Anasafya
Sosyalci.org Geniş Sözlük Geri Geri
Sözlük
Bilgisayar
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Bitki
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
isim
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
İngilizce/Türkçe
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Türkçe/İngilizce
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Kur'ân
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Osmanlıca(Türkçe,Dini)
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
Rüya
A
B
C-Ç
D
E
F
G-Ğ
H
I-İ
J
K
L
M
N
O-Ö
P
Q
R
S-Ş
T
U-Ü
V
W
X
Y
Z
English&French&German&Spanish&Italian
N kıs. Nationalist, Navy, New, Noon, Norse, North, Northern, November.
n i., mat. n, belirsiz bir sayı.
n kıs. name, nephew, net, neuter, new, nominative, noon, north, northern, note, noun, number.
N kıs. nitrogen, north, northern.
N, n i. N, İngiliz alfabesinin on dördüncü harfi. 
nab f. (--bed, --bing) k. dili 1. yakalamak, ele geçirmek, tutuklamak. 2. kapmak.
nacre i. sedef.
nadir i. 1. gökb. ayakucu. 2. en aşağı nokta.
nag 1 i., k. dili yaşlı ve güçsüz at.
nag 2 f. (--ged, --ging) 1. -in başının etini yemek; dırdır etmek. 2. rahatsız etmek.
nail i. 1. çivi, mıh. 2. tırnak. 3. (hayvanlarda) pençe, toynak. f. 1. to -e çivilemek,  -e mıhlamak. 2. sıkı sıkı bağlamak, kavramak. 3. argo tutmak; yakalamak. 4. argo (bir yalanı) meydana çıkarmak. 5. argo çalmak. 6. argo vurmak. 
nail brush  tırnak fırçası. 
nail down  1. -i çivilerle sabitleştirmek. 2. -i garantiye almak. 
nail file  tırnak törpüsü. 
nail polish  oje, tırnak cilası. 
nail s.t. to bir şeyi -e çivilemek. 
nail scissors  tırnak makası. 
nail up  -i çivileyerek kapatmak. 
naive s., bak. naïve.
naïve s. 1. toy, tecrübesiz. 2. saf. 3. naif (resim).
naively z., bak. naïvely.
naïvely z. safça.
naivete i., bak. naïveté.
naiveté i., bak. naïveté.
naïveté i. 1. toyluk. 2. saflık.
naivety i., bak. naïveté.
naïvety i., bak. naïveté.
naked s. 1. çıplak. 2. yalın, açık. 3. çaresiz, savunmasız. 
nakedness i. 1. çıplaklık. 2. yalınlık. 3. çaresizlik.
name i. 1. ad, isim. 2. şöhret, ün. f. 1. -e ... adını/ismini koymak: They named her Rüya. Ona Rüya ismini koydular. 2. -in adını/ismini söylemek/ilan etmek. 3. -i ... seçmek/tayin etmek; -i aday göstermek. 
name tag  isim kartı.
Name your price.  Düşündüğünüz fiyatı söyleyin. 
name-dropping i., k. dili kendine paye vermek için ünlü isimlerden söz etme.
nameless s. adsız, isimsiz.
namely z. yani, şöyle ki.
namesake i. adaş.
Namibia i. Namibya.
Namibian i. Namibyalı. s. 1. Namibya, Namibya´ya özgü. 2. Namibyalı.
nanny i. 1. İng. dadı. 2. dişi keçi. 
nanny goat  dişi keçi.
nap 1 f. (--ped, --ping) uyuklamak, hafif uykuya dalmak, kestirmek, şekerleme yapmak. i. hafif kısa uyku, şekerleme. 
nap 2 i. hav.
nape i. ense.
naphthalene i., kim. naftalin.
naphthaline i., kim., bak. naphthalene.
napkin i. 1. peçete, peşkir. 2. İng. çocuk bezi. 
napkin ring  peçete halkası.
nappy i., İng., k. dili çocuk bezi.
narcissism i. narsisizm, narsislik, özseverlik.
narcissist i. narsist, özsever.
narcissus çoğ. nar.cis.sus/nar.cis.si (narsîs´ay) i., bot. sim; nergis, zerrin.
narcosis i. narkoz.
narcotic s., i. uyuşturucu, narkotik.
narcotic drug  uyuşturucu ilaç.
narrate f. hikâye etmek, öykülemek, anlatmak.
narration i. 1. anlatım, anlatış. 2. hikâye, öykü.
narrative i. hikâye, öykü. s. hikâye türünden.
narrator i. anlatıcı, anlatan.
narrow s. 1. dar, ensiz. 2. sınırlı, kısıtlı. 3. dar görüşlü. 4. darlık içinde olan. 5. cüzi, az. 6. sıkı, dikkatli. i. 1. dar geçit. 2. çoğ. dar boğaz. f. 1. daraltmak; daralmak, çekmek, ensizleşmek. 2. sınırlamak. 3. kısmak. 
narrow circumstances  fakirlik, parasızlık, darlık. 
narrow escape  darı darına kurtulma, ucuz kurtulma. 
narrowly z. dar, güçbela, darı darına.
narrow-minded s. dar görüşlü.
nasal s. 1. buruna ait. 2. dilb. genizsi, genzel. i., dilb. genizsi ses, genizsil.
nasal cavity  burun boşluğu.
nascent s. gelişmeye başlayan, yeni oluşan.
nasturtium i., bot. latinçiçeği.
nasty s. 1. pis, tiksindirecek kadar kirli; tiksindirici, iğrenç. 2. kötü, çirkin. 3. ayıp, müstehcen. 
nasty blow  ağır darbe, tehlikeli vuruş.
nasty sea  fırtınalı deniz. 
nasty story  müstehcen hikâye.
nat kıs. national, natural.
natal s. 1. doğuma ait; doğumla ilgili. 2. doğuştan olan/gelen, doğumda var olan, doğumsal.
nation i. ulus, millet.
national s. ulusal, milli. i. vatandaş, yurttaş, uyruk. 
national anthem  milli marş.
national anthem  milli marş. 
national bank  ulusal banka. 
national debt  devlet borcu. 
national monument  ulusal anıt. 
national park  milli park. 
national/public debt  devlet borcu. 
nationalise f., İng., bak. nationalize.
nationalism i. ulusçuluk, milliyetçilik.
nationalist i. ulusçu, milliyetçi.
nationalistic s. ulusçu, milliyetçi. 
nationality i. milliyet, uyrukluk, tabiiyet.
nationalize f. ulusallaştırmak, devletleştirmek, millileştirmek.
nation-wide s. ülke çapında olan.
native s. 1. yerli. 2. doğal. 3. doğuştan olan. i. yerli.
