
myrrh i. 1. (reçine olarak) mürrüsafi. 2. laden reçinesi; laden reçinesiyle mürrüsafiden oluşan bir karışım.
myrtle i., bot. mersin.
myself zam. kendim, bizzat, ben: I will come myself. Kendim geleceğim./Bizzat geleceğim. I do not regard myself as a mathematician. Kendimi matematikçi saymıyorum. 
mysterious s. 1. esrarengiz, esrarlı, gizemli. 2. akıl ermez, anlaşılmaz. 3. garip. 
mysteriously z. esrarengiz bir şekilde, gizemli bir şekilde.
mystery i. gizem, sır, esrar.
mystic s. 1. mistik, mistisizmle ilgili, gizemsel. 2. gizemli, esrarengiz. i. mistik, gizemci.
mystical s. mistik, gizemsel.
mysticism i. mistisizm, gizemcilik, tasavvuf.
mystify f. 1. kafasını bulandırmak; aklını karıştırmak. 2. anlaşılmasını güçleştirmek.
myth i. 1. mit, söylence, efsane, mitos. 2. hayali kimse/şey.
mythic s., bak. mythical.
mythical s. 1. mitlere özgü, söylencesel, efsanevi. 2. uydurma; hayali.
mythological s. mitolojik, söylencebilimsel.
mythology i. mitoloji, söylencebilim.
Mytilene i., bak. Lesbos.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)