native ability  Allah vergisi yetenek. 
native citizen  doğuştan uyrukluk hakkı olan kimse. 
native land  anayurt, anavatan. 
native language  anadili.
native-born s. doğma büyüme, yerli.
nativity i. doğuş, doğum. 
natural s. 1. doğal, tabii. 2. doğuştan olan. i., k. dili doğuştan yetenekli kimse. 
natural child  evlilikdışı çocuk. 
natural color  doğal renk, asıl renk.
natural selection doğal ayıklama/ayıklanma.
naturalise f., İng., bak. naturalize.
naturalist i. doğabilimci.
naturalize f. 1. vatandaşlığa kabul etmek. 2. (yabancı bir sözcüğü) dile almak. 3. (bir bitkiyi/hayvanı) yeni iklime alıştırmak.
naturally z. 1. doğal bir biçimde. 2. doğuştan. 3. doğal olarak, tabii, kuşkusuz, şüphesiz.
naturalness i. doğallık, tabiilik.
nature i. 1. doğa, tabiat. 2. huy, mizaç, tabiat. 
naught i. 1. hiç, hiçbir şey. 2. sıfır.
naughtily z. yaramazca, haylazca.
naughtiness i. yaramazlık.
naughty s. 1. yaramaz, haylaz. 2. k. dili açık saçık.
Nauru i. Nauru.
Nauruan i. Naurulu. s. 1. Nauru, Nauru´ya özgü. 2. Naurulu.
nausea i. 1. bulantı, mide bulantısı. 2. tiksinme, iğrenme. 
nauseate f. 1. midesini bulandırmak. 2. iğrendirmek, tiksindirmek. 
nauseous s. mide bulandırıcı, tiksindirici.
nautical s. denizcilikle ilgili, deniz; gemicilikle ilgili. 
nautical mile  deniz mili (1852 metre).
naval s. 1. deniz kuvvetlerine ait, deniz. 2. savaş gemilerine ait.
naval academy  deniz harp akademisi. 
naval base  deniz üssü. 
naval forces  deniz kuvvetleri. 
naval officer  deniz subayı.
nave i. dingil başlığı, tekerlek poyrası.
nave i. (kilisede) nef.
navel i. 1. göbek. 2. merkez. 
navel cord  tıb. göbek kordonu. 
navel orange  vaşington (portakal).
navigable s. seyredilebilir, deniz taşıtlarının seyrine elverişli.
navigate f. 1. (kaptanlık ederek) gemiyi/tekneyi götürmek, dümen tutmak. 2. (gemi/tekne) seyretmek.
navigation i. 1. gemi seferi, gemi yolculuğu. 2. gemicilik; denizcilik.
navigator i. rotacı; deniz subayı.
navy i. 1. deniz kuvvetleri. 2. donanma. 
navy blue  lacivert, koyu mavi.
nay z. hayır, yok. i. 1. ret. 2. olumsuz oy. 3. olumsuz oy veren kimse. 
Nazi i., s. Nazi.
Nazism i. Nazizm.
nd kıs. no date.
NE kıs. Near East, Northeast.
near z. 1. yakın, yakında. 2. hemen hemen, az daha, az kaldı, az kalsın, neredeyse: He came near to falling. Az daha düşecekti. 3. aşağı yukarı, yaklaşık olarak: The soldiers number near a thousand. Yaklaşık bin tane asker var. s. 1. yakın. 2. samimi, yakın. 3. sadık (çeviri). 4. soldaki (araba/at). 5. cimri, elisıkı. edat -e bitişik, -e yakın, -in yakınında. f. yaklaşmak, yakınlaşmak. 
near at hand  yakın.
nearby s. yakın. z. yakında.
nearly s. 1. az daha, neredeyse, hemen hemen. 2. yakından. 
nearness i. yakınlık.
nearsighted s. miyop.
neat s. 1. temiz, derli toplu, düzgün. 2. İng. sek (içki). 3. k. dili harika.
neatly z. temizce.
neatness i. temizlik, düzgünlük.
nebula çoğ. --s (neb´yılız)/--e (neb´yıli) i., gökb. bulutsu, nebülöz.
nebulous s. 1. bulutlu, dumanlı. 2. belirsiz, bulanık.
necessarily z. 1. ister istemez. 2. muhakkak.
necessary s. 1. gerekli, lüzumlu, lazım olan; zorunlu, zaruri. 2. kaçınılmaz. 
necessitate f. gerektirmek, icap ettirmek.
necessity i. 1. gerekli şey. 2. gereksinim, ihtiyaç. 3. zorunluluk. 
neck i. 1. boyun. 2. (elbisede) yaka. 3. (şişede) boyun, boğaz. 4. (telli çalgılarda) sap. 5. coğr. kıstak.  f., k. dili (iki sevgili) sarmaş dolaş öpüşmek. 
neck and neck  (yarışta) at başı beraber. 
neckband i. (giyside) dik yaka.
neckerchief i. boyun atkısı.
necking i., k. dili (iki sevgili) sarmaş dolaş olup öpüşme.
necklace i. kolye, gerdanlık.
necktie i. kravat, boyunbağı.
necromancer i. büyücü, sihirbaz.
necromancy i. 1. ölülerle haberleşerek fala bakma. 2. büyücülük, sihirbazlık.
nectar i. 1. mit. nektar. 2. balözü, nektar.
nectarine i. tüysüzşeftali, nektarin.
need i. 1. gereksinim, gereksinme, ihtiyaç; gerek, gereklik, gereklilik, lüzum: What are your needs? İhtiyaçlarınız nedir? a need for money para gereksinimi. There´s no need to hurry. Acele etmeye gerek yok. 2. yoksulluk. f. 1. -e ihtiyacı olmak,   -e ihtiyaç duymak, -i gereksemek, -i gereksinmek, -e muhtaç olmak; gerekmek, gerekli olmak: I need a better computer. Daha iyi bir bilgisayara ihtiyacım var. 2. istemek, gerektirmek: That plant needs water. O bitki su ister. This work needs time. Bu iş zaman gerektiriyor.
need to  gerekmek, lazım olmak; zorunda olmak, -e mecbur olmak: I need to leave soon. Yakında gitmem gerekiyor. I don´t need to obey his orders. Emirlerine itaat etmek zorunda değilim. 
needful s. gerekli, lüzumlu, lazım olan.
needle i. 1. iğne, dikiş iğnesi. 2. örgü şişi. 3. tığ. 4. ibre. 5. bot. iğneyaprak. f. 1. iğne ile dikmek. 2. k. dili iğnelemek, sataşmak. 
needlefish i. (çoğ. nee.dle.fish/--es) zargana.
needless s. gereksiz, lüzumsuz.
needlessly z. gereksizce, gereksiz yere.
needn't kıs. need not.
needy s. yoksul, fakir. 
ne'er-do-well s., i. hiçbir işi beceremeyen (kimse).
nefarious s. çok kötü, menfur.
negate f. 1. reddetmek, inkâr etmek. 2. çürütmek, boşa çıkarmak. 
negation i. 1. ret, inkâr. 2. doğru ol madığını kanıtlama. 3. boşa çıkarma. 4. yokluk.
negative s. 1. olumsuz, negatif. 2. aksi, ters. i. 1. olumsuz söz/yanıt. 2. foto. negatif. 
negative evidence  olumsuz kanıt. 
negative sign  eksi işareti, eksi.
negative vote  aleyhte verilen oy.
negativism i., fels. yadsımacılık.
neglect f. 1. ihmal etmek, savsaklamak, boşlamak. 2. bakmamak, aldırmamak. i. 1. ihmal, savsaklama, boşlama. 2. bakmama, aldırmama.
neglectful s. ihmalci, ihmalkâr, savsak.
negligé i., bak. negligee.
negligee i. (uzun ve süslü) sabahlık.
negligée i., bak. negligee.
negligence i. ihmal, ihmalkârlık, savsaklama. 
negligent s. ihmalci, ihmalkâr, savsak.
negligible s. önemsemeye değmez, önemsiz.
negotiate f. 1. müzakere etmek/yapmak, görüşmek. 2. müzakere ederek -i sonuca bağlamak. 3. (zor bir durumu) atlatmak; (engeli) aşmak. 4. (çek/bono) ciro etmek. 5. (senet) kırdırmak.
negotiation i. 1. müzakere, görüşme. 2. (zor bir durumu) atlatma; (engeli) aşma. 3. (çek/bono) ciro etme. 4. (senet) kırdırma.
negotiator i. 1. delege. 2. arabulucu.
Negro i., s., aşağ. zenci.
negro i., s., aşağ., bak. Negro.
neigh f. kişnemek. i. kişneme.
neighbor i. komşu. 
neighborhood i. 1. civar, yöre. 2. semt, mahalle. 
neighboring on  -e komşu, -e yakın.
neighborly s. komşuya yakışır, dostça.
neighbour i., İng., bak. neighbor.
neighbourhood i., İng., bak. neighborhood.
neighbourly s., İng., bak. neighborly.
neither s. ikisinden hiçbiri, ne bu ne öteki: Neither of them knows. Hiçbirinin haberi yok. bağ. ne, ne de: neither white nor red nor black ne beyaz, ne kırmızı, ne de siyah. 
neither fish nor fowl  hiçbir kategoriye girmeyen; garip bir kişi/şey. 
neither more nor less  ne fazla ne eksik, tam öyle, tam o kadar. 
nemesis i. 1. hak edilen ve kaçınılmaz ceza. 2. güçlü rakip.
neolithic s. neolitik. 
neolithic age cilalı taş devri.
neologism i. yeni sözcük.
neology i., bak. neologism.
neon i., kim. neon. 
neon lamp/light  neon lambası.
Nepal i. Nepal.
Nepalese i. (çoğ. Nep.a.lese) Nepalli. s. 1. Nepal, Nepal´e özgü. 2. Nepalli.
Nepali i. 1. Nepalli. 2. Nepalce. s. 1. Nepal, Nepal´e özgü. 2. Nepalce. 3. Nepalli.
nephew i. erkek yeğen.
nephritis i., tıb. böbrek iltihabı, nefrit.
nepotism i. akrabalara yapılan iltimas, akraba kayırma.
Neptune i., gökb. Neptün.
nerve i. 1. sinir. 2. soğukkanlılık, cesaret. 3. küstahlık. f. cesaret vermek. 
nerve center kalp, merkez: Istanbul is the economic nerve center of Turkey. Türk ekonomisinin kalbi İstanbul´da atıyor. 
nerve gas  sinir gazı. 
nerve o.s.  cesaretini toplamak. 
nerve-racking s. sinir bozucu.
nerve-wracking s., bak. nerve-racking.
nervous s. 1. heyecanlı. 2. endişeli, kaygılı. 3. sinirleri gergin. 4. sinirsel. 
nervous breakdown/prostration  sinir argınlığı, nevrasteni.
nervous system  sinir sistemi.
#AD? sonek -lik, -lık: fulness i. doluluk. kind-heartedness i. iyi kalplilik.
nest i. yuva. f. yuva yapmak.
nestle f. 1. birbirine sokulmak. 2. gömülmek, yerleşmek; gömmek, koymak. 3. bağrına basmak.
net 1 i. 1. ağ. 2. tuzak. 3. ağ, şebeke. f. (--ted, --ting) 1. ağ ile tutmak. 2. ağ ile örtmek. 
net 2 s. net, kesintisiz. f. (--ted, --ting) 1. kazanmak, kâr etmek. 2. kazanç getirmek, kâr getirmek.
net curtains İng. tül perdeler, tüller. 
net income  net gelir.
net profit net kâr.
nether s. alt, alttaki.
Netherlands i. 
netting i. 1. örme, ağ örme. 2. ağ. 3. cibinlik.
nettle i., bot. ısırgan, ısırganotu. f. kızdırmak, sinirlendirmek. 
nettle tree  bot. çitlembik.
network i. ağ, şebeke.
neural s. sinirsel, sinire ait, sinirle ilgili. 
neural tissue anat. sinirdoku.
neuralgia i., tıb. nevralji, sinir ağrısı.
neurasthenia i., tıb. nevrasteni, sinir argınlığı.
neurogenic s., tıb. sinir kökenli.
neurologist i. nörolog, sinir hastalıkları uzmanı.
neurology i. nöroloji, sinirbilim.
neuropath i. nevropat.
neuropathic s. nevropatik.
neuropathy i., tıb. nevropati.
neurosis i. nevroz, sinirce.
neurotic s. 1. nevrotik, nevrozla ilgili. 2. nevrozlu, nevrotik, sinir hastası. i. nevrotik kimse, sinir hastası.  
neuter s. 1. dilb. yansız, cinssiz. 2. dilb. geçişsiz (fiil). 3. biyol. cinsliksiz, cinsiyetsiz, eşeysiz. i. 1. dilb. cinssiz sözcük. 2. iğdiş edilmiş hayvan. 3. biyol. cinsiyetsiz hayvan/bitki.
neutral s. 1. tarafsız, yansız. 2. nötr. i. 1. tarafsız kimse/ülke. 2. oto. boş vites. 
neutralise f., İng., bak. neutralize.
neutrality i. tarafsızlık, yansızlık.
neutralize f. 1. etkisiz duruma getirmek. 2. tarafsız kılmak, yansızlaştırmak. 3. kim. nötrleştirmek, nötralize etmek.
neutron i. nötron.
never i. hiç, hiçbir zaman, asla, katiyen. 
Never fear.  Korkma, öyle bir tehlike yok.
never in the world k. dili dünyada, asla, hiçbir zaman: I´d never in the world think of doing something like that. Öyle bir şey yapmayı dünyada düşünmem. 
Never mind.  Zararı yok./Boş ver.
Never mind.  Zararı yok./Boş ver.
Never say die.  Davandan asla vazgeçme.
never-ending s. hiç bitmeyen, bitmez tükenmez.
nevermore z. asla, hiçbir zaman.
nevertheless z. yine de, bununla birlikte.
new s. 1. yeni. 2. taze. 
new- önek yeni.
New Guinea Yeni Gine. 
New Guinean 1. Yeni Gineli. 2. Yeni Gine, Yeni Gine´ye özgü. 
new moon  yeniay, ayça, hilal. 
New Year  yeni yıl.
New Year´s Day  1 Ocak, Yılbaşı.
New Year´s Eve  31 Aralık; 31 Aralık gecesi; Yılbaşı gecesi.
New Zealand 1. Yeni Zelanda. 2. Yeni Zelanda, Yeni Zelanda´ya özgü. 3. Yeni Zelandalı. 
New Zealander Yeni Zelandalı. 
newborn s. yeni doğmuş.
newcomer i. yeni gelen.
new-fangled s., k. dili yeni ve tuhaf.
Newfoundland i. 1. coğr. Ternöv. 2. Ternöv köpeği, Ternöv. s. 1. Ternöv, Ternöv´e özgü. 2. Ternövlü.
Newfoundlander i. Ternövlü.
newly z. 1. yakın zamanlarda, geçenlerde, yeni. 2. yeniden.
news i. haber. 
news agency  haber ajansı.
newsagent i., İng. gazete bayii.
newsboy i. gazete satıcısı, gazeteci.
newscast i. haber yayını.
newspaper i. gazete.
newspaper rack  gazetelik. 
newspaperman çoğ. news.pa.per.men (nuz´peypırmen) i. 1. gazeteci. 2. gazete sahibi.
newsprint i. gazete kâğıdı.
newsstand i. gazete satış yeri/kulübesi.
newsworthy s. bahsedilmeye değer.
next s. 1. bir sonraki, sonraki: the next street bir sonraki sokak. 2. ertesi: the next day ertesi gün. 3. gelecek: next year gelecek yıl. z. sonra, ondan sonra, daha sonra, hemen sonra. edat en yakın.
next door  kapı komşu, yakın. 
next door  yandaki evde, bitişikte. 
next door neighbor  kapı komşu. 
next of kin  huk. en yakın akraba.
next of kin  en yakın akraba. 
next to  1. -in yanında, -e bitişik; -in yakınındaki. 2. hemen hemen. 
next to nothing  hiç denecek kadar az, hemen hemen hiç.
next to nothing  hemen hemen hiç. 
next-door s. 1. yandaki evde oturan. 2. yandaki, bitişikteki, bitişik.
nib i. kalem ucu.
nibble f. 1. kemirmek. 2. azar azar yemek, çöplenmek. i. 1. kemirme. 2. ufak lokma. 
nibble at  -i dişlemek.
Nicaragua i. Nikaragua.
Nicaraguan i. Nikaragualı. s. 1. Nikaragua, Nikaragua´ya özgü. 2. Nikaragualı. 
nice s. 1. hoş, güzel, cazip, iyi. 2. nazik. 3. latif, tatlı.
nicely z. güzel bir şekilde, güzelce, iyi.
niceties i., çoğ. 
nicety i. incelik, hassaslık, titizlik.
niche i. 1. (heykel v.b. için) duvarda oyuk. 2. niş. 3. mevki, uygun yer.
nick i. diş, çentik, kertik. f. 1. çentmek, kertik yapmak. 2. İng., k. dili çalmak, yürütmek. 3. İng., argo tutuklamak. 
nickel i. 1. nikel. 2. A.B.D. beş sentlik para.
nickname i. lakap, takma ad. f. lakap takmak.
nicotine i. nikotin.
niece i. kız yeğen.
nifty s., k. dili 1. şık. 2. hoş. 3. kullanışlı.
Niger i. Nijer.
Nigeria i. Nijerya.
Nigerian i. Nijeryalı. s. 1. Nijerya, Nijerya´ya özgü. 2. Nijeryalı.
Nigerien i. Nijerli. s. 1. Nijer, Nijer´e özgü. 2. Nijerli.
Nigerois i. (çoğ. Ni.ge.rois) Nijerli. s. 1. Nijer, Nijer´e özgü. 2. Nijerli. 
niggard i. cimri kimse.
niggardly s. 1. cimri, eli sıkı. 2. çok az. 
niggle f. 1. about/over (cüzi şeyler/ufak kusurlar) üzerinde durmak/ile uğraşmak. 2. at (bir şey) -in kafasını hep kurcalamak.
niggling s. 1. çok önemsiz. 2. ufak ayrıntıları insanı çok uğraştıran (iş). 3. insanın kafasını hep kurcalayan.
night i. 1. gece. 2. akşam. 
night and day  gece gündüz. 
night blindness  gece körlüğü. 
night nurse  gece hemşiresi. 
night owl  gece kuşu, geceleri geç yatmayı âdet edinen kimse. 
night school  gece okulu. 
night school  1. akşam okulu. 2. gece bölümü. 
nightcap i. 1. gece başlığı, takke. 2. yatmadan önce içilen içki.
nightclub i. gece kulübü.
nightfall i. akşam vakti, akşam karanlığı.
nightgown i. gecelik (kadın giysisi).
nightingale i. bülbül.
night-light i. gece açık bırakılan loş ışık.
nightlong z., s. gece boyunca (süren).
nightly z. 1. geceleyin. 2. her gece.
nightmare i. kâbus, karabasan.
nightshirt i. gecelik entarisi (erkek giysisi).
nightspot i., k. dili gece kulübü.
nightstick i. cop.
nighttime i. gece vakti, gece.
nighty i., k. dili gecelik (kadın giysisi).
nihilism i. nihilizm, hiççilik, yokçuluk.
nihilist i. nihilist, hiççi, yokçu.
nil i. hiç.
nimble s. 1. çevik, atik. 2. uyanık, zeki, açıkgöz.
nimbus çoğ. nim.bi (nîm´bay)/--es (nîm´bısız) i. 1. nimbus, karabulut. 2. hale, ayla.
nincompoop i. dangalak, kuş beyinli.
nine s. dokuz. i. dokuz, dokuz rakamı (9, IX).
nineteen s. on dokuz. i. on dokuz, on dokuz rakamı (19, XIX).
nineteenth s., i. 1. on dokuzuncu. 2. on dokuzda bir.
ninetieth s., i. 1. doksanıncı. 2. doksanda bir.
ninety s. doksan. i. doksan, doksan rakamı (90, XC).
ninny i. ahmak, budala, sersem.
ninth s., i. 1. dokuzuncu. 2. dokuzda bir.
nip 1 f. (--ped, --ping) 1. ısırmak. 2. çimdiklemek, kıstırmak. 3. kırpmak, kesmek. 4. (soğuk) sızlatmak. 5. (don/kırağı) (bitkileri) yakmak, kavurmak, haşlamak. 6. argo çalmak, aşırmak. 7. argo yakalamak. 8. İng., k. dili hızlı gitmek; bir koşu gitmek. i. 1. ısırık. 2. çimdik. 3. kesip koparma. 4. ayaz. 5. soğuktan yanma/kavrulma. 6. iğneli söz. 
nip 2 i. damla, içim, azıcık (alkollü içki). f. (--ped, --ping) azıcık içki içmek.
nip in the bud  başlangıçta durdurmak/bastırmak. 
nipper i. 1. çoğ. kıskaç. 2. yengeç veya ıstakozun kıskacı. 3. İng., k. dili erkek çocuk, oğlan. 4. çoğ., argo kelepçe.
nipple i. 1. meme başı. 2. (biberon için) emzik. 3. (boru için) nipel.
nit i. bit yumurtası, sirke.
niter i. güherçile.
nitpick f., k. dili ufak kusurlar aramak.
nitrate i. nitrat.
nitrogen i. nitrojen, azot.
nitroglycerin i. nitrogliserin.
nitroglycerine i., bak. nitroglycerin.
nitty-gritty i. bir konunun özü; asıl mesele.
nitwit i. kuş beyinli, beyinsiz.
NNE kıs. north-northeast.
NNW kıs. north-northwest.
no kıs. number.
no z. hayır, yok, değil, olmaz: ´´Would you like some tea?´´ ´´No, thank you.´´ ´´Çay içer misiniz?´´ ´´Hayır, teşekkür ederim.´´ ´´Is there any film in the camera?´´ ´´No, there isn´t.´´ ´´Fotoğraf makinesinde film var mı?´´ ´´Yok.´´ ´´It´s a beautiful day, isn´t it?´´ ´´No, it isn´t.´´ ´´Güzel bir gün, değil mi?´´ ´´Değil.´´ ´´Can you finish the work in an hour?´´ ´´No, I can´t.´´ ´´İşi bir saat içinde bitirebilir misiniz?´´ ´´Olmaz, bitiremem.´´ s. hiç, hiçbir. i. 1. (çoğ. --es/--s) yok cevabı. 2. olumsuz oy/karar. 3. olumsuz oy veren kimse: The noes have it. Aleyhte oy verenler kazandı. 
No admittance.  Girilmez.
no better than  -den daha iyi olmayan. 
No dice.  argo Olmaz./Olmayacak. 
no doubt  hiç kuşkusuz, hiç şüphesiz, elbette. 
no end of talk  sonu gelmez laf. 
No ifs or buts!  İtiraz yok!
no laughing matter  şakaya gelmez durum, gülünmeyecek şey.
no man´s land  1. iki cephe arasındaki sahipsiz toprak. 2. çok tehlikeli bölge.
no matter how difficult  .... ne kadar güç olursa olsun .... 
no matter what k. dili ne olursa olsun.
No matter.  Önemi yok./Zararı yok. 
no mean cook  çok iyi bir aşçı.
no more than  -den daha çok değil. 
No offense!  Gücenmek yok!/Alınmak yok! 
no respecter of persons  kişilere rütbesine göre değer vermeyen kimse. 
no soap  k. dili imkânsız, imkânı yok.
no sooner ... than  ... -er -mez: He´d no sooner begun to speak than the lights went out. Konuşmaya başlar başlamaz ışıklar söndü.
No sooner said than done.  Söz ağızdan çıkar çıkmaz yapılır. 
No Trespassing Girilmez./Girmek yasak.
no way k. dili, bak. 
No way!  k. dili Asla!/Katiyen!
no wonder  hiç garip değil, pek tabii, tabii ki. 
No, indeed!  Hiç de öyle değil!/Yok canım! 
Noah i. Nuh peygamber.
Noah´s ark  Nuh´un gemisi.
Noah´s ark  Nuh´un gemisi.
nobility i. soyluluk, asalet.
noble s. 1. soylu, asil. 2. âlicenap, yüce gönüllü. 3. yüce, ulu. i. soylu, asilzade.
nobleman çoğ. no.ble.men (no´bılmîn) i. asilzade.
noblewoman no.ble.wom.en (no´bılwîmîn) i. soylu kadın.
nobody zam. hiç kimse. i. önemsiz biri, hiç.
nocturnal s. geceye özgü; geceleyin olan.
nocturnal emission  tıb. uyurken belsuyunun boşalması, düş azması.
nod f. (--ded, --ding) 1. baş sallamak. 2. off uyuklamak, kestirmek. i. baş sallama. 
node i. 1. düğüm. 2. bot. düğüm, nod. 3. tıb. nod, yumru, şiş. 4. fiz. boğum. 5. bilg. düğüm.
nodule i., tıb., bot. nodül, yumrucuk, düğümcük.
noggin i. 1. k. dili kafa. 2. ufak bardak. 3. ufak bir içki ölçüsü.
noise i. ses, gürültü, patırtı, şamata. f. about/around/abroad etrafa yaymak, ilan etmek. 
noise pollution gürültü kirliliği. 
noiseless s. sessiz, gürültüsüz.
noiselessly z. sessizce.
noisome s. 1. iğrenç, pis kokulu. 2. zararlı.
noisy s. 1. sesli, gürültülü. 2. gürültücü, yaygaracı.
nomad s., i. göçebe.
nomadic s. göçebe, göçerkonar, göçer.
nomenclature i. 1. adlar dizgisi, adlandırma. 2. terminoloji.
nominal s. 1. saymaca, itibari, nominal. 2. ismen var olan, sözde. 3. önemsiz (fark, derece v.b.), çok düşük (fiyat, rakam v.b.). 
nominal value nominal değer.
nominalism i. nominalizm, adcılık.
nominalist i., s. nominalist, adcı.
nominally z. ismen.
nominate f. 1. aday göstermek. 2. atamak, görevlendirmek.
nomination i. aday gösterme. 
nominative s., dilb. yalın, nominatif.
nominee i. aday.
non- önek gayri-, -siz.
nonalcoholic s. alkolsüz.
nonchalance i. lakaytlık, kayıtsızlık, umursamazlık.
nonchalant s. lakayt, kayıtsız, umursamaz.
noncombatant i., ask. 1. geri hizmetlerde görevli kimse. 2. savaş zamanında sivil olan kimse.
noncommissioned s. resmen görevli olmayan. 
noncommissioned officer  astsubay.
noncommittal s. 1. tarafsız, yansız. 2. belirsiz, müphem. 3. ne olumlu, ne de olumsuz (cevap, söz v.b.). 
noncompliance i. with (emredilen bir şeye) uymama.
nonconductor i. yalıtkan madde.
Nonconformist i., İng. Anglikan kilisesine bağlı olmayan kimse.
nonconformist i. topluma ayak uydurmayan kimse.
Nonconformity i., İng. resmi kiliseye uymama.
nonconformity i. uymayı reddetme.
nondescript s. ne idüğü belirsiz; kolay tanımlanamaz, sınıflandırılamaz.
none zam. hiçbiri, hiç kimse. z. hiç, asla, hiçbir biçimde.
nonentity i. 1. önemsiz kimse. 2. değersiz şey. 3. hiçlik, yokluk.
nonetheless z. bununla birlikte, her şeye karşın, gene de, yine de.
nonexistence i. yokluk, varolmama.
nonexistent s. varolmayan.
nonfiction i. kurgusal olmayan düzyazı.
nonfigurative s. nonfigüratif.
nonintervention i. başka devletlerin işine karışmama politikası.
nonleaded s. kurşunsuz (benzin).
no-no i., k. dili yapılmaması gereken şey.
nonpartisan s. 1. partizan olmayan. 2. tarafsız, yansız.
nonplus i. şaşkınlık, hayret. f. şaşırtmak, hayrete düşürmek. 
nonproductive s. verimsiz.
nonprofit s. kâr amacı gütmeyen.
nonresident s., i. 1. görevli bulunduğu yerde oturmayan (kimse). 2. okuduğu yerin yerlisi olmayan (öğrenci). 3. ülkesi dışında yaşayan (kimse).
nonrestrictive s. kısıtlamayan.
nonsectarian s. bir mezhebe bağlı olmayan.
nonsense i. 1. saçma, zırva, boş laf. 2. saçmalık. 
nonsensical s. saçma, saçma sapan, anlamsız, abuk sabuk, ipe sapa gelmez.
nonstop s. 1. direkt giden, hiçbir yerde durmayan, direkt. 2. aralıksız, sürekli. z. 1. duraklamadan, direkt. 2. durmadan, sürekli, aralıksız.
nonunion s. sendikaya bağlı olmayan, sendikasız.
noodle i. 1. erişte, şerit halindeki makarna. 2. k. dili kafa.
nook i. kuytu yer, köşe.
noon i. öğle.
noose i. ilmik, bağ. f. ilmiklemek.
nope z., k. dili Yok./Hayır.
nor bağ. ne de, ne: His answer was neither positive nor negative. Cevabı ne olumlu, ne de olumsuzdu.
norm i. norm, düzgü, standart, örnek.
normal s. normal, düzgülü.
normal price  normal fiyat. 
normal-angle lens  foto. olağan açılı mercek. 
normalise f., İng., bak. normalize. 
normalize f. normalleştirmek; normalleşmek.
normally z. normal olarak; genellikle, çoğunlukla.
north i. kuzey. s. 1. kuzey. 2. kuzeyden esen/gelen. 3. kuzeye bakan. z. 1. kuzeye doğru. 2. kuzeyde, kuzey tarafta. 
northeast i., s. kuzeydoğu.
northeastern s. 1. kuzeydoğuda olan. 2. kuzeydoğudan esen/gelen.
northern s. kuzeye ait, kuzey. 
Northern Ireland Kuzey İrlanda.
northerner i. kuzeyli kimse, kuzeyli.
northward z. kuzeye doğru.
northwest i., s. kuzeybatı.
northwestern s. 1. kuzeybatıda olan. 2. kuzeybatıdan esen/gelen.
Norway i. Norveç. 
Norway maple bot. çınar yapraklı akçaağaç, sivriakçaağaç.
Norway spruce bot. avrupaladini.
Norwegian i. 1. Norveçli. 2. Norveççe. s. 1. Norveç, Norveç´e özgü. 2. Norveççe. 3. Norveçli.
nose i. 1. burun. 2. koklama duyusu. 3. burun gibi çıkıntı. 4. (uçakta) burun. 
nose dive  1. pike. 2. ani düşüş. 
nose out  -i kıl payı farkla yenmek, -i az bir farkla yenmek. 
nosebleed i. burun kanaması.
nose-dive f. 1. pike yapmak. 2. aniden düşmek.
nostalgia i. 1. nostalji, geçmişe duyulan özlem. 2. vatan özlemi.
nostalgic s. nostaljik, özlem dolu.
nostril i. burun deliği.
nosy s., k. dili başkasının işine burnunu sokan, meraklı.
not z. değil, olmayan. 
not a bit hiç de değil, asla.
not a little  epey.
not a single one of them  onlardan bir kişi/tane bile, onlardan bir tek bile: Not a single one of them came to her aid. Onlardan bir tek kişi bile yardımına koşmadı.
not at all hiç: This house is not at all suitable. Bu ev hiç uygun değil. Not at all! Bir şey değil! (Thank you! sözüne karşılık). 
not at all  hiç, asla, katiyen. 
Not at all.  Bir şey değil./Rica ederim. 
Not bad!  k. dili Fena değil!/Oldukça iyi! 
not by a long shot  k. dili hiç.
Not by a long shot!  Bir işte birinin başarıdan çok uzak kaldığını belirtir: ´´Did she pass the test?´´ ´´Not by a long shot!´´ ´´İmtihanı verdi mi?´´ ´´Fena halde çaktı.´´ 
not for love or money  k. dili asla, ölsem, dünyada, hayatta.
not give the least sign  en küçük bir işaret vermemek. 
not half bad  hiç de fena olmayan.
Not half bad.  Çok iyi./Hiç fena değil. 
not in the least  hiç. 
Not just yet.  Yok, şimdi değil./Şimdi değil./Henüz değil./Henüz vakti değil.
not one tittle  en ufak hiçbir şey: Not one tittle of it will be changed. En ufak bir noktası bile değiştirilmeyecek.
not only this  yalnız bu değil.
Not that I know of.  Bildiğime göre, değil/yok.
Not that it matters but ....  Önemli değil ama .... 
not to be able to make heads or tails of s.t./s.o.  k. dili bir şeyi/birini hiç anlayamamak. 
not to be about to 1. -memek üzere olmak: I wasn´t about to go out the door. Kapıdan çıkmak üzere değildim. 2. k. dili -i asla/katiyen -memek, -e hiç niyeti olmamak: I´m not about to loan you my car! Arabamı sana katiyen ödünç vermem!
not to be advisable  akıl kârı bir iş olmamak.
not to be fit to be seen  k. dili insan içine çıkacak durumda olmamak. 
not to be long for this world  k. dili yakında bu dünyadan gitmek, yakında ölmek: He´s not long for this world. Yakında bu dünyadan göçecek. 
not to be sure  emin olmamak, tam olarak bilmemek: I´m not sure how to do this. Bunun nasıl yapılacağını tam olarak bilmiyorum. She´s not sure where he is. Onun nerede olduğunu tam olarak bilmiyor.
not to be worth a hill of beans/a toot/a damn/a tinker´s damn  k. dili beş para bile etmemek. 
not to be worth a shit  beş para etmemek; değersiz bir şey olmak, boktan bir şey olmak; aşağılık bir şey olmak. 
not to be worth one´s keep (biri/bir hayvan) masrafına değmemek. 
not to care a whit  (birinin) hiç umurunda olmamak.
not to give a fuck (about) (-i) siklememek, (-e) hiç değer/önem vermemek.
not to give a shit  (birinin) umurunda olmamak. 
not to have a care in the world  k. dili (birinin) hiç derdi olmamak. 
not to have a good word to say for  -i hiç beğenmemek, -i hep tenkit etmek. 
not to have a stitch on  k. dili çırılçıplak olmak.
not to let s.o./an animal out of one´s sight  birini/bir hayvanı gözünden hiç kaçırmamak. 
not to lift a hand  k. dili parmağını kıpırdatmamak, en ufak bir gayret göstermemek.
not to make a peep  k. dili gık dememek, gıkı çıkmamak.
not to say  hem de .... 
not to sleep a wink  k. dili hiç uyumamak, göz kırpmamak.
not to turn a hair  kılını kıpırdatmamak.
not to turn a hair  kılını bile kıpırdatmamak, aldırış etmemek.
not worth a red cent  1. beş para etmez, değersiz. 2. meteliksiz.
not worth considering  düşünmeye değmez.
not worth his salt  masrafını karşılamaz, beş para etmez. 
not/without excepting de dahil olmak üzere: Everybody´s going to be affected by this, not excepting Füsun. Füsun da dahil olmak üzere herkes bundan etkilenecek.
notable s. 1. göze çarpan; önemli. 2. ileri gelen, tanınmış. 3. unutulmaz. i. 1. ileri gelen/tanınmış kimse. 2. çoğ. ileri gelenler. 
notably z. 1. özellikle, bilhassa. 2. dikkati çekecek bir şekilde. 3. gerçekten, bayağı, oldukça.
notarise f., İng., bak. notarize.
notarize f. 1. notere onaylatmak, notere tasdik ettirmek. 2. (noter) onaylamak, tasdik etmek.
notary i. noter. 
notary public  noter.
notation i. 1. bir sistemi oluşturan işaretler: musical notation nota sistemi. 2. simgelenim, notasyon. 3. not etme, kayıt.
notch i. 1. çentik, kertik, diş. 2. dar ve derin dağ geçidi. 3. k. dili derece. f. 1. çentmek, kertiklemek, diş diş etmek. 2. (oku) yaya yerleştirmek.
note 1 i. 1. not, pusula, betik. 2. müz. nota; ses. 3. piyano tuşlarından biri. 4. pol. nota. 5. senet. 6. ün, şöhret, itibar. 7. İng. (okulda) not, numara. 8. belirti. 9. İng. banknot, kâğıt para. 
note 2 f. 1. dikkat etmek, önem vermek. 2. işaretlemek, işaret etmek. 3. -den söz etmek, anmak. 
note down  not etmek, kaydetmek.
notebook i. defter, not defteri.
noted s. meşhur, ünlü, tanınmış. 
notepad i. bloknot.
notepaper i. mektup kâğıdı.
noteworthy s. dikkate değer, önemli.
nothing i. 1. hiçbir şey. 2. sıfır. 3. önemsiz şey/kimse, hiç: Your problems are nothing compared to mine. Senin sorunların benimkilerin yanında hiç kalır. 4. hiçlik, yokluk. z. hiç, hiçbir biçimde, asla, katiyen. 
nothing but  1. sırf, yalnız. 2. -den başka bir şey. 
Nothing doing.  k. dili Olmaz./Ben karışmam. 
nothing else başka hiçbir şey: He said nothing else. Başka hiçbir şey söylemedi.
nothing like  benzemez, hiç de değil. 
nothing loath  seve seve.
noth-ing more than  yalnız, sadece. 
nothing short of  -den başka hiçbir şey: He will accept nothing short of an apology. Kendisinden özür dilenilmesinden başka hiçbir şeyi kabul etmez. 
nothingness i. yokluk, hiçlik.
notice i. 1. (yazılı) ilan, duyuru, bildiri. 2. ihbarname. 3. uyarma, ikaz. 4. dikkat, önemseme. f. 1. farketmek, farkına varmak; dikkat etmek. 2. saygı göstermek. 3. -den söz etmek, anmak. 
noticeable s. belli, açık. 
notification i. bildirme, haber verme.
notify f. bildirmek, haber vermek. 
notion i. 1. düşünce, fikir, inanç. 2. heves; ani fikir: She goes whenever she takes a notion. Aklına estiği zaman gidiyor. 3. düşünce, fikir, inanç. 4. delice fikir: Don´t you go getting any such notions! Sen sakın öyle delice fikirleri kafana koyma! 
notions i., çoğ. tuhafiye.
notoriety i. şöhret, ün (kötü anlamda).
notorious s. adı çıkmış, kötülüğüyle ün salmış, dile düşmüş.
notwithstanding z. gene de, yine de. edat -e karşın, -e rağmen.
nought i., İng. sıfır.
noumenon çoğ. nou.me.na (nu´mını) i., fels. numen.
noun i. isim. 
nourish f. 1. beslemek, gıda vermek. 2. (duygu, umut v.b.´ni) beslemek. 
nourish false hopes  gerçekleşemeyecek umutlar beslemek.
nourishing s. besleyici.
nourishment i. 1. besin, gıda, yemek. 2. besleme, beslenme.
Nov kıs. November.
nova i., gökb. nova.
novel 1 i. roman.
novel 2 s. 1. yeni, yeni çıkmış. 2. orijinal, değişik, alışılmışın dışında olan.
novelist i. romancı.
novelties i., çoğ. (turistik yerlerde satılan) hediyelik eşya.
novelty i. 1. yenilik. 2. yeni çıkmış şey. 3. orijinallik, orijinalite, değişiklik.
November i. kasım.
novice i. 1. acemi çaylak. 2. çırak. 3. keşiş adayı; rahibe adayı. 4. kiliseye yeni giren kimse.
now z. şimdi. i. şimdiki zaman. 
Now ... now .... Bazen/Kâh ... bazen/kâh ....
now and again  ara sıra, zaman zaman, bazen. 
now and again/now and then  ara sıra, zaman zaman. 
now that  mademki. 
now then  şu halde, öyle ise. 
Now we are in for it.  Çattık belaya! 
nowadays z. bugünlerde, günümüzde.
nowhere z. hiçbir yerde; hiçbir yere.
noxious s. 1. zehirli, zehirleyici. 2. zararlı.
nozzle i. (hortum için) ağızlık, meme.
NP kıs. notary public.
NT kıs. New Testament.
nt wt kıs. net weight.
nth s. 1. mat. n derecesinde olan. 2. k. dili son, sonuncu. 
nuance i. nüans, ince fark, ayırtı.
nub i. 1. yumru. 2. k. dili öz, nüve: the nub of the story hikâyenin özü, hikâyenin nüvesi.
nubile s. evlenecek yaşa gelmiş, gelinlik.
nuclear s. nükleer, çekirdeksel. 
nuclear energy  nükleer enerji.
nuclear family  çekirdek aile.
nuclear physics  nükleer fizik. 
nuclear power plant  nükleer santral.
nuclear reactor  nükleer reaktör. 
nuclear reactor  nükleer reaktör.
nuclear warhead  nükleer harp başlığı. 
nuclear waste  nükleer artık.
nuclear weapons  nükleer silahlar.
nucleon i., fiz. nükleon.
nucleus çoğ. nu.cle.i (nu´kliyay) i. çekirdek, öz, nüve.
nude s. çıplak. i., güz. san. nü, çıplak. 
nudge f. dirsek ile dürtmek. i. dürtme.
nudist i. çıplaklık yanlısı, nüdist. 
nudist colony çıplaklar kampı.
nudity i. çıplaklık.
nugget i. (altın) külçe.
nuisance i. baş belası. 
nuke i., k. dili atom bombası. f. -e atom bombası atmak.
null s. 1. geçersiz, hükümsüz. 2. değersiz, önemsiz. 
null and void  huk. hükümsüz, geçersiz.
nullify f. 1. huk. -i hükümsüz kılmak. 2. -i etkisiz bırakmak; -i boşa çıkarmak.
num kıs. number, numeral.
numb s. 1. hissiz, duygusuz. 2. uyuşuk, uyuşmuş. f. uyuşturmak.
number 1 i. 1. sayı, rakam: fractional number kesirli sayı. Add up these numbers. Bu sayıları topla. 2. numara: room number oda numarası. telephone number telefon numarası. 3. sayı, miktar: a large number of books çok sayıda kitap. the number of pages sayfa sayısı. 4. çoğ. çokluk. 5. müzik parçası. 
number 2 f. 1. numaralamak, numara koymak. 2. sayısını sınırlandırmak. 3. (belirli bir sayıda) olmak: They numbered some twenty men. Onlar yirmi kadar adamdı. We number fifty men. Elli kişiyiz. 
number plate oto. plaka. 
number s.o./s.t. among  1. birini/bir şeyi -den saymak: He doesn´t number Batu among his friends. Batu´yu arkadaşlarından saymıyor. 2. birini/bir şeyi -in arasına katmak: Most critics number Halit Ziya among the greatest writers of this century. Çoğu eleştirmen Halit Ziya´yı bu yüzyılın en büyük yazarları arasına katıyor. 
numberless s. sayısız, hesapsız.
numbness i. uyuşukluk, uyuşma.
numbskull i., bak. numskull.
numeral s. sayısal, sayı. i. sayı, rakam.
numerator i. 1. mat.  pay. 2. sayıcı.
numerical s. sayısal.
numerous s. çok, pek çok.
numismatics i. nümismatik.
numismatist i. nümismat.
numskull i. mankafa, dangalak.
nun i. rahibe.
nunnery i. rahibe manastırı.
nuptial s. evlenmeye/düğüne ait. i., çoğ. nikâh; düğün.
nurse i. 1. hemşire, hastabakıcı. 2. sütnine, sütanne, sütana. 3. dadı. f. 1. (hastaya) bakmak. 2. emzirmek. 
nurse a grudge  kin beslemek. nursing bottle biberon. nursing home 1. şifa yurdu, huzurevi. 2. İng. küçük özel hastane, özel klinik. 
nursemaid i. dadı.
nursery i. 1. fidanlık. 2. kreş, çocuk yuvası. 3. çocuk odası. 
nursery rhyme  çocuk şiiri; çocuk şarkısı. 
nursery school  anaokulu.
nursing i. hemşirelik, hastabakıcılık.
nursing sister  İng. hemşire.
nurture i. 1. yetiştirme. 2. terbiye, yetişme. 3. eğitim. 4. besleyen şey, gıda. f. 1. (özenle) yetiştirmek. 2. eğitmek. 3. beslemek.
nut i. 1. fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemiş. 2. bot. kapçık meyve. 3. mak. somun. 4. k. dili çatlak kimse, kafadan kontak kimse. 5. k. dili kafa, baş. 
nutcracker i. fındıkkıran.
nutmeg i. küçükhindistancevizi.
nutrient s. besleyici. i. besleyici madde; besin, gıda.
nutriment i. besin, gıda.
nutrition i. beslenme; besi, besleme.
nutritious s. besleyici.
nutritive s., bak. nutritious.
nuts s., argo 
nutshell i. fındık, fıstık, ceviz gibi yemişlerin kabuğu. 
nutter i., İng., k. dili çatlak kimse, kafadan kontak kimse.
nutty s. 1. k. dili deli, çatlak. 2. fındık, fıstık, ceviz v.b. tadında olan. 3. fındık, fıstık, ceviz v.b. ile dolu.
nux vomica bot. kargabüken.
nuzzle f. 1. burunla eşmek/eşelemek; burun sürtmek. 2. yanaşmak, sokulmak.
nylon i. naylon.
nylons i., çoğ., k. dili naylon çorap.
nymph i. su perisi; orman perisi.
nymphomania i. nemfomani.
nymphomaniac i. nemfoman, nemfomanyak. s. nemfomanyak.
Converted from CHM to HTML with chm2web Pro 2.76 (unicode